KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/9935 E., 2011/2983 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Mart 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
863 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/04/2009 tarih ve 2007/165-2009/164 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın İzmit Merkez Şubesindeki hesabından internet bankacılığını kullanmak suretiyle hesap işlemleri yaptığını, müvekkiline verilen şifreyi kimsenin bilmediğini, müvekkilinin hesabının davalı banka tarafından güvence altına alındığını, müvekkilinden habersiz bir şekilde bilgisayar tekniği kullanılarak bankanın internet bankacılığı aracılığıyla müvekkilinin banka hesabında bulunan toplam 18.000 TL'nin farklı kişilerin hesaplarına havale edildiğini, müvekkilinin bu işlemler nedeni yaklaşık 400,00 TL tutarında gecikme cezasını bankaya ödediğini,
bu olay karşısında büyük acı ve üzüntü duyduğunu ve zarara uğradığını, davalı bankanın eksik güvenlik önlemleri nedeni ile olayın meydana geldiğini ileri sürerek 18.400,00 TL'nin ödendiği tarihlerden itibaren işleyecek en yüksek işletme kredi faizi ile, 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 30.10.2006 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili bankanın internet bankacılığı hizmetinin uluslararası alanda kabul edilen güvenlik standartlarında olduğunu, banka ile mudi arasında kurumsal internet şubesi taahhütnamesinin imzalandığını, sözleşme hükümleri gereği mudiye kullanıcı kodu, şifre ve onay kodu tanımlandığını ve müşteriye teslim edildiğini, müşteri şifrelerinin Akbank A.Ş nin ana bilgisayarında kriptolu olarak saklandığını, mudiye internet bankacılığı kullanım esasları ve güvenliğine dair gerekli uyarıların yapıldığını, şifrelerin davacının egemenlik alanlarından temin edildiğini,
bankanın cep ajan uygulaması ile mudinin hesabından herhangi bir işlem yapıldığında aynı anda kullanıcının bildirdiği cep telefonuna işlemin mesaj olarak gönderildiğini, ancak davacının bu hizmetten yararlanmak için başvuruda bulunmadığını, bankaya atfedilecek bir kusurun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu olayın 28.10.2006 tarihinde meydana geldiği, davalı bankanın akıllı şifre kullanımını 17.04.2007 tarihinde yürürlüğe soktuğu, bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren bankanın BK 99/2. maddesi gereği objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğu, davacının hesabında bulunan paranın haberi olmadan bilgisayar korsanlığı yolu ile başka bir hesaba aktarılmasının önlenmesi konusunda gelişmiş güvenlik önlemlerini almayan bankanın kusurunun bulunduğu, davalı bankanın davacının kastını, kötü niyetini ve suç sayılır eylemini kanıtlayamadığı,
davacının müterafık kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, 18.000,00 TL alacağın 30.10.2006 tarihinden itibaren avans faizi ile tahsiline, şartları oluşmadığından davacının manevi tazminat talebinin reddine, davacı vekili tarafından atiye terk edilen ve davalı vekili tarafından da kabul edilen 400,00 TL alacak talebi ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
Kararı, davacı ve davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
KARŞI OY YAZISI
Dava, davacının kişisel bilgilerinin üçüncü kişilerce kulanılması suretiyle davalı banka şubesinde mevcut hesabından yapılan havaleler yoluyla gerçekleştiği ileri sürülen maddi ve manevi zararın davalı bankaca tazminine yöneliktir.
Davaya konu zararlı sonucun davacının bilgisayarından üçüncü kişilerce elde olunan kişisel bilgiler (şifre-kod) kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiği uyuşmazlık konusu değildir.Davada, davacı yan, internet bankacılığında kullanmış olduğu şifrenin başkalarınca ele geçirilmesini önlemek için gerekli önlemleri aldığını ileri sürmüş, buna mukabil davalı banka ise, davacının bilgisayarından mevcut uygulama programına kadar internet bankacılığı sistemi ile ilgili olarak günümüz teknolojisine ve uluslararası standartlara uygun olarak her türlü güvenlik önlemini almış olduğunu,
davacının şifresinin ele geçirilmesinde sistemin ve dolayısıyla bankanın bir kusuru bulunmadığını savunmuştur. Öte yandan, taraflar arasında düzenlenen taahhütnamede de davacının kişisel bilgilerini korumak, üçüncü kişilerin eline geçmesini engellemek konusunda bankaya karşı sorumluluk üstlendiği açıktır.
Taraflar arasında, davaya konu havale işlemlerinin davacının bilgisayarından sanal yola elde edilen kişisel bilgilerinin kötüniyetli üçüncü kişilerce kullanılması suretiyle gerçekleştirildiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi kurulunun raporunda da da bu husus esasen belirtilmiş ise de dosya kapsamına göre bilgisayar konusunda pek de yabancı olmadığı anlaşılan davacının kişisel bilgilerine kötüniyetli kişilerin ulaşmasının engellenmesi konusunda ne gibi önlenmler almış olduğu konusunda tespit yapılmadığı bildirilmiş, bu gibi önlemlerin alınmış olması halinde dava konusu zararlı sonucun ortaya çıkmasının mümkün bulunmadığı yahut düşük olasılık olduğu açıklanmakla birlikte bu konuda davacının kasıtlı bir davranışının bulunduğunun davalı yanca ispatlanamaması,
akılı şifre uygulamasına olaydan sonra geçilmiş olması nedenleriyle sorumluluğun tümüyle davalı bankada olduğu sonucuna varılmıştır.
Mahkemece de benimsenen bilirkişi kurulu raporu bu haliyle hatalı değerlendirme ve incelemeye dayalıdır. Her şeyden önce, işbu davada, bu konuda yazılı taahhütte bulunan davacının internet bankacılığında kullanmış olduğu kişisel bilgilerinin korunması konusunda en azından ortalama bir bilgisayar kullanıcısının alabileceği önlemleri aldığını davacı yan ispatlamak zorundadır. Mevcut delil durumu itibariyle davacının bu olguyu ispatladığı ise söylenemez.
O halde, ortaya çıkan zararlı sonuçta davacının da rolünün, bir başka söyleyişle, müterafik kusurunn varlığında duraksanmamalıdır. O halde mahkemece, bu olgular nazara alınmak ve tarfların kusur durumu hakkında gerekirse bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna göre bir karar vermek verilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekir.
Açıklanan tüm bu nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme kararının bu yönden bozulması görüşünde bulunduğumdan, Dairemizin muhterem çoğunluğunun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/9935, K. 2011/2983, 21 Mart 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama