İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulkadir Bolluk Başvurusu (B. No: 2013/5278)

1. Başvurucu, hakkında yapılan

Başvuru No2013/5278Tarih15 Nisan 2014Okuma11 dk · 2.235 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdulkadir Bolluk Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2013/5278
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.235 kelime·11 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakkında yapılan

ceza yargılamasında uzun süre tutuklu kalması, yargılamanın uzun sürmesi ve

derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının hakkaniyete aykırı olması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/7/2013 tarihinde

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 8/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun 18/6/2006

tarihinde diğer iki kişi ile birlikte uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu

işlediği iddiasıyla 28/6/2006 tarihinde hakkında yakalama kararı verilmiş ve

yakalama emri çıkartılmıştır.

6. Üsküdar Cumhuriyet

Başsavcılığının 1/5/2008 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında kamu davası

açılmıştır.

7. Üsküdar 3. Ağır Ceza

Mahkemesi, 7/5/2008 tarihinde tensip zaptını hazırlamış ve ilk celse 29/7/2008

tarihinde yapılmıştır. Başvurucu, 10/6/2010 tarihinde yakalanmış ve aynı gün

Mahkemede yapılan duruşmanın 9. celsesinde savunması alınarak tutuklanmıştır.

8. Başvurucu, Üsküdar 3. Ağır

Ceza Mahkemesinin 7/12/2010 tarihli kararı ile uyuşturucu madde ticareti yapmak

suçundan 9 yıl hapis ve 4.800,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

9. Temyiz üzerine, Yargıtay 10.

Ceza Dairesinin 19/4/2013 tarihli ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararı

onanmıştır.

B. İlgili

Hukuk

10. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

11. Mahkemenin 15/4/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 8/7/2013 tarih ve 2013/5278

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

12. Başvurucu, uyuşturucu madde

ticareti yapmak suçundan hakkında açılan ceza davasında uzun süre tutuklu

kaldığını, yargılamanın uzun sürdüğünü ve derece mahkemesinin mahkûmiyet

kararının hakkaniyete aykırı ve adil olmadığını bu nedenlerle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği Şikâyeti

Yönünden

13. Başvurucu, makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

14. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

15. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

16. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

17. Somut başvurunun

dayanaklarından birini oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesi de, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

18. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

19. Makul süre incelemesinde;

yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava

malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; tarafların

genel olarak yargılama sürecindeki tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki

etkisi ve usuli haklarını kullanırken gereken dikkat

ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyle

ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar

ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve

yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilip

gösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir an önce

gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine

ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58).

20. Yargılama faaliyetinin

süresine ilişkin değerlendirmede, ilgili makamların tutumunun da göz önünde

bulundurulması gerekir. Bu kapsamda sadece yargı makamları değil, Devletin kamu

gücü kullanan tüm organlarına atfedilebilir bir gecikme olup olmadığı

incelenmelidir. Yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Anayasa’nın 36. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin

davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini

gerektirir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44).

21. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel

mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi

olmadığını belirterek davaların “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına fıkrasına uygun olup olmadığıyla

sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,

12/3/2013).

22. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun 18/6/2006 tarihinde işlediği iddia edilen uyuşturucu madde

ticareti suçu nedeniyle başvurucu hakkında 28/6/2006 tarihinde yakalama kararı

verilmiş ve 1/5/2008 tarihli iddianameyle kamu davası açılmıştır. Ağır Ceza

Mahkemesi, 7/5/2008 tarihinde tensip zaptını hazırlamış ve ilk celse 29/7/2008

tarihinde yapılmıştır. Başvurucu, 9. celsenin yapıldığı 10/6/2010 tarihinde

yakalanmış ve aynı tarihte savunması alınarak tutuklanmıştır. Başvurucunun

savunmaları doğrultusunda yeni ara kararlar veren Mahkeme 12. celsenin

yapıldığı 7/12/2010 tarihinde başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapmak

suçundan 9 yıl hapis ve 4.800,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 19/4/2013

tarihli ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararı onanmıştır. Bu durumda iki

dereceli yargılama sisteminde davanın yaklaşık 7 yıl sürdüğü anlaşılmaktadır.

23. Buna karşın yaklaşık 7 yıl

süren yargılama sürecinde başvurucunun suçtan sonra kaçması nedeniyle hakkında

yakalama emri çıkartılmış ve başvurucu ancak 10/6/2010 tarihinde yakalanabilmiş

ve savunması alınmıştır. Bu tarihten sonra duruşmada üç celse daha yapılmış ve

Mahkeme, 7/12/2010 tarihinde kararını vermiştir. Başvurucu yakalandıktan sonra

yapılan iki celse Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yazılan müzekkere

cevabı beklenmiş, son celsede ise sanık ve müdafilerine savunmalarını

hazırlamaları için süre verilmiştir.

24. Başvurucu yakalandıktan

sonra İlk Derece Mahkemesinde yargılama 5 ay 27 gün sürmüştür. İlk derece

Mahkemesinin kararını verdiği tarihten Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 19/4/2013

tarihli onama kararına kadar geçen süre ise 2 yıl 4 ay 12 gün olarak

gerçekleşmiştir. Başvurucunun yakalandığı tarihten Yargıtayın

onama tarihine kadar geçen süre ise 2 yıl 10 ay 9 gün olarak gerçekleşmiştir.

25. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

26. Somut olayda, başvuruya konu

uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan ceza yargılamasında ilk derece

mahkemesi ve temyiz mahkemesinin tutumlarının özel bir karmaşıklık

göstermediği, yargılamanın iki dereceli mahkeme önünde toplam 7 yıl sürdüğü

tespit edilmiştir. Buna karşın başvurucunun yakalanmasından sonra derece

mahkemesi önündeki yargılamanın yaklaşık 6 ayda, temyiz sürecinin yaklaşık 2

yıl 4 ayda tamamlandığı, bu durumda yargılamanın uzamasında duruşmalara

gelmeyen başvurucunun yakalanmasının beklenmesinin en önemli etken olduğu

sonucuna ulaşılmıştır. Yargılama süresinin bütünü dikkate alındığında ilk

derece ve Yargıtaydaki yargılama sürecinde

başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

27. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun makul süreyi aştığını ileri sürdüğü yargılamasının uzunluğu

konusunda açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurunun, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kararın Adil Olmadığı İddiası Yönünden

28. Başvurucu, derece

mahkemesinin mahkûmiyet kararının hakkaniyete aykırı ve adil olmadığını ileri

sürmüştür.

29. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

31. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık bir

keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak

ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince

incelenemez (B. No: 2012/1027, § 26, 12/2/2013).

32. Somut olayda başvurucu,

aracında ele geçirilen kokain maddesini satmak amacıyla bulundurduğu

gerekçesiyle toplam 9 yıl hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmıştır.

Başvurucu, mahkûmiyet kararının objektif ve somut kriterlere dayanmadığını

ileri sürmüş, yargılamanın adilliğine ilişkin başka bir şikâyette de

bulunmamıştır.

33. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir

hatası ve açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

34. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı Şikâyeti Yönünden

35. Başvurucu, uzun süre tutuklu

kalması nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

37. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından

yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme

karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da

içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No:

2012/832, 12/2/2013, § 14).

38. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 30).

39. Ancak başvurucu hali hazırda

tahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise

bireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa

belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu

tür ihlal iddiaları bakımından da varsa başvuru yolları denendikten sonra

bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 31).

40. Ne var ki başvurunun kabul

edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya

kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir.

Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespit

edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu

tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür

(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).

41. Ancak kişi serbest bırakılmadan

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,

mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda

kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru

incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi

arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş

olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta

erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya

ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli

suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona

ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez.

Nitekim gerek AİHM, gerekse Yargıtay, mahkûmiyet

kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet

kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının

(a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası

tutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında

dikkate almamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007, §§

23-24; Şahap Doğan/Türkiye,

29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından

da benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42

sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmü

kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit

görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü

olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk

süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

33).

42. Somut olayda başvurucu

10/6/2010 tarihinde Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklanmış, ilk derece

mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 7/12/2010 tarihinde tutukluluk hali bu

anlamda sona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan suç sabit

görülerek 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun “tutukluluğun makul süreyi

aştığı” yönündeki şikâyetine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihai

kararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012

tarihinden önce verildiği anlaşıldığından başvurunun “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksunluk”,

2. Kararın adil olmadığı iddiası yönünden “açıkça

dayanaktan yoksunluk”,

3. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiası yönünden “zaman bakımından yetkisizlik”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

15/4/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Abdulkadir BOLLUK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5278, 15 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Kaleli
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5278
Tarih
15 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Ömer Üğdül Başvurusu (B. No: 2013/2056)
  • Nail Artuç Başvurusu (B. No: 2013/2839)
  • Sadettin Pahsa ve Bedri Orundaş Başvurusu (B. No: 2013/736)
  • Ali Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/6689)
  • Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi Başvurusu (B. No: 2012/636)
  • Mesut Özbezen Başvurusu (B. No: 2013/8175)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.