İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adalet Mehtap Buluryer Başvurusu (B. No: 2013/5447)

1. Başvurucu, sosyal denge yardımının ödenmemesi nedeniyle

Başvuru No2013/5447Tarih16 Ekim 2014Okuma39 dk · 7.783 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Adalet Mehtap Buluryer Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/5447
R.G. Tarih-Sayı
10/1/2015-29232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.783 kelime·39 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, sosyal denge yardımının ödenmemesi nedeniyle

2006 yılında İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı iptal ve tam yargı davasının

reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek,

sendikaya üye olmama özgürlüğü, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/7/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 24/12/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci

Bölümün 23/1/2014 tarihli ara kararı gereğince, başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

I.5. Adalet Bakanlığının

25/3/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu vekili,

Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Fatih Belediye Başkanlığı (Belediye) ile Belediye ve Özel

İdare Çalışanları Birliği Sendikası (BEM-BİR-SEN) arasında, 1/5/2005 ilâ

31/12/2006 tarihleri arasında geçerli olmak üzere “Sosyal Yardım Sözleşmesi” düzenlenmiştir.

8. Fatih Belediyesi Zabıta Müdürlüğünde büro memuru olarak

çalışan başvurucu, Belediyeye başvurarak, sosyal denge yardımı adı altında

diğer çalışanlara verilen ücretin kendisine de ödenmesini talep etmiştir.

9. Belediye, 15/5/2006 tarih ve 261 sayılı yazı ile

başvurucunun talebini reddetmiştir.

10. Başvurucu, 2006 yılı Haziran

ayında Belediye aleyhine İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı davada;

15/5/2006 tarih ve 261 sayılı işlemin iptalini ve yoksun kaldığı sosyal denge

yardımının ödenmesini talep etmiştir.

11. Mahkemece, 25/1/2008 tarih ve E.2006/2120, K.2008/121

sayılı kararla; Anayasa'nın 146. maddesi ile 25/6/2001 tarih ve 4688 sayılı

Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 19. maddesine göre,

kamu görevlileri sendikalarına, üyeleri adına toplu görüşmelere katılma hakkı

tanınmakla birlikte üyeleri adına idarelerle toplu sözleşme yapma hakkı

tanınmadığı, 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 146.

maddesi gereği, memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin

ettiği görevler karşılığında bu Kanun’la sağlanan haklar dışında ücret

ödenemeyeceği, hiçbir yarar sağlanamayacağı, dolayısıyla kamu görevlileri

sendikalarına, üyeleri adına toplu sözleşme yapma hakkı verilmediğinden,

yasaların memurlara tanımış olduğu haklar dışında ne ad altında olursa olsun

herhangi bir ödeme yapılması olanağı bulunmadığından dava konusu işlemde

mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

12. Temyiz üzerine, Danıştay Onuncu Dairesinin 14/9/2011

tarih ve E.2008/10256, K.2011/335 sayılı ilamıyla; karar usul ve hukuka uygun

olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek

mahiyette görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar

verilmiştir.

13. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 9/5/2013 tarih ve

E.2012/622, K.2013/4277 sayılı ilamıyla; kararın düzeltilmesi dilekçesinde

ileri sürülen hususların 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 54. maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığı gerekçesiyle

reddedilmiştir.

14. Karar, 25/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 12/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

17. 2577 sayılı Kanun'un 10.

maddesi şöyledir:

“1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir

işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

2. (Değişik bent: 10/06/1994

- 4001/5 md.) Altmış gün içinde bir cevap

verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten

itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya,

idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde

idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak

dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma

süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı

geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük

sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın

tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.”

18. 2577 sayılı Kanun'un 12.

maddesi şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya

tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri

gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu

husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın

tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra

tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde

de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 16/10/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 12/7/2013 tarih ve 2013/5447

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, Belediyede memur

olarak görev yaptığını, 1/5/2005 ilâ 31/12/2006 tarihleri arasında geçerli

olmak üzere Belediye ile BEM-BİR-SEN arasında düzenlenen “Sosyal Yardım Sözleşmesi” gereği

Belediyedeki diğer kamu görevlilerine ödeme yapıldığını, Belediyenin kendisine

yakın sendikaya üye olmayanlara ve emekliliği hak edenlere ödeme yapmadığını,

kendisinin de anılan sendikaya üye olmadığını ve emekliliği hak ettiğini,

Belediye tarafından 2006 yılı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında keyfî olarak eksik

ödeme yapıldığını, Haziran ayında ise hiç ödeme yapılmadığını, Belediyeye

yaptığı başvurunun 15/5/2006 tarihinde reddedildiğini, İstanbul 5. İdare

Mahkemesinde açtığı davanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları dikkate alınmaksızın reddedildiğini,

temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesince hükmün onandığını, karar düzeltme

isteminin aynı Dairece reddedildiğini, yargılamanın uzun sürdüğünü, Danıştay

kararlarının gerekçesiz olduğunu, Belediye tarafından yapılan bu ödemeden yararlanmak

için BEM-BİR-SEN üyesi olmaya zorlandığını belirterek, sendikaya üye olma

özgürlüğü, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

21. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, Belediye ile BEM-BİR-SEN arasında yapılan “Sosyal Yardım Sözleşmesi”(sözleşme)

ile kamu görevlilerine verilen yardımlardan, anılan Sendikaya üye olmadığı için

yararlandırılmadığını belirterek, eşitlik ilkesinin ve sendikaya üye olma özgürlüğünün

ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun anılan iddiaları sendikaya üye olmama

özgürlüğünün ihlali iddiası niteliğinde olup, bu kapsamda değerlendirme

yapılmıştır. Yine başvurucunun, İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı davanın

gerekçesiz şekilde reddedilmesinin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini

ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Başvurucunun anılan iddiaları yargılama sürecine

ve yargılama sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup, bu

iddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılama Süreci ile Sonucunun Adil Olmadığı

İddiası Yönünden

22. Başvurucunun, İstanbul 5.

İdare Mahkemesinde açtığı davanın gerekçesiz şekilde reddedilmesi ve Danıştay

tarafından kararın onanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Sendikaya Üye Olmama Özgürlüğünün İhlali

İddiası Yönünden

23. Başvurucunun, sendikaya üye

olmama özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de açıkça dayanaktan

yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası Yönünden

24. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti de açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu

şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de

bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak da kabul

edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yargılama Süreci ile Sonucunun Adil Olmadığı

İddiası Yönünden

25. Başvurucu, İstanbul 5. İdare

Mahkemesinde açtığı davanın AİHS ve AİHM kararları dikkate alınmaksızın

gerekçesiz şekilde reddedildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

26. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, adil yargılanma ve

gerekçeli karar hakkının ihlali iddialarına ilişkin olarak görüş

sunulmayacağını bildirmiştir.

27. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

28. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

29. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel

başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

30. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

31. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin,

bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri,

bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

32. 6216 sayılı Kanun'un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,

... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verebilir.”

33. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve bu

çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkın

ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlara

ilişkin olduğu açıktır (B. No:2012/1056, 16/4/2013, § 34).

34. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin

kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS'in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

36. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların

eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

37. Yargılama makamları,

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B.No:10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini

sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda,

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

38. Somut olayda başvurucu,

Belediye ile BEM-BİR-SEN arasında düzenlenen “Sosyal

Yardım Sözleşmesi” gereği Belediyedeki diğer kamu görevlilerine

ödeme yapılmasına rağmen kendisine ödeme yapılmadığını, Belediyeye yaptığı

başvurunun 15/5/2006 tarihinde reddedildiğini, İstanbul 5. İdare Mahkemesinde

açtığı davanın AİHS ve AİHM kararları dikkate alınmaksızın reddedildiğini

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Mahkemece, Anayasa'nın 146.

maddesi ile 4688 sayılı Kanun'un 19. maddesine göre, kamu görevlileri

sendikalarına, üyeleri adına toplu görüşmelere katılma hakkı tanınmakla

birlikte üyeleri adına idarelerle toplu sözleşme yapma hakkı tanınmadığı, 657

sayılı Kanun'un 146. maddesi gereği, yasaların memurlara tanımış olduğu haklar

dışında ne ad altında olursa olsun hiçbir ödeme yapılması olanağı bulunmadığından

dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine

karar verilmiştir.

40. AİHM, kamu görevlilerinin

toplu sözleşme yapma hakkı konusunda, başlangıçta, AİHS’in

11. maddesinin, sendikalara özel bir muamele öngörmediğini ve özellikle de

toplu sözleşme yapma hakkını güvence altına almadığını değerlendirmiştir (bkz. İsveçli Lokomotif Sürücüleri Sendikası/İsveç,

A serisi, no:20, 6/2/1976, § 39). Ayrıca bu hakkın, AİHS tarafından güvence

altına alınan bir hakkın özünde mutlaka var olan bir unsur oluşturmadığını da

ifade etmiştir (bkz. Schmidt ve Dahlström/İsveç,

A serisi no: 21, 6/2/1976, § 34).

41. Daha sonra AİHM, toplu iş

sözleşmesinin, sendika özgürlüğünün etkili bir şekilde kullanılması açısından

vazgeçilmez bir unsur olmamasına rağmen, sendikalar açısından üyelerinin

çıkarlarını korumak için yararlanılacak yollardan biri olabileceğini

değerlendirmiştir. Sendika, üyeleri adına söyleyeceklerini dinlemesi için

işverenini ikna etmeye çalışmak konusunda bir şekilde özgür olmalıdır (bkz. Wilson§Ulusal Gazeteciler Birliği ve Diğerleri/Birleşik Krallık,

no: 30668/96, 30671/96, 30678/96, 2002, § 44).

42. AİHM, toplu iş sözleşmesi

imzalama hakkının, üyelerinin çıkarlarını sağlama ve korumanın tek yolu

olabileceğini göz önünde bulundurmuştur. AİHM bununla ilgili olarak, sendika

özgürlüğü ile toplu iş sözleşmesi imzalama özgürlüğü arasındaki organik bağın,

Avrupa Sosyal Şartı içerisinde yer alan Bağımsız Uzmanlar Komitesi tarafından

değerlendirildiğini belirtmiştir (bkz. Demir

ve Baykara /Türkiye, B.no: 34503/97, 12/11/2008, § 35).

43. AİHM, toplu iş

sözleşmesinin, sendikal özgürlüğün bir parçası olarak değerlendirilmesi

gerektiğini bildirmiştir (bkz. Demir ve

Baykara /Türkiye, B.no: 34503/97, 12/11/2008, § 36).

44. Sonuç olarak AİHM, toplu iş

sözleşmesinin, sendikal özgürlüğün bir parçası olarak değerlendirilmesi

gerektiğini, sendikal haklar çerçevesinde sendikalar ile devlet arasında toplu

görüşme ve bu görüşme sonunda toplu iş sözleşmesi yapılabileceğini ve bu

sözleşmenin geçerli olduğunu kabul etmiştir. Öte yandan kamu görevlileri olan

memurlar tarafından kurulan sendikaların, işveren konumundaki idare ile toplu

görüşme ve sonucunda yapılan toplu sözleşmenin, Türkiye tarafından imzalanmış

olan uluslararası sözleşmelere uygun olduğunu, toplu sözleşmenin, sendika için

üyelerinin çıkarlarını iyileştirme ve korumanın temel bir yolu olduğunu ortaya

koymuştur.

45. Anayasa’nın “Milletlerarası andlaşmaları

uygun bulma” kenar başlıklı 90. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş

Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar

hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek

cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe

konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla

kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek

uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri

esas alınır.”

46. Belirtilen düzenlemeyle,

usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin

uluslararası andlaşmalarda yer alan düzenlemelerin

kanun hükmünde olduğu belirtilerek, 7/5/2004 tarihinde yapılan değişiklikle

fıkraya eklenen son cümle ile hukukumuzda kanunlar ile temel hak ve

özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalar

arasında bir çeşit hiyerarşi ihdas edilmiş ve aralarında uyuşmazlık bulunması

halinde andlaşmalara öncelik tanınacağı hüküm altına

alınmıştır. Bu düzenleme uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin

uluslararası bir andlaşma ile bir kanun hükmünün

çatışması halinde, uluslararası andlaşma hükmünün

öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda başta yargı mercileri olmak üzere,

birbiriyle çatışan temel hak ve özürlüklere ilişkin bir uluslararası andlaşma hükmü ile bir kanun hükmünü önlerindeki olaya

uygulamak durumunda olan uygulayıcıların, kanunu göz ardı ederek uluslararası andlaşmayı uygulama yükümlülükleri vardır (B. No.

2013/4439, 6/3/2014, § 35).

47. Anayasa’nın 90. maddenin

beşinci fıkrası uyarınca, söz­leşmeler hukuk sistemimizin bir parçası olup,

kanunlar gibi uygulanma özelliğine sahiptir. Yine aynı fıkraya göre, uygulamada

bir kanun hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan sözleşme hükümleri

arasında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, sözleşme hükümlerinin esas

alınması zorunludur. Bu kural bir zımni ilga kuralı olup, temel hak ve

özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleriyle çatışan kanun hükümlerinin uygulanma

kabiliyetini ortadan kaldırmaktadır (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, § 45).

48. Somut olayda, Fatih Belediyesi Zabıta Müdürlüğünde büro

memuru olarak çalışan başvurucu, Belediyeye başvurarak, sosyal denge yardımı

adı altında diğer çalışanlara verilen ücretin kendisine de ödenmesini talep

etmiş, Belediye, 15/5/2006 tarihinde başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucu,

İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı davada; 15/5/2006 tarihli işlemin

iptalini ve yoksun kaldığı sosyal denge yardımının ödenmesini talep etmiştir. Davalı

Belediye savunmasında, “Sosyal Yardım

Sözleşmesi” gereği, çalışma performansına göre ödeme yapıldığını,

farklı bir muameleye tabi tutmanın söz konusu olmadığını, performans kriterleri

dikkate alınarak ödemelerin gerçekleştirildiğini belirterek davanın reddini

istemiştir.

49. İstanbul 5. İdare Mahkemesi,

Anayasa'nın 146. maddesi ile 4688 sayılı Kanun'un 19. maddesine göre, kamu

görevlileri sendikalarına, üyeleri adına toplu görüşmelere katılma hakkı

tanınmakla birlikte üyeleri adına idarelerle toplu sözleşme yapma hakkı

tanınmadığı, 657 sayılı Kanun'un 146. maddesi gereği, memurlara kanun, tüzük ve

yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanun’la

sağlanan haklar dışında ücret ödenemeyeceği, hiçbir yarar sağlanamayacağı,

dolayısıyla kamu görevlileri sendikalarına, üyeleri adına toplu sözleşme yapma

hakkı verilmediğinden, yasaların memurlara tanımış olduğu haklar dışında ne ad

altında olursa olsun herhangi bir ödeme yapılması olanağı bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, Danıştay tarafından da bu gerekçe

aynen kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme istemi reddedilmiştir.

50. Belediye ile Sendika

arasında düzenlenen sözleşmede, bu sözleşmenin amacının, çalışma performansını

artırarak demokratik ve katılımcı çalışma düzenini oluşturmak olduğu

belirtilmiştir. Bu doğrultuda Belediye tarafından “Sosyal Yardım Değerlendirme Yönergesi” hazırlanmış, tüm

çalışanlar için değerlendirme formları düzenlenerek puanlama yapıldığı

belirlenmiştir.

51. Başvuruya konu yargılama kapsamında

Mahkemece verilen kararın yasal mevzuata dayanılarak verildiği anlaşılmaktadır.

Ancak, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, ilgili hükümlerin sözü edilen

AİHS hükümleri ile çatıştığı görülmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığı karara

bağlayan Derece Mahkemelerinin, AİHS ve diğer uluslararası insan hakları andlaşmalarını değerlendirerek bir sonuca varması

gerekmektedir.

52. Somut başvuru açısından,

başvurucunun temel hak ve özgürlüklere dair uluslararası andlaşmaların

kanun hükümlerine nazaran öncelikle uygulanacağı ve bu kapsamda AİHS’in ve AİHM içtihadının yargı mercilerince dikkate

alınmadığı ve tartışılmadığı anlaşılmaktadır.

53. Yukarıda da açıklandığı

üzere uluslararası sözleşmeler ve AİHM kararları dikkate alındığında, kamu

görevlileri tarafından kurulan sendikalara, üyelerinin çıkarlarını korumak

amacıyla toplu görüşme ve toplu sözleşme yapma hakkı verildiği, somut olayda da

Sendika ile Belediye arasında “Sosyal Yardım

Sözleşmesi” yapıldığı halde, Mahkemece bu hususlar

değerlendirilmemiş, anılan sözleşme ve bu sözleşmenin geçerliliği

tartışılmamış, sözleşmedeki hükümlere değinilmemiş, başvurucunun iddiaları ve

davalı Belediyenin savunmaları tartışılmamış, sadece Anayasa ve ilgili kanunlar

göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmiştir. Adil yargılanma

hakkı açısından, başvurucunun sunduğu tüm deliller, Belediye tarafından yapılan

savunma ve “Sosyal Yardım Değerlendirme

Yönergesi”, Sendika ile Belediye arasındaki sözleşme hükümleri,

Belediye tarafından başvurucuya ödeme yapılmamasının temel gerekçesi

tartışılarak, Sendika ile Belediye arasında sosyal yardım sözleşmeleri

yapılabileceği de kabul edilmek suretiyle, tüm deliller değerlendirilerek karar

verilmesi gerekir. Mahkemece, bu hususlar değerlendirilmeksizin ve tartışılmaksızın

davanın reddine karar verildiği, dolayısıyla, yargılamanın tümü ve sonucu

bakımından adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığı anlaşılmaktadır.

54. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Sendikaya Üye Olmama Özgürlüğünün İhlali

Yönünden

55. Başvurucu, BEM-BİR-SEN üyesi olmadığı için anılan Sendika

ile Belediye arasından düzenlenen sözleşmede belirtilen sosyal denge tazminatının

kendisine ödenmediğini, BEM-BİR-SEN üyesi olmaya zorlandığını, anılan Sendikaya

üye olmayanlara ödeme yapılmadığını belirterek, sendikaya üye olmama

özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Danıştay Onuncu Dairesince, Anayasa'nın 53. maddesinde 7/5/2010

tarihinde yapılan değişikliğin dikkate alınmadığını, memurların da meşru

sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla çok özel durumlar dışında, çıkarlarını

korumak için sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak hakkına sahip

olduklarını, AİHM kararlarında da bu hususa işaret edildiğini, sendikaya üye

olma veya üyelikten çıkma hakkının anayasal bir hak olduğunu belirterek, esas

incelemesi sırasında bu hususların dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.

57. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı başvuru

dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.

58. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan

bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından

müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

59. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

60. Anayasa'nın 51. maddesinin

birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde,

ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden

izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma

ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye

olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.

Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla

sınırlanabilir.

...

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki

haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun

olarak kanunla düzenlenir.”

61. Anayasa'nın, 7/5/2010 tarih

ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun ile yapılan değişiklikten önceki mülga 53. maddesinin

ikinci fıkrası şöyledir:

“128 inci maddenin ilk fıkrasına giren kamu görevlilerinin

kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin

birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde

hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı

mercilerine başvurabilir ve İdareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme

yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat

metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idari veya kanuni

düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur...”

62. Anayasa'nın 53. maddesinin,

7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun ile değiştirilen üçüncü fıkrası şöyledir:

“Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma

hakkına sahiptirler.”

63. Anayasa'nın 55. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Ücret emeğin karşılığıdır.

Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret

elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli

tedbirleri alır.”

64. AİHS’in 11. maddesi şöyledir:

“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına

sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar

kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu

hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal

güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç

işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi

tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca

yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel

değildir.”

65. 657 sayılı Kanun'un 1.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun, Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, İl

Özel İdareleri, Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kurdukları

birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan

fonlarda, kefalet sandıklarında veya Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüklerinde

çalışan memurlar hakkında uygulanır.”

66. 657 sayılı Kanun'un 22.

maddesi şöyledir:

“Devlet memurları, Anayasada ve özel kanununda

belirtilen hükümler uyarınca sendikalar ve üst kuruluşlar kurabilir ve bunlara

üye olabilirler.”

67. 4688 sayılı Kanun'un 2.

maddesi şöyledir:

“Bu Kanun, Devletin veya diğer kamu tüzel

kişilerin yürütmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin görüldüğü genel,

katma ve özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara

bağlı kuruluşlarda kamu iktisadi teşebbüslerinde, özel kanunlarla veya özel

kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan banka ve teşekküller ile bunlara

bağlı kuruluşlarda ve diğer kamu kurum veya kuruluşlarında işçi statüsü dışında

çalışan kamu görevlileri hakkında uygulanır.”

68. 4688 sayılı Kanun'un 14. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Sendikalara üye olmak serbesttir.

Kamu görevlileri çalıştıkları işyerinin

girdiği hizmet kolunda kurulu bir sendikaya üye olabilirler.”

69. 4688 sayılı Kanun'un 4/4/2012 tarih ve 6289 sayılı Kamu

Görevlileri Sendikaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18.

maddesi ile değiştirilen 28. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Toplu sözleşme; kamu görevlilerinin mali ve

sosyal haklarını düzenleyen mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak kamu

görevlilerine uygulanacak katsayı ve göstergeler, aylık ve ücretler, her türlü

zam ve tazminatlar, ek ödeme, toplu sözleşme ikramiyesi, fazla çalışma ücreti,

harcırah, ikramiye, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, cenaze giderleri,

yiyecek ve giyecek yardımları ve diğer mali ve sosyal hakları kapsar.

Toplu sözleşme ikramiyesi hariç olmak üzere

toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmasında sendika üyesi olan ve sendika üyesi

olmayan kamu görevlileri arasında ayrım yapılamaz.”

70. Sendika, çalışanların mali ve sosyal haklarını korumak ve

geliştirmek için meydana getirilen kuruluştur. Sendikal özgürlük kavramı,

sendika kurma hakkı ile sendikaya üye olma ve sendikadan çıkma haklarını

kapsamaktadır. Sendikaya üye olma özgürlüğü, bir kimsenin sendikaya üye

olmasının iradî olmasını gerektirir. Bu özgürlük aynı zamanda, birden çok

sendikadan istenilen sendikanın seçilmesi ve o sendikaya üye olma hakkını da

içerir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 68).

71. Sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı, örgütlenme

özgürlüğünün şekli ve özel bir yönüdür (bkz.

Belçika Ulusal Polis Sendikası kararı / Belçika, 27 Ekim 1975, B.

No: 4464/70, § 17).

72. Sendikaya üye olmama hakkına AİHS’de açıkça yer verilmemiş

olması, örgütlenme özgürlüğünün negatif yönünün AİHS’in

11. maddesinin dışında bırakıldığı ve sendikaya üye olmaya zorlamanın bu hükmün

amacına uygun olduğu anlamına gelmez. AİHS’in 11.

maddesinin, sendika üyeliği anlamında her türlü zorlamaya izin verecek şekilde

yorumlanması, bu hükmün amaçladığı özgürlüğün özünü zedeler (bkz. Young, James ve Webster / Birleşik Krallık, B.No: 7601/76; 7806/77, 13/8/1981, § 52).

73. Belli bir sendikaya üye olmaya zorlama, AİHS anlamında her zaman

sorun oluşturmasa da, somut olayın koşulları altında belirli bir zorlama şekli,

AİHS’in 11. maddesi ile korunan örgütlenme

özgürlüğünün özüne zarar verebilir (bkz. Gustafsson / İsveç, B.No: 15573/89, 25/4/1996, § 45).

74. Örgütlenme özgürlüğünün amaçlarından biri, AİHS’in

9. ve 10. maddelerinde güvence altına alınan kişisel düşüncelerin korunmasıdır.

Bu koruma, negatif ve pozitif örgütlenme özgürlüğünün birlikte güvence altına

alınmasıyla sağlanabilir (bkz. Chassagnou ve Diğerleri / Fransa, B.No: 25088/94, 28331/95, 28443/95, 29/4/1999, § 103). Kişisel düşüncelerin

korunması ise, AİHS’in 11. maddesinde zımni olarak

kabul edilen kişinin seçim yapma hakkının önemli bir sonucu ve bu maddenin

negatif yönünü ortaya koyan önemli bir unsurdur (bkz. Sorensen ve Rasmussen

/ Danimarka, B.No: 52562/99, 52620/99, 11/1/2006, § 54).

75. Sendikal hakların kullanılması konusunda devletin pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Anayasa'nın 51. maddesi uyarınca çalışanlar,

önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe

üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptirler. Bu hakların

gerçek ve etkili şekilde serbestçe kullanılmasını sağlamak, devletin pozitif

yükümlülüğü içindedir. 51. maddede ayrıca, hiç kimsenin bir sendikaya üye

olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamayacağı düzenlenmiş olup, bu hakların

serbestçe kullanılmasını sağlamak ve buna ilişkin engelleyici durumları ortadan

kaldırmak da devletin negatif yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmektedir.

76. AİHS’in 11. maddesi temel olarak,

maddede yer verilen haklardan etkili bir şekilde faydalanılmasını sağlama

konusunda devletin pozitif yükümlülüğünü gerekli kılar. Bunun yanında, sendikaya

üye olmama hakkına AİHS’de yer verilmemiş olması, örgütlenme özgürlüğünün

negatif yönünün AİHS’in 11. maddesinin dışında

bırakıldığı anlamına gelmeyeceği için sendikaya üye olmaya zorlama da 11.

maddeye aykırılık oluşturur. AİHS’deki bu düzenleme ve anlayışa paralel olarak,

Anayasa’nın 51. maddesi de, sendikaya serbestçe üye

olma ve üyelikten serbestçe çekilme hakları ile hiç kimsenin bir sendikaya üye

olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaması ilkesi devletin bu hak kapsamındaki

pozitif ve negatif yükümlülüklerini içermektedir.

77. Başvuru konusu olayda

başvurucu, BEM-BİR-SEN üyesi olmadığı için Sendika ile Belediye arasından

düzenlenen “Sosyal Yardım Sözleşmesi”nde

belirtilen sosyal denge tazminatının kendisine ödenmediğini, BEM-BİR-SEN üyesi

olmaya zorlandığını, anılan Sendikaya üye olmayanlara ödeme yapılmadığını

belirterek, sendikaya üye olmama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

78. Sosyal denge tazminatı, kamu kurum ve kuruluşlarında, işçi

olarak çalışanlar dışındaki kamu görevlilerinin aylık maaşlarına ek olarak,

kamu görevlilerinin ekonomik durumlarının daha iyi hale getirilmesi amacıyla

ilgili kurum tarafından sosyal yardım adı altında kamu görevlilerine ödenen tazminattır.

79. Başvurucu, Fatih Belediyesi Zabıta Müdürlüğünde Büro Memuru

olarak çalışmakta olup, BEM-BİR-SEN üyesi değildir. Anılan Belediye ile

BEM-BİR-SEN arasında 4/10/2005 tarihinde “Sosyal

Yardım Sözleşmesi” (sözleşme) düzenlenmiştir.

80. Sözleşmenin 2. maddesinde

taraflar, işveren olarak Fatih Belediye Başkanlığı ile çalışan memurları

temsilen BEM-BİR-SEN olarak belirtilmiştir.

81. Sözleşmenin 4. maddesinde, sözleşmenin, kişi olarak işyerlerinde

çalışan ve sözleşme süresince işe alınan BEM-BİR-SEN üyesi çalışanları

kapsadığı bildirilmiştir.

82. Sözleşmenin 5. maddesinin (A) bendinde, sosyal yardım

sözleşmesinden BEM-BİR-SEN üyelerinin faydalanacağı, sendikaya üye olmayanların

sosyal denge sözleşmesinden yararlanmaları için sendika aidatı ödemeleri

gerektiği, sonradan üye olanların ise üyeliklerinin sendika tarafından

Belediyeye bildirildiği tarihten itibaren sözleşmeden yararlandırılacağı

düzenlenmiştir. 5. maddenin (B) bendinde ise, uyarı, kınama, maaş kesim veya

kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almış olanların, mazeret izni

kullananlar ile raporlu olanların görevden uzak kaldıkları sürede, geçici

olarak görevden uzaklaştırılanlar, kendi isteğiyle başka bir belediyeye geçici

olarak görevlendirilenler ve ücretsiz izin alanların görevden uzak kaldıkları

süre içinde bu sözleşmeden yararlandırılmayacağı belirtilmiştir.

83. Sözleşmenin 5. maddesinin (A) bendinde sendika aidatı olarak,

sözleşmenin 14. maddesinin (a) bendinin dikkate alınacağı belirtilmiştir. 14.

maddenin (a) bendinde ise, işverenin, sendika aidatı olarak sendikaya üye

olanlardan sözleşmedeki aylık ödenek tutarından %2, üye olmayanlardan ve

görevlendirme ile belediyede görev yapan memurlardan ise %4 kadarını çalışanın

bordrosundan Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğünün tebliğine göre

tevkif usulü keseceği belirtilmiştir.

84. Sözleşmenin 17. maddesinde, çalışanlara, 657 sayılı Kanun'a göre

verilen ücrete ilaveten, işverence her ayın 15'inde ödenecek olan net tutarlara

ek olarak tüm memurlara aylık 250,00 TL, tüm müdürlere aylık 350,00 TL,

bürokrat başkan yardımcılarına aylık 500,00 TL sosyal yardım ödemesi yapılacağı

bildirilmiştir.

85. Sözleşmenin 21. maddesinde ise, sözleşmenin 1/10/2005 tarihinde

başlayacağı ve 31/12/2006 tarihinde sona ereceği, yeni sözleşme yapılıncaya

kadar yapılan bu sözleşmenin kazanılmış hak kabul edileceği düzenlenmiştir.

86. Başvurucu, “Sosyal Yardım Sözleşmesi”ne

rağmen 2006 yılı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında eksik

ödeme yapıldığını, Haziran ayında ise hiç ödeme yapılmadığını, ödeme yapılması

için Belediyeye yaptığı başvurunun reddedildiğini ileri sürerek, Belediyenin

işleminin iptali ile yoksun kaldığı sosyal denge yardımının ödenmesi talebiyle

İstanbul 5. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

87. Mahkemece, kamu görevlileri sendikalarına üyeleri adına toplu

sözleşme yapma hakkı verilmediği ve yasaların memurlara tanımış olduğu haklar

dışında her ne ad altında olursa olsun ödeme yapılması olanağı bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

88. Somut olayda İstanbul 5. İdare Mahkemesi, Anayasa'nın 7/5/2010

tarihli değişiklikten önceki 53. maddesini dikkate alarak davanın reddine karar

vermiş, Danıştay Onuncu Dairesi de Anayasa'nın 53. maddesinde yapılan

değişiklikleri değerlendirmeksizin hükmü onamış ve karar düzeltme istemini

reddetmiştir.

89. Gerçekten de 5982 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce

Anayasa'nın 53. maddesinin üçüncü fıkrasında, kamu görevlilerinin kanunla kendi

aralarında kurmalarına izin verilecek sendikalar ve üst kuruluşların, üyeleri

adına yargı mercilerine başvurabilecekleri ve idareyle amaçları doğrultusunda

toplu görüşme yapabilecekleri düzenlenmiştir. Anılan hükümde kamu görevlileri

tarafından kurulan sendikalar veya üst kuruluşların, idareyle toplu sözleşme yapma

hakkı düzenlenmemiş, ancak bunu kısıtlayan bir hükme de yer verilmemiştir. 5982

sayılı Kanun ile Anayasa'nın 53. maddesinde yapılan değişiklikten sonra, kamu

görevlileri tarafından kurulan sendikalar ve üst kuruluşların, idareyle toplu

sözleşme yapabilmesi hüküm altına alınmıştır.

90. Anayasa'nın 51. maddesine göre, işçi niteliği taşımayan kamu

görevlileri, sendika kurma veya sendikaya üye olma haklarına sahip oldukları

gibi, sendikaya üye olmaya veya üyelikten ayrılmaya da zorlanamazlar.

91. Somut olayda, başvurucu, kamu görevlisi olarak Fatih Belediyesi

Zabıta Müdürlüğünde çalışmakta olup, BEM-BİR-SEN üyesi değildir. Belediye ile

BEM-BİR-SEN arasında 4/10/2005 tarihinde “Sosyal

Yardım Sözleşmesi” düzenlenmiş, ancak BEM-BİR-SEN üyesi olmayan veya

anılan Sendikaya aidat ödemeyen kamu görevlilerinin bu sözleşmeden

yararlanamayacakları ve bu kişilere aylık sosyal yardım ödemesi yapılmayacağı

hüküm altına alınmıştır. Ancak, AİHM'e göre, AİHS’in 11. maddesi uyarınca, sendika üyelerine Devlet

tarafından farklı muamele yapılamaz (bkz.

Akat/Türkiye, B.No. 450050/98, 20/9/2005).

92. Anılan sözleşmenin 5. maddesinin (B) bendinde ise, kamu

görevlilerine verilebilecek cezaları alan kişilerin de sosyal yardım

ödemelerinden yararlanamayacakları düzenlenmiştir.

93. Fatih Belediyesinde kamu görevlisi olarak çalışan başvurucu

hakkında herhangi bir ceza verilmediği halde, anılan sözleşme gereği yapılan

ödemeler kesilmiştir.

94. Belediye ile BEM-BİR-SEN arasında yapılan sözleşmede, kamu

görevlilerine sosyal yardım ödemesi yapılmasının, anılan Sendikaya üye olunması

veya üye olunmasa dahi sendika üyelik aidatının ödenmesi şartına bağlandığı

anlaşılmıştır. Sendikaya üye olmadan sadece üyelik aidatı ödenmesi halinde ise,

bu aidatın, sendikaya üye olanların ödediği aidattan fazla olduğu

belirlenmiştir.

95. Mutlak değil sınırlanabilir bir hak olan sendikaya üye olmama

özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine

tabidir. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13.

maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple sendikaya üye

olmama özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin, Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

96. Sendikaya üye olmama

özgürlüğüne getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze

dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından

öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

97. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, “sendikaya üye olmama özgürlüğüne” yönelik

bir müdahale bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı

kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığının, söz konusu

hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığının, kısıtlamanın

demokratik toplumda gerekli olup olmadığının ve kullanılan araçların orantısız

olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.

i. Müdahalenin

Mevcudiyeti Hakkında

98. Başvurucu, BEM-BİR-SEN üyesi olmadığı için Sendika ile Belediye

arasından düzenlenen “Sosyal Yardım Sözleşmesi”nde

belirtilen sosyal denge tazminatının kendisine ödenmediğini, BEM-BİR-SEN üyesi

olmaya zorlandığını, anılan Sendikaya üye olmayanlara ödeme yapılmadığını

belirterek, sendikaya üye olmama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

99. Sendika kurma ve sendikaya

üye olma hakkı, sendikaya üye olmama özgürlüğünü de içerir. BEM-BİR-SEN ile

Belediye arasında yapılan “Sosyal Yardım

Sözleşmesi” ile kamu görevlilerine, anılan Belediye tarafından her

ay maaşlarına ek olarak sosyal yardım ödemesi yapılması kararlaştırıldığı

halde, sosyal yardım ödemesi yapılmasının temel şartı olarak, BEM-BİR-SEN'e üye olunması veya üye olunmasa dahi sendika üyelik

aidatının ödenmesinin gösterilmesi ve bu aidatın da üye olanların ödediği

aidattan yüksek olması, Anayasa'nın 51. maddesine ve AİHS'in

11. maddesine aykırı olarak, sendikaya üye olmaya zorlama, dolayısıyla

sendikaya üye olmama özgürlüğüne müdahale niteliğinde kabul edilebilir.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

Hakkında

100. Sendikaya üye olmama özgürlüğüne yapılan müdahale, Anayasa’nın

13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 13.

maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu itibarla, sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş

olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Kanunlar Tarafından Öngörülme

101. BEM-BİR-SEN ile kamu kurumu niteliğindeki Belediye arasında

yapılan “Sosyal Yardım Sözleşmesi”

ile kamu görevlilerine, anılan Belediye tarafından her ay maaşlarına ek olarak

sosyal yardım ödemesi yapılması kararlaştırıldığı halde, sosyal yardım ödemesi

yapılmasının temel şartı olarak, BEM-BİR-SEN'e üye

olunması veya üye olunmasa dahi sendika üyelik aidatının ödenmesinin

gösterilmesi ve bu aidatın da üye olanların ödediği aidattan yüksek olması

sözleşme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek bir husustur. Anayasa’nın

48. maddesinde de belirtildiği üzere, hukuk sisteminde sözleşme özgürlüğü

esastır. 5982 sayılı Kanun ile Anayasa’nın 53. maddesinde ve 6289 sayılı Kanun

ile 4688 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerden önce Sendikalara İdare ile

toplu görüşme yapma hakları tanınmış, fakat toplu sözleşme yapma hakkı ile

ilgili yasaklayıcı bir düzenleme yapılmamıştır. Dolayısıyla sözleşmenin

imzalandığı 4/10/2005 tarihi itibarıyla, Belediye ile Sendika arasında böyle

bir sözleşme yapılmasının hukuken mümkün olduğu ve buna engel olan hukuki bir

düzenleme de mevcut olmadığına göre, anılan sözleşmenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

102. Başvuru konusu olayda, BEM-BİR-SEN ile Belediye arasında yapılan

“Sosyal Yardım Sözleşmesi” ile

kamu görevlilerine maaşlarına ek olarak yardım verilmesiyle kamu görevlilerinin

ekonomik durumlarının daha iyi hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bu sözleşmede,

yardımdan faydalanmak için sendikaya üye olma şartının bulunması, sendika üyesi

olmayanların ise üyelik aidatının iki katını ödemeleri şartı ile yardımdan

yararlanabilmeleri, örgütlenmeye ve sendika üyeliğine teşvik mahiyetinde kabul

edilebilir. Dolayısıyla bu yönden, yapılan sözleşmenin meşru bir amaç taşıdığı

sonucuna varılmıştır.

3. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

103. Son olarak bu sözleşme ile kamu görevlilerine, Belediye

tarafından her ay maaşlarına ek olarak tazminat ödemesi yapılması

kararlaştırıldığı halde, sosyal yardım ödemesi yapılmasının temel şartı olarak,

BEM-BİR-SEN'e üye olunması veya üye olunmasa dahi

sendika üyelik aidatının ödenmesinin gösterilmesi ve bu aidatın da üye

olanların ödediği aidattan yüksek olması ile “sendikaya

üye olmama özgürlüğüne” yapılan müdahale arasında makul bir dengenin

gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

104. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratik toplumu, “Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum

düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve

özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla

sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

24/9/2008) biçiminde tarif etmiştir. Başka bir deyişle yapılan sınırlama hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa,

etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı

ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı

olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 17/4/2008).

105. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin

gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla

birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi

önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olma şartı ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

106. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple sendikaya üye olmama

özgürlüğüne getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen

müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

107. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan BEM-BİR-SEN’e üye olmayanların sosyal yardımdan yararlanmaları için

anılan Sendikaya üye olanların ödedikleri aidatın iki katını ödemek zorunda

bırakılmaları, sendikaya üye olmama özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olup olmadığı

olacaktır.

108. Bu çerçevede sendikaya üye olmama özgürlüğüne yapılan

müdahalenin, izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını belirleyebilmek için

olayın bütünlüğüne bakılarak bu özgürlüğün özüne zarar verilip verilmediğinin

değerlendirilmesi gerekir. Sendikaya üye olmama şeklindeki negatif özgürlüğün

özüne zarar verecek ve makul olmayan şekilde sendikaya üye olmaya zorlama,

ölçüsüz ve orantısız bir müdahale olarak kabul edilebilir. AİHS’in

11. maddesi temel olarak, maddede düzenlenen hakların kullanılması sırasında

kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korunmayı amaçlamaktadır.

109. Somut olayda, sosyal yardım ödemesi yapılmasının temel şartı

olarak BEM-BİR-SEN'e üye olunması veya üye olunmasa

dahi sendika üyelik aidatının ödenmesinin gösterilmesi ve bu aidatın da üye

olanların ödediği aidattan yüksek olması nedeniyle sendikaya üye olmama özgürlüğüne

yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı ve sendikaya üye olmama özgürlüğünün

özüne müdahale niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmiştir. “Sosyal Yardım Sözleşmesi” ile verilen sosyal yardımdan faydalanmak için

Sendika üyesi olma zorunluluğu bulunmadığı, Sendikaya üye olmayanların da bu

yardımdan yararlanabilecekleri, bunun için BEM-BİR-SEN üyesi olanların ödediği

sendikal aidatın sadece iki katının ödenmesi şartı (sözleşmenin 14. maddesinin

(a) bendi gereği sendikaya üye olanlardan sözleşmedeki aylık ödenek tutarından

%2, üye olmayanlardan aylık %4 kadar kesinti yapılması şartı) bulunduğu dikkate

alındığında, bu şart müdahale edilen hakkın özünü zedelemediği gibi, ölçüsüz

bir müdahale olarak da nitelendirilemez. Zira sosyal yardımdan yararlanmak için

anılan Sendikaya üye olma zorunluluğu bulunmamakta olup, yalnızca üye olanların

ödediği sendika aidatının iki katının ödenmesi yeterlidir. Bu durum ise

sendikaya üye olmama özgürlüğünün özüne yönelik orantısız ve makul olmayan bir

müdahale olarak değerlendirilemez.

110. Yukarıdaki hususlar dikkate

alındığında, BEM-BİR-SEN’e üye olmayanların sosyal

yardım sözleşmesinden yararlanmaları için anılan sendikaya üye olanların

ödedikleri aidatın iki katını ödemeleri şartının sendikaya üye olmama özgürlüğüne

yönelik orantısız bir müdahale olmadığı ve bu bağlamda demokratik toplum

düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı kanaatine

varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 51. maddesinde düzenlenen

sendikaya üye olmama özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Üye Engin Yıldırım bu görüşe katılmamıştır.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı

İddiası Yönünden

111. Başvurucu, 2006 yılı Haziran

ayında İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı iptal ve tam yargı davasının makul

sürede tamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

112. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanma

hakkının ihlali iddialarına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

113. Anayasa ve AİHS’in ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),

AİHS metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili

hükmü AİHS’in 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek AİHS’in lafzi içeriğinde

yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut

başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup,

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

114. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

115. Anayasa’nın 36. maddesi ve AİHS’in

6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul

sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu iptal ve tam yargı

davasında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

116. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 2006 yılı Haziran ayıdır.

117. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Somut olayda yargılamanın sona erdiği tarih, Danıştay tarafından karar

düzeltme isteminin reddedildiği 9/5/2013 tarihidir.

118. Başvuru konusu olayda, başvurucu, 2006 yılı Haziran

ayında İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı davada, Fatih Belediyesinde memur

olarak çalıştığı sırada, Belediye ile BEM-BİR-SEN arasında yapılan “Sosyal Yardım Sözleşmesi”nde belirtilen sosyal yardımların

ödenmediğini, bu amaçla yaptığı başvurunun anılan Belediye tarafından

reddedildiğini ileri sürerek, Belediye işleminin iptalini ve yoksun kaldığı

sosyal yardımın faiziyle birlikte ödenmesini, anılan işlemin yürütmesinin

durdurulmasını talep etmiştir. Mahkemece, davalının savunması alınarak,

tarafların delilleri toplanmış, 25/1/2008 tarihinde davanın reddine karar

verilmiştir.

119. Başvurucunun temyizi

üzerine, Danıştay Onuncu Dairesince 14/9/2011 tarihinde hüküm onanmıştır.

120. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin

9/5/2013 tarihli ilamıyla reddedilerek, aynı tarihte hüküm kesinleşmiştir.

121. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

iptal ve tam yargı davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına sebep olduğu da söylenemez.

122. Başvurunun konusu olan iptal ve tam yargı davasında

yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, temyiz ve

karar düzeltme safhalarının uzun sürdüğü ve yargılamanın makul olmayan uzun bir

süre olan altı yıl on bir ayda tamamlandığı görülmektedir. İptal ve tam yargı

davalarının niteliği dikkate alındığında, bu sürenin makul olmadığı açıktır.

123. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

d. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası Yönünden

124. Başvurucu, İstanbul 5. İdare

Mahkemesinde açtığı davanın reddedildiğini ve Danıştay tarafından hükmün onandığını,

bu şekilde sosyal yardım ödemelerinden yararlanamadığını belirterek, mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

125. Başvurucunun, yargılama

sürecine ve sonucuna ilişkin adil yargılanma hakkının ihlali iddiaları yönünden

yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yargılamanın yenilenmesine karar

verildiği, mülkiyet hakkının ihlali iddiasının yargılamanın yenilenmesi

davasında Derece Mahkemesince değerlendirilebileceği kabul edilerek, anılan

ihlal iddiasının bu aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

126. Başvurucu, maddi ve manevi

zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir.

127. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesi halinde hakkaniyete

uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağını bildirmiştir.

128. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

129. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

130. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin altı yıl on bir aylık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

131. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı, ayrıca adil yargılanma

hakkının ihlali iddiası yönünden yeniden yargılama yapılması yolunun açıldığı

anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

132. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2. Sendikaya üye olmama

özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY

BİRLİĞİYLE,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

OY BİRLİĞİYLE,

B. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

2. Sendikaya üye olmama özgürlüğünün

ihlali iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 51. maddesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE, üye Engin YILDIRIM’ın karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosyanın İstanbul 5. İdare Mahkemesine gönderilmesine, OY

BİRLİĞİYLE,

D. Başvurucuya makul sürede yargılama yapılmamasına dayalı

adil yargılanma hakkını ihlali nedeniyle net 5.000,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,

16/10/2014

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu,

memur olarak çalıştığı belediyenin bir sendikayla imzaladığı “Sosyal Yardım

Sözleşmesi” gereğince yaptığı ödemeden yararlanmak için o sendikaya üye olmaya zorlandığını,

bunun da sendika özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Sözleşmede

sosyal yardım yapılması memurun belli bir sendikaya üye olması veya üye

olmaması halinde sendikaya üyelik aidatı ödemesi ve bu aidatın da üye olanların

ödediğinden yüksek olması şartına bağlanmıştır. Çoğunluk, bu şartları

örgütlenmeye ve sendika üyeliğine teşvik olarak değerlendirerek, sendika

özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru olduğu sonucuna varmıştır. Oysa tam

tersine bu şartların kişileri söz konusu ödemeden yararlanabilmek için

istemediği bir sendikaya üye olmaya zorlamasını sendika özgürlüğüne yapılan

müdahalenin meşru bir amaç taşımadığının bir kanıtı olarak da görmek mümkündür.

Bilindiği

üzere sendika özgürlüğü sendikaya üye olmama özgürlüğünü de kapsamaktadır.

Kişinin, çeşitli nedenlerle üye olmak istemediği bir sendikaya üye olmaya

zorlanması Anayasa’nın 51.maddesinde güvence altına alınan sendika özgürlüğüne

aykırılık oluşturmaktadır. 1 Belediye ile bir sendikanın imzaladığı

sosyal yardım sözleşmesinde üye olmayanların yardımdan yararlanmasını üyelerin

ödediği aidatın iki katı aidat ödemeleri şartına bağlanması, bu miktarda aidat

ödemek istemeyen kişinin ödemeden faydalanmasının tek yolu olarak tercih

etmediği bir sendikaya üye olmak zorunda bırakılmasına neden olmaktadır.

Kişinin burada üye olmak istemediği bir sendikaya üye olmaya dolaylı olarak

zorlandığını görmekteyiz.

Yukarıda

belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 51. maddesinde belirtilen

sendika özgürlüğü ihlal edilmiştir.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

Adalet Mehtap BULURYER

Vekili

:

Av. Metin İRİZ

1Bölümümüz kararının 70-75. paragraflarında sendika özgürlüğünün

devlete getirdiği pozitif ve negatif yükümlülüklerle ilgili olarak Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi içtihatlarına değinildiğinden burada bunlar tekrar

edilmemiştir. Üye Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5447, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Başvurucuya makul sürede yargılama yapılmamasına dayalı
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5447
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Hasan Hüseyin Dal Başvurusu (B. No: 2013/2265)
  • Mehmet Halim Oral Başvurusu (B. No: 2012/1221)
  • Mehmet Savni Kafadaroğlu Başvurusu (B. No: 2013/5996)
  • İhsan Malkara Başvurusu (B. No: 2013/1881)
  • Hulusi Kutlu ve Ayşe Kutlu Başvurusu (B. No: 2013/7789)
  • Cemil Hasanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4178)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.