KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4587 E., 2011/15697 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
515 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/11/2009 tarih ve 2007/1026-2009/2329 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı bankada bulunan müvekkili hesabından bilgi ve talimatı olmaksızın internet bankacılığı yolu ile 4.985,00-YTL'nin çekildiğini, olayın davalının yeterli ve gerekli güvenlik önlemlerini almamış olmasından kaynaklandığını ileri sürerek, şimdilik bu meblağın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara ve bilirkişi raporuna göre, dava konusu olayda tarafların % 50 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince, Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. BK.
306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, ispat yükünüde ters çevirmek suretiyle yazılı şekilde dava konusu olayda davacının % 50 oranında kusurlu olduğu kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parola gibi kişisel bilgilerinin davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır.Bu itibarla davalının meydana gelen zararın tamamından sorumlu olduğu açıktır.
Bu itibarla, mahkemece, davacının üçüncü kişilerle el ve iş birliği yaparak yada başka şekilde kusurlu davrandığının kanıtlanamaması, davalı banka tarafından hesapta bulunan paranın güvenliğinin tam olarak sağlanamaması,etkili güvenlik önlemlerini geliştirmemesi karşısında davacı hesabından çekilen tüm tutarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4587, K. 2011/15697, 23 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama