İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Türko Başvurusu (B. No: 2013/5949)

1. Başvurucu, 1-12/2004 dönemi

Başvuru No2013/5949Tarih12 Mart 2015Okuma18 dk · 3.668 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Türko Başvurusu

Karar tarihi
12 Mart 2015
Başvuru Numarası
2013/5949
R.G. Tarih- Sayı
16/5/2015-29357
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.668 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 1-12/2004 dönemi

için tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisinin

tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada,

Anayasa’nın 2., 11., ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/8/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel

bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 8/4/2014 tarihide kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından

yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular Adalet Bakanlığına bildirilmiş, Bakanlık görüşünü 8/10/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 16/10/2014 tarihinde bildirilmiş,

başvurucu görüşe cevap vermemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, çalıştığı firmanın

işleri nedeniyle 2004 yılında Ankara ilinde ikamet ettiği dairesini satarak,

Adana iline taşınmıştır.

9. Ankara Defterdarlığı

İhbarlar ve Denetim Koordinasyon Gelir Müdürlüğünün 1/6/2005 tarihli yazısına

ekli liste ve formlar ile Seğmenler Vergi Dairesinin 1/2/2006 yazısına ekli

listede aralarında başvurucunun da bulunduğu değer artışı kazancı elde eden

kişiler hakkında Başkent Vergi Dairesince gerekli işlemlerin yapılması

istenmiştir.

10. Başkent Vergi Dairesi,

başvurucunun dairesini satışından dolayı elde ettiği gelirin matrahının takdiri

için dosyayı Takdir Komisyonuna sevk etmiş ve Komisyonun kararına istinaden

10/10/2006 tarihli vergi ceza ihbarnamesiyle başvurucu adına 1-12/2004 dönemi

için vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarh etmiş,

düzenlenen vergi ceza ihbarnamesini, başvurucu tarafından dairenin satın

alınması sırasında doldurulan bilgi formunda ve daha sonra dairenin satışı

sırasında düzenlenen resmi senette beyan edilen Çetin Emeç Bulvarı 6. Cadde

No:35/1 Çankaya/ANKARA adresine göndermiştir.

11. 13/10/2006 tarihli adres

tespit tutanağından başvurucunun belirtilen adreste tanınmadığı ve muhtarlık

kayıtlarında başvurucuya rastlanılmadığı tespit edilmiş, bunun üzerine

ihbarname 9/10/2009 tarihinde yayınlanan gazete ilanıyla ilanen tebliğ

edilmiştir.

12. Başvurucu, 2/3/2012

tarihinde Başkent Vergi Dairesinden, dairesinin alış fiyatına ilişkin olarak

düzeltme talebinde bulunmuş, Başkent Vergi Dairesi 5/3/2012 tarihinde düzeltme

fişi düzenlemiş ve 6/3/2012 tarihli ödeme emri ile alacağın tahsilini

istemiştir.

13. Başvurucu, ilanen tebliğin

yapıldığı tarihte Adana ilinde ikamet ettiğini, nüfus kayıtları sorgulansa idi

adresine ulaşılabileceğini, diğer taraftan 1999 yılından beri aynı şirkette

çalıştığını, çalıştığı yerden sorgulama yapılsa idi yine adresine

ulaşılabileceğini belirterek vergi ziyaı cezalı

ihbarnamenin usulüne uygun tebliğ edilmeksizin düzenlenen ödeme emrine konu

alacağın kaldırılması istemiyle yürütmeyi durdurma talepli olarak Ankara 2.

Vergi Mahkemesinde dava açmıştır.

14. Ankara 2. Vergi Mahkemesi

dava dilekçesini tebligata çıkarmış, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı 15/5/2012

tarihinde kayda giren dilekçesi ile savunmasını sunmuş, bu savunma 14/6/2012

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu 16/7/2012 tarihinde

savunmaya cevap dilekçesini Mahkemeye sunmuş, Mahkeme aynı gün E.2012/535,

K.2012/1433 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu

ödeme emri içeriği vergi ve cezaya ilişkin ihbarnamenin 13.10.2006 tarihinde

davacının bilinen adresinde ilgilinin adreste tanınmadığından tebliğ

edilemediği, bu durumun ilgili mahalle muhtarı beyanıyla doğrulandığı ve

tutanak altına alındığı, tebligat yapılamadığı gerekçesiyle yerel gazete ve

vergi dairesi ilan listesinde ilanen tebligat yoluna gidildiği, ilan listesinin

ayrıca ilgili mahalle muhtarlığına bu yazının gönderildiği görülmüştür.

Olayda; dava konusu ödeme emri içeriği vergi ve cezaya

ilişkin ihbarnamenin usulüne uygun olarak ilanen tebliğ edildiği ve amme

alacağının usulüne uygun olarak kesinleştiğinden kesinleşen alacak için davacı

şirket adına ödeme emri düzenlenmesinde usul ve yasaya aykırılık

bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle,

davanın reddine…”

15. Başvurucu, bu karara karşı

yaptığı itiraz başvurusunda, davalı idarenin savunmasına süresinde cevap

vermesine rağmen bu dilekçesinin tebliğe çıkarılıp dava dosyasının tekemmül

ettirilmesi gerekirken aynı gün davanın karara bağlanmasının usul hatası

olduğunu, ihbarnamenin adrese tebliğinin ve ilanen tebliğinin usulüne uygun

yapılmadığını, yeterli araştırma yapılmış olsaydı tebliğ adresinin

belirlenebileceğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını

istemiştir.

16. Ankara Bölge İdare Mahkemesi

21/1/2013 tarih ve E.2012/10269, K.2013/975 sayılı kararı ile itirazı

reddetmiştir.

17. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme başvurusuna ait dilekçede de itiraz dilekçesinde yer alan

hususlar belirtilmiş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13/6/2013 tarih ve

E.2013/9599, K.2013/10553 sayılı kararıyla bu talebi de reddetmiştir.

18. Karar başvurucuya 9/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 2/8/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

20. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“1. Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya,

davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur.

2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği

ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez.

Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren

hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap

vermesi için bir süre verilir.

3. Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden

itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebeplerin

bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile

otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Sürenin

geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez.

…”

21. 4/1/1961 tarih ve 213 sayılı

Vergi Usul Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“Bilinen adrese gönderilen mektuplar posta idaresince

muhatabına teslim edildiği tarihte tebliğ edilmiş sayılır.”

22. 213 sayılı Kanun’un 101.

maddesi şöyledir:

“Bu kanuna göre bilinen adresler şunlardır:

1. Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adresler;

2. Adres değişikliğinde bildirilen adresler;

3. İşi bırakmada

bildirilen adresler;

4. Vergi beyannamelerinde bildirilen adresler;

5. Yoklama fişinde tesbit edilen

adresler;

6. Vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve

cevaplarında gösterilen adresler;

7. Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tesbit edilen adresler (İlgilinin tutanakta imzası bulunmak

şartiyle);

8. Bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir

varakalarında tesbit edilen adresleri.

Mektupların gönderilmesinde bu adreslerden tarih itibariyle

tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tesbit edilmiş olanı nazara alınır.”

23. 213 sayılı Kanun’un 103.

maddesi şöyledir:

“Aşağıda yazılı hallerde tebliğ ilan yoliyle

yapılır.

1. Muhatabın adresi hiç bilinmezse;

2. Muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu

yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse;

3. Başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa;

4. Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa.”

24. 21/7/1953 tarih ve 6183

sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait

vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi

cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i

amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan

doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer

alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik

olunur.

Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse

tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur.”

25. 6183 sayılı Kanun’un 58.

maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir:

“Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu

olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ

tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine

bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli,

incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu

hükümleri tatbik olunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 12/3/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/8/2013 tarih ve 2013/5949

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu, dava dosyası

tekemmül etmeden İlk Derece Mahkemesinin karar verdiğini, birinci savunmaya

verdiği cevap dilekçesinin davalı idareye tebliğinin yapılmadığını, davada

yürütmenin durdurulması talebi hakkında karar verilmediğini, vergi ziyaı cezalı ihbarnamenin yeterli araştırma yapılmayarak

ilanen tebliğ edildiğini, 1999 yılından beri aynı şirkette çalıştığını,

çalıştığı yerden sorgulama yapılsa veya nüfus kayıtları araştırılsa idi

adresine ulaşılabileceğini, bu nedenle ilanen yapılan tebligatın usulsüz

olduğunu belirterek, Anayasa’nın 2., 11., ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucu,

yaptığı bireysel başvuruda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi

ile mahkeme erişim hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Bu nedenle,

başvurucunun şikâyetlerinin iki başlık halinde değerlendirilmesi gerekmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkesinin

İhlali İddiası

29. Başvurucu, ödeme emrinin

iptali istemiyle açtığı davada savunmaya cevap dilekçesinin davalı idareye

tebliğ edilmemesi sonucu dava dosyasının tekemmül etmeksizin karar verilmiş

olmasından şikâyet etmektedir.

30. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurunun bu kısmının silahların eşitliği çerçevesinde incelenmesi gerektiği,

başvurucunun davalı idarenin savunmasına karşı sunduğu savunmaya cevap (2.

dilekçe) dilekçesinin davalı idareye tebliğe çıkarılmadığı, 2. dilekçenin

davalı idareye tebliğe çıkarılması durumunda idarenin vereceği 2. savunmaya

başvurucunun cevap veremeyeceği, ancak davalı idarenin ikinci savunmasında

başvurucunun cevaplandırmasını gerektiren hususların davanın görülmesi

sırasında anlaşılması halinde davacıya cevap vermesi için derece mahkemesince

bir süre verilebileceği hususlarının dikkate sunulması gerektiği ifade edilmiştir.

31. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi gibi

ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 25).

32. Taraflar arasında

hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği

ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar

arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında

korunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvence

gereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan

delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (B.No. 2013/2116,

23/1/2014, § 18; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belçika, B. No. 19983/92, 24/02/1997, §

53).

33. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi

hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle

tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu

anlamda, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete

aykırı hale gelmesine neden olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

Ruiz-Mateos/İspanya, B. No.12952/87, 23/06/1993, §

63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği ilkesi ile yakından

ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli

yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda, davasını savunabilmesi açısından

taraflar arasındaki denge bozulacaktır. Çelişmeli yargılamanın medeni haklara

ilişkin davalarda da kabul ediliyor olması, medeni bir hakka ilişkin

yargılamada tarafların duruşmada hazır bulunması da dahil olmak üzere,

yargılamanın bütününe aktif olarak katılmalarını gerektirir (B. No. 2013/1780,

20/3/2014, § 25).

34. Anayasa Mahkemesinin

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri bağlamında yapacağı

inceleme, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 19).

35. 2577 sayılı Kanun’un 16.

maddesinde, dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneğinin davalıya, davalının

vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının

vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği belirtilmiş ve

tarafların, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün

içinde cevap verebilecekleri düzenlenmiştir.

36. Başvuru konusu olayda,

Ankara 2. Vergi Mahkemesinde açılan davada, davalı idare tarafından sunulan

savunma dilekçesine cevap verme süresinin son günü başvurucu tarafından cevap

dilekçesi verildiği, bu dilekçenin tebligata çıkarılmadığı ve dilekçenin

verildiği gün davanın esası hakkında karar verildiği görülmektedir. Bunun

yanında başvurucu, bireysel başvuru formunda, cevap dilekçesinin dava dosyasına

girmeden dahi kararın verilmiş olabileceğini ifade etmiştir.

37. Diğer taraftan başvurucu,

Ankara 2. Vergi Mahkemesince verilen karara karşı yaptığı itiraz başvurusunda

ve itiraz başvurusunun reddine ilişkin karara karşı yaptığı karar düzeltme

başvurusunda, davalı idare tarafından Ankara 2. Vergi Mahkemesine sunulan

savunma dilekçesinde ileri sürülen hususlara yönelik olarak açıklama yapmış ve

bu hususlara ilişkin karşı iddialarını sunma fırsatı bulmuştur.

38. Bu kapsamda başvurucunun

yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan

mahrum bırakılmasının söz konusu olmadığı ve başvuruya konu yargılama sürecine

bir bütün olarak bakıldığında, başvurucuya karşı tarafça ileri sürülen veya

dava dosyasına intikal eden dava malzemesine ulaşma, bunları tetkik ile beyan

ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilerek yargılamaya aktif katılımının

temin edildiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak somut olayda silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkesine yönelik açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

39. Açıklanan nedenlerle,

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik açık bir ihlalin

olmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlali İddiası

40. Başvurucu, mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş olup, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu, vergi ziyaı cezalı ihbarnamenin yeterli araştırma yapılmadan

ilanen tebliğinin yapıldığını ve bu nedenle yapılan ilanen tebligatın usulsüz

olduğunu belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

42. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun son adresinin tespit edilebilmesi maksadıyla adres araştırması

yapılması halinde, uyuşmazlık konusu ödeme emri içeriği alacağa ilişkin

ihbarnameden haberdar olabileceği ve vergi mahkemelerince ödeme emrine nazaran

daha ayrıntılı inceleme yapılan vergi/ceza ihbarnamesini mahkeme önüne

taşıyarak yargılama yapılmasını isteyebileceği hususlarının göz önünde

bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir.

43. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”

kenar başlıklı 40. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

45. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

46. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde,

Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın,

devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere

başvuracağını ve sürelerini belirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa'da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme'nin 'Adil yargılanma hakkı' kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

47. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). AİHM,

mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun

üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte

ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu

sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar

verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §

34).

48. 6183 sayılı Kanun’un 1.

maddesine göre kamu alacakları, Devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait

vergi, resim, harç, mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası, gecikme zammı

ve gecikme faizi gibi alacaklardır. 6183 sayılı Kanun’un esası, vergiler başta

olmak üzere kamu alacağını güvence altına almak ve ödenmediği takdirde kamu

alacağını zora dayanarak, Devlet gücü ve memurları eliyle tahsil etmektir (B.

No: 2013/2420, 14/1/2014, § 27).

49. Kamu alacağını ödemekle

yükümlü olan borçlunun, bu alacak ile ilgili ödeme emri çıkartılması aşamasına

gelmeden alacağın esasına ilişkin yargı mercilerine başvurma hakkı

bulunmaktadır. Özel kanununda hüküm bulunan hâllerde ödeme vadesinde, yoksa

6183 sayılı Kanun’un 37. maddesine göre tebliğden itibaren bir aylık süre

içinde yargı yerlerine başvurarak kamu alacağının esası dava konusu

edilebilecektir. Kamu alacağı esasının dava konusu edilmemesi veya dava konusu

edilmesine rağmen alacakta hukuki sakatlık bulunmadığına karar verilmesi

durumunda alacak kesinleşmiş olacak ve tahsili için ödeme emri düzenlenecektir.

6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinin birinci fıkrasına göre bu aşamada ödeme

emrine itiraz hâlinde mahkeme davayı sırf tahsile ilişkin olarak, böyle bir

borcun olmadığı, borcun kısmen ödendiği ve borcun zamanaşımına uğradığı

nedenleriyle sınırlı olarak inceleyebilecektir (B. No: 2013/2420, 14/1/2014, §

28).

50. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, ödeme emrine karşı açtığı davada ve dava hakkında verilen karar üzerine

yaptığı itiraz ve karar düzeltme taleplerinde, ihbarnamenin posta yoluyla

usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği ve kamu alacağının usulüne uygun

kesinleşmediği hususlarını ileri sürmüştür. Ankara 2. Vergi Mahkemesi ise ödeme

emrinin dayanağını teşkil eden ihbarnamenin posta yoluyla tebliğinin 13/10/2006

tarihinde başvurucunun bilinen adresinde tanınmadığı için yapılamadığı, bu

durumun ilgili mahalle muhtarının beyanıyla birlikte tutanak altına alındığı,

posta yoluyla tebligat yapılamadığı için ilanen tebligat yapma yoluna gidildiği

ve sonuç olarak kamu alacağının usulüne uygun kesinleştiği gerekçesiyle ödeme

emrine karşı açılan davayı reddetmiş, karara karşı yapılan itiraz ve karar

düzeltme talepleri de Ankara Bölge İdare Mahkemesince reddedilerek, karar

kesinleşmiştir.

51. Görüldüğü üzere Derece

Mahkemeleri, başvurucu tarafından ihbarnameye konu olan dairenin satın alınması

sırasında doldurulan bilgi formunda ve daha sonra dairenin satışı sırasında

düzenlenen resmi senette beyan edilen başvurucunun ev adresinin 213 sayılı

Vergi Usul Kanunu’nun 101. maddesi çerçevesinde bilinen adres olduğu

gerekçesiyle bu adrese yapılamayan ihbarname tebliği için ilanen tebligat

yoluna gidilmesinde hukuka aykırılık bulmamıştır.

52. Hukuki güvenlik ile belirlilik

ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini

sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin

de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden

kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem

kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer

vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu

otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade

etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013).

53. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §

38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin

olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar

niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu

sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

54. AİHM, Sözleşme sisteminin,

bazı durumlarda, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’nin 6. maddesiyle güvence

altına alınan haklardan etkili olarak yararlanılmasını sağlamak için gerekli

tedbirleri almasını gerektirdiğini (Vaudelle/Fransa, B. No: 35683/97, 3/1/2001 §52), bunun her şeyden

önce hakkında dava açılan kişinin durumdan haberdar edilmesini gerektirdiğini

ifade etmektedir (Dilipak ve

Karakaya/Türkiye, B. No:7942/05 ve 24838/05, 4/3/2014 §77).

55. 213 sayılı Kanun 100.

Maddesinde, bilinen adrese gönderilen mektupların muhatabına teslim edildiği tarihte

tebliğ edilmiş sayılacağını belirtmiş, 101. maddesinde ise sayma yoluyla

bilinen adreslerin neler olduğunu kural altına almıştır. Bu maddeye göre

mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adreslerin, adres değişikliğinde

bildirilen adreslerin, işi bırakmada bildirilen adreslerin, vergi

beyannamelerinde bildirilen adreslerin, yoklama fişinde tespit edilen

adreslerin, vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında

gösterilen adreslerin, yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen

adreslerin, bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir varakalarında

tespit edilen adreslerin bilinen adresler olarak sayıldığı görülmektedir.

56. Aynı Kanun’un 103.

maddesinde ise muhatabın adresi hiç bilinmediği, muhatabın bilinen adresi yanlış

veya değişmiş olduğu ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri geldiği, başkaca

sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkân bulunmadığı ve yabancı

memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılamadığı durumlarda ilan yoluyla tebliğin

yapılacağı belirtilmiştir.

57. Başvuru konusu olayda ise

vergi ceza ihbarnamesinin 213 sayılı Kanun’un 101. maddesinde sayılan ve “bilinen adres” olarak nitelendirilen

adreslerin dışında bir adrese posta yoluyla tebliğ edilmeye çalışıldığı, ancak

adreste başvurucunun tanınmadığından bahisle ilanen tebliğ yoluna gidildiği, başvurucunun

ilanen tebliğden haberdar olamaması ve buna bağlı olarak dava açamaması üzerine

alacağın kesinleştiği gerekçesiyle ödeme emrinin düzenlendiği ve başvurucu

tarafından ödeme emrine karşı açılan davada tebligatın usulüne uygun olarak

yapıldığı tespitine yer verildiği görülmektedir.

58. Bu durumda, vergi dairesinin

213 sayılı Kanun’da sayılan bilinen adresler dışında bir adrese gönderdiği

ihbarnamenin tebliğinin yapılamamış olması nedeniyle ilanen tebliğ yolunu

kullandığı, başvurucunun adresinin araştırılması için çalışma yaptığı konusunda

bir verinin dava dosyası kapsamında bulunmadığı ve bu sebeple başvurucunun

güncel adresine ulaşmada yeterli özeni göstermediği anlaşılmakla, başvurucunun

ihbarnameye karşı dava açma hakkını kullanmasının engellenmesi ve bu sebeple

ihbarnameye konu kamu alacağının kesinleşmesi sonrasında düzenlenen ödeme

emrine karşı sınırlı bir itiraz hakkı bulunması nedeniyle başvurucunun

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

59. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

60. Başvurucu, anayasal

haklarının ihlal edildiğini belirterek ve ihlalin ortadan kaldırılması yönünde

karar verilmesini talep etmektedir.

61. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

62. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine ve yeniden yargılama yapılmasına

karar verilmiş olduğundan, tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

63. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği şikâyetinin

“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3.

Mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın Ankara 2. Vergi Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 12/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Ahmet TÜRKO Vekili : Av. Sadık GÖKKAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5949, 12 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. V. Hüküm
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5949
Tarih
12 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Hüsamettin Güler Başvurusu (B. No: 2013/2188)
  • Muzaffer Şah Başvurusu (B. No: 2014/234)
  • Güngör Körkemli Başvurusu (B. No: 2014/859)
  • İstanbul Otelcilik ve Turizm Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/5259)
  • Fatiş Doğan Başvurusu (B. No: 2014/7223)
  • Aydın Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4642)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.