KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2022/5390 E., 2023/6326 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Aralık 2023
- Mahkemesi
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/1432 E., 2022/802 K.
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2017/324 E., 2021/163 K.
Karar Metni
1.259 kelime·6 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı sebebi ile reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Alman vatandaşı ...’le, Türk vatandaşı davalı ...’nın 19.09.1998 tarihinde evlendiğini, müvekkilinin Türkiye’ye yerleşmek amacıyla taşınmaz edinmek istediğini, yasal engel olmadığı halde davalının, müvekkilini Alman vatandaşı olması nedeniyle Türkiye’de taşınmaz edinmesinin mümkün olmadığına inandırdığını, çözüm olarak da taşınmazın kendi adına alınmasını önerdiğini, taraflar arasında dava konusu taşınmazın alımına ilişkin 06.07.2001 tarihli sözleşmeyi düzenlediklerini, sözleşmeye göre;
müvekkili gayrimenkul alımı için davalıya 300.000,00 DM (Alman Markı) verecek, satın alınan gayrimenkul tapuda davalı ... adına kaydedilecek, ancak müvekkilinin taşınmaz edinmesini engelleyen yasal düzenlemeler kalktığında, satın alınan taşınmazın mülkiyetinin davacıya devredileceğini, davalı, sözleşme gereği müvekkilinin kendisine verdiği 300.000,00 DM ile 131 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu, fizyoterapist olan müvekkilinin Almanya’daki hasta portföyü yüksek olan muayenehanesini sattığını, bu satıştan elde ettiği para ve birikiminin tamamı ile satın alınan arsa üzerinde konut inşa ettirdiğini,
20.10.2001 tarihinde tamamlanan binanın davalının zilyetliğinde olduğunu, mevcut sözleşmeye rağmen davalının satın alınan taşınmazın mülkiyetini, müvekkiline devretmeye yanaşmadığını, müvekkilinin uzun uğraşlar sonucu, bu taşınmazın ancak ½'sini devralabildiğini, müvekkilinin bu taşınmazın tapu kayıtlarının iptaliyle adına tescili için açtığı davanın tarafların evli olduğu, evlilik birliğinin devam ettiği gerekçesiyle reddedildiği,
tarafların 03.05.2006 tarihinde Almanya’da boşandıklarını, bu davanın tekrar açılacağını bilen davalının, dava açma hakkını ortadan kaldırmak kastıyla, davacının gıyabında, boşanma kararının tanıma ve tenfizi kararını alarak kesinleştirdiğini, tanıma ve tenfiz kararının gıyabında kesinleştirdiğini öğrenen müvekkilinin yargılamanın iadesi talebinde bulunduğunu;
mahkemece, davacının iadei muhakeme talebinin kabul edildiğini, usüle aykırı, tanıma ve tenfizi kararının ortadan kaldırıldığını, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizine karar verildiğini, bu kararın 11.05.2016 tarihinde kesinleştiğini, (Manavgat Aile Mahkemesinin 2014/1051 E, 2016/159 K ) belirterek 131 parsel sayılı taşınmazda davalı adına kayıtlı payın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde rayiç bedelinin tespitiyle bu bedelin işlemiş ve işleyecek faiziyle müvekkiline ödenmesine,
söz konusu arsa üzerinde bulunan ve inşaa maliyetinin tamamı, müvekkili tarafından karşılanmış bina ve eklentilerinin müvekkiline aidiyetinin tespit ve tesciline, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin, işlemiş ve işleyecek faiziyle müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
2. 25.10.2017 tarihli duruşmada mahkemece; katkı payı alacağına ilişkin talebin bu davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine, eldeki davaya inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil davası olarak devam edilmesine karar verilmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın evlilik birliği içinde edinilmiş mal olduğunu, davacının talebinin mal rejiminin tasfiyesi olduğunu, bu davada görevli mahkemenin Manavgat Aile Mahkemesi olduğunu.
Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/619 E, 2010/23 K. sayılı dosyasında, dava konusu gayrimenkulun tapusunun iptali ile tescilinin talep edildiğini, verilen hükümde, "talebin mal rejiminin tasfiyesi niteliğinde bulunduğunun" tespit edildiğini ve bununla birlikte mahkemenin ret gerekçesinde, Yargıtay içtihadı Birleştirme Kurulu'nun 07.10.1953 tarih ve 7/8 sayılı içtihadı birleştirme kararına da atıf yapılarak,
taraflar arasındaki sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığından geçersizliğinden bahsedildiğini, davacı tarafın bu kısma ilişkin hiçbir değerlendirme yokmuşçasına kötü niyetli olarak iş bu davayı açmış olduğunu, mahkemenin gerekçesi dikkate alındığında, tapu iptali ve tescil talebine ilişkin kesîn hüküm bulunduğunu, bu nedenle de dâvanın reddi gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 29.11.2016 tarihinde açıldığı, taraflar arasında akdedilen inançlı işlemin 2001 tarihinde yapıldığı, taraflar arasındaki evliliğin 2006 yılında boşanma ile sonlandığı, boşanmanın 30.05.2006 tarihinde kesinleştiği, boşanmanın kesinleştiği tarih itibariyle inançlı işlemin dava zamanaşımının başlayacağı, inançlı işlem için Kanun'da özel zamanaşımı süresi öngörülmemiş olduğundan genel zaman aşımı olan 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı sebebi ile reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesini tekrarlayarak, davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararının yerinde olmadığını, zamanaşımı süresinin başlangıcı için boşanma davasının kesinleştiği tarihi değil tanıma kararının kesinleştiği 11.05.2016 tarihini esas alınması gerektiğini, ayrıca zamanaşımının inançlı işlem için sözleşmenin yapıldığı tarihte değil, inanca aykırılığın ortaya çıktığı tarihte işlemeye başlayacağını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında daha önce görülen ve kesinleşen ancak, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen nitelendirmesi ve bu nitelendirmeye göre verilen kararın yalnızca davalı tarafça temyiz edilmesi karşısında, iş bu davadaki gibi inançlı işleme dayalı olmadığı anlaşıldığından,
kesin hüküm oluşturmadığı kabul edilen, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/619 E. sayılı davasının açıldığı 20.12.2005 tarihinin, somut olayın özelliğine göre davacının, ifa olanağına umudunu yitirmiş olması nedeniyle, inanılan davalının, borcunu yerine getirmeyeceği konusundaki tavrının ortaya çıktığı en son tarih, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcını teşkil ettiği, iş bu davanın açılma tarihine göre de zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarlayarak kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
3. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı Kanun’un 202 nci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
4. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (6100 sayılı Kanun’un 188 inci maddesi ile 225 nci maddesi v.d) yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde hâkimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarih ve 2014/14-516 Esas, 2015/2838 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.
5. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı) 125 inci maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/5390, K. 2023/6326, 18 Aralık 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama