İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Ahmet Böken Başvurusu (B. No: 2017/25973)

1. Başvuru, gazeteci olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

Başvuru No2017/25973Tarih12 Aralık 2018Okuma30 dk · 5.986 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Ahmet Böken Başvurusu

Karar tarihi
12 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2017/25973
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.986 kelime·30 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gazeteci olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul sürede sonlandırılmaması ve

tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza

hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetine konu eylemlerinden dolayı tutuklama

kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün; gözaltı ve tutukluluk

süreçlerindeki bazı uygulamalar nedeniyle ise kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

8. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kamu

kurumlarındaki eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı

alanlardaki yapılanmalarına yönelik soruşturmalar yapılmış ve çok sayıda kişi

hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır.

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Türkiye Radyo

Televizyon Kurumunda (TRT) haber dairesi başkan yardımcı olarak çalışmakta olan

başvurucu hakkında da FETÖ/PDY'nin TRT yapılanmasıyla

bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

10. Öte yandan başvurucunun Kurumdaki görevine 21/7/2016

tarihinde son verilmiştir. Başvurucu daha sonra 1/9/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 15/8/2016 tarihli ve

672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun

Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.

11.Başvurucu 11/8/2016 tarihinde konutunda yapılan arama

sonrasında gözaltına alınmıştır. Bu arama sırasında başvurucunun cep telefonu

ve bilgisayarına el konulmuştur. Başvurucu, akabinde Ankara Emniyet Müdürlüğüne

getirilerek sorgulanmaya başlanmış ve18/8/2016 tarihine kadar burada gözaltında

tutulmuştur.

12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 18/8/2016 tarihinde "[başvurucunun da aralarında

bulunduğu] Şüphelilerin üzerine atılı suçu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu ... atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak"

gerekçesiyle FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu

Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

13. Başvurucu, Hâkimlikteki ifadesinde "... FETÖ/PDY terör örgütü üyesi değilim. Bu örgütle hiçbir

irtibatım olmadı. Daha doğrusu ben daha önce bu yapıya ait olan Samanyolu TV de

çalışırken genel müdürü ile problem yaşamam nedeniyle o kurumdan ayrıldım. Bir

süre işsiz kaldım daha sonra 2009 yılında TRT'de sözleşmeli olarak göreve

başladım. Görev yaptığım süre içerisinde bu terör örgütü üyelerini TRT'ye

yerleştirme ve kadrolaşma yönünde hiçbir gayret sarf etmedim. Kaldı ki; benden

böyle bir şey istenmedi, istense de ben bu yetkilere haiz değilim ... beni

suçlayıcı ifadelerde bulunan tanık beyanlarını kabul etmiyorum. Bunlar

iftiradır ... TRT'ye kim alınmışsa bizzat kendisinin yer aldığı komisyonlar

tarafından alınmıştır ... Bu beyanlara itibar edilmemesini, tutuksuz

yargılanmamı talep ediyorum .... Bylock isimli mesajlaşma programını hiç kullanmadım. Benim

bu programı kullandığıma ilişkin tespitin neye dayalı olduğunu anlamış değilim

... " şeklinde beyanda bulunmuştur.

14. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 18/8/2016 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Şüpheli ile birlikte tutuklanması için Hâkimliğe sevk edilen bir

kişi ise adli kontrol tedbiri

kararı ile salıverilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü

şöyledir:

"... [başvurucunun da

aralarında olduğu] şüphelilerin üzerilerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma

suçunun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren deliller,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti'nin

Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs

eyleminin yakın ve somut bir tehdit olarak devam ediyor olması, 20/7/2016

tarihi itibariyle tüm ülke genelinde bu eylem nedeniyle olağanüstü hal ilan

edilmesi, şüphelilerin saklanma veya kaçma şüphesini uyandıran somut olguların

varlığı (aynı suç kapsamında soruşturulan bir kısım şüphelilerin kaçmış olması)

fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, suçların CMK'nın

100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 5.maddesinde yer alan tutuklamaya ilişkin şartların

gerçekleştiği dikkate alınarak adli kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağı

anlaşılmakla şüphelilerin CMK'nın 100. vd. maddeleri

gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 18/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Ankara 18. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

16. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

hangi amaçla kurulduğuna ve tarihçesine, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine,

hiyerarşik yapısına ve bir kısım hukuka aykırı eylemlerine değinilmiş;

devamında ise örgütün TRT'deki yapılanmasına ilişkin olgulara yer verilmiştir.

17. İddianamede başvurucuyla ilgili suçlamalara esas alınan

olgular özetle şöyledir:

i. Başvurucunun kullandığı cep telefonunda ByLock tespitinin yapıldığı, bu

program ile örgüt içi mesajlaşma içeriklerinin belirlendiği, çok sayıda kişi

ile fazla sayıda görüşme dökümünün bulunduğu ve bu görüşmelerin içeriğinin

tespit edildiği ifade edilmiştir. Bu içeriklere göre başvurucunun örgüt içinde

tarafsız kamu yayıncılığı görev ve anlayışı dışında örgüt yararına

faaliyetlerde bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu mesaj içerikleri şöyledir:

"... star gazetesi yarın kpss savcısı Y.E.ye parelellerden

ölüm tehdidi manşeti ile çıkacak, abi nasıl olur, pazartesi başlamamız

lazım...abi AA paraleli avukat timi diye bir haber yaptı, ona karşı bir haber çalışabilirmiyiz, derler ki lütfullah

ve kasırga seçimden sonra gidecek. rt çok

rahatsızmış, lütfolayını herkes konuşuyormuş...yani

seçim öncesi ikisi ile ilgili birşeyler iyi olur

aslında, hazır eleman kıl olmuşken...CHA na

erişilemiyor, ama facebook ve goole+

sayfaları aktif, b planı olarak oraya yükleseler verilerini olmaz mı...avukat

Kadir hakim incelemeye aldı diyor...bu arada mahkemenin kararına göre yeniden

değerlendirme yapacağım...1 Eylül de iptal kararı verecekler...AYM kararları

geri işlemediği için hükmen kapanmış olacak, ondan sonra dersanecilik

diye birşey kaymayacak, çünkü dersaneciliği

düzenleyen ne bir kanun var ne de b ir yönetmelik...güneydoğu da dersanenin ihtiyaç olduğunu söyleyecek HDP de etkili

milletvekili olması lazım, MHP maalesef ş... birşey

çıkacağını zannetmiyorum, CHP den birkaç milletvekili çıkabilir, ama onlar bile

bu cemaat meselesi topa girmeyelim kanaatinin partide hakim olduğunu

düşünüyorum...haberin vardır el koyma planları var...beraber olmakla itham

edildiğimiz abilerimiz de bize kazık atıyor, yada en büyük kazığı onlar

atıyor...abi tayip vs değil lakin bu ve benzeri

fitneler bizi bitirebilir, Ceylan, Hacı, Macit, S Kaya, en son M Yasa da

eklendi bu listeye, acaba şu kurbanda cemaat kurban için topladığı paraları bila hayruşart kurbana harcasa,

ucuz kestirse bile kalanını nafile kesse, işler düzelirmi

dedim, bunu da söyleyebilirsin A.A. abiye, acaba düzelirmi

işler...yarın F.M. ile röportaj yapacağım, ona sorulacak soruları kapsamlı bir

şekilde yollarmısın sabah..."

ii. Başvurucunun

FETÖ/PDY'nin finans kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesap hareketlerinin örgüte destek mahiyetinde

olduğu ileri sürülmüştür.

-Bu kapsamda başvurucunun hesabında 24/12/2014 tarihi itibarıyla

9.909 TL bakiyesinin bulunduğu, bu durumun 2014 yılı içinde bakiye hesabında

bir artış olduğunu gösterdiği belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun eşinin 2012 yılında Mali Suçları Araştırma

Kurulu (MASAK) Başkanlığınca FETÖ/PDY hakkında yapılan incelemede H.Ş.den ve Asya Emeklilik ve Hayat A.Ş.den

iki işlemde 29/4/2016 tarihinde havale aldığı ileri sürülmüştür.

-Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) 3/2/2015 tarihinde

FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu değerlendirilen Bank Asyanın

yönetimine el koymuş, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ise anılan

Bankayı 29/5/2015 tarihinde TMSF'ye devretmiştir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantıları olduğu belirtilen çok sayıda ticari kuruluşa da

kayyum atanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 35).

iv. Telefon kayıtlarına dayanılarak başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticilerinden olduğu iddia edilen N.T.

ile iletişim hâlinde olduğu ileri sürülmüştür.

v. Başvurucunun 5/6/2014 tarihinde 1.500 TL FETÖ/PDY ile

bağlantılı Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bil. Tic. A.Ş. hesabına EFT gönderdiği

ileri sürülmüştür. Söz konusu Kurum 23/7/2016 tarihli 667 sayılı KHK ile

kapatılmıştır.

vi. Tanık anlatımlarına göre başvurucunun örgütün TRT içindeki

yapılanmasında aktif rol aldığı, TRT haber kanalının örgütün amacı

doğrultusunda yayın yapmasını sağladığı ileri sürülmüştür. Buna ilişkin tanık

anlatımlarından bazıları şöyledir:

- Tanık H.İ.K.E beyanında

"... FETÖ/PDY... ile ilk tanışmam üniversite yıllarımda sınıf arkadaşım

olan [başvurucu] vasıtası ile

oldu. Kendisi daha sonra TRT'de haber müdürü olarak çalıştı. [Başvurucu]

bana o dönemde bu yapıya ait evlerde

yetiştiğini, üniversitede okuduğu dönemde de yatılı yurtlarında kaldığını,

ayrıca yine yapıya ait evlere ders vermek amacı ile gittiğini ve ev abiliği

yaptığını söyledi ..."

- Tanık E.E. beyanında "...

2009 yılı ve sonrasında [TRT]

haber dairesi başkanlığına Samanyolu TV de yönetmenlik ve idarecilik yapan

[başvurucu] ve çeşitli kurumlarda çalışan

... çok sayıda FETÖ mensubu TRT kademelerinde işe başladılar. 2008-2013 yılları

arasında yapılan atamalar sonrasında TRT adeta FETÖ'nün

çiftliğine döndü.

...

Darbe gecesi TRT haber dairesinde görevli

yönetmen M.Ö.dür. Kendisi [başvurucunun] sağ koludur. FETÖ mensubudur. Bir başka arkadaşı ile

nöbet değişimi yaptığını öğrendim. Bu nöbet değişikliği konusu

manidardır..."

- Tanık T.Y. beyanında "...

TRT Kurumu 2008 yılından itibaren sistemli olarak FETÖ terör örgütü

elamanlarının kuruma sızmaları başlamıştır. Özellikle personelden sorumlu genel

müdür yardımcısı A.K. nin önderliğinde 2008 yılından

sonra alınan elamanların yüzde 80'i FETÖ terör örgütü şüphelisidir. FETÖ terör

örgütünün medyadaki etkin isimlerinden [başvurucunun] yönetimce haber dairesi başkanlığına getirilmesi ile

haber dairesinin tüm kadroları FETÖ terör örgütü kadrolarıyla doldurulmuştur

..."

- Tanık T.Y. beyanında "...

2009 yılında örgütten ayrıldım. İş aramaya başladım. TRT Ankara bürosunda staja

başladım. Eskiden tanıdığım A.E. ile karşılaştım. TRT ye girdiğimi söyledim.

Orada bizim [başvurucu] var

arayayım dedi ve [başvurucuyu]

aradı ve ona arkadaşımız sahip çık yanına gönderiyorum dedi. [Başvurucunun] yanına gittim. Beni kabul etti. Cemaatten olup

olmadığını teyit etmeye çalıştı. Örgütten uzaklaşmaya çalıştığımı söylemedim.

Beni örgüt içinde düşünerek sahiplendi. TRT habere aldırdı. Malezya'ya

gönderdi. TRT'de teknik elemandım. Onun için muhabirler daha kıymetliydi. [Başvurucu]

cemaat mensubu olan kişileri parlatırdı. S.K.yi bu şekilde parlattığını

gördüm. TRT haberde tamamen cemaat yayını ve haberler yapıyordu. TRT Haber

Ankara'da çalışan A.Y.K.de örgüt mensubu olup aynen S.K. gibi [başvurucu] tarafından korunurdu."

18. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamalara ilişkin delil

olarak iddia, savunma, nüfus ve adli sicil

kaydı, arama, gözaltı ve el koyma kararları, sorgu ve ifade tutanakları, kolluk

araştırma tutanakları, MASAK inceleme raporu, tanık anlatımları ile tüm dosya

kapsamı gösterilmiştir.

19. Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi 27/4/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/143 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

Mahkemece 3/5/2017 tarihinde yapılan tensip incelemesi ile birlikte

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

20. Başvurucu 8/5/2017 tarihinde tutukluluğun devamına ilişkin

bu karara itiraz etmiştir. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince 29/5/2017

tarihinde "... Ankara 18.Ağır Ceza

Mahkemesinin ... kararının gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu ..." gerekçesiyle

itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

21. Başvurucu, anılan kararı 31/5/2017 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

22. Başvurucu 7/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Başvurucu; yargılama aşamasındaki savunmasında özetle 2009

yılında TRT Haber'de tedbiren başkan yardımcısı

olarak çalışmaya başladığını, daha önce Samanyolu TV'de çalıştığını, TRT Haber

kanalında koordinatör olarak görev yaptığını, bu sürede başarılı çalışmaları

olduğunu, aleyhine ifade veren tanık beyanlarını kabul etmediğini, kızının

Atlantik okullarında okuması nedeniyle okul taksitlerini ödemek için Bank Asyada hesap açtığını, TRT'de çalıştığı dönemde hızlı

yükselmediğini, emeği ve çalışmalarıyla bulunduğu yerlere geldiğini, Kurumda

örgütsel kadrolaşma yapmadığını, TRT yayınlarını örgütün amaçları doğrultusunda

yaptırmadığını, Bylock programını kullanmadığını, Bylock mesaj içeriklerinin kendisine ait olmadığını

belirtmiş ve beraatine karar verilmesini talep

etmiştir.

24. Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/4/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına

ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. İddianamede belirtilen

delillere atıfla verilen kararın ilgi kısmı şöyledir:

"... sanığın şifreli mesaj ve görüşme

programı olan bylock isimli programını yoğun bir

şekilde kullandığının tespit edildiği, dinlenen tanıkların sanığın bu örgüt

üyesi olduğuna dair beyanda bulundukları, sanığın ... belirtilen eylemleri bir

bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün

hiyerarşik yapısı içerisine dahil olmak suretiyle üzerine atılı silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediği ..."

25. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir vebaşvurucunun hükmentutukluluk durumu devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

28. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı

Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

29. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir."

30. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

31. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı

Terörle Mücadele Kanunu'nun "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

32. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı

1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu kanun, ceza infaz kurumları ve

tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya

bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz

hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 12/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya

neden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda gösterilmediğini, isnat edilen

suçla bir ilgisinin bulunmadığını, ceza kanunlarındaki silahlı terör örgütü

üyeliğine ilişkin hükümlerin keyfî ve öngörülemez biçimde yorumlandığını,

tutuklama ve tahliye talebinin reddine ilişkin kararların gerekçesiz olduğunu,

tutuklama tedbiri yerine adli kontrol tedbirlerinin uygulanmadığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

b. Değerlendirme

35. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

37. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

38. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

39. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

40. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir

(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

41. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

42. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

43. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

44. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

45. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

46. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine kıyasla

daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. Başvurucu 11/8/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve Ankara 1.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/8/2016 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

48.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsünün ardındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin TRT'deki

yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir soruşturma (bkz. § 9)

kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. § 14). Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

49. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

50. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadesi dikkate alındığında

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olması ve bazı tanık beyanlarına göre TRT'deki

yapılanma içinde bulunması nedeniyle tutuklandığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 13,

14).

51. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını aktif bir şekildekullanmasının somut olayın koşullarına göre suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve

keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk

Özdemir, § 74).

52. Soruşturma dosyasında TRT'de çalıştıkları anlaşılan bazı

tanıkların soruşturma kapsamında verdikleri ifadelerinde TRT haber dairesinde

sorumlu olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının

olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları

görülmektedir (bkz. § 17). Anayasa Mahkemesi Selçuk

Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75).

53. Başvurucunun yukarıda belirtilen eylemleri nedeniyle Ankara

18. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/4/2018 tarihli

kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 9 ay hapis cezasıyla

mahkûmiyetine karar verilmiştir.

54.Bu itibarla soruşturma mercilerince yukarıda belirtilen

olguların FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

55. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil

olmak üzere somut olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

56. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkin

kanunda öngörülen ceza miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında

olmasına, kaçma şüphesinin bulunmasına ve adli kontrolün yetersiz kalacak

olmasına dayanıldığı görülmektedir.

57. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen ve hakkında

cezalandırılması istenen silahlı terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk

sisteminde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tiplerinden biridir (bkz. §

30). Kanunda, isnat edilen suça

ilişkin olaraköngörülen cezanın ağırlığı kaçma

şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 275). Ayrıca anılan suçlar, 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

58. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturma

konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkan

kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki

edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272;Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

59. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 1. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma şüphesine ve delilleri etkileme ihtimaline yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

60. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

61. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).

62. Somut olayın özellikleri dikkate alındığında Ankara 1. Sulh

Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için öngörülen cezanın miktarını, işin

niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

64. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimlikleri ve Ankara 18. ve 19. Ağır

Ceza Mahkemeleri tarafından verilentutukluğun

devamına ilişkin kararların ve bu kararlara karşı yapılan itiraz sonucunda

verilen kararların formül gerekçelerden ibaret olduğunu, dilekçelerinde ileri

sürülen nedenlere kararlarda değinilmediğini belirterek Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§16). Bu tür şikâyetler Anayasa Mahkemesince tutukluluğun makul sürede

sonlandırılmadığı şikâyeti olarak değerlendirilmiştir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013, § 40). Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmesi

gerekmektedir.

67. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

69. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

70. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

71. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla kişinin

tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü

hâle gelmiş ise tutukluluğun makul süreyi veya kanunda öngörülen azami süreyi

aşması dolayısıyla Anayasa Mahkemesince verilecek bir ihlal kararı başvurucunun

serbest kalması sonucunu doğurmayacaktır. Bu durumda yalnızca kişinin

tutulmasıyla ilgili hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar

tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir.Dolayısıyla

bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan

başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerekir (Ahmet Kubilay

Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26; Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 8/3/2018,

§§ 27-30).

72. Somut olayda başvurucu tahliye edilmemiş ancak ilk derece

mahkemesinin 3/4/2018 tarihli kararıyla mahkûm edilmiştir. Dolayısıyla bireysel

başvuruda bulunduktan sonra mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun

tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,

başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Sulh Ceza Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız

Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

74. Başvurucu; tutukluluğa ve tahliye talebinin reddine karar

veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini

sağlamadığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

75. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız

mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde

bulunamaz." Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken

yasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına

karşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir

(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

76. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

77. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi

gereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

78. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar

karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli

hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve

yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı

izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin

bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık

ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek

bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

79. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

80. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler ve

Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin

-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak

üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve

tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine kararlar da verdikleri

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket ederek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 114; Hidayet Karaca, [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, § 78; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/05/2016, §§

64-78).

81.Somut olayda bağımsız ve tarafsız olmadıkları iddia edilen

Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği, Cumhuriyet savcısının tutuklamaya sevk ettiği

şüphelilerden birisi hakkında tutuklama talebinin reddine karar vermiştir.

Dolayısıyla bu hâkimliklerin soruşturma kapsamında tutuklanması talep edilen

şüpheliler lehine kararlar verdikleri görülmektedir (bkz. § 14).

82. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer

tüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesinde

öngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları, diğer tüm mahkemelerde olduğu

gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik

teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması

ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren

herhangi bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle

hâkimin tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasını

engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh ceza

hâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

83. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğuna ilişkin

karar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

84. Başvurucu, tutuklanması nedeniyle mesleğini icra

edemeyeceğini belirterekifade ve basın özgürlüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

85. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları

gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle

tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp

aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Mustafa

Ali Balbay, §§

120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No:

2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

86. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu ve ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 48-64). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucu yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir

durum bulunmamaktadır.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade ve

basın özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı

açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiası

88. Başvurucu; gözaltında kaldığı 8 günlük süre içinde fiziksel

şiddete, tehditlere, ve psikolojik baskıya maruz

bırakıldığını, 10 m² genişliğinde 3-4 kişinin kalabileceği bir hücrede 15-16

kişi ile birlikte kaldığını, gözaltı sürecinde verilen içecek ve gıdaların da

yetersiz olduğunu, bu süreçte ailesiyle veya dışarıdan hiçbir kimseyle görüştürülmediğini

belirterek insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

89. Başvurucu ayrıca tutuklu olarak kaldığı ceza infaz

kurumundaki uygulamaların da insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele niteliğinde

olduğunu, bu bağlamda keyfî olarak avukatıyla görüştürülmesine kısıtlama

getirildiğini ve eşiyle on beş günde bir telefonla iletişimde bulunmasına ve

kapalı görüşme yapmasına izin verildiğini, yedi kişilik odada 40-50 kişi ile

birlikte kaldığını, yatak sayısının yetersiz olduğunu ve dönüşümlü olarak yerde

yatmak zorunda bırakıldığını, kaldığı yerde iki tuvalet ve duşun bulunması

nedeniyle hijyenik şartların sağlanmadığı gibi temel insani ihtiyaçlarının

engellendiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

90. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı sırasında ve tutuklama sonrasında

hakkında uygulanan muamelelere ve tutulma koşullarına ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerekir.

91. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. §§ 68, 69 ).

92. Anayasa Mahkemesince buna benzer başvurular birçok kararda

incelenmiş; bu kararlarda mevcut başvuru yollarının ulaşılabilir, ileri sürülen

şikâyetler açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep bulunmadığından

başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren bir

durumun da olmadığı dikkate alınarak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir (diğerleri arasında bkz. Mehmet Hasan Altan [G.K], B. No:

2016/2367, 11/1/20182, §§ 243-252; Mehmet Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30).

Dolayısıyla somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan

kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmı hakkında başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine

aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklama dolayısıyla ifade ve basın özgürlüğünün ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/12/2018 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Ali Ahmet BÖKEN Vekili : Av. Erşan CANSEVEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/25973, 12 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. İfade ve Basın
  10. C. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  11. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/25973
Tarih
12 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • Hanım Altın Başvurusu (B. No: 2015/10002)
  • Murat Kalkan Başvurusu (B. No: 2017/21904)
  • Mete Aslan Başvurusu (B. No: 2014/12734)
  • Mustafa Demirhan Başvurusu (B. No: 2014/16855)
  • M.a.g. Başvurusu (B. No: 2018/4268)
  • Aydın Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/8740)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.