KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13397 E., 2012/19510 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Kasım 2012
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
560 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/04/2010 tarih ve 2005/301-2010/211 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27/11/2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. .....ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 17/06/2004 tarihli sözleşme ile müvekkilinin müşterilerine sağlık sigorta paketinin avantajlarının duyurularak hizmet kapsamının genişletilmesinin, böylelikle davalının müşteri sayısınında arttırılmasının ve (100.000) kişinin sigortalanmasının ve ön ödemeli/peşin prim sistemiyle çalışılmasının kararlaştırıldığını, müvekkilinin ilk prim taksidi bir trilyon TL'nin 21.06.2004 tarihinde ödediği halde davalının acentelik işlemlerini ikmal etmediği için sözleşmenin uygulama aşamasının gerçekleşmediğini, bu nedenle müvekkilinin gelen sigorta taleplerini karşılayamadığı gibi giriştiği tanıtım kampanyaları,
call center hizmetleri gibi nedenlerle zarara uğradığını, büyük miktarlarda cezai şartlarla karşılaştığını ve itibar kaybettiğini, davalının buna rağmen 16/07/2004 tarihli ihtarname keşide ederek müvekkilinin prim ödemesinin iade edileceğini bildirdiğini, müvekkilince keşide edilen 20.08.2004 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin feshedildiğini ileri sürerek, şimdilik (10.000) TL'nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sigortacılık faaliyetinde bulunmasının yasak olmasına rağmen gazete ilanları ile müvekkiline ve Hazine Müştaşarlığı'na gönderilen metinlerden farklı olarak kendisini sigortacı gibi takdim ettiğini, davacının sözleşmeye aykırı bu davranışı nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmenin 25.06.2004 tarihli fesih protokolü ile sonlandırıldığını, davacının bu tarihe kadar prim ödeyerek sigorta yaptırmak için başvuran müşterilerinin olduğunu da kanıtlayamadığını, taraflar arasındaki ilişkinin her yönden sonlandırıldığını, davacının talebinin soyut ve haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, her ne kadar 25.06.2004 tarihli fesih protokolünde davacı şirketi temsilen ...ve ...'ın imzaları bulunuyor ve davacı şirketin çift imza ile temsili mümkünken yapılan grafolojik incelemede ...'a atfen atılan imzanın bu kişiye ait olmadığı tespit edilmiş ise de, 17.06.2004 tarihli protokolde de ...'a ait imzanın anılan kişinin eli mahsulü değilken ...'e atfedilen imzanın bu kişiye ait olduğu,
bu durumda aynı nitelikte bulunan 17/06/2004 tarihli sözleşmeyi geçerli sayarken 25.06.2004 tarihli fesih porotokolünü geçersiz saymanın MK'nun 3. maddesinde düzenlenen çelişkili davranma yasağına aykırılık teşkil edeceği ve anılan fesih protokolünün de davacı şirketi bağlayacağının kabul edilmesi gerektiği, dolayısıyla anılan protokol uyarınca sözleşme sona erdirildiğinden davacının tazminat talep hakkının bulunmadığı,
kaldı ki 17.06.2004 tarihli sözleşmeye göre davalı şirketin geçerli bir neden olmaksızın dahi protokolü sona erdirebileceği, ayrıca davacının verdiği gazete ilanlarında Sigorta Murakabe Kanunu'nun 3. maddesi ile Sigorta ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esasları Yönetmeliği'nin 34. maddesine aykırı hareket ettiği, bu durumun da davalının ilk yıl içinde sözleşmeyi sona erdirmesine imkan veren haklı bir neden oluşturduğu, yine fesih protokolü ile sözleşmeyi fesheden davacının işbu dava ile menfi zarar talebinde bulunmasının mümkün, görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının fesih protokolündeki 615 Milyar TL.’nı geri almak suretiyle 25.06.2004 tarihli fesih protokolünü benimsemiş bulunmasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13397, K. 2012/19510, 29 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama