KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/14305 E., 2012/5372 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
427 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28.06.2010 tarih ve 2009/109 - 2010/265 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin babasının 1988 yılında müvekkili adına kumbara hesabı açtırıp (1.000) (eski) TL yatırdığını, müvekkilinin 18 yaşına geldiğinde parayı kullanabilmesi yönünde talimat verdiğini, müvekkilince 18 yaşına girdiğinde başvurduğu zaman hesabın 1993 yılına kadar devrettiğinin, daha sonra da yıllık işlem ücreti olarak kullanıldığının bildirildiğini, bu tür hesaplarda zaman aşımının olmamasının ve yıllık mevduata uygulanan en yüksek faizin, dönem sonunda anaparaya ilave edilerek nemalandırılmasının gerektiğini, günümüz şartlarında bu paranın (50.000) TL civarında olduğunu ileri sürerek, şimdilik (3.000) TL maddi (7.000) TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kumbara hesabının müvekkilince 2000 yılından itibaren uygulanmaya başlandığını, davacının hesabının cari hesap olduğunu, 2003 yılında gerekli yıllık işletim ücreti tahsil edildiğinde hesapta para kalmadığından hesabın kapatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu hesabın vadesiz hesap olduğu, kumbara fonu uygulamasının SPK’nun 10.04.2001 tarihli izni ile başlatıldığı ve dava konusu dönemde mevcut olmadığı, 28.01.1988 yılında tarihinde açılan hesaptan 31.12.1993 tarihinde bu tür hesaplardan alınan işletim masrafının tahsil edildiği ve davacının herhangi bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup, somut uyuşmazlıkta davacının babası tarafından, davacı adına, davalı banka şubesi nezdinde açılmış bir mevduat hesabı bulunmaktadır.
O halde uyuşmazlığa Bankacılık Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmekte olup, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un uyuşmazlığa uygulanmasını gerektirir bir husus bulunmamaktadır. Tüketici mahkemeleri ile genel mahkemeler arasındaki ilişki bir görev ilişkisidir. Mahkemelerin görevi ise dava şartlarındandır ve yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekmektedir.
Bu durum karşısında mahkemece, açıklanan gerekçeyle bu davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla bakılmasına ilişkin bir ara kararı verilerek, uyuşmazlığın yukarıda belirtilen yasa hükümleri çerçevesinde ele alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve kapsamına göre, davacı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/14305, K. 2012/5372, 5 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama