KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/8456 E., 2012/16706 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
654 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/11/2010 tarih ve 2006/52-2010/399 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait "ponza katkılı tuğla üretimi ve bu tuğlaların boşluk ve mekanik özelliklerinin incelenmesi" konulu doktora tezinde bulunan bilgilerin, müvekkilinin izni olmaksızın ve müvekkilinin şahsı ile tezi referans gösterilmeksizin, davalılar tarafından bir bildiride kullanıldığını ve akademik kariyerlerinin bu sayede ilerleme kaydettiğini, müvekkilinin bu nedenle Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı'na ve YÖK Başkanlığı'na yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, davalıların müvekkiline ait doktora tezine vaki tecavüzlerinin ref'i ve men'i ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, ilamın tirajı yüksek en az iki gazetede ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı ... ... vekili, her ne kadar davaya konu bildiride, diğer davalı ile birlikte müvekkilinin de imzası bulunsa da, davaya konu alıntıların müvekkilinin bilgisi dışında diğer davalı tarafından yapıldığını, 2000 yılında girdiği ilk doçentlik sınavından birkaç gün önce bu durumu öğrenen müvekkilinin, bu bildiriyi dosyadan çekemediğini, doçentlik ünvanını da bu sınavda değil, 2001 yılında girdiği ikinci sınavda aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı iddialarının yerinde olduğu ancak, davacının doktora tezinin 13.12.1993 tarihinde kabul edildiği, davalılarca hazırlanan bildirinin 06-09 Haziran 1999 tarihinde sunulduğu, davacının bu fiilden haberdar olarak Üniversitelerarası Kurula 17.10.2000 tarihinde başvurduğu, davanın ise 09.05.2003 tarihinde açıldığı,
dolayısıyla davacının fiil ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresini geçirdikten sonra davayı açtığı, her ne kadar davacı vekilince eylemin temadi ettiği ve davalılara ait bildiriye internet ortamından ulaşılabildiğinden zamanaşımı süresinin dolmadığını ileri sürmüş ise de, davaya konu bildirinin 06-09 Haziran 1999 tarihinde sunulduktan sonra eylemin sona erdiği, internet ortamında ulaşılabilen ve çoğu kez doğru olup olmadığı dahi şüpheli olan yazılı metinler gerekçe gösterilerek zamanaşımının gerçekleşmediği iddiasında bulunmanın yasanın amacına ve hakkaniyet kurallarına uygun olmadığı,
davalılarca esasa cevap süresi geçtikten sonra zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de, davacı tarafından savunmanın genişletilmesi itirazında bulunulmadığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava 5846 sayılı FSEK'in 66, 67, 69, 70 ve 71. maddelerine dayalı olarak açılan, tecavüzün men'i, ref'i ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri, 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davası, haksız eylemi ve tazminatla yükümlü olan kişiyi öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak tazminat davasına konu haksız eylem, aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olursa, tazminat davasında da ceza hukukundaki bu uzamış zamanaşımı uygulanır. Başka bir ifadeyle, eğer tazminat isteği cezayı gerektiren bir eylemden doğmuşsa, medeni hukuk zamanaşımı süresi yerine, bir istisna olarak daha uzun olan ceza hukuku zamanaşımı süresi uygulanır.
BK'nın 60/2. maddesinde öngörülen uzamış zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp, haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç teşkil etmesi yeterlidir. Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılmaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.
Somut olayda mahkemece, her ne kadar BK'nın 66. maddesi hükmü uyarınca, davacının haksız eylemi öğrenme tarihinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra davanın açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, zamanaşımı def'inin tartışılması ile davaya konu eylemin FSEK'in 71 ve devamı maddelerine göre cezai soruşturmayı gerektirip gerektirmediği ve eldeki davada, ceza zamanaşımının uygulanmasının sözkonusu olabileceğinin düşünülüp tartışılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/8456, K. 2012/16706, 19 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama