KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/3698 E., 2011/15222 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
624 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen.12.11.2009 tarih ve 2009/167 - 2009/285 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin "BAFRA ERİŞ MAİSTRO+ŞEKİL" ibareli marka tescil başvurusuna karşı davalı şirketin "ERİŞ FLOUR MILLS", "ERİŞ YAĞ" "ERİŞLER" ve "ERİŞ UN" ibareli markalarına dayanarak itiraz etttiğini, en son YİDK' nın 2009/M-1362 sayılı kararı ile müvekkilinin itirazının reddedildiğini, buna karşın davalı şirketin itirazını ise kısmen kabul edilerek başvurunun ürünleri yönünden de reddettiğini, oysa başvuru konusu işaret ile davalı şirkete ait markalar arasında iltibasa sebebiyet verecek derecede bir benzerlik bulunmadığını, kaldı ki müvekkili şirketin ortakları ile davalı şirketin ortaklarının kardeş olduklarını,
uzun yıllar ERİŞLER GIDA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ bünyesinde beraber çalıştıklarını ileri sürerek, müvekkili marka tescil başvurusunun reddine dair YİDK kararın iptaline ve başvurunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, davacının başvurusunun konusu olan işaret ile redde mesnet alınan markaların asıl ve ayırt edici unsurunun "ERİŞ" ibaresi olduğunu, ERİŞ ibaresi üzerinde öncelikli hak sahibinin davalı şirket olduğunu, başvuru konusu işaret ile redde mesnet davalıya ait markaların görselliği, ses uyumu ve telâffuzu itibariyle aynı bulunduğunu, tescil kapsamına alınmak istenilen mal ve hizmetlerin de aynı tür olması sebebiyle tüketiciler ve yararlanıcılar nazarında karışıklığa yol açacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, davacının kötü niyetli biçimde marka tescilini sağlamaya çalıştığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkememce, dosya kapsamına göre, "ERİŞ" ibaresi üzerinde özellikle reddedilen mallar bakımından markasal manada kullanım önceliğinin davalı şirkete ait olduğu, bu hususun kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit hale geldiği, ortaklarının daha önce davalı
şirkette ortak olmalarının varılan sonucu değiştirmeyeceği, davacının 2007/38430 sayılı marka tescil başvurusunun, davalı itirazı üzerine ile ürünleri yönünden reddedilmesi taraflar arasında var olan hukukî ilişki ve kesinleşen mahkeme kararlarının gereği olduğu, davacının "ERİŞ" ibaresini ile ürünleri yönünden kullanma hakkı olmadığı kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile belirlenmiş olmasına rağmen, yeniden ERİŞ esas ve ayırt edici unsurlu 2007/38430 sayılı marka tescil başvurusunda bulunması,
toplumun bilincinde yerleşmiş olan ve toplumun büyük çoğunluğu tarafından beğenilerek ve uygun görülerek uyulan namusluluk, doğruluk, işlem ve iş ilişkilerinde dikkat, özen ve karşılıklı güven esaslarının oluşturduğu davranış biçimi şeklinde tanımlanan dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğu, davalının ERİŞ kök ve esas unsurlu seri markalarının bulunduğu,
dolayısıyla bir başkasının, aynı tür ürünler için, yine ERİŞ kök ve esas unsurlu veya bunlarla iltibas yaratabilecek bir işareti kullanmasının, seri içerisine girmek suretiyle davalının bu seri markalarının çekici gücünden yararlanması ve sunulan ürünlerin davalıya ait işletmenin ürünü olduğu biçiminde bir intibayı intaç edebileceği, davacı başvurusunun konusu olan işaret ile davalıya ait markaların sescil, biçimsel ve umumî intiba itibariyle benzer mahiyette bulunduğu, "ERİŞ ibaresinin aslında tamamen davalı markalarını hatırlatıp çağrıştırdığı,
davacı başvurusunun kapsamında bulunan ile ürünlerinin davalının markalarının kapsamında bulunan ürünlerle aynı işyerleri tarafından sunulması, piyasa anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap etmeleri, benzer ihtiyaçları gidermede kullanılmaları, son kullanıcıları, birbiri yerine ikame edilebilme ile rekabet etme olanaklarının bulunması, kullanım amaçları, birinin diğerini tamamlama imkânının olması, dağıtım kanallarının ortak bulunması,
kullanım yöntemleri, hedeflenen halk kesimleri ve halkın karıştırma ihtimali gibi ölçütler nazara alınarak yapılacak bir karşılaştırmada aynı tür oldukları, sonuçta YİDK kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekli temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/3698, K. 2011/15222, 16 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama