İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Yazı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/13545)

1. Başvuru, kamulaştırma sonucunda elden çıkan taşınmazın

Başvuru No2016/13545Tarih23 Ekim 2019Okuma22 dk · 4.457 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Yazı Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2016/13545
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.457 kelime·22 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırma sonucunda elden çıkan taşınmazın

kadastrodan kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi kapsamında yüz ölçümünün

artırılması ve bu artırılan kısım için kamulaştırma bedeli ödenmemesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/7/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Başvuru Konusu Olayın

Arka Planı

1. Uyuşmazlık Konusu

Taşınmazın Tapuya Tescili Süreci

8. Ankara ili Çankaya ilçesi Beytepe

köyünde bulunan 592 parsel; tapulama sonucunda zilyetlikle birleşen vergi

kaydına dayalı olarak 5/12/1951 tarihinde muris Ahmet Alparslan adına tescil

edilmiştir. Taşınmazın yüz ölçümü tapulama tutanağı ve paftasında 135.900 m²

olarak tespit edilmiş ve bu tespit esas alınarak tapuya da aynı şekilde tescil

edilmiştir.

9. Uyuşmazlık konusu taşınmaz, murisin ölümü üzerine 30/7/1974

tarihinde intikal suretiyle miras payları oranında başvurucular adına tescil

edilmiştir.

10. Başvurucuların taşınmazdaki payları, kamulaştırma sonucunda

8/2/1994 tarihinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Belediye) adına

tescil edilmiştir.

11. Başvurucular, kamulaştırma bedelinin artırılması talebiyle

dava açmıştır. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 11/2/1994 tarihinde keşif

sonucu düzenlenen bilirkişi raporunu esas alıp kamulaştırmaya konu taşınmazın

m² değerini 0,57 TL olarak kabul etmiş ve bu değeri tapu kaydındaki miktara

uygulayarak belirlediği kamulaştırma bedeline hükmetmiştir.

12. Belediye, kamulaştırdığı taşınmaz hissesini satış suretiyle

5/8/2002 tarihinde S.S., A.A.ve K. Y. Kooperatifine (Kooperatif) devretmiştir.

13. Kooperatif, Çankaya Kadastro Müdürlüğüne (Kadastro

Müdürlüğü) sunduğu 4/5/2005 tarihli dilekçe ile 592 parsel sayılı taşınmazın

gerçek yüz ölçümünün belirlenmesi talebinde bulunmuştur. Kadastro Müdürlüğü,

taşınmaz başında yapmış olduğu inceleme sonucunda taşınmazın tapu kaydında

belirtildiği üzere 135.900 m² olmayıp 152.551 m²lik bir alana sahip olduğunu

tespit etmiştir. Kadastro Müdürlüğünün bu tespiti üzerine taşınmazın miktarı

21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi uyarınca

Çankaya Tapu Müdürlüğü (Tapu Müdürlüğü) tarafından düzeltilerek gerçeğe uygun

şekilde 152.551 m² olarak tescil edilmiştir.

2. Eksik Kalan

Kamulaştırma Bedeline İlişkin Yargılama Süreci

14. Aralarında başvurucuların da bulunduğu kişiler 17/5/2006

tarihinde Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan ölçümlerde tespit edilen 16.651

m²lik fazlalık için kamulaştırma bedeli ödenmediği iddiasıyla fazlaya ilişkin

hakları saklı kalmak kaydıyla Belediye aleyhine 7.000 TL talepli alacak davası

açmıştır.

15. Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi 3/6/2009 tarihinde,

kamulaştırılan taşınmazın yüz ölçümünün kamulaştırma evrakında yazılı miktardan

fazla olduğunun kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren otuz günlük hak

düşürücü süre içinde ileri sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir. Karar Yargıtay denetiminden geçerek 29/3/2010 tarihinde

kesinleşmiştir.

3. Sebepsiz Zenginleşmeye

Dayanan Alacak İsteğine İlişkin Yargılama Süreci

16. Başvuruculardan Ahmet Yazı 7/3/2006 tarihinde, kamulaştırma

bedeli ödenmeyen 16.651 m²lik alan nedeniyle Belediyenin mal varlığında haksız

bir artış oluştuğu iddiasıyla sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası

açmıştır.

17. Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 15/5/2008

tarihinde, kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren otuz günlük hak düşürücü

süre içinde açılamayan davanın reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay

denetiminden geçerek 29/6/2009 tarihinde kesinleşmiştir.

B. Bireysel Başvuruya

Konu Uyuşmazlığa İlişkin Yargılama Süreci

18. Başvurucular Azize, Latife, Ümit Yüksel, Ahmet, Mustafa ile 15/7/2016

tarihinde vefat eden Muzaffer ve Sıdıka'nun murisi

Emine 4/2/2011 tarihinde düzeltme sonucunda oluşan 16.651 m²lik artıştan

paylarına düşen kısmın kamulaştırma bedelinin kendilerini ödenmediği ve bu

amaçla açmış oldukları davanın da hak düşürücü süreden reddedildiğini

belirterek Hazine aleyhine alacak davası açmışlardır. Başvuruculara göre devlet

tapulama işlemlerinin düzgün olarak yapılması ve elde edilen sonuçların tapu

siciline doğru bir biçimde aktarılmasından sorumlu olup somut olayda tapulama

sırasındaki yanlış tespitin tapuya olduğu gibi yansıtılmasından dolayı meydana

gelen zarardan kusursuz olarak sorumludur.

19. Mahkeme 15/3/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Mahkeme kararında; taşınmaz hakkında tutulan tapulama tutanağının muris

tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmeden imzalandığı, krokiye bağlanan

ve sınırları belirli taşınmazın tapuya tescil edildiği tarihten itbaren kırk yılı aşkın bir süre muris ve ölümünden sonra

mirasçıları tarafından mevcut hâliyle ihtilafsız şekilde kullanıldığı, bu süre

boyunca herhangi bir zararın bulunmadığı saptaması yapılmıştır. Mahkeme, bu

saptamalardan sonra başvurucuların ve öncesinde murislerinin kamulaştırma

tarihine kadar kırk yılı aşkın bir süre içinde düzeltme isteğinde bulunabilecekken

bu yönde bir girişimde bulunmadıkları, yine kamulaştırma bedelinin artırımı

davasında da bu hususta niza çıkarmadıkları ve ancak taşınmazı Belediyeden

satın alan üçüncü kişinin düzeltme isteğinden sonra zarara uğradıkları yönünde

bir iddiada bulunduklarını dikkate alarak zarar ile tapu sicilinin tutulması

arasında bir illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca

başvurucuların taşınmazın hâlen maliki olan Kooperatife karşı sebepsiz

zenginleşmeye dayalı alacak davası açmaları imkân dâhilinde olduğundan kusursuz

sorumluluktan söz edilemeyeceği kanaatiyle davayı reddetmiştir.

20. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi

16/9/2014 tarihinde, kadastro işlemleri ile tapu kütüğünün oluşumu birbiriyle

bağlantılı olup bütünlük oluşturduğundan meydana gelen zarardan devletin

kusursuz sorumlu olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

21. Davalı Hazine vekilinin karar düzeltme isteği Yargıtay Büyük

Genel Kurulunun 12/2/2016 tarihli iş bölümü kararı uyarınca Yargıtay 20. Hukuk

Dairesi tarafından incelenmiştir. Daire 6/6/2016 tarihli bozma kararının

kaldırılması ve ilk derece mahkemesi kararının onanması kararında devletin tapu

kütüğünün oluşumu aşamasındaki hatalardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle

bir zararın doğmuş olmasını şart koşmuştur. Daireye göre somut olayda zarar,

gerçek yüz ölçümü belirlenmeden taşınmazın kamulaştırma sonucunda

başvurucuların mülkiyetinden çıkması nedeniyle oluşmuş ve oluşan bu zararıntapu sicilinin tutulması ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

22. Nihai karar başvurucular vekiline 22/7/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucular 25/7/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Mevzuat Hükümleri

24. 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kadastro sırasında veya sonrasında

yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü,

sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan

hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen

düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ

olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması

yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme

kesinleşir."

25. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

719. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Taşınmazın sınırları, tapu plânları ve

arz üzerindeki sınır işaretleriyle belirlenir.

Tapu plânları ile arz üzerindeki işaretler

birbirini tutmazsa, asıl olan plândaki sınırdır..."

26. 4721 sayılı Kanun'un 1003. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Bir taşınmazın kütüğe kaydı ve

belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan plân esas alınır."

27. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Tapu

sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın

doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder."

28. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 77.

maddesi şöyledir:

''Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının

malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle

yükümlüdür.

Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin

geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması

durumunda doğmuş olur.

29. 6098 sayılı Kanun'un

''Zamanaşımı'' kenar başlıklı 82. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı,

hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki

yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği

tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.''

B. Yargıtay İçtihadı

30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/1/2009 tarihli ve

E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"....Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini

takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro

işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan

hatalardan T.M.K. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Burada Devletin sorumluluğu kusursuz

sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni

hakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada

yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü

sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve

dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla,

kadastro görevlilerinin dayanaksız yada gerçek

hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde

yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek gerekir."

31. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/4/2017 tarihli ve

E.2017/5586, K.2017/3353 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava dilekçesindeki açıklamaya göre

dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesine

dayalı tazminat isteğine ilişkindir.

Tazminat isteğine dayanak 4 parsel sayılı

taşınmaz 06/04/1951 yılında yapılan tapulama çalışmasında 20.480,00 m²

yüzölçümlü olarak tapuya tescil edilmiş, daha sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41. maddesi uyarınca yapılan düzeltme

işlemiyle yüzölçümünün 24.530,00 m² olarak düzeltilmesine karar verildiği ve bu

yüzölçümü değişikliğinin 11/03/2009 tarihli tescil bildirimi sonrasında tapuya

tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden

başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu

aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan,

bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK'nın 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur. Ancak anılan madde

uyarınca Devletin sorumluluğu için öncelikle bir zararın bulunması ve bu

zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı olması gereklidir.

Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi

uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin

bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, ayın hakkının saptanması,

herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına

dayanmaktadır. Bu sorumluluk asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk

olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten

isteyebilir.

Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğu

kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal

varlığına ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi

yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline

dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki

yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da

hukukî duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar

yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür.

...

Dava konusutaşınmazın

gerçek miktarından daha az yüzölçümü ile tapuya kaydedilmiş olması nedeni ile

tapu sicilinin tutulmasında bir hata olduğu, davacıların taşınmazı tapuda yazan

da küçük yüzölçümü ile satmış olmaları nedeni ile davacıların zarar uğradığı

sabit olup davacıların, hemsebepsiz zenginleşme

ilkesine dayanarak taşınmazı satın alan kişiye dava açmaları, hem detapu sicilini hatalı tutan Hazineye karşı TMK’nın 1007. maddesine dayalı

açma imkanları vardır, davacı bu iki yoldan birini seçebileceği gibi her iki

sebebe dayanak dava açabilecektir.

Tüm bu açıklamalar sonucunda somut olaya

bakıldığında; davacının TMK'nın 1007. maddesine dayalı olarak eldeki davayı açtığı, davacıların

zararın tapuda yapılan düzeltme işlemi ile ortaya çıktığı gözönüne

alınarak düzeltmenin yapıldığı tarih itibari ile davacıların zararının belilenmesi gerekirken aksi düşünce ile davanın reddine

karar verilmesi doğru değildir.''

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucular, murislerinden intikal eden uyuşmazlık konusu

taşınmazın devletin görev ve yetkisi kapsamında yapılan tapulama (kadastro)

işleminin kamu görevlilerinin görevini gereği gibi yapmaması neticesinde gerçek

yüz ölçümünden daha az bir miktarla tapuya tescil edildiğini ve sabit sınırlı

olup tapulama çalışmalarından sonra miktarında herhangi bir değişiklik

bulunmayan bu taşınmazın 1994 yılında Belediye tarafından tapuda yazılı miktar

esas alınarak kamulaştırıldığı beyanında bulunmuşlardır. Başvurucular,

taşınmazın kamulaştırılmasından sonra kamulaştırmayı yapan Belediye tarafından

üçüncü kişiye satış yoluyla devredildiğini ve satın alan Kooperatif tarafından

yaptırılan inceleme sonucunda gerçek yüz ölçümünün tapudaki miktardan fazla

olduğunun belirlenmesiyle tapu kaydındaki miktarın gerçeğe uygun olarak

artırıldığını belirtmişlerdir. Başvuruculara göre tapuda yapılan bu düzeltmeden

sonra kamulaştırma bedeli kapsamında olmayan bir taşınmaz parçası ortaya çıkmış

ve bu nedenle maddi kayba uğramışlardır.Başvurucular,

oluşan bu zararın tapulama çalışmaları sırasında taşınmazın yüz ölçümünün doğru

olarak belirlenmemesinden kaynaklandığını ve devletin kusursuz sorumluluğu

nedeniyle bu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu iddia etmiştir.

34. Başvurucular, derece mahkemelerince bu hususlar gözetilmeden

ve devletin sorumluluğuna ilişkin birçok yargı kararı mevcutken davanın reddine

karar verilmesinin mülkiyet hakkı ile adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası

yanında ayrıca adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Ancak başvurucuların adlarına kayıtlı iken kamulaştırma sonucunda ellerinden

çıkan taşınmazın tapu sicilinde yer alan yüz ölçümünün gerçeği yansıtmaması

nedeniyle zarara uğradıkları yönündeki temel şikâyetlerinin mülkiyet hakkının

ihlali iddiasıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucuların

şikâyetleri bir bütün olarak mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

38. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı

sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir

(Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

39. Uyuşmazlığa konu taşınmazın öncesinde başvurucular adına

kayıtlı iken tapuda yazılı miktar esas alınarak kamulaştırıldığı ve sonrasında

yapılan düzeltme ile taşınmazın yüz ölçümünde 16.651 m²lik bir artış meydana

geldiği, başka bir anlatımla bu miktar kadar birkaybın

meydana geldiği dikkate alındığında başvurucuların mülkiyet hakkının varlığında

tereddüt bulunmamaktadır. Anayasa'nın 35. maddesi, özü itibarıyla mülkiyet

hakkına devlet tarafından yapılan müdahalelere karşı bireyi korumayı

amaçlamaktadır. Ancak genel ilkeler bölümünde değinileceği üzere bu madde, bazı

pozitif yükümlülükleri de kapsamaktadır. Taşınmaz mülkiyetinin korunması

bağlamında tapu sicili sisteminin oluşturulması ve tutulması tam da bu pozitif

yükümlülüklerin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla başvurunun

mülkiyet hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde

incelenmesi uygun görülmüştür (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye

B. No: 40896/05, 7/7/2015).

a. Genel İlkeler

40. Anayasa'nın 35. maddesinde

bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının

gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden

kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin

mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.

Bu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar

da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin

alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§

39-41). Dolayısıyla mülkiyet hakkı devlete, müdahalede bulunmama biçimindeki

negatif yükümlülüğün yanında üçüncü kişilerden gelebilecek müdahalelere karşı

malike koruma sağlama şeklindeki birtakım pozitif yükümlülükler de

yüklemektedir (Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda

Temizlik Hizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 42).

41. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturmak ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan

uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek

sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin

Turan, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41; Birgül Pişkin ve diğerleri, B. No:

2014/2085, 26/10/2017, § 40).

42. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına ilişkin başvurularda

devletin maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini

dikkate alarak sonuca varmaktadır. Bunun için ilk olarak belirli, ulaşılabilir

ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı irdelenmelidir. İkinci

olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme,

savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının

bireye tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca

mülkiyet hakkının gerçekten etkin bir biçimde korunabilmesi için devletin

pozitif yükümlülükleri kapsamında usule ilişkin bu güvencelerin sağlanması

zorunludur. Son olarak ise bireyin mülkiyet hakkını koruyacak ve bireye yeterli

güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı

incelenmelidir (Birgül Pişkin ve diğerleri,

§§ 46-54).

43. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde taşınmaz

mülkiyetinin korunması bakımından tapu sicili sisteminin önemi tartışmasızdır.

Anayasa Mahkemesi, daha önce taşınmazlar üzerindeki ayni hakların tapu sicili

yoluyla açıklık kazanmasının güveni ve sürekliliği sağladığını vurgulamıştır

(AYM, E.1993/21, K.1993/30, 21/9/1993). Taşınmazlara ilişkin ayni hakların

açıklığa kavuşturulmasında ve bu hakların herkese karşı korunmasının güvencesi

olan tapu sicili müessesesinin kurulmasında kadastronun yeri ve önemi tartışma

götürmez bir biçimde kendini göstermektedir (AYM, E.1973/13, K.1973/23,

3/5/1973). Bu bağlamda belirtmek gerekir ki kanun koyucu kadastro çalışmaları

yoluyla plana dayalı çağdaş tapu sicilinin oluşturulmasını amaçlamış olup bu

sistemin amaçlarından biri de taşınmazların arz üzerindeki yerleri ile

sınırlarını doğru ve açık olarak göstermektir. Buna göre tapu sicilindeki

bilgilerin güvenilirliğini sağlamak ise pozitif yükümlülükleri kapsamında

devletin sorumluluğunu gerektirmektedir (Sefa

Koşar, B. No: 2015/18352, 10/5/2018, § 51)

44. Ayrıca idarenin iyi

yönetişim ilkesi gereği kamu yararı kapsamında bir durum söz konusu

olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce

tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu

bağlamda idarenin hatalı tesis ettiği işlemleri geri alma hakkı bulunmakla

birlikte kendi hatalarının sonuçlarını gidermesi ve bireylere yüklememesi

gerekir (Sefa Koşar, § 52).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

45. Somut olayda, tapuda başvurucular adına hisseli olarak

kayıtlı iken 1994 yılında kamulaştırma yoluyla elden çıkan taşınmazın yüz

ölçümü yeni malik tarafından yaptırılan inceleme sonucunda 2006 yılında 3402

sayılı Kanun'un 41. maddesi uyarınca düzeltme işlemine tabi tutulmuştur.

Taşınmazın sabit sınırlı olup tapulama tarihinden itibaren zemin üzerinde aynı

alanı kapsadığı ve düzeltme işlemi ile tapu kaydına eklenen toplam 16.651 m²lik

alanın sonradan oluşan bir yer olmadığı taraflar arasında tartışmasızdır.

46. Taşınmazın tapu kaydındaki yüz ölçümü hatası 3402 sayılı

Kanun'un 41. maddesi uyarınca düzeltmiştir. Dolayısıyla bu düzeltmenin belirli,

ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmüne dayandığı açıktır. Ayrıca belirtmek

gerekir ki somut olayda olduğu gibi idarenin işlemleri sırasında tespit ettiği

hataları düzeltmesi kaçınılmaz olabilir. Üstelik tapu sicili devletin

sorumluluğu altında tutulduğu için kişiler ve kurumlar, taşınmazlarla ilgili

bütün hukuki ve ekonomik işlemler ile yatırımlarını kural olarak tapu

sicilindeki bilgilere göre yaparlar. Dolayısıyla yukarıda da değinildiği üzere

tapu sicilindeki bilgilerin doğru ve güncel olması sadece taşınmaz malikinin ve

ilgili diğer hak sahiplerinin haklarının korunması bakımından değil aynı

zamanda taşınmazlara ilişkin ekonomik hayatın iyi işlemesi ve işlem

güvenliğinin sağlanması bakımından da önem taşımaktadır. Bu sebeple kadastrodan

kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi bağlamında somut olayda taşınmazın

tapu sicilindeki yüz ölçümünün Kadastro Müdürlüğünce düzeltilmesinde kamu

yararına dayalı meşru bir amacın bulunduğu açıktır (Sefa Koşar, § 54).

47. Diğer taraftan başvuru konusu olayda taşınmaz düzeltme

işleminin yapıldığı tarihte üçüncü kişi adına kayıtlı bulunduğundan

başvurucuların 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesi uyarınca yapılan bu düzeltme

işlemine yönelik iddialarını ve itirazlarını sunmaimkânı

bulunmuyorsa da bu düzeltmenin yapıldığı tarihten itibaren bu hata nedeniyle

sorumluluğu bulunan kişi ya da idare ile bu hatadan menfaat elde eden kişiler aleyhinetazminat talebinde bulunma hakları mevcuttur. Bu

durumda somut olay itibarıyla başvurucuların mülkiyet hakkını koruyacak ve

yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların etkili olarak işletilip işletilmediği

irdelenmelidir.

48. Başvurucular, tapulama sırasında kamu görevlileri tarafından

yapılan ölçüm ve tersimat hatası sonucunda taşınmazın

zeminde kapladığı alanın tapu siciline gerçeğe uygun olarak yansıtılmamasının

maddi zarara yol açtığını ve tapulama sırasındaki bu eksikliğin 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesi uyarınca devletin kusursuz

sorumluluğunu doğurduğunu ileri sürmüşve Hazineden

tazminat isteğinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, düzeltme sonucunda miktar

artışı yapılmış olmasına rağmen taşınmazın zeminde kapladığı alan ve

sınırlarında bir değişiklik meydana gelmediğinden ve ikinci olarak da

başvurucuların sebepsiz zenginleşeme hükümlerine göre taşınmazın hâlen maliki

olan Kooperatif aleyhinedava açmaları mümkün

olduğundan davanın reddine karar vermiştir.

49. O hâlde başvurucuların zararının bulunup bulunmadığı ve bu

zararın varlığı hâlinde zararı tazmin etmek üzere birden fazla yolun öngörülmüş

olması durumunda bütün yolların sırasıyla tüketilmiş olmasının gerekli olup

olmadığı üzerinde durulmalıdır.

50. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/1/2009 tarihli ve

E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararı ile bu karara atıf yapan çok sayıda özel

daire kararından tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri de

dâhil olmak üzere tapu kayıtlarındaki hatalardan doğacak zararlardan devletin

sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Somut uyuşmazlığa konu taşınmazın bulunduğu

yerdeki başka bir taşınmazın yüz ölçümününde düzeltme

yoluyla yapılan artıştan sonra önceki maliklerce açılan tazminat davasına

ilişkin ilk derece mahkemesi kararını ortadan kaldıran Yargıtay kararında bu

husus irdelenmiş ve tespit malikleri ile mirasçılarının bu nedenle maddi bir

kayba uğradıkları açıkça belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın

ilgili kurul ve daireleri tarafından benimsenen bu kabulden ayrılmayı

gerektiren bir husus bulunmadığından zararın varlığına işaret etmektedir (bkz.

§ 32). Söz konusu zararın nasıl hesaplanacağı ve miktarının ne olacağı, müterafik kusurun varlığı gibi hususlar, ilk elden delilleri

değerlendirme imkânına sahip olan ve bu konuda uzmanlaşmış bulunan derece

mahkemelerinin takdirindedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Sefa Koşar, § 56).

51. Bu durumda başvurucuların zararının tazmini için öngörülen

hukuki mekanizmaların etkili olarak çalıştırılıp çalıştırılmadığı konusu önem

arz etmektedir. Hukuk sistemimizde başvurucunun uğradığı söz konusu zararı

giderebilecek iki ayrı hukuk yolunun mevcut olduğu görülmektedir. Bunlardan

ilki, düzeltme sonucunda oluşan artıştan yararlanan kişilere karşı 6098 sayılı

Kanun'un 77. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanan

alacak davasıdır. Anılan hükme göre haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının

mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle

yükümlüdür.

52. Başvurulabilecek diğer bir hukuk yolu ise 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesinde düzenlenen tapu sicilinin

tutulmasından devletin sorumlu olduğuna ilişkin hükümdür. Bu maddede; tapu

sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğu,

zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücu edebileceği hüküm

altına alınmıştır. Bu kapsamda Yargıtay, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki

kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün oluşturduğunu ve bu

kayıtlarda yapılan hatalardan da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

uyarınca devletin sorumlu olduğunu içtihat etmiştir (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954,

17/11/2016, §§ 41, 42; Hatice Avcı ve

diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76).

53. Görüldüğü üzere tapulama çalışmaları sırasındaki hataların

düzeltilmesi nedeniyle uğranılan zararların giderilmesi bakımından hukuk

yollarının kanun koyucu tarafından düzenlenmiş olduğu açıktır. Ancak bu hukuk

yollarının teorik olarak bulunması yeterli olmayıp aynı zamanda etkin bir

şekilde uygulanması da gerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için

bkz. Sefa Koşar, § 59).

54. Somut olayda düzeltme nedeniyle başvurucular aleyhine haklı

bir nedene dayanmadan menfaat elde eden Kooperatife karşı sebepsiz

zenginleşmeye dayalı alacakdavası açma imkânı

bulunuyorsa da bu tür davaların sebepsiz zenginleşmenin öğrenildiği tarihten

itibaren iki ve her hâlde bu zenginleşmeden itibaren

on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılması gerektiğinden davanın reddi

tarihinde bu yolun etkili olduğundan söz etmek mümkün değildir. Öte yandan

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen (bkz. § 32) kararına göre

başvurucuların kendilerine tanınan birden fazla yol içinde 4721 sayılı Kanun'un

1007. maddesi uyarınca meydana gelen zararın kusursuz

sorumluluk hükümleri uyarıncadoğrudan devletten

istemeleri de mümkündür.

55. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindeki

düzenlemenin Anayasa'nın mülkiyet hakkının korunması amacıyla devlete yüklediği

pozitif yükümlülükleri karşılayacak ve taşınmazına kamulaştırılmış olması

nedeniyle düzeltmeye tabi tutulan miktardan kaynaklanan zararı giderebilecek

nitelikte olduğu kuşkusuzdur.

56. Başvurucuların bu hüküm kapsamında açmış olduğu dava zararın

mevcut olmadığı ve zararın varlığı bir an için kabul edilse dahi bu zararın

sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre üçüncü kişiden tahsilinin mümkün olduğu gerekçesiyle

reddedilmiştir. Derece mahkemelerinin bu kabulü Yargıtayın

içtihatlarına uygun olmadığı gibi mevzuatta öngörülen bir yolun kullanılmasını

fiilen imkânsız hâle getirmiştir. Taşınmazın başvurucuların elinden kamu gücü

kullanılarak kamulaştırma yoluyla alındığı, kamulaştırma bedelinin artırılması

davasında taşınmaz başında keşif yapılmasına rağmen yargı mercilerince

taşınmazın gerçek yüz ölçümünün belirlenmediği ve taşınmazın toplam alanı ile

her bir mirasçının fiilen kullandığı alana göre gerçek yüz ölçümünün

başvurucular tarafından hemen fark edilebilecek nitelikte bulunmadığı dikkate

alındığında tapu sicilinde yer alan yüz ölçümü bilgisine güvenen başvurucuların

idare tarafından yapılan hatanın bütün sonuçlarına katlanmak durumunda

bırakılmasının kendilerine şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla başvuruya konu olayda mülkiyet hakkına ilişkin

devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısma ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

59. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu

maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer

tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

60. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

61. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere

hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu

yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

62. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

63. Tapulama çalışmalarında yapılan hata sonucu başvuruculara

ait taşınmazın yüz ölçümü olduğundan daha az bir şekilde tapuya tescil

edilmiştir. Taşınmazın yüz ölçümündeki hata daha sonradan düzeltilmişse de

anılan tarihte taşınmaz kamulaştırma sonucu başvurucuların elinden çıkmış

olduğundan yapılan bu idari işlemin başvuruculara olumlu yönde bir etkisi bulunmamaktadır.

Öte yandan başvurucuların mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla açmış

oldukları tazminat davası da derece mahkemelerince reddedilmiştir. Dolayısıyla

somut başvuruda ihlalin yargı kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

64. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ileri

sürülen deliller toplanarak sonucuna göre yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

65. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle kararın yeniden yargılama

yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin yeterli

giderimi sağladığı değerlendirildiğinden başvurucunun tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

24. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2011/53, K.2013/198) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 20. Hukuk Dairesine

(E.2015/2584, K.2016/6332) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucular

:

1. Ahmet

YAZI

2. Azize

TOPGÜL

3. Latife

YAZI

4. Mustafa

YAZI

5. Muzaffer

BİBERCİ

6. Sıdıka

YÜNEY

7. Ümit Yüksel YAVUZ Vekili : Av. Nurtekin SEYMEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/13545, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuru Konusu Olayın
  7. B. Bireysel Başvuruya
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Mevzuat Hükümleri
  10. B. Yargıtay İçtihadı
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Kömürcü
  21. Akıncı
  22. Seferinoğlu
  23. Yazı
  24. Topgül
  25. Yazı
  26. Yazı
  27. Biberci
  28. Yüney
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/13545
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Duran Başvurusu (B. No: 2016/9472)
  • Gülizar Kızıltaş ve Gültekin Kızıltaş Başvurusu (B. No: 2016/3849)
  • Ahmet Özgüç ve Methiye Özgüç Başvurusu (B. No: 2016/47942)
  • Ömer Köse Başvurusu (B. No: 2017/34237)
  • Kasım Özdemir ve Mehmet Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/18189)
  • Mustafa Bal ve Öznur Bal Çorak Başvurusu (B. No: 2015/9492)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.