KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/2506 E., 2025/10441 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Aralık 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1481 E., 2024/2139 K.
Karar Metni
1.558 kelime·8 dk okuma·9 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin mahiyetten reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... Bakanlığının İş Teftiş Kurulu tarafından 25.01.2018 tarihinde müvekkili Şirketin; "... Mah. ... Cad. No:31/A ..." ve "... Mah. ... Cad. No:1 .../..." adreslerinde yer alan ve marketçilik faaliyetlerinin sürdürüldüğü işyerlerinde yapılan denetleme sonucu tanzim edilmiş olan usul ve kanuna aykırı tutanakların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... Kurumu (SGK) vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından açılan davanın mesnetsiz olduğunu, ... İş Teftiş Kurulu tarafından yapılan işlem nedeniyle tutulan iki adet tutanağın iptalini talep ettiğini, ancak anılan tutanakların müvekkili tarafından düzenlenmediğini, dava dilekçesinde de belirtildiği ve ek olarak da sunulmuş olan tutanaklardan açıkça görüleceği üzere dava konusu iptali talep edilen tutanakların ... İş Teftiş Kurulu tarafından düzenlendiğini, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ...
(Bakanlık) vekili cevap dilekçesinde; davacı işveren nezdinde yapılan teftiş sonucunda hazırlanan 25.01.2018 tarihli 2 adet tutanak ile fazla çalışma ücretinin ödenmediğinin tespit edildiğini, davanın teftiş tutanaklarının iptali için açıldığını, ancak tutanakların tek başlarına iptal davasına konu olamayacağını, iptal davasının sadece müfettiş raporlarına karşı açılabileceğini, somut durumda ise Bakanlık müfettişlerince davacının işyerlerinde teftişe başlandığını, yasal düzenlemeye aykırı hususların tespit edilerek tutanak altına alındığını, dava tarihinde henüz raporun hazırlanmadığını ve taraflara tebliğ edilmediğini,
hukuki yararın bir dava şartı olduğunu ve yokluğu hâlinde davanın reddedileceğini, dava konusunun müfettiş tutanağının iptali olduğunu, ancak Bakanlığın bu davada taraf sıfatı bulunmadığını, bu tür davaların taraflarının ancak işçi ve işveren olacağını, Bakanlığın bu davaların tarafı olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
...
İş Mahkemesinin 10.03.2022 tarihli kararı ile; eldeki davaya konu edilen tutanaklar 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 92. maddedeki şartları taşımadığından bir başka deyişle söz konusu tutanaklar sadece eksiklik bildirimi niteliğinde olup hangi işçi için miktar olarak ne kadar fazla çalışma alacağı olduğuna dair bir tespit içermediğinden, davacının dava konusu tutanaklar için dava açmakta hukuki yararı olmadığı, 4857 sayılı Kanun'un 92. maddesinde açıkça "... işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca kanun yoluna başvurulabileceği" hususunun düzenlendiği,
davaya konu raporlar/tutanakların hiçbiri işçi alacağı içermediğinden, davacının bu raporlara/tutanaklara karşı iş mahkemesinde dava açmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı Bakanlık yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, davalı SGK yönünden ise feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 01.12.2023 tarihli kararı ile; itiraza konu teftiş sonucu genel tespit ve durumun tutanak altına alındığı, buna göre söz konusu işyerinde çalışan işçilerin açacakları işçilik alacakları davasında ayrıntılı inceleme yapılabileceği, mevcut duruma göre İlk Derece Mahkemesi kararına dayanak bilirkişi raporunun dosya içeriği ile uyumlu olduğu ve hükme esas alınmaya yeterli olduğu, SGK Başkanlığı aleyhine açılan davanın feragat nedeniyle reddine diğer davalı aleyhine açılan davanın esastan reddine ilişkin karara yönelik itirazların yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 01.12.2023 tarihli kararının süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairece; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilmesine rağmen Bölge Adliye Mahkemesince davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken anılan hükme aykırı şekilde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararına uyulmasına karar verilerek bilirkişi raporunun davacı Şirketin sunduğu bir kısım belge ve kayıtlara göre düzenlendiği, ayrıca söz konusu denetim tutanaklarında her bir işçi için ayrı inceleme yapılmadığı, genel tespit ve durumun tutanak altına alındığı, buna göre, söz konusu işyerinde çalışan işçilerin açacakları işçilik alacakları davasında ayrıntılı inceleme yapılabileceği, davalı Bakanlık yönünden bu gerekçe ile davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın davalı SGK yönünden feragat nedeniyle reddine, diğer davalı ... yönünden esastan reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Dava konusu tutanaklardaki tespitlerin dayanağının ne olduğunun belirtilmediğini, bu tespitlerin dayanağı işçi beyanları ise bu beyanlara da tutanakta yer verilmediğini, müvekkili Şirketin kayıt ve beyanlarının hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmadığını, 2. Davalı işyerinde fazla çalışma yapması hâlinde; yapmış oldukları fazla çalışma ücretlerinin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışılması hâlinde ücretlerinin bordrolarda tahakkuk ettirilerek karşılıklarının banka kanalı ile ödendiğini, ara dinlenmelerin yasal sürelere uygun olarak kullandırılmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, dava konusu ... Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen teftiş tutanaklarına itiraza ilişkindir.
1. 4857 sayılı Kanun'un 91/1 hükmüne göre ..., çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder. Devletin bu ödevinin kaynağı, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 49/2 hükmünde yer alan "..., çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır." hükmüdür.
Anayasa ve Kanun ile Devlete verilen çalışma hayatının denetimi ve teftişi ödevi, Bakanlığa bağlı yetkili iş müfettişleri aracılığıyla yerine getirilir. Biçimi bakımından iş teftişi faaliyetleri, programlı teftiş ve incelemelerden oluşan program dışı teftiş olmak üzere planlanır. Programlı teftiş, genel çalışma planı kapsamında programlanan ve çalışma hayatındaki sorunların değerlendirilmesi ve önceliklendirilmesi sonucu işyerlerinde gerçekleştirilen teftişlerdir. Buna karşılık incelemelerden oluşan teftiş ise programlı teftiş dışında çalışma mevzuatı ile ilgili talep üzerine veya İş Teftiş Kuruluna intikal ettirilen evraklardan teftiş hizmetiyle bağdaşır nitelikte olanların teftiş programına alınması sonucu işyerlerinde gerçekleştirilen teftişlerdir.
4857 sayılı Kanun'un 92/3 hükmü gereğince iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar, teftişin türünün herhangi bir etkisi olmaksızın, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Bu karinenin aksi, ancak yetkili iş mahkemesine itiraz yolu ile ileri sürülebilir.
Kanun’da, iş müfettişi tarafından tutulan tutanaklar ile raporlardan ayrı ayrı söz edildiğine göre sadece tutanaklara karşı dava açılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.03.2024 tarihli ve 2024/1979 Esas, 2024/5195 Karar sayılı kararı).
Diğer taraftan 92. madde kapsamında düzenlenen tutanak ve raporlara karşı dava açılabilmesi, bunların "işçi alacaklarına ilişkin kısımları" bakımından mümkündür. Kanun’un "İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir." hükmündeki "işçilik alacaklarına ilişkin kısımları" ifadesi ile "taraflar" ifadesini birbirinden ayrı değerlendirmek mümkün değildir.
Kanun hükmünde sözü edilen taraflar arasında öncelikle ve şüphesiz, tutanak veya raporu düzenleyen müfettişlerin bağlı olduğu Bakanlık bulunmaktadır. Devletin çalışma hayatını izleme ve denetleme ödevinin sağlanması amacıyla yapılan teftişler sırasında düzenlenen rapor ve tutanaklara itiraz edilmesi hâlinde ilgili Bakanlığın yasal hasım olması kaçınılmazdır. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesi uyarınca gerek işçiler gerekse işverenlerce açılacak davalarda, davanın ilgili Bakanlığa yöneltilmemesi durumunda taraf teşkili sağlanmış olmaz.
Dairemiz uygulamasına göre 92. madde kapsamındaki davalarda husumetin, Bakanlığın yanında kimliği belirlenebilen şikâyetçi veya ihbar eden işçiye de yöneltilmesi gerekir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 15.04.2024 tarihli ve 2024/2742 Esas, 2024/6814 Karar sayılı kararı). Ancak şikâyetçi veya ihbar eden işçi konumunda olmadığı sürece, sırf tutanakta veya teftiş raporunda adı geçen işçilere husumet yöneltilmesi gerekli değildir. Dava konusu rapor ve tutanaklarda, şikâyetçi veya ihbar eden konumunda olmayan işçilerin işçilik alacaklarına ilişkin tespitlere yer verilmesi de bu sonucu değiştirmez.
Şu hâlde, bir taraftan Bakanlığın uyuşmazlık konusu tutanak veya rapor bakımından yasal hasım olması diğer taraftan da tutanak veya raporların yalnızca işçilik alacaklarına ilişkin kısımlarına itiraz edilebilir oluşu, açılacak davada kimliği belirlenebilen şikâyetçi veya ihbar eden işçinin de davada Bakanlık ile birlikte yer almasını gerektirmektedir. Aksi takdirde ihbar veya şikâyeti ile iş müfettişlerini harekete geçiren işçinin yokluğunda yargılama yapılmak suretiyle dava konusu edilen teftiş raporu veya tutanağın, aynı işçinin işçilik alacaklarına ilişkin kısımları da tartışılarak hukuka uygun olup olmadığı mahkeme kararı ile tespit edilecektir.
Oysa Devletin çalışma hayatını izleme ve denetleme ödevi gereği Bakanlığın kendiliğinden hasım olması gereken bir davada, Devletin denetim mekanizmalarını ihbar veya şikâyeti ile harekete geçiren işçiye, kendi hukukunu koruyacak açıklama ve ispat hakkı tanınması hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve hem de 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkının bir gereğidir.
Açıklanan sebeplerle, bir veya birden fazla kimliği belirlenebilen işçinin şikâyet veya ihbarı üzerine düzenlenen rapor veya tutanağa itiraza ilişkin davada, davalı Bakanlık ile kimliği belirlenebilen şikâyetçi veya ihbar eden işçiler arasında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunun kabulü gerekir. Görüldüğü üzere bu çözüm tarzı maddi ve usuli bakımdan her iki tarafın haklarının korunmasını sağlayan bir çözümdür.
Yukarıdaki açıklamalara göre somut uyuşmazlıkta; davacı işyerinde çalışan ... . isimli işçinin şikâyeti üzerine yapılan teftiş sonucu tutanak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; davada husumetin, şikâyeti üzerine teftiş başlatılan işçi ile birlikte Bakanlığa yöneltilmesi gerekir. İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek ve taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
2. Diğer taraftan dava konusu uyuşmazlığa konu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İş Teftiş Kurulu tarafından 25.01.2018 tarihinde "... Mah. ... Cad. No:31/A ... ..." ve "... Mah. ... Cad. No: 1 .../...," adreslerinde yer alan davalıya ait işyerlerine ilişkin düzenlenen 2 adet tutanağa ilişkin inceleme dosyasının tamamının, 25.11.2025 tarihli dosya eksiklik yazısı ile temininin istenmesine üzerine işbu dosya içerisine girdiği anlaşılmış olup teftiş dosyasının tamamı ve dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/2506, K. 2025/10441, 29 Aralık 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama