Karar Özeti
12. Ceza Dairesi 2025/4692 E. , 2025/7263 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/918 E, 2025/1132 K. SUÇ : Taksirle öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama-Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliy
Karar Detayı
12. Ceza Dairesi 2025/4692 E. , 2025/7263 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/918 E, 2025/1132 K. SUÇ : Taksirle öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama-Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılanlar vekilleri,sanık ... ve müdafi ile katılan sanık ... ve müdafi tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: Sanık ... müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık ... ... hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 22/3, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına, katılan sanık ... hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 22/3, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiş, sanık müdafinin ve katılanlar vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün sanık ... yönünden onanmasına, katılan sanık ... yönünden ise bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ... müdafinin temyiz istemi; sanığın yolcu koltuğunda olduğuna,aracı kaza anında ...'nin sürdüğüne,kamera kayıtlarında bunun açıkça görüldüğüne,beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. Katılan sanık ... müdafinin temyiz istemi; kararın hukuka aykırı olduğuna,sanık ...'ın anahtarı zorla ...'nin elinden alarak aracı kullandığına,beraat kararı verilmesi gerektiğine,lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir. Katılanlar vekillerinin temyiz istemi; eylemin olası kastla işlendiğine,sanıklara daha fazla ceza verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; olay tarihinde saat 10:55 sıralarında Çerkeş istikametinden Kızılcahamam istikametine doğru seyretmekte olan 34... plakalı araç sürücüsü eğimli ve virajlı yol bölümüne geldiğinde yolun sağındaki bariyerlere çarptıktan sonra direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride girdiği esnada, aracının sağ ön yan kısmıyla, karşı yönden gelen sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki 06...2939 plakalı otomobilin sol ön kısmına çarpması sonucu, 06... plakalı araç sürücü ... ile araçta yolcu olarak bulunan ... ile ...'ın hayatını kaybettikleri, aynı araçta yolcu olarak bulunan ... ve ...'nın hayati tehlike geçirdikleri ve vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına olan etkisinin 6 (ağır) derecede olduğunun belirlendiği, Kaza sonucu alınan bilirkişi ve ATK raporlarına göre kazanın oluşumunda 34... plaka sayılı araç sürücüsünün asli kusurlu, 06... plaka sayılı araç sürücüsü ölen ...'ın ise kusursuz olduğunun belirtildiği, 34... plakalı araçta sanıklar ... ve ...'ın bulunduğu, alınan alkol ölçüm raporuna göre ...'in 2,19, ...'ın ise 2,90 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, savunmaları alınan sanıkların her ikisinin de bir biri üstüne suç atarak aracın sürücüsünün kendilerinin olmadıkları, diğer sanığın şoför olduğunu savunmuş olmaları nedeniyle, burada öncelikle çözümü gereken hususun kazada asli kusurlu olan 34... plakalı aracın sürücüsünün kim olduğunun tespitine yönelik olması gerektiği, Bu hususta yapılan değerlendirmede, sanık ...'in 34... plakalı otomobilin sağ ön yolcu kısmında torpido ile yolcu koltuğu arasında sıkışık vaziyette bilinci kapalı olarak bulunduğu (...'in Adli Tıp Kurumu raporuna göre hayati tehlike geçirecek ve vücudunda kemik kırığı olacak(5. Derecede) nitelikte ağır yaralandığı) ve olay yerine gelen itfaiye erleri tarafından aracın sağ kapısının makine ile açılarak çıkarılması, sanık ...'ın olayın sıcağı sıcağına alınan beyanında hamamdan çıktıklarında ...'in aracı kullandığına, ancak kaza anında kimin kullandığını bilmediğine ve kaza sonrası aracın sağ tarafından kapıyı açarak indiğine yönelik somut olay ile uyumlu olmayan savunması, hamam işletme sahibi tanığın sanıkların hamamdan ayrıldıkları sırada aracın şoför koltuğuna ...'ın, yolcu koltuğuna ise ...'in oturduğuna yönelik beyanı, dinlenen jandarma, itfaiye ve sağlık görevlisi tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere aracın sağ kapısının açılmadığı,ancak itfaiyenin müdahalesi ile açılabildiği, aracın şoför mahalli kapısının ise açık olduğu ve sanık ...'ın araç dışarısında yürüdüğü şeklinde beyanlar karşısında olay tarihinde araç sürücüsünün ... olduğu, yolcu koltuğunda ise ...'in oturduğu kabul edilerek; Sanık ... açısından yapılan değerlendirmede, kazanın oluşumunda 34... plakalı araç sürücüsü sanık ...'ın alkollü bir şekilde araç kullanıp asli kusurlu olarak kazaya neden olup 3 kişinin ölümü ve 3 kişinin nitelikli şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, Katılan sanık ... açısından yapılan değerlendirmede, bir gün öncesinden kaza anına kadar sanık ... ile ...'ın sürekli alkol almaları, sanık ...'in alınan beyanında araç sürücüsü olan ...'ın araç sürerken dahi uyukladığına ilişkin savunması, sanıklar hakkında alınan alkol ölçümlerine göre her ikisininde yüksek miktarda alkollü olması nedeniyle güvenli sürüş yeteneğinin mevcut olmaması, söz konusu aracın ...'in çalıştığı şirkete ait olması ve bu nedenle aracın zilyetliğinin sanık ...'de bulunması nedeni ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.05.2015 tarih ve 2014/790 Esas, 2015/146 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere güvenli sürüş yeteneği olmayan ...'a veren ...'in de dikkatsiz ve özensiz davranışları nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulması gerektiği değerlendirilmekle sanıkların alkol etkisindeyken sebebiyet verdiği kaza nedeniyle bilinçli taksir hükümleri uygulanarak sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 85/2. maddesindeki taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. 2. Bölge adliye mahkemesince İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda bir isabetsizlik görülmeyerek "katılan vekalet ücretleri" yönünden istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE VE KARAR 1-Sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde; Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin kararında katılanlar vekilleri, sanık ... ve müdafi, katılan sanık ... ve müdafi tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, 2-Katılan sanık ...'in mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan sanık ve vekilinin ve katılanlar vekillerinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak; Öğretide nedensellik bağı çeşitli teorilerle açıklanmaktadır. Öğretide hakim olan şart (şartların eşitliği ya da doğal nedensellik) teorisinde; netice bir çok şartın bir bütün oluşturarak meydana gelmesiyle oluştuğundan ve bunlardan birisinin bulunmaması neticenin gerçekleşmesini engelleyeceğinden, bu şartlardan birisini gerçekleştiren failin hareketi ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağı vardır. Uygun sebep (kuralcı nedensellik) teorisinde; bir hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunduğunun kabul edilebilmesi için, hareketin o neticeyi meydana getirmeye uygun bir hareket olması gerekmektedir. Objektif isnadiyet teorisinde ise; şart teorisi anlamında hareketinin verdiği netice, ancak hareketin suçun konusu üzerinde hukuken tasvip edilmeyen bir tehlike veya risk yaratması ve kendini tipik olan neticeye yansıtması halinde objektif olarak faile yükletilebilir.(Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s.123-131; Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Bası, s.256-268; M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Bası, s.250-258, 262-267; Berrin Akbulut, Tıp Ceza Hukukunda Nedensellik Bağı, Tıp Ceza Hukukunun Güncel Sorunları Konulu Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2008, s. 222-234) Bununla birlikte objektif isnadiyet teorisinin bir nedensellik teorisi olmayıp bir değerlendirme teorisi olduğu da öğretide belirtilmektedir.(Veli Özer Özbek, TCK İzmir Şerhi, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006, 3. bası, s.321) Günümüz modern ceza hukuku anlayışında nedensellik bağının belirlenmiş olması tek başına failin cezalandırılması için yeterli olmayıp ayrıca gerçekleşen neticenin failin eseri olup olmadığının diğer bir ifadeyle ortaya çıkan neticenin belirli bir kişiye objektif olarak isnadının mümkün olup olmadığının tespit edilmesi de gerekmektedir. Olayda öncelikle şart teorisine göre nedensellik bağı ortaya konulmalı, sonrasında gerçekleşen neticenin faile isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır. Objektif isnadiyet, neticenin belirli bir insanın eseri olarak görülüp görülemeyeceği anlamına gelmektedir. Eğer meydana gelen netice, üçüncü kişinin veya bir rastlantının eseri ise faile isnat edilemeyecektir. Bu nedenle netice, insanın hükmedebileceği alanın dışında kalıyorsa hukuken önemli olan bir tehlike ya da risk bulunmamaktadır. Hükmedilebilirlik, neticenin önemli oranda idare edilebilirliği anlamına gelmekte olup, fail hukuken önemli bir tehlike ya da risk oluştursa bile, olayın tamamen hayatın olağan akışının ve genel hayat tecrübelerinin dışında kalması nedeniyle beklenebilir değilse, netice faile yüknemeyecektir. Tıbbi müdahaleler örneğinde olduğu gibi bazı davranışlar “izin verilen risk” ya da “riziko” çerçevesinde yapılmaktadır. Hareketin izin verilen risk kapsamında gerçekleştirilmiş olması durumunda netice faile objektif olarak isnat edilemeyecektir. Keza gerçekleşen netice failin hareketiyle tesadüfen birleşen başka sebeplerden meydana gelmiş ise bu durumda da neticenin faile isnat edilmesinden bahsedilemeyecektir. Bunun gibi, sonradan gerçekleştirilen bir fiilin önceden gerçekleştirilmiş fiilin neticeye ulaşmasını engellemesi durumunda da önceki eylemi gerçekleştiren faile neticenin isnat edilmesi mümkün olmayacaktır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s.128-131; M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Bası, s.262-267; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalaet Yayınevi, Ankara 2010, s. 237; Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu(Yayınlanmamış doktora tezi) Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s.111-112) Nedensellik bağı, öğretideki görüşlere göre hukuki bir kavram değil mantıki (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta 172 Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Bası, s.255) ya da doğal bir olgudur. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Bası, s.171-173) Bu anlamda, dış dünyada gerçekleşen sonuç ile bu sonucu doğuran sebep arasındaki nedensellik bağı doğa bilimleri bağlamında değerlendirilmeli ve hayat tecrübelerimizle mantığımıza göre belirlenmelidir. Nedensellik bağının tespiti, tabiatıyla genellikle neticeli suçlar şeklinde düzenlenmiş bulunan taksirli suçlar bakımından da gereklidir. Taksirle işlenen suçtan kaynaklanan netice failin hareketi olmasaydı gerçekleşmeyecek denilebiliyorsa bu durumda nedensellik bağının varlığı kabul edilir. Örneğin ölüm neticesi failin taksirli hareketine bağlı olarak gerçekleşmiş ise diğer bir deyişle failin taksirli hareketi olmasaydı ölümün gerçekleşmeyeceği sonucuna varılıyorsa başka bir ifadeyle ölüm failin eseriyse bu takdirde failin fiili ile netice arasında nedensellik bağının var olduğu kabul edilecektir. Taksirli suçlarda aranacak olan objektif isnat edilebilirlik, dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda neticeye neden olunmasıdır. Fail gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı netice gerçekleşmeyecekti denebilirse bu takdirde netice faile isnat edilebilecektir. Taksirli suçlarda netice sadece failin eyleminden kaynaklanmış ise nedensellik bağının belirlenmesi kolay ise de, mağdurun veya üçüncü kişilerin neticeye katkıda bulunduğu durumlarda bu bağın belirlenmesinde çeşitli zorluklar olacağı muhakkaktır. Bu hususa ilişkin olarak öğretide; “Dış dünyada meydana gelen değişikliğin (neticenin) bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi, söz konusu neticenin o kimsenin hareketinden meydana gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle hareket ile netice arasında bir nedensellik bağı, bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Nedensellik bağlantısı yoksa neticenin faile yüklenebilmesi mümkün değildir. Tipiklikte hareketten ayrı neticenin arandığı suçlarda neticenin gerçekleştiğinin tespiti yeterli olmayıp ona sebebiyet veren fiilin de tespiti gerekir. Tipe uygun hukuka aykırı fiilin icrasının, failin gerçekleştirilmesi için yeterli olduğu sırf hareket suçlarında nedensellik bağının araştırılması gerekmez. Ceza hukuku sadece suç tipinde yer alan neticeyi göz önüne alır” (M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara 2014, sayfa 249) şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Nedensellik bağı hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel bilgi ile çözümlenebiliyorsa bu bağlantı hakim tarafından ortaya konulmalı, uzmanlık veya teknik ya da özel bilgi gerektiren bir hususta ise bu bağ bilirkişiden görüş alınarak tespit edilmelidir. Nedensellik bağına ilişkin bu açıklamalardan sonra neticenin öngörülebilir olması şartı üzerinde durulmalıdır. Taksirin unsurlarından birisi de neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olmasıdır. 5237 sayılı TCK’nun 22. maddesinin gerekçesinde; “Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir. Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir. Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat, özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır” açıklamalarına yer verilmiştir. Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Sonucun istenmemesi, 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması, 5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir. Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. Taksirli suçlarda TCK'nın 37, 38, 39 maddeleri bağlamında failler arasında bir iştirak ilişkisi söz konusu değildir. Bu husus TCK'nın 22/5 madde ve fıkrasında yasa koyucu tarafından açık olarak şu şekilde çözüme kavuşturulmuştur: " Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir" Olayın doğrudan ve tek faili, sanık ...’tır. Olayın tüm oluş biçimi, tarafların alkol düzeyi, yaş ve kişilik farklılıkları, eylemin kontrol ve sevk idaresinin tamamen sanık ...’ta bulunması, sanık ...’in fiile herhangi bir yönlendirici, destekleyici ya da icrai katkı sunmaması, aksine birçok aşamada tehlikeyi önlemeye yönelik pasif direniş göstermesi ve kaza anında uyku halinde bulunması birlikte değerlendirildiğinde; sanık ...'in TCK'nın 22/1, 22/3, 85/2 maddeleri bağlamında cezalandırılmasını haklı ve yerinde kılacak yasal koşulların oluşmadığı; sanık ... hakkındaki uygulamanın hukuka uygun olmadığı bu bağlamda sanık ...'in yüklenen suçtan CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraetine karar verilmesi gerekirken, cezalandırılmasına karar verilerek TCK'nın 22/1, 22/3, 22/5 maddelerine aykırılığa yol açılması; Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılan sanık ve vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-b maddesi uyarınca Ankara Batı 1.Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.10.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY YAZISI Taksirle üç kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanmasına kusurlarıyla sebebiyet verdiklerinden bahisle ilk derece mahkemesince sanıkların TCK’ nın 85/2 maddesine muhalefet suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. Olayın oluşu hususunda ilk derece mahkemesiyle dairemiz arasında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Yerel mahkeme ile dairemizin çoğunluk görüşü arasındaki fark, olay esnasında aracı kullanmayan Sanık ... in uyuşturucu kullandığını söyleyen ve alkolün etkisinde bulunan diğer Sanık ... a çalıştığı şirkete ait olup kontrolünde tutması gereken aracı kullanması için vermesinin kusur sayılıp sayılmayacağı ve Sanık ... in cezalandırılıp cezalandırılamayacağı noktasında toplanmaktadır. Tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere Sanık ... ve ... bir gün öncesinden kaza anına kadar neredeyse sürekli alkol almışlar hatta Sanık ... nin beyanına göre Sanık ... “ciğara” diye tabir edilen uyuşturucu da kullanmıştır. Yine Sanık ... ifadesinde araç sürücüsü olan ... ın araç sürerken dahi uyukladığını beyan etmiştir. Alınan alkol ölçümlerinde de Sanık ... 2.90, Sanık ... nin ise 2.19 promil alkollü olduğu anlaşılmıştır. Sanık ... sürekli Sanık ... ın kendisine küfür ettiğini gidip şoför koltuğuna oturduğunu söylemiş ise de sanık ... la olaydan bir gün önceki akşamdan olayın olduğu saate kadar alkol almaya devam etmiştir. Hatta Sanık ... olay esnasında aracı kimin kullandığını hatırlamadığını söylemiştir. Aracın Sanık ... nin çalıştığı şirkete ait olmasına rağmen sanık ... alkol kullanıp bu araca binmekte ve Sanık ... ın kullanmasına izin vermekte sakınca görmemiştir. “Bana küfür etti, gitti şoför koltuğuna oturdu” tarzındaki savunmada uyuşturucu kullandığını bilen ve uzun süreden beri alkol alıp 2.90 promil alkollü birine zilyetliğinde ki aracı teslim etmesini haklı gösteremez. Neticede de bu kusurlu davranış sonucu trafik kazası meydana gelmiş, olayda kusursuz olan araçtaki üç kişi hayatını kaybetmiş, iki kişi de 6. derece de kemik kırığı olacak şekilde yaralanmıştır. Bu tür olaylar doktrinde de tartışılmaktadır. Doktrinde ki tartışmaların hukukumuza katkısı inkar edilemez ancak gerçek hayatın içindeki olayların doktrinde ki varsayımlara göre çözülmesi de mümkün değildir. Asıl olan olaya temas eden hakimin vicdani kanaatidir. Sanık ... ın uyuşturucu ve alkol kullandığını bilen, direksiyon başında uyukladığını gören Sanık ... nin, şirketi tarafından kendisine şirket işlerini takip için verilen aracı Sanık ... a vererek olayın meydana gelmesine kusuruyla katkı verdiği açıktır. Bir takım teorilere atıf yaparak Sanık ... ile meydana gelen olay arasında nedensellik bağı yoktur bu nedenle beraat etmesi gerekir yönündeki yaklaşım ceza hukukunun temel ilkelerine de uygun düşmeyecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.05.2015 tarih ve 2014/790 Esas, 2015/146 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere aracın yönetimini güvenli sürüş yeteneği olmayan Sanık ... a veren ... in de dikkatsiz ve özensiz davranışları nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulup cezalandırılmasına karar veren Bölge Adliye Mahkemesi kararının Sanık ... yönünden, eylemi doğrudan gerçekleştirmediği dikkate alındığında bilinçli taksir halinin uygulanamayacağı gerekçesiyle bozulması yerine, sanıkla eylem arasında nedensellik bağı kurulamadığı ve sanığın bu nedenle beraatine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına hükmeden dairemizin çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.
Özgün Analiz
Olay Özeti: Alkollü iki kişinin bulunduğu araç virajlı yolda bariyerlere çarpıp karşı şeride geçerek başka araca çarpmış, 3 kişi ölmüş, 3 kişi ağır yaralanmıştır. Yargılamada asıl tartışma kaza anında aracı kimin sürdüğü olmuş; tanık beyanları, itfaiye/sağlık görevlisi anlatımları ve sanığın araç içindeki konumuna göre sürücünün diğer sanık olduğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme, aracın zilyedi olup yolcu koltuğunda uyuklayan sanığı da, güvenli sürüş yeteneği olmayan kişiye aracı vermek gerekçesiyle bilinçli taksirle cezalandırmıştır.
Hukuki İlke: Taksirli suçlarda TCK 22/5 gereği herkes kendi kusurundan sorumludur ve iştirak söz konusu değildir; sonucun faile objektif olarak isnat edilebilmesi için failin hareketi ile netice arasında nedensellik bağının kurulması ve neticenin failin eseri olması gerekir. Olayın kontrol ve sevkinin tamamen sürücüde bulunduğu, yolcunun icrai/yönlendirici katkısı olmadığı, aksine tehlikeyi önlemeye çalıştığı durumda netice bu kişiye yüklenemez ve CMK 223/2-c uyarınca beraati gerekir.
Uygulama Sonucu: kısmen onama (asli kusurlu sürücü yönünden), kısmen bozma (yolcu-zilyet sanık yönünden)
Dava Strateji Notu: Trafik kazasıyla ölümlü taksir dosyalarında, aracı kullanmayan zilyet/malik müvekkil için savunma nedensellik bağı ve objektif isnadiyet üzerine kurulmalı; müvekkilin olay anında pasif/engelleyici davrandığı, sürüşe icrai katkı vermediği ortaya konmalıdır. Sürücünün kim olduğu ihtilaflıysa itfaiye, sağlık ve olay yeri görevlilerinin tanıklığı ile araç içi konum (sıkışma, kapıların açılış durumu) belirleyici delildir. Karşı oyun varlığı bu konudaki içtihadın tartışmalı olduğunu gösterir.