KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2023/4634 E., 2024/1384 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Mart 2024
- Mahkemesi
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2322 E., 2023/526 K.
- Karar
- İstinaf başvurusunun esastan reddine
- İlk derece mahkemesi
- Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/379 E., 2019/357 K.
Karar Metni
564 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sonucunda, Mersin ili ... ilçesi ... Köyü çalışma alanında ve tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 171 parsel sayılı 17.000,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 105 ada 15 parsel numarasıyla ve 16.437,70 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 172 parsel sayılı 5.000,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise 105 ada 19 parsel numarasıyla ve 4.235,23 metrekare yüzölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında tersimat ve ölçüm hatası yapıldığını, müvekkiline ait taşınmazın güney sınırını oluşturan kadim derenin dikkate alınmadığını, müvekkiline ait taşınmazın yüzölçümünün eksildiğini ve eksikliğin davalıya ait taşınmazdan kaynaklandığını ileri sürerek, dava açmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkilinin dava konusu taşınmazı iyiniyetli olarak ve tapu kaydına güvenerek satın aldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "uygulama kadastrosu sırasında 105 ada 15 ve 19 parsel sayılı taşınmazların ortak sınırının sabit sınır kabul edilerek zemindeki derenin esas alındığı, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları ile taşınmazlar arasındaki sabit sınır olduğu belirtilen derenin uygulama çalışmaları sonucu belirtilen sınır ile uyumlu olduğu, 1953, 1970, 1978, 1986, 1990 ve 2004 yılına ait hava fotoğraflarında; dosya içerisinde mevcut kroki ve haritada A harfi ile gösterilen davaya konu taşınmazın 105 ada 19 numaralı parsel içerisinde kaldığı ve bir bütün olarak tek parsel görünümünde olduğu,
2009 yılına ait hava fotoğrafında dosya içerisinde mevcut kroki ve haritada A harfi ile gösterilen davaya konu taşınmazın bulunduğu bölgede derenin hava fotoğrafında görünmediği, 2009 yılında dosya içerisinde mevcut kroki ve haritalarda A harfi ile gösterilen davaya konu taşınmazın 105 ada 15 numaralı parselin güney kısmı ile birlikte fidan dikili olduğunun tespit edildiği, uygulama kadastrosu kapsamında belirlenen sınırın hava fotoğraflarında görülen sınır ile uyumlu olduğu" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince;
benzer gerekçe ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş. Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/4634, K. 2024/1384, 5 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama