İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Hüseyin Dal Başvurusu (B. No: 2013/2265)

1. Başvurucu, işçi alacaklarına

Başvuru No2013/2265Tarih16 Ekim 2014Okuma23 dk · 4.523 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasan Hüseyin Dal Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/2265
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.523 kelime·23 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, işçi alacaklarına

ilişkin açtığı davanın makul süreyi aşarak yaklaşık 9 yılda tamamlandığını,

bozma kararının gereğinin yerine getirilmediğini, davasını ABD Doları üzerinden

açmasına rağmen kararın TL üzerinden verildiğini, şartları oluştuğu halde

birleştirme kararı verilmediğini, Basın İş Kanunu’nun 29. maddesi gereği

işverene izin alacağının üç katı kadar idari para cezasına hükmedilmesi

gerektiği halde mahkemece bunun dikkate alınmadığını belirterek hukuk devleti

ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 26/3/2013

tarihinde İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 12/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 27/9/2013 tarihli görüş yazısı,

21/10/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet

Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 5/11/2013 tarihinde

ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucunun 14/7/1965 tarihinden itibaren çalıştığı The

Associated Press ile olan

iş akdi, 18/10/2004 tarihinde işveren tarafından feshedilmiştir.

8. Başvurucu, 6/12/2004 tarihinde İstanbul 7. İş Mahkemesinde fazlaya dair

haklarını saklı tutarak kıdem tazminatı fark alacağı için 500 ABD Doları, ihbar

tazminatı fark alacağı için 500 ABD Doları, fazla çalışma alacağı için 5.000

ABD Doları, ücretli izin alacağı için 5.000 ABD Doları ve tahakkuk tarihinden

itibaren işlemiş faiz alacağı için 9.000 ABD Doları olmak üzere toplam 20.000

ABD Doları talepli alacak davası açmıştır.

9. Başvurucunun talep ettiği

alacak kalemlerinin miktarlarının hesaplanması için Mahkemenin kararıyla 3/5/2006 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Bilirkişi

raporunda, ücretli izin alacağı dışındaki alacaklar bakımından değerlendirme

yapılarak başvurucuya fazladan kıdem tazminatı ödendiği, ihbar tazminatının

16,00 TL eksik ödendiği tespit edilmiş, fakat başvurucunun çalıştığı dönemleri

kapsayan ücret bordroları dosyada mevcut olmadığından ücretli izin alacağının

miktarı değerlendirilememiştir.

10. Bunun üzerine Mahkemenin

kararıyla 24/7/2006 tarihli yeni bir bilirkişi raporu

düzenlenmiştir. Başvurucunun izne hak kazandığı ilk tarih olan 14/7/1966 ile 1991 yılları arasındaki döneme ilişkin ücret

bordroları bulunamadığından, başvurucunun 1991 yılındaki brüt alacağının asgari

ücrete oranlanması üzerine bulunan katsayı dikkate alınarak tahmini bir

hesaplama yapılmıştır. Raporda ücretli izin alacağının

miktarı, 5 yıllık zamanaşımı süresinin fesih tarihinden itibaren başlaması hali

ile izinlerin kullandırılması gerektiği tarihten itibaren başlaması hali olmak

üzere iki seçeneğe göre değerlendirilmiş ve 39 yıllık izin ücret alacağı

miktarı 27.610,72 TL ve 5 yıllık izin ücreti 24.949,42 TL olarak

hesaplanmıştır.

11. Mahkemenin kararıyla üç

kişilik bir bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 5/2/2007

tarihli yeni bilirkişi raporunda da daha önceki raporlarla benzer şekilde

başvurucuya fazladan kıdem tazminatı ödendiği, ihbar tazminatının 16,00 TL

eksik ödendiği, fazla çalışmasının ispatlanamadığı ve son 5 yıllık izin

ücretinin talep edilebileceği gerekçesiyle ve izin hakkının doğduğu tarihteki

ücretler esas alınarak 27.504,11 TL izin ücret alacağı bulunduğu yönünde tespitler

yapılmıştır.

12. Mahkeme, 18/7/2007

tarih ve E.2004/840, K.2007/392 sayılı kararıyla, kıdem tazminatının

başvurucuya fazlasıyla ödendiği, fazla çalışma alacağı ve %5 fazla ödeme

alacağı taleplerinin ise fazla çalışmaya ilişkin kanıt bulunmaması ve bu

konudaki tanık anlatımlarında yeterli açıklık bulunmaması nedenleriyle reddine;

başvurucuya yıllık izinlerinin kullandırılmadığı kanaati ile dava dilekçesinde

dava konusu alacakların ABD Doları üzerinden istenmesine rağmen başvurucuya

yapılan ödemelerin dolar karşılığı Türk Lirası üzerinden ödendiği ve davacının

fazla ödenen kıdem tazminatının mahsup edilmesi talebini uygun bularak

24/7/2006 tarihli bilirkişi raporunun ikinci seçeneği doğrultusunda ve taleple

bağlı olarak 7.099,50 TL ücretli izin alacağına ve ödenmeyen 16,00 TL ihbar

tazminatı fark alacağının tahsiline hükmederek davayı kısmen kabul etmiştir.

13. Karar, başvurucu tarafından

temyiz edilmiştir. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 9/4/2009 tarih ve E.2007/38467, K.2009/10129 sayılı

kararıyla, başvurucu fesihten itibaren 5 yıllık süre içinde davasını açtığına

göre yıllık izin alacağı bakımından zamanaşımına uğramış alacaktan söz

edilemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının buna ilişkin hükmünü

bozmuştur. Diğer temyiz itirazları ise reddedildiğinden bozma dışında kalan

hususlarda karar kesinleşmiştir.

14. Bozma kararından sonra 7/7/2009 tarihinde yapılan celsede, başvurucunun ücretli

izin talep ettiği döneme ilişkin başvurucuya ödenen ücretlerle ilgili yazılı

belge mevcut ise celbi için işverene yazı yazılmasına dair ara karar

verilmiştir.

15. Başvurucu, 29/7/2009 tarihinde fazlaya ilişkin hakları için İstanbul 2.

İş Mahkemesinde ayrı bir dava açmıştır.

16. Başvurucu, fazlaya dair

alacaklarını talep ettiği dava ile görülmekte olan davanın birleştirilmesi

talebinde bulunmuş, fakat bu talebi İstanbul 7. İş Mahkemesince reddedilmiştir.

17. Bozma kararı sonucu davayı

inceleyen İstanbul 7. İş Mahkemesi, 6/10/2009 tarih ve

E.2009/332, K.2009/483 sayılı kararıyla, yıllık izin ücretinin miktarı

konusunda tarafların itirazı olmadığından tekrar hesaplama yapılmaksızın önceki

davada alınan bilirkişi raporunda belirlenen rakamlar üzerinden bozma gerekçesi

doğrultusunda davayı kabul ettiğini belirtmiş, ancak taleple bağlı olarak

7.099,50 TL ücretli izin alacağının başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

18. Başvurucunun temyiz

itirazlarını inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 29/12/2009

tarihli kararıyla 7. İş Mahkemesinin kararını onamıştır. Karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

19. Başvurucunun fazlaya ilişkin

alacakları için 29/7/2009 tarihinde açtığı dava,

İstanbul 2. İş Mahkemesinin 15/6/2010 tarih ve E.2009/645, K.2010/497 sayılı

kararıyla, 7. İş Mahkemesindeki dosya kapsamı, davacı ve davalının dilekçeleri

ile 24/7/2006 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen miktar doğrultusunda hükme

bağlanmış ve İstanbul 7. İş Mahkemesi kararında belirtilen miktardan ayrı

olarak 14.488,57 TL izin alacağının ödenmesine karar verilmiştir.

20. İstanbul 2. İş Mahkemesinin

kararı da başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz talebini inceleyen

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 11/12/2012 tarih ve

E.2010/29441, K.2012/42165 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararını

onamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

21. Kesinleşen karar başvurucuya

26/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu

26/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

23. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 16/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

26/3/2013 tarih ve 2013/2265 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, işçi alacaklarına

ilişkin açtığı davanın makul süreyi aşarak yaklaşık dokuz yılda tamamlandığını,

13/6/1952 tarih ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar

Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’a göre kendisine ödenmesine

karar verilmesi gereken fazla çalışma ücreti ile ilgili yeterli delil varken

mahkemenin görmezden geldiğini, mahkemece bozma kararının gereği yerine

getirilmeden hüküm verildiğini, davasını ABD Doları üzerinden açmasına ve

ücretini bu para cinsi üzerinden almasına rağmen kararın TL üzerinden

verildiğini, şartları oluştuğu halde fazlaya ilişkin hakları için açtığı dava

ile birleştirme kararı verilmediğini, Basın İş Kanunu’nun 29. maddesi gereği

işverene izin alacağının üç katı kadar idari para cezasına hükmedilmesi

gerektiği halde mahkemece bunun dikkate alınmadığını belirterek hukuk devleti

ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve temel

haklarının ihlal edildiğinin tespiti ile 97.312 ABD Doları maddi tazminatın

kendisine ödenmesi ya da izin ücretinin tahsili amacıyla yeniden yargılama

yapılması taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun işçi alacaklarına ilişkin açtığı davanın kısmen

kabulüne karar verildiğini belirterek, hukuk devleti ilkesinin ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, yargılama

sürecine ve verilen kararın sonucu itibarıyla adil olup olmadığına yönelik

olup, bu iddialar yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası kapsamında

değerlendirilmiş, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddiaları ise ayrıca incelenmiştir. Ayrıca başvurucu şikâyetlerine konu davanın

9 yıl sürdüğünü dile getirse de başvurucunun açtığı iki farklı dava olduğu ve

bunlardan 7. İş Mahkemesinde açılan davanın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29/12/2009 tarihli kararıyla kesinleştiği, 2. İş

Mahkemesinde açtığı davanın ise aynı Dairenin 11/12/2012 tarihli kararıyla

kesinleştiği göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Zaman Bakımından Yetki

27. Başvurucu İstanbul 7. İş

Mahkemesinde açtığı davayla ilgili olarak Basın İş Kanununa göre kendisine

ödenmesine karar verilmesi gereken fazla çalışma ücreti ile ilgili yeterli

delil varken mahkemenin delilleri görmezden geldiğini, mahkemece bozma

kararının gereği yerine getirilmeden hüküm verildiğini, şartları oluştuğu halde

fazlaya ilişkin hakları için açtığı dava ile birleştirme kararı verilmediğini,

Basın İş Kanununun 29. maddesi gereği işverene izin alacağının üç katı kadar

idari para cezasına hükmedilmesi gerektiği halde mahkemece bunun dikkate

alınmadığını iddia etmektedir.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

herkesin, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği

hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın geçici 18. maddesinin yedinci fıkrasında

bireysel başvuruya ilişkin düzenlemelerin iki yıl içinde tamamlanacağı ve

uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvuruların

kabul edileceği, 6216 sayılı Kanun’un 76. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

ise Kanunun 45 ilâ 51 inci maddelerinin 23/9/2012

tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

29. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

30. 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş

Mahkemeleri Kanunu’nun 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanunla değişmeden önceki

8. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir;

“İş mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca

iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.

Yargıtay'ın bu kararlarına karşı karar tashihi istenemez”

31. 5521 sayılı İş Mahkemeleri

Kanunu’na 5308 sayılı Kanunla eklenen geçici 1. madde şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235

sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin

Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce

verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadar

Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında İş Mahkemeleri

Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin hükümleri

uygulanır.”

32. Anayasa ve 6216 sayılı

Kanun’un anılan hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme,

ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan

bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler karşısında,

anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde

yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Mahkemenin zaman bakımından

yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle,

bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınmaları gerekir (B. No:

2012/947, § 16, 12/2/2013)

33. Öte yandan, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve

Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği

ilkesinin bir gereğidir. (B. No: 2012/51, § 18, 25/12/2012)

34. Bir hükme karşı

başvurulabilecek kanun yolunun kalmaması veya baştan böyle bir yolun

bulunmaması ile hüküm şeklî anlamda kesinleşir. Kesinleşme olağan kanun

yollarının tüketilmesi veya tüketilmesi için öngörülen zamanın geçmesi ile

gerçekleşmektedir (B. No: 2012/947, § 18, 12/2/2013).

35. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun 6/12/2004 tarihinde

İstanbul 7. İş Mahkemesinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak açtığı kıdem

tazminatı fark alacağı, ihbar tazminatı fark alacağı, fazla çalışma alacağı ve

ücretli izin alacağı talepli davasında Mahkemenin, ihbar tazminatı ve ücretli

izin alacağı dışındaki talepleri reddettiği ve bu kararın Yargıtay 9. Hukuk

Dairesinin 29/12/2009 tarihli kararıyla kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Başvurucu, 29/7/2009 tarihinde İstanbul 2. İş

Mahkemesinde önceki mahkemede talep ettiği yıllık ücretli izin alacaklarının

fazlasına ilişkin hakları için ayrı bir dava açmış ve davanın 11/12/2012

tarihinde kesinleşmesinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

36. Bu durumda başvurucunun

başvuru dilekçesinde dile getirdiği İstanbul 7. İş Mahkemesindeki görülen

davaya yönelik şikâyetlerine konu yargılamanın Anayasa Mahkemesi’nin bireysel

başvuruları kabul etmeye başladığı 23/9/2012

tarihinden önce 29/12/2009 tarihli onama kararıyla kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan nedenlerle,

başvuru konusu İstanbul 7. İş Mahkemesinde görülen davada verilen kararın

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012

tarihinden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun, bu davaya konu

şikâyetler bakımından diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı

İddiası

38. Başvurucu, davasını ABD

Doları üzerinden açmasına ve ücretini bu para cinsi üzerinden almasına rağmen

kararın TL üzerinden verildiğini ve alması gerekenden daha az yıllık izin

ücretine hükmedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

39. Adalet Bakanlığının görüş

yazısında başvurucunun yukarıda geçen iddialarının özünün esas itibariyle

derece mahkemesince hukuk kurallarının yorumlanmasına ve uygulanmasına ilişkin

olduğu, Yargıtay içtihadına göre ücretin yabancı para olarak ödendiğinin belge

ile ispat edilmesini zorunlu tuttuğu, başvurucunun bu durumu mahkeme önünde

ispat edemediği, derece mahkemesinin ilgili hukuku yorumunda ve delilleri

takdirinde keyfilik bulunmadığı belirtilmiştir.

40. Başvurucu Adalet

Bakanlığının görüş yazısına karşı işverenle yaptığı sözleşmede ücretin yabancı

para cinsinden kararlaştırıldığını, bordosunda da ücretin yabancı para cinsi

karşılığı TL olarak hesaplanarak ödendiğini belirterek mahkeme kararında

keyfilik olduğunu iddia etmiştir.

41. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

42. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

43. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

44. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

45. Öte yandan benzer konularda

aynı derecedeki yargı mercileri arasındaki içtihat farklılıkları tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi, derece

mahkemeleri veya temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak, tarafların

talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil

yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 36).

46. Başvuru konusu olayda

başvurucu, işçi alacakları için 7. İş Mahkemesinde açtığı davada Mahkeme

başvurucunun yıllık ücretli izin alacaklarına dair iddiasını kabul ederek talep

ettiği miktar lehine karar vermiş, başvurucu ise yıllık ücretli izin

alacaklarının fazlaya ilişkin hakları için 2. İş Mahkemesinde yeni bir dava

açarak 97.312,00 ABD Doları izin alacağının kendisine ödenmesi talebinde

bulunmuştur. Mahkeme önceki dava dosyası kapsamı ve bu davada alınan 24/7/2006 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamayı

dikkate alarak başvurucuya 14.488,57 TL ücretli izin alacağının dava tarihinden

itibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir.

47. Başvurucu davasını ABD

Doları üzerinden açmasına, ücretini bu para cinsi üzerinden almasına, ücret

bordrolarının da ABD Doları cinsinden hazırlanmasına rağmen kararın TL

üzerinden verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmektedir.

48. Başvurucunun yıllık ücretli

izin alacaklarının fazlaya ilişkin hakları için açtığı davada Mahkeme,

başvurucunun 7. İş Mahkemesinde açtığı işçi alacaklarına dair dava dosyası ile

başvurucu ve davalının dilekçelerini inceleyerek değerlendirmiş ve önceki dava dosyası

kapsamına atıf yaparak burada yer alan ödemelerin ABD Doları karşılığı TL

cinsinden yapılması nedeniyle alacakların da TL üzerinden hesaplanması görüşü

ile önceki davada alınan 24/7/2006 tarihli bilirkişi

raporunda yapılan hesaplamayı benimseyerek fazlaya ilişkin alacakları TL

üzerinden tespit ederek hüküm vermiştir. Başvurucunun başvuruya konu ettiği

gerekçelerle yaptığı temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi “kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici

sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde isabetsizlik görülmemesi”

gerekçesiyle temyiz itirazlarını reddederek ilk derece mahkemesi hükmünü

onanmıştır.

49. Yargıtay içtihatlarında,

davacıların ücretin yabancı para cinsi üzerinden ödendiğini iddia etmeleri

durumunda, bunun açık ve kesin olarak yazılı belge ile ortaya konması

gerektiği, aksi halde kural olarak ülkede tarafların TL üzerinden anlaşmaya

vardıklarının kabul edilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk

Dairesi, E.2011/1081, K.2011/4564, 21/3/2011). Başvuru

konusu olayda başvurucunun ibraz ettiği bordrolarından ücretinin ABD Doları

karşılığı TL olarak kendisine ödendiği görülmektedir. Derece Mahkemesi bu

durumun yabancı para ödemesi sayılmayacağı yönündeki yorumla başvurucunun

alacağını TL üzerinden belirlemiştir.

50. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

51. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya açıkça

keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası Yönünden

53. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucu, işçi alacaklarına

ilişkin açtığı davanın makul süreyi aşarak yaklaşık 9 yılda tamamlanması

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

55. Adalet Bakanlığı görüşünde,

yargılama süresinin makul olup olmadığını incelerken her olayın kendine özgü

koşullarının, davanın karmaşık olup olmadığının, yargılama süresince tarafların

gösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumlarının, davanın başvurucu

açısından taşıdığı önem gibi hususların dikkate alındığını belirtmiş, somut

başvuruya konu 2. İş Mahkemesinde görülen davanın iki dereceli yargılamada 3

yıl 5 ay sürdüğü, ilk derece mahkemesinin 10 ayda karar verdiği, kalan sürenin

temyiz aşamasında geçtiğini ifade etmiş, başvurucunun yargılama süresinin uzun

olduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken bu hususların da göz önünde

bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunmuştur.

56. Başvurucu, Adalet

Bakanlığı’nın görüşüne karşı beyanında, makul sürede yargılanma hakkına yönelik

beyanda bulunmamıştır.

57. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

58. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

59. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

60. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

61. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

62. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

63. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

64. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

65. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

66. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

67. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, işçi alacağının tahsili için açılan bir alacak davasının söz konusu

olduğu görülmekle, 4857 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri

konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

68. Başvurucu açmış olduğu iki

davanın toplam yargılama süresinin 9 yılı aşması nedeniyle makul süre

şikâyetini dile getirmekle beraber zaman bakımından yetki bölümünde anlatıldığı

gibi başvurucunun 6/12/2004 tarihinde İstanbul 7. İş

Mahkemesinde açtığı farklı kalemlerde işçilik alacağı talepli davasında

Mahkeme, ihbar tazminatı ve ücretli izin alacağı dışındaki taleplerini

reddetmiş ve bu karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 29/12/2009 tarihli kararıyla

kesinleştiğinden bu davada öne sürülen şikâyetler zaman bakımından yetki

nedeniyle kabul edilmez bulunmuştur. Bu sebeple başvurucunun 29/7/2009

tarihinde İstanbul 2. İş Mahkemesinde yıllık ücretli izin alacaklarının

fazlasına ilişkin hakları için açtığı dava makul süre şikâyeti yönünden

incelenecektir.

69. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin

işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup,

somut başvuru açısından İstanbul 2. İş Mahkemesinde açılan dava açısından bu

tarih 29/7/2009

tarihidir.

70. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, temyiz incelemesi yapan

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11/12/2012 tarihli onama

kararı olduğu anlaşılmaktadır.

71. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

72. Makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olan

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaati kriteri çerçevesinde

bireylerin ekonomik geleceği ve çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara

alındığında, iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı

organlarının özel bir itina göstermesi gerekmektedir (Bkz.,

B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59). Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun

çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak

genel mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi ihdas ederek iş

davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz

bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 60).

73. Belirtilen hususun yanı sıra

6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda

yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku

uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit

yargılama usulü yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha

kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 64-65).

74. Söz konusu başvurunun konusu

olan yıllık ücretli izin alacaklarının fazlasına ilişkin haklar için açılan

alacak davasında yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı

değerlendirildiğinde, İstanbul 2. İş Mahkemesinde 29/7/2009

tarihinde açılan davada yaklaşık 10 buçuk ay sonra 15/6/2010 tarihinde karar

verildiği, ancak temyiz incelemesinin yaklaşık 2 yıl 6 ay sürdüğü, gecikmenin

esas olarak temyiz incelemesinde geçen süreden kaynaklandığı ve yargılamanın

toplam süresinin 3 yıl 5 ay olduğu anlaşılmaktadır (§ 19-20).

75. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğü

görülmekle, 4857 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı

Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 4857 sayılı

Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu

anlaşılmaktadır (§ 66-67).

76. 4857 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiş olup (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59-82),

başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası

gereken usul işlemlerinin niteliği çerçevesinde davaya bütün olarak

bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık 3 yıl 5 aylık yargılama sürecinde

özellikle davanın konusunun daha önce kesinleşen bir davada alınamayan fazlaya

ilişkin alacak talepli olması ve detaylı bir incelemeyi gerektirmemesi dikkate

alındığında makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

78. Başvurucu, yargılamanın adil

olmaması ve makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

79. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

80. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 3 yıl 5 aylık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 2.100,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

81. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından ve

başvurucunun makul süre dışındaki şikâyetleri hakkında kabul edilemezlik kararı

verildiği göz önünde bulundurulduğunda başvurucunun maddi tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

82. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan ibaret yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1.

İstanbul 7. İş Mahkemesinde görülen davaya konu edilen şikâyetler yönünden “zaman bakımından yetkisizlik”,

2.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin şikâyetler yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkına yönelik iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 2.100,00 TL manevi

TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

16/10/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Selami

ER

Başvurucu : Hasan Hüseyin DAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2265, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya net 2.100,00 TL manevi
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Altan
  18. Yıldırım
  19. Topal
  20. Er
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2265
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Halim Oral Başvurusu (B. No: 2012/1221)
  • Mehmet Savni Kafadaroğlu Başvurusu (B. No: 2013/5996)
  • İhsan Malkara Başvurusu (B. No: 2013/1881)
  • Hulusi Kutlu ve Ayşe Kutlu Başvurusu (B. No: 2013/7789)
  • Cemil Hasanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4178)
  • Gaziler Enerji ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1660)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.