KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/5188 E., 2013/21455 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Kasım 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
1.135 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 38. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.12.2011 tarih ve 2011/156-2011/60 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26.11.2013 günü hazır bulunan davalı asil Anastassios Viron Nikolaidis, davalı vekilleri Av. ... ve Av. .... ile davacı vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 26.06.2003 tarihli sözleşmeyle Toprakçıoğlu Holding A.Ş.’deki paylarının ve alacaklarının davalıya devredildiğini, aynı tarihli protokolle kararlaştırılan edimlerin müvekkilince yerine getirilmesine karşın davalının protokolün 6-11. maddesinde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyerek anlaşmayı ihlal ettiğini, daha sonra iki şirketin Safran Boya ve Kimya Sanayi A.Ş. olarak birleştiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve tazminat hakları saklı kalmak kaydı ile anılan sözleşme ve protokolün iptalini, Safran Boya ve Kimya San.
A.Ş. uhdesine geçen (13.070.025.000) adet payın müvekkili adına hükmen tescilini ve sözkonusu payın iptalini, birleştirilen davada ise aynı talepler Safran Boya ve Kimya San.A.Ş.’ne de yöneltilerek ayrıca şirket mallarının inceleme ve tespiti ile kayyım tayinini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, asıl ve birleştirilen davaların kesin hüküm nedeniyle reddine ilişkin verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 8.3.2007 tarihli kararı ile kesin hükme dayanak yapılan dava ile temyize konu asıl davanın dayandıkları nedenlerin farklı olduğu gerekçesiyle, davacı yararına bozulmuş, mahkemece, bozma kararına kısmen direnilerek asıl davanın kesin hüküm nedeniyle, birleşen davanın ise hukuki yarar bulunmadığından reddine karar verilmiş, asıl dava yönünden verilen direnme kararı Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2008 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak, taraflar arasında düzenlenen 26.06.2003 tarihli sözleşmede 2003 yılı Haziran ayı sonunda dava dışı şirkete ödenmesi kararlaştırılan 2.500.000,00 EURO’nun davalı tarafından vadesinde ödenmediği, gecikmeli olarak ödenmesi nedeniyle şirketin iflas noktasına geldiği, şirketin vergi borcundan dolayı davacının yurtdışına çıkışının önlendiği, bu şekilde davalının sözleşme hükümlerine riayet etmemesi nedeniyle davacının zor durumda kaldığı,
ayrıca sözleşme hükümlerine göre davalının davacıya Yunanistan’da mukim dava dışı Antipolis SA şirketindeki hisselerin %5’inin devredilmesi kararlaştırıldığı halde, bunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin dava tarihi itibariyle belirlenemediği, bu şekilde davalının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, taraflar arasında düzenlenen 26.06.2003 tarihli sözleşme ve aynı tarihli protokolün iptaline, davacı uhdesinde iken dava dışı şirkete geçen 13.070.025.000 adet hisse senedinin davacıya iadesi ile adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, mümeyyiz davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, anonim şirket hisse devir sözleşmesinin iptali ile devredilen hisselerin iadesi istemine ilişkindir.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde uygulanması zorunlu 818 sayılı BK’nın 106. maddesinin ilk fıkrası "karşılıklı taahhütleri havi olan bir akitte iki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde diğeri borcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilin tayinini hâkimden isteyebilir" hükmünü içermektedir.
Yani karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü için alacağın muaccel olmasının yanında, borcun aynen ifası için alacaklı tarafından borçluya uygun bir süre (BK. m.106/1) verilmesi gerekmektedir.
Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise “Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan davası ikame eylemek hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vaz geçtiğini derhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep veya akdi fesh edebilir.” denilmek suretiyle verilen süre sonunda borçlu edimini yerine getirmez ise alacaklı anılan fıkrada belirtilen seçimlik haklardan birisini kullanabilir.
Görülüyor ki, “Bir mehil tayini suretiyle fesih hakkı”nı düzenleyen bu maddedeki seçimlik haklardan birisinin alacaklı tarafından kullanılması, meselâ "fesih" hakkının seçilmesi ancak ve ancak temerrüde düşen borçluya, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verilmesi veya uygun bir süre tayininin hâkimden istenmesi halinde olanaklıdır.
Tacirler arasındaki süre verme beyanının TTK‘nın 20/3. maddesine göre noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla veya telgrafla yapılması da gerekmektedir.
Bununla birlikte BK’nın 107. maddesinde anılan Yasanın 106/2. maddesindeki seçimlik haklardan birini kullanabilmek için süre verilmesine gerek olmayan haller düzenlenmiştir. Bu maddede sayılan üç durumda süre vermeksizin ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini istemek veya sözleşmeden dönmek mümkündür. Bunlar, borçlunun hal ve vaziyetinden süre vermenin tesirsiz kalacağının anlaşılması (BK’nın 107/b-1 m.), borçlunun temerrüdü sonucu olarak borcun ifasının alacaklı için faydasız kalması (BK’nın 107/b-2 m.), sözleşme hükümlerine göre borcun tayin ve tesbit edilen bir zamanda veya belirli bir süre için yerine getirilmesinin gerekmesidir (BK’nın 107/b-3 m.) .
Bu açıklamalar altında somut olaya gelindiğinde, taraflarca 24.06.2003 tarihinde imza altına alınan PROTOKOL başlıklı sözleşmede, davacının sahibi olduğu Toprakçıoğlu Holding A.Ş.’deki hisselerinin davalıya devredileceği ve aynı zamanda davacının ortağı olduğu bir kısım şirketlerdeki alacaklarının da davalıya temlik edileceği, davalının da 2003 yılı Haziran ayı sonuna kadar Toprakçıoğlu Holding A.Ş.’ye 2.500.000 EURO nakit girdi sağlayacağı, yine davalının Yunanistan’da mukim dava dışı şirketteki bir kısım hisselerini davacıya devredeceği kararlaştırılmış, benzer hükümler içeren 26.06.2003 tarihli sözleşme de taraflarca imza altına alınmıştır.
Buna göre, taraflar arasında davacının sözleşmeye uygun olarak sahibi olduğu hisseleri davalıya devrettiği, davalının da 30.06.2003 tarihinde 1.260.680 EURO, 18.07.2003 tarihinde ise 1.254.781,25 EURO olmak üzere toplam 2.515.461,25 EURO’nun dava dışı şirkete ödendiği ve davacı tarafından davalıya karşı müzayaka iddiasına dayalı olarak anılan sözleşme ve protokolün iptali için açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmek suretiyle temyiz edilmeksizin kesinleştiği hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davalının sözleşmede belirtilen edimlerini yerine getirip getirmediği, getirmedi ise bu durumun davacıya sözleşmeyi feshetme hakkı tanıyıp tanımadığı noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen sözleşme olması karşısında, sözleşmede belirtilen edimlerin yerine getirilmemesi nedeniyle alacaklı olan davacının sözleşmeyi feshedebilmesi için öncelikle davalıya sözleşmede belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmesi için 818 sayılı BK’nın 106. maddesine göre süre vermesi ve bu süre sonunda davalı tarafından sözleşmede belirlenen yükümlülükler yerine getirilmez ise bu durumda davacının 106/2. maddesine göre seçimlik haklardan birisini kullanması gerekmektedir. Oysa, davacı tarafından BK’nın 107. maddesindeki nedenlerin varlığı da ileri sürülmediğine göre davacının BK’nın 106. maddesine uygun olarak davalıya edimini yerine getirmesi için süre vermeden doğrudan sözleşmenin feshini istemesi doğru değildir.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, davanın konusu olan 24.06.2003 ve 26.06.2003 tarihli sözleşmelerin altında taraflar dışında iki kişinin de imzası bulunmakta olup, bu sözleşmelerin iptali halinde bu iki kişinin de hukuki durumlarının etkilenmesi nedeniyle anılan kişilerin de davaya dahil edilerek yargılama yapılması gerekirken, bu kişilerin yokluğunda hukuki durumlarını etkileyecek şekilde hüküm tesisi de doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/5188, K. 2013/21455, 26 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama