KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10466 E., 2012/14469 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
543 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/04/2010 tarih ve 2008/382-2010/83 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/09/2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. .... ile davalı ...Ş vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1961 yılından beri gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, “ŞEKERİM”, "ÜSTÜNDE NE VAR ŞEKERİM?” “ETİ ŞEKERİM+ŞEKİL” markaları ile ambalaj deseni tasarımının sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “WEB ŞEKER” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı TPE’ne başvuruda bulunduğunu, başvurunun ilanı üzerine müvekkili tarafından yapılan itirazın nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini,
oysa davalı yanın müvekkiline ait tanınmış "Şekerim" ibareli markanın tanınmışlığından haksız bir yarar ve kazanç sağlamak amacıyla kötü niyetli olarak “WEB ŞEKER” ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, taraf markalarının gerek markayı oluşturan esas unsur, gerekse markaların bütünü itibariyle bıraktığı intiba yönünden ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, emtia sınıflarının aynı olmasının markanın haksız rekabet ve tecavüzün boyutunu artırdığını ileri sürerek, YİDK kararının iptaline, tescili halinde markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, taraf markalarının birbirlerinden çok farklı olduklarını, şeker ibaresinin davalı markasının yan unsuru olduğunu, davacının gıda emtiaları için ayırım gücü zayıf olan "Şeker" ibaresini tek başına ya da başkaca unsurlarla bir arada kullanımına engel olmasının düşünülemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkili şirketin ürün çeşitliliğini artırmak amacıyla 2007 senesinden itibaren “WEB” serisi olarak bir takım markalar tescil ettirmeye başladığını, "WEB ŞEKER" ibareli başvurunun davacının iddialarının aksine, davacıya ait markalardan farklı olduğunu, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, haksız yarar sağlanacağı ve markanın itibarına zarar vereceği savlarının da dayanaksız olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalı şirket başvurusunun “WEB ŞEKER” ibaresinden oluştuğu, başvurunun asıl unsurunun, tescili talep edilen 30.sınıftaki “Toz, şeker, kesme şeker, pudra şekeri, glikoz” emtiası için “WEB” sözcüğü olduğu, başvurudaki ŞEKER ilavesinin tescil kapsamındaki mallar yönünden doğrudan cins, tür belirten ifadeler olduğundan tanımlayıcı, ayırt ediciliği bulunmayan, aynı alanda faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık bırakılması gereken tali unsur mahiyetinde bulunduğu, başvuru kapsamındaki diğer mallar yönünden ise asıl unsurun bir bütün olarak “WEB ŞEKER” ibaresi olduğu,
davacı markalarında “ŞEKERİM” ibaresinin esas unsur olarak kullanıldığı, ancak “şekerli bisküvi” ve bisküvi üzerinde yer alan şeker taneciklerini ifade ettiğinden “ŞEKERİM” ibaresinin ayırt edici niteliği yüksek bir ibare olmadığı, davacı markalarında kullanılan “ŞEKERİM” ibaresinin ayırt edici niteliğinin oldukça zayıf bulunduğu,benzerlik bulunmadığı, başvuru sahibi adına "WEB" unsurlu seri markaların bulunması da dikkate alındığında, başvurunun kötü niyetli olduğunu kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10466, K. 2012/14469, 27 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama