Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2025/1551 E. , 2025/5919 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/294 E., 2025/58 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi Ret - Kısmi Onama - Kısmi Bozm
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2025/1551 E. , 2025/5919 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/294 E., 2025/58 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi Ret - Kısmi Onama - Kısmi Bozma A. Kasten yaralama suçu yönünden; ilk derece mahkemesince hükmolunan cezaların tür ve miktarları ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları nazara alınarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadıkları dikkate alındığında, sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin, aynı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden; yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.11.2024 tarihli 2023/99 Esas, 2024/411 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında, nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1a-c, 35/2. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 109/2-3-a-b maddesi uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 14.01.2025 tarihli ve 2025/294 Esas, 2025/58 Karar sayılı kararı ile sanıklar müdafilerinin istinaf taleplerinin 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri, mahkûmiyete yeter kesin delil bulunmadığına, suçların yasal unsurlarının oluşmadığına, şüphe nedeni ile beraat kararı verilmesi ve sanığın tahliye edilmesi gerektiğine ilişkindir. 2.Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri, suçların yasal unsurlarının oluşmadığına, kararı usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanık hakkında beraat kararı verilmesi ve sanığın tahliye edilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve sanık ... hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde: Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanıkların tüm aşamalarda üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmemeleri dikkate alındığında mağdur ...'in aşamalarda değişen soyut beyanlarını destekleyen başkaca bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla, ''Şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gözetilerek, sanıklar hakkında atılı suçlardan beraat kararı verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şeklide mahkumiyetlerine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmuştur. 2.Sanık ... hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (5237 sayılı Kanun), 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun'un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mağdurun aşamalarda değişen beyanları, dosyaya sunulan noterde düzenlenen işletme hakkının devrine ilişkin sözleşme ve sanığın tüm aşamalardaki istikrarlı savunmaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; mağdurun ile sanık ... arasında alacak borç ilişkisi bulunduğu, mağdurun eski eşi .... ile iş yerinin işletme hakkının 500.000,00 TL bedel ile sanığa devrine ilişkin noterde sözleşme düzenlendiği, sanığın savunmasında mağdurun aynı işletmeyi başkalarına da devretmesi nedeniyle aralarında ihtilaf yaşandığı ve ödemiş olduğu parayı mağdurdan istediği, olay günü bu sebepten aralarında münakaşa yaşandığını savunduğu dikkate alındığında; sanığın mağdura yönelik eyleminin bir bütün halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde tanımlı alacağının tahsili amacıyla silahla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR I.Sanıklar ... ve ... Hakkında Kasten Yaralama Suçundan Verilen Mahkûmiyet Hükümlerinin Temyiz İncelemesinde; Ön inceleme bölümünün ilk paragrafında açıklanan nedenle sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, oy birligiyle REDDİNE, II.Sanıklar ... ve ... Hakkında Nitelikli Yağmaya Teşebbüs ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Verilen Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Temyiz İncelemesinde; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 14.01.2025 tarihli ve 2025/294 Esas, 2025/58 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun, kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Sanıklar ... ve ...'ün, bozma kararının gerekçesi göz önüne alınarak bihakkın TAHLİYELERİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilseler derhal salıverilmeleri için ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına yazı yazılmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.