KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/14831 E., 2012/19216 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Kasım 2012
- Mahkemesi
- FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
653 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/03/2010 tarih ve 2009/26-2010/47 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27/11/2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ..... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafından müvekkilimiz aleyhinde açtığı haksız rekabet davası sonrasında taraflar arasında 05.04.2002 tarihli sözleşme yapıldığını, davalının icra takibi ve ceza davasını baskı aracı kullanarak sözleşmeye cezai şartla ilgili 3.maddeyi de eklediğini, davacının sözleşmeye uymasına rağmen, davalının sözleşmedeki cezai şart dolayısıyla zenginleşmek için sözleşmeyi kötüye kullanmaya başladığını, ihtarlar ve icra takibiyle, sözleşmeye uyulmadığından bahisle cezai şartın tahsilinin talep edildiğini, uyarı mektuplarıyla da, marka haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğini,
esasen 05.04.2002 tarihli sözleşmenin ceza tehdidi altında imzalandığını, cezai şartın müvekkilimizin iktisaden mahvına sebep olacak boyutlara ulaştığını ileri sürerek, sözleşmeye müdahale ile öncelikle 05.04.2002 tarihli sözleşmenin iptaline, bu istemin kabul edilmemesi halinde sözleşmenin cezai şartla ilgili 3.maddesinin iptaline, cezai şartla ilgili 3.maddenin iptali talebimizin de kabul edilmemesi halinde ise 3. madde hükmünün tarafların amacına uygun olarak objektif iyiniyet, hak ve nesafet kurallarına göre uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, uyuşmazlığa konu 5/04/2002 günlü sözleşmenin kurulmasındaki esaslı unsuru, madde 2-a, 3.paragraf, madde 2/c kısmında düzenlenen hususlar ile bu düzenlemelere bağlı 3.maddeden oluştuğu, sözleşmedeki diğer düzenlemelerin ise İstanbul Asliye 9.Ticaret Mahkemesi'nin kararı çerçevesinde ve ayrıca 556 KHK ve TTK hükümleri çerçevesinde uyulması zorunlu hususlardan ibaret olduğu,
davacı şirketinin içinde bulunduğu dosyaya yansıyan hali gözetildiğinde , sözleşmenin başlangıçtaki kuruluş nedeni (sözleşme md 4 ) dikkate alındığında ve davacı şirketinin sözleşme kapsamında davalı şirkete karşı idari ve ekonomik vesayet altına giriyor oluşu ve sözleşme tarihinden eldeki dava tarihine kadar geçen süreç, bu süreçte sözleşme nedeniyle katlandığı idari ve ekonomik yaptırım dikkate alındığında, sözleşmenin devamının davacı şirket açısından idari ve ekonomik olarak çekilmez hal aldığı,
sözleşmenin iptalinin davacının ve davalının hukuki durumuna, olağan ticari hayata, serbest piyasa şartlarına, bağımsız rekabet koşullarına, hakkaniyet ilkelerine uygun olacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile taraflar arasındaki 5/04/2002 tarihli sözleşmenin dava tarihi olan 11/02/2009 itibariyle iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, sözleşmenin iptali, uygun görülmediği takdirde cezai şarta ilişkin sözleşme maddesinin iptali, bu istemin de uygun görülmemesi halinde cezai şartın uyarlanması istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kabulü ile taraflar arasındaki 05.04.2002 tarihli sözleşmenin iptaline karar verilmiştir.
Oysa, taraflar tacir olup, davacı tarafça dava konusu edilip iptali istenen sözleşmenin imzalanması tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık yedi yıl gibi uzunca sayılabilecek bir süre geçmiştir.
Öte yandan, basiretli davranması gereken davacının imzaladığı sözleşmenin iptali için iradeyi sakatlayan hallerden birisinin bulunması gerektiği kuşkusuz olup, iradeyi sakatlayan hallerden olan hata, hile ve tehdite ilişkin sebeplere dahi artık dayanılmasının mümkün olamayacağı da açıktır. Kaldı ki, kanunun çizdiği sınırlar çerçevesinde, herkesin sözleşme hürriyeti kapsamında kendi hakkını ve çıkarlarını koruma amacı ile sözleşme yapması tabidir.
Bu bağlamda, kabulüne aksine mahkemece, hakimin sözleşmeye müdahalesini gerekli kılacak haklı koşulların oluşmadığının ilke olarak kabulü gerekir. Kaldı ki, davacı tarafın yaklaşık yedi yıl boyunca sessiz kalarak dava konusu sözleşmeyi ayakta tutması karşışında iddia ettiği nedenlerin de ciddi olmadığı sonucunu doğurduğu da kuşkusuzdur.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, hakimin sözleşmeye müdahalesini gerekli kılacak şartlar ile uyarlama koşullarının oluşmadığı ilke olarak kabul edilmek ve cezai şartla ilgili uyarlama isteminin ise açılacak her davada ayrıca tartışılıp değerlendireceği de gözetilerek davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirmeye ve isabetli bulunmayan yazılı gerekçelere dayalı olarak davanın kabulü doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/14831, K. 2012/19216, 27 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama