KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13496 E., 2012/19508 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Kasım 2012
- Mahkemesi
- ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
636 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.07.2010 tarih ve 2009/532-2010/393 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27.11.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, trafik sigorta poliçesiyle sigortalı kamyonette yolculuk yapan müvekkilinin meydana gelen kazada yaralandığını, aracın lastiğinin patlaması nedeniyle sürücünün kusurunun bulunmadığını, aracın trafik sigortacısı EGS Sigorta A.Ş. tasfiye sürecine girdiğinden davalı Fonun zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, geçici iş göremezlik, malullük tazminatı ve tedavi gideri olarak 18.000,00 TL’nın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, mahkemenin yetkisiz olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limiti ve sigortalının kusur oranıyla sınırlı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 13.04.2009 tarihli ilama dayanılarak, davacının maluliyet oranının %13.2 olduğu, davalının işleteninin sorumluluğunu üstlenmesi nedeniyle tazminatın tamamından kusursuz şekilde sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 136,30 TL tedavi gideri, 63,70 TL geçici iş göremezlik gideri ve 17.800,00 TL kaza nedeniyle maluliyetten kaynaklanan sürekli iş göremezlik bedeli olmak üzere toplam 18.000,00 TL’nın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davalının kaza tarihindeki geçerli poliçe ve artırılmış teminat limiti ile sorumluluğunun sınırlandırılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacının yolcusu bulunduğu aracın, babası Abit’e ait olduğunun anlaşılmasına, bu durumda her ne kadar Dairemize ait bozma ilamında açıkça belirtildiği halde, mahkemece davalı vekilinin hatır taşıması savunması konusunda karar yerinde bir değerlendirme yapılmaması doğru değilse de, baba ile oğul arasında hatır taşıması bulunmasının mümkün olmaması karşısında, anılan yanlışlığın bozma nedeni yapılmamış olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak mahkemece kurulan ilk hükümde davacının kaza nedeniyle %11 oranında sürekli işgücü kaybına uğradığı kabul edilmiş, bu karar sadece davalı vekilince temyiz edilmiştir. Mahkemece Dairemize ait bozma ilamından sonra bu konudaki çelişkiyi gidermek için alınan bilirkişi raporunda, daimi işgücü kaybının %13,2 olduğunun bildirilmesi üzerine, bu orana göre hesaplama yaptırılmıştır. Oysa mahkemece verilen ilk karar davacı vekilince temyiz edilmediğinden, sürekli işgücü kaybı oranın %11’den fazla kabul edilemeyeceği konusunda, bu dava bakımından davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur.
Bu durum karşısında mahkemece, davalı yararına oluşan usulü kazanılmış hak dikkate alınmadan, davacının uğradığı sürekli işgücü kaybı oranı %11 yerine %13,2 kabul edilerek, bu oran üzerinden hesaplama yaptırılması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
3- Yine her ne kadar dava dilekçesinde tedavi gideri talep edilmiş ise de davacı vekilince sunulan 04.06.2009 tarihli karar düzeltme dilekçesinde, tedavi giderlerinin tahsili için açtıkları davanın takip edilmeyerek müracaata bırakıldığı bildirilmiş, mahkemece buna rağmen, (136,30) TL. tutarında tedavi giderinin de davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Oysa takip etmeme deyimi, davanın geri alınması anlamına gelmekte olup, HUMK’nun 185/1. (6100 sayılı HMK’nun 123.) maddesine göre, açılan davanın geri alınabilmesi için bu isteğe davalı tarafından açıkça rıza gösterilmiş bulunması gerekmektedir. Zımni muvafakat geçerli değildir.
Buna göre mahkemece, tedavi giderlerinin tahsili için açılan davanın davacı tarafından takip edilmemesine muvafakatlerinin bulunup bulunmadığının davalı vekilinden sorulması, muvafakatlerinin bulunması halinde tedavi giderlerinin tahsili için açılan dava yönünden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamış, kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13496, K. 2012/19508, 29 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama