İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Çakmak ve Şerefnaz Aygül Başvurusu (B. No: 2013/5961)

1. Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) yaşlılık aylığı

Başvuru No2013/5961Tarih1 Aralık 2015Okuma22 dk · 4.394 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Çakmak Ve Şerefnaz Aygül Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/5961
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.394 kelime·22 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) yaşlılık aylığı

bağlanması işleminde sigortalı çalışmaya başlandıktan sonra yapılmış yaş

tashihine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararının dikkate alınmaması ve 18

yaşından önce sigortalı çalışılan sürelerin, sigortalılık süresinin hesabına

dâhil edilmemesi üzerine emeklilik hakkının tespiti için açılan davanın reddine

karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 25/7/2013 tarihinde Şarköy Asliye Hukuk Mahkemesi

ve 14/1/2014 tarihinde Kayseri 1. İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. 2014/820 numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden

hukuki irtibatı nedeniyle 2013/5961 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine karar

verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular

bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlık, görüşünü 27/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvuruculara 5/5/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne

karşı 14/5/2015 ve 18/5/2015 tarihlerinde beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyaları içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Birinci başvurucu 1982 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK)

kapsamında bir işte çalışmaya başlamıştır. Başvurucu, Fatsa Asliye Hukuk

Mahkemesinin 24/10/1983 tarihli ve E.1983/529, K.1983/576 sayılı kararıyla

6/7/1967 olan doğum tarihini 6/3/1963 olarak tashih ettirmiştir.

10. İkinci başvurucu ise 1995 yılında SSK kapsamında bir işte

çalışmaya başlamıştır. Başvurucu, Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

10/12/2009 tarihli ve E.2009/410, K.2009/451 sayılı kararıyla 20/8/1969 olan

doğum tarihini 20/8/1955 olarak tashih ettirmiştir.

11. Birinci başvurucu 8/3/2010 tarihinde, ikinci başvurucu ise

17/5/2012 tarihinde kendilerine yaşlılık aylığı bağlanması talebiyle SGK’ya başvurmuşlardır. SGK, aylık bağlanmasında

başvurucuların ilk kez sigortalı oldukları tarihlerde nüfus kütüklerinde

kayıtlı bulunan doğum tarihlerinin esas alınacağını ve Mahkemelerce verilen yaş

tashihi kararlarının dikkate alınmayacağını belirterek başvurucuların yaşlılık

aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını taşımadıkları gerekçesiyle

başvuruları reddetmiştir. Birinci başvurucu yönünden sigortalılık süresinin 18

yaşını doldurduğu 6/7/1985 günü (mahkemece yapılmış tashih dikkate

alınmaksızın) itibarıyla başladığı belirtilmiştir.

12. Emeklilik taleplerinin reddedilmesi üzerine birinci

başvurucu Tekirdağ İş Mahkemesinde, ikinci başvurucu ise Kayseri 1. İş

Mahkemesinde emeklilik şartlarının oluştuğunun tespiti için SGK Başkanlığı

aleyhine dava açmıştır.

13. Tekirdağ İş Mahkemesi ile Kayseri 1. İş Mahkemesinde görülen

davalarda Mahkemeler, SGK’nın işlemlerinde gösterdiği

gerekçelere dayanarak davaların reddine karar vermiştir.

14. Tekirdağ İş Mahkemesinin 30/12/2011 tarihli ve E.2011/84,

K.2011/416 sayılı kararının gerekçesi şöyledir:

“Yapılan yargılama, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının ilk kez 02/08/1982 tarihli işe

giriş bildirgesi ile SSK kaydının başladığı, [s]igortanın

başlamasından sonra [d]avacının 24/10/1983 tarihinde

Fatsa Asliye Hukuk Mahkemesinin 24/10/1983 tarihli kararı ile 06/07/1967 olan

doğum tarihinin 06/03/1963 olarak değiştirildiği, [d]avacının

08/03/2010 tarihinde davalı kurumdan maaş tahsis talebinde bulunduğu, [d]avalı

kurumca davacının sigorta başlangıç tarihi 06/07/1985 olarak kabul

edildiğinden, [t]ahsis talep tarihine kadar 24 yıl 8

ay 2 günlük sigortalılığının bulunduğu ve 5639 gün prim ödemesinin bulunduğu,

506 sayılı [Y]asa’da öngörülen sigortalılık süresinin

gerçekleşmemiş olduğu ve ayrıca sigortalılık tescilinden sonraki yaş

düzenlemelerinin dikkate alınmayacağı gerekçesiyle tahsis talebinin

reddedildiği, [t]araflar arasındaki uyuşmazlığın

davacının SSK tescili yapıldıktan sonra doğum tarihinin tashih edilmiş olması

nedeniyle sigortalılık işlemlerinde esas alınması gereken doğum tarihinin hangi

tarih olduğu ve 18 yaşın altındaki sigortalı çalışmalar ile ilgili sigorta

başlangıç tarihinin nasıl tespit edileceği noktasında toplanmakta olup, 506

sayılı [Y]asa’nın 120. maddesine göre ve 5510 sayılı

[Y]asa’nın 50. maddesine göre ilk sigortalı işe

girdikten sonra mahkemece düzeltilen doğum tarihi SSK'ca

yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınmaz hükmü mevcut olup, malullük,

yaşlılık ve ölüm sigortalılarına ilişkin işlemlerde sigortalının ilk defa

tescil edildiği tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihinin esas

alındığı kabul edilmiş olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09/10/2002 tarihli

2002/21-761 esas 2002/777 karar sayılı kararı ile 23/02/2005 tarihli 2005/10-70

esas 2005/101 karar sayılı kararlarında da benzer nitelikte karar verildiği

anlaşılmakta olup, davacının 02/08/1982 tarihindeki ilk defa sigortalı olarak

çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde doğum tarihi 06/07/1967 olarak

kayıtlı olup, emeklilik işlemlerinde bu tarihin esas alınması yönündeki kurum

işleminin yerinde olduğu. 506 sayılı [Y]asa’nın 60.

maddesinin G bendi gereğince de 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm

sigortasına tabi olanların sigortalılık süresinin 18 yaşını doldurdukları

tarihte başlamış kabul edileceği, [a]ncak bu tarihten

önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin

prim ödeme gün sayısına dahil edileceği, 506 sayılı [Y]asa’nın

geçici 54. maddesinde ise 01/04/1981 tarihinden önce tescil edilenlerde aynı

[Y]asa’nın 60. maddesinin G fıkrasının hükmünün

uygulanmayacağı düzenlenmiş olup, buna göre davacının ilk tescil tarihindeki

doğum tarihi olan 06/07/1967 tarihi esas alındığında 18 yaşını doldurduğu

06/07/1985 tarihinin sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmesinin usul ve

yasaya uygun olduğu, [d]avacının 18 yaşından önceki

primi ödenmiş sigortalılık süresi ile birlikte toplam 5639 gün prim ödemesinin

bulunduğu, [d]avacının 18 yaşını doldurduğu

06/07/1985 tarihi itibariyle sigortalılığı başlatıldığı takdirde yaşlılık

aylığı şartlarının belirlendiği 506 sayılı [Y]asa’nın

geçici 81. maddesine göre 23/05/2002 tarihi davacının 19 yıl 9 aylık

sigortalılık süresinin bulunduğu, 81. maddenin C bendi gereğince 25 yıllık

sigortalılık süresi 47 yaş ve 5150 gün prim ödeme şartlarına tabi olduğu,

06/07/1967 olan ( düzeltme dikkate alınmaksızın ) doğum tarihine göre tahsis

talep tarihi olan 08/03/2010 tarihinde davacının 42 yaşında olduğu, [t]ahsis tarihinde 5150 gün prim ödeme şartını yerine

getirdiği, [s]igorta başlangıç tarihinin 06/07/1985

olarak kabul edilmesi nedeniyle tahsis talep tarihi[n]de 24 yıl 8 ay 2 günlük

sigortalılık süresinin bulunduğu, [d]olayısıyla 25

yıllık sigortalılık süresi şartını yerine getirmediği, [b]u nedenlerle

davacının yaşlılık aylığı bağlanması için 506 sayılı [Y]asa’nın

81. maddesinde öngörülen 47 yaş ve 25 yıllık sigortalılık süresi şartlarını

yerine getirmediği anlaşıldığından, davalı kurumun davacının tahsis talebini

reddetmesinde her hangi bir yasaya aykırı yön olmadığı görülmekle, davacının

talebi haklı ve yerinde görülmediğinden davanın reddine karar verilmesi cihetine

gidilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”

15. Kayseri 1. İş Mahkemesinin 5/12/2012 tarihli ve E.2012/399,

K.2012/677 sayılı kararının gerekçesi şöyledir:

“Tarafların iddia ve savunmaları ve tüm dosya kapsamının birlikte

değerlendirilmesi ile her ne kadar davacı tarafça mahkemece yapılan yaş

tashihine istinaden hak kazandığı yaşlılık aylığının bağlanmasını talep etmiş

ise de mahkemece verilen yaş tashihine ilişkin kararın, davacının sigortalı

çalışmaya başladığı tarihten sonra verilmiş olması nedeniyle 5510 sayılı [K]anun’un 57/3. maddesine göre emeklilik işlemlerinde esas

alınması mümkün olmadığından kurum işlemi yasalara uygundur. Bu nedenle davanın

reddine karar verilmesi sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”

16. Anılan kararlar sırasıyla Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin

3/5/2013 tarihli ve E.2012/5810, K.2013/9246 sayılı; Yargıtay 21. Hukuk

Dairesinin 23/12/2013 tarihli ve E.2012/24191, K.2013/24658 sayılı ilamlarıyla

onanmıştır.

17. Yargıtay onama ilamı birinci başvurucuya 28/6/2013 tarihinde

tebliğ edilmiş ve bireysel başvuru 25/7/2013 tarihinde yapılmıştır. İkinci

başvurucu ise onama ilamını 9/1/2014 tarihinde tebellüğ etmiş ve 14/1/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu’nun 38. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında

dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; sigortalının, mülga

2/6/1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununa, mülga 4/2/1957

tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında

Kanuna, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa, 2/9/1971

tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal

Sigortalar Kurumu Kanununa, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri

Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı

Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa ve

8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa,

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci

maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük,

yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih

olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri

saklıdır.

Bu

Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük,

yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını

doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için

ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları

primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir.”

19. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar

Kanunu’nun 60. maddesi şöyledir:

“Yaşlılık aylığından

yararlanma esas ve şartları aşağıda gösterilmiştir:

…

G) Bu maddenin

uygulanmasında; 18 yaşından önce Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına tabi olanların

sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir.

Ancak, bu tarihten önceki süreler için ödenen Malullük, Yaşlılık ve Ölüm

Sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir.

…”

20. 506 sayılı mülga Kanun’un geçici 54. maddesi şöyledir:

“01/04/1981

tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar

hakkında 60 ıncı maddenin (G) fıkrası hükmü

uygulanmaz.”

21. 5510 sayılı Kanun'un 57. maddesinin ikinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

“Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ilişkin yaş ile

ilgili hükümlerin uygulanmasında, sigortalıların ve hak sahibi çocuklarının,

mülga 2/6/1949 tarihli ve 5417 sayılı Kanun ve mülga 4/2/1957 tarihli ve 6900

sayılı Kanun ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479

sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli

ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlara, 17/7/1964 tarihli

ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine tâbi

sandıklara veya bu Kanuna göre ilk defa malûllük,

yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olduğu tarihte, nüfus kütüğünde kayıtlı

bulunan doğum tarihleri, sigortalının bu Kanuna göre ilk defa çalışmaya

başladığı tarihten sonra doğan çocuklarının ise nüfus kütüğüne ilk olarak

yazılan doğum tarihleri esas alınır.

İş

kazası, meslek hastalığı, malûllük, yaşlılık ve ölüm

sigortalarından gelir ve aylık tahsisleri ile sermaye değerinin hesabında, iş

kazasının olduğu veya meslek hastalığının hekim raporuyla ilk defa tespit

edildiği veya sigortalıların bu Kanuna ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılmış

kanunlara tâbi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş

düzeltmeleri dikkate alınmaz.”

22. 506 sayılı mülga Kanun'un 120. maddesinin ikinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

“Malullük,

Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin

uygulanmasında, sigortalıların ve hak sahibi çocuklarının, sigortalının

yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya bu kanuna tabi

olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan

doğum tarihleri, sigortalının sigortaya tabi olarak ilk defa çalışmaya

başladığı tarihten sonra doğan çocuklarının da nüfus kütüğüne ilk olarak yazılan

doğum tarihleri esas tutulur.

İş

kazalarıyla meslek hastalıkları, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından gelir

ve aylık tahsisleri ile sermaye değerinin hesabında, iş kazasının olduğu veya

meslek hastalığının hekim raporuyla ilk defa tespit edildiği veya

sigortalıların yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya 506

sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak ilk defa

çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş tashihleri dikkate alınmaz.”

23. Anayasa Mahkemesinin, 506 sayılı mülga Kanun’un 120.

maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan bir

itiraz başvurusuna ilişkin 18/1/2005 tarihli ve E.2005/4, K.2005/7 sayılı

kararı şöyledir:

“Devletin,

personel politikasını belirlemede büyük önemi olan emeklilik düzenini, aktüeryal dengeleri gözeterek bilimsel verilere göre

belirlemesi ve buna göre gerekli yasal düzenlemeleri yapması doğaldır. Devletin

bilimsel verilere dayanarak kurduğu bu düzenin korunması Anayasa'nın 60.

maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkının güvenceye alınması için de zorunlu

bir gerekliliktir. Nesnel ve sürekli kurallarla sağlam ve sağlıklı temellere

oturtulmayan bir sosyal güvenlik kuruluşunun, mahkeme kararları ile alınan yaş

düzeltmeleri sonucu ortaya çıkan erken emeklilik gibi nedenlerle aktüeryal dengesinin bozulması, sosyal güvenlik sisteminin

sürdürülemez bir duruma gelmesine sebep olabilir.

Sosyal

güvenlik kurumlarına tabi olarak çalışılmaya başlanıldığı tarihten sonraki yaş

düzeltmelerinin dikkate alınmayacağını öngören itiraz konusu kuralın, sosyal

güvenlik sisteminin kimi aksaklıklara yol açmadan sürdürülmesi amacına yönelik

olarak düzenlendiği kuşkusuzdur. Burada yargı kararı hukuksal olarak değerini

ve geçerliliğini korumakta, sadece emeklilik yönünden sonuç doğurmamaktadır.

Öte

yandan, yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz

konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik

ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme

bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa

önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına

gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik

kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı

hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik

ilkesi zedelenmez.

İtiraz

konusu kural, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak çalışanlardan

ilk defa çalışmaya başladıkları tarihten sonra yaş düzeltmesi yaptıranlar

arasında farklılık yaratmadığından eşitlik ilkesine aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan

nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 10., 60. ve 138. maddelerine aykırı

olmadığından istemin reddi gerekir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucuların 25/7/2013 tarihli ve 2013/5961 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

25. Başvurucular; kendilerine yaşlılık aylığı bağlanması için SGK’ya başvuru yaptıklarını ancak sigortalı çalışmaya

başladıkları tarihten sonra yaş tashihi yaptırdıkları gerekçesiyle taleplerinin

reddedildiğini, yaş düzeltme işlemlerinin gerçek olduğunu, ellerinde yaş tashihine

ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları bulunmasına rağmen bu kararların

emeklilikte dikkate alınmaması nedeniyle uygulanamadığını, bunun yanı sıra 18

yaşından önce sigortalı çalıştıkları sürelerin sigortalılık süresinin hesabına

dâhil edilmediğini, bunun üzerine emeklilik haklarının tespiti için açtıkları

davanın ilgili Kanun hükümleri yanlış uygulanarak reddedildiğini belirterek

Anayasa’nın 2., 5., 9., 10., 11., 36., 60., 123. ve 138. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

26. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucuların,

yaşlarının tashihine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararlarının emeklilikte

dikkate alınmaması nedeniyle uygulanamadığını ve 18 yaşından önce sigortalı

çalıştıkları sürelerin, sigortalılık süresinin hesabına dâhil edilmemesi

üzerine açtıkları davanın ilgili Kanun hükümleri yanlış uygulanarak

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 9., 10., 11., 36., 60., 123. ve 138.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri görülmüştür.

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16 ). Bu nedenle

başvurucuların yaşlarının tashihine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararlarının

uygulanmadığına ilişkin iddiaları, mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmiştir. Başvurucu Ali Çakmak’ın 18 yaşından önce sigortalı olarak

çalıştığı sürelerin, sigortalılık süresinin hesabına dâhil edilmemesi üzerine

açtığı davanın ilgili Kanun hükümleri yanlış uygulanarak reddedilmesine ilişkin

iddiası, yargılama sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yöneliktir.

Bu iddia da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu Ali Çakmak’ın, Emekliliğe Esas

Sigortalılık Süresinin Hatalı Hesaplandığı İddiası Yönünden

28. Başvurucu Ali Çakmak, 18 yaşından önce sigortalı olarak

çalıştığı sürelerin emekliliğe esas sigortalılık süresinin hesabına dâhil

edilmediğini, 506 sayılı mülga Kanun’un geçici 81. maddesinde düzenlenen

emeklilikte kademeli geçişe ilişkin hükümlerin kendisi hakkında adil ve yasaya

uygun biçimde uygulanmadığını, anılan hükümde 18 yaş öncesinde çalışılan

sürelerin dikkate alınmayacağına ilişkin düzenleme bulunmadığını belirterek

emeklilik hakkının tespiti için açtığı davanın reddine karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

31. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

32. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesi tarafından incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

33. Başvuru konusu olayda başvurucu Ali Çakmak, 18 yaşından önce

sigortalı olarak çalıştığı sürelerin emekliliğe esas sigortalılık süresinin

hesabına dâhil edilmesi gerektiğini, kanunlarda buna engel bir düzenleme

olmadığını ileri sürmüş; İlk Derece Mahkemesi ise 506 sayılı mülga Kanun’un 60.

maddesinin (G) fıkrası uyarınca 18 yaşından önce sigortalı olarak çalışılan

sürelerin emekliliğe esas sigortalılık süresinin hesabına dâhil edilemeyeceği,

dolayısıyla SGK tarafından yapılan işlemin usule ve kanuna uygun olduğu

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 14). Anılan hükme benzer

düzenlemenin, yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun’un 38. maddesinin ikinci

fıkrasında da mevcut olduğu anlaşılmaktadır. 506 sayılı mülga Kanun’un geçici

54. maddesinde 1/4/1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm

sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında aynı Kanun’un 60. maddesinin (G)

fıkrası hükmünün uygulanmayacağı belirtilmiş ise de başvurucu Ali Çakmak’ın

belirtilen tarihten sonra (1982 yılında) SSK kapsamında bir işte çalışmaya

başladığı dikkate alındığında bu madde kapsamında olmadığı tespit edilmiştir.

Bu nedenle İlk Derece Mahkemesi kararında bu yönüyle bariz takdir hatası veya

açık bir keyfîlik söz konusu değildir.

34. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge

sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucunun yargılama sürecinin

hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine

yargılama sonucunda verilen kararın içeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile

getirdiği anlaşılmaktadır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucu Ali Çakmak tarafından ileri

sürülen bu iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği

İddiası Yönünden

36. Başvurucuların, sigortalı çalışmaya başladıktan sonra yapmış

oldukları yaş tashihine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararlarının yaşlılık

aylığı bağlanması işleminde dikkate alınmaması nedeniyle uygulanamadığı, bunun

üzerine açtıkları davaların reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının

ihlal edildiği konusundaki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir.

Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

37. Başvurucular, ellerinde yaş tashihine ilişkin kesinleşmiş

Mahkeme kararları bulunmasına rağmen bu kararların emeklilikte dikkate

alınmaması nedeniyle uygulanamadığını, bu nedenle açtıkları davaların

reddedilmesiyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

38. Bakanlığın görüş yazısında, adil yargılanma hakkının aynı

zamanda kararların icrasına da uygulandığı, bir mahkeme tarafından verilen

hükmün yerine getirilmesinin yargılamanın bütünleyici bir parçası olarak

görülmesi gerektiği, başvurucuların haklarına yapılan müdahalenin kaynağı olan

kanun maddelerinde emeklilik işleminin hesaplanmasında sigortalılık başladıktan

sonra yapılan yaşa ilişkin düzeltmelerin dikkate alınmayacağının düzenlendiği,

yasa koyucu tarafından bu şekilde bir düzenleme yapılmasının amacının,

kişilerin sosyal güvencesinin temelini oluşturan emeklilik sisteminin aktüeryal dengelerini gözeterek bilimsel verilere uygun ve

sürdürülebilir bir sistem oluşturma ve kötü niyetli kişiler tarafından kanuna

karşı hile ile hak kazanmaların önlenmesi olduğu, başvurucuların yaşlarının

tashihine ilişkin Mahkeme kararlarının sigortalılık sürecinde gerçekleştiği

ifade edilerek başvurucuların şikâyetleri incelenirken bu hususların göz önünde

bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

39. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru

dilekçelerindeki iddialarını tekrar etmişlerdir.

40. Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

41. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

42. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

isteme hakkına sahiptir.”

43. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

44. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma

hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada

bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan

bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

45. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de mahkemeye

erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme

ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da

kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa

yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/ Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).

46. Yargı kararlarının uygulanması “mahkemeye erişim hakkı”

kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda mahkemenin bir

karar vermiş olması yeterli değildir. Ayrıca bu kararın etkili bir şekilde

uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde nihai mahkeme kararlarını taraflardan

birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler

bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi

hâllerinde “mahkemeye erişim hakkı” da anlamını yitirir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28).

47. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının, lehine

karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme’nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir

yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, 6. madde anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No:59 498/00, 7/5/2002, § 34).

48. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir yargı yerine

ulaşma hakkının -sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil- aynı zamanda

o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de

koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/ Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, §

54).

49. Öte yandan mahkemeye erişme hakkı, niteliği gereği devlet

tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp

sınırlamalara tabidir. AİHM’e göre bu hak,

Sözleşme’nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan herhangi bir hakkın

gerçek kapsamını sınırlayan hudutlardan başka, örtülü olarak izin verilen

sınırlandırmalara da tabidir. Uygulanacak olan sınırlandırmaların, bireylerin

başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve ölçüde kısıtlamaması

gerekir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 38). Ayrıca bir sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan

araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurulmalıdır. Aksi takdirde sınırlama, mahkemeye erişim hakkı ile

bağdaşmaz (Ali Atlı, B. No:

2013/500, 20/3/2014, § 50, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 40).

50. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemeye erişim hakkı açısından

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın diğer

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39).

51. Bu noktada kesin hüküm niteliğini haiz bir yargı kararının

yerine getirilmesi sonucunda oluşan yeni durumların bazı hukuki konular

yönünden sonuç doğurmamasının, bu yargı kararının uygulanmadığı anlamına

gelmeyeceğinin dikkate alınması gerekir. Zira bir dava sonunda yargı merciince

verilen karardaki hükmün yerine getirilmesiyle birlikte bu karar icra edilmiş

yani uygulanmış olacaktır. Kararın icrasına bağlı sonuçların bu davayla ilgili

olmayan kişiler veya konular yönünden sonuç doğurmaması, bu kararın

uygulanmadığı şeklinde yorumlanamaz.

52. 5510 sayılı Kanun’un 57. ve 506 sayılı mülga Kanun’un 120.

maddelerinin ikinci ve üçüncü fıkralarında malullük, yaşlılık ve ölüm

sigortalarına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında sigortalıların

ve hak sahibi çocuklarının bu sigortalara tabi olduğu tarihte nüfus kütüğünde

kayıtlı bulunan doğum tarihlerinin esas alınacağı, sigortalıların ilk defa

çalışmaya başladıkları tarihten sonraki yaş düzeltmelerinin dikkate

alınmayacağı belirtilmiştir. Somut olayda birinci başvurucu 1982 yılında SSK

kapsamında bir işte çalışmaya başlamış, 1983 yılında doğum tarihini tashih

ettirmiştir. İkinci başvurucu da 1995 yılında SSK kapsamında bir işte çalışmaya

başlamış, 2009 yılında doğum tarihini düzelttirmiştir. SGK ve Mahkemeler,

anılan hükümler gereğince başvurucuların ilk kez sigortalı oldukları tarihlerde

nüfus kütüklerinde kayıtlı bulunan doğum tarihlerinin esas alınacağını ve

sigortalı çalışmaya başladıkları tarihten sonra Mahkemelerce verilen yaş

tashihi kararlarının dikkate alınmayacağını belirterek başvurucuların yaşlılık

aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını taşımadıkları gerekçesiyle emeklilik

taleplerini reddetmiştir.

53. Başvurucular, yaşlarının düzeltilmesine ilişkin kesinleşmiş

mahkeme kararlarının emeklilik işlemlerinde dikkate alınmamasıyla bu kararların

uygulanamamış olduğunu ileri sürmektedir. Başvurucuların iddialarına konu

mahkeme kararları, nüfus kütüklerindeki kayıtların düzeltilmesine ilişkin olup

bu davalarda nüfus kayıtlarının gerçek duruma uygun hâle getirilmesi

amaçlanmaktadır. Somut olay açısından Mahkemelerce başvurucuların nüfus kayıtlarındaki

doğum tarihlerinin gerçek durumlarına uygun şekilde düzeltilmesine karar

verilmiş, bu kayıtlar nüfus idaresince karar doğrultusunda değiştirilmiş ve bu

şekilde anılan kararlar icra edilmiştir.

54. Başvurucuların yaşlarının düzeltilmesine ilişkin Mahkeme

kararlarının 5510 sayılı Kanun’un 57. ve 506 sayılı mülga Kanun’un 120.

maddelerinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca emeklilik işlemlerinde sonuç

doğurmaması, kararların uygulanmadığı ya da hukuksal değerini ve geçerliliğini

kaybettiği anlamına gelmez. Emeklilik işlemlerinde, SSK'ya tabi olarak

çalışılmaya başlanıldığı tarihteki nüfus kütüğünde kayıtlı olunan doğum

tarihinin esas alınmasını öngören anılan kuralların, emeklilik düzeninin aktüeryal dengeler gözetilerek bilimsel verilere göre belirlenmesi

ve sosyal güvenlik sisteminin birtakım aksaklıklara yol açmadan sürdürülmesi

amacına yönelik olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Burada yargı kararları

hukuksal olarak değerini ve geçerliliğini korumakta, sadece emeklilik yönünden

sonuç doğurmamaktadır.

55. Başvuru konusu uyuşmazlıkta uygulama yeri bulan 5510 sayılı

Kanun’un 57. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ile benzer düzenlemeler

içeren 506 sayılı mülga Kanun’un 120. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının

Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan itiraz başvuruları üzerine

Anayasa Mahkemesi, anılan hükümlerin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar

vermiştir (bkz. § 23; AYM, E.2008/64, K.2008/129, 19/11/2008).

56. Bu değerlendirmeler neticesinde başvurucuların, yaşlarının

düzeltilmesine ilişkin Mahkeme kararları doğrultusunda nüfus idaresinin nüfus

kayıtlarını düzeltmesiyle birlikte anılan kararların icra edilmiş olduğu; bu

kararların ilgili mevzuat hükümleri uyarınca emeklilik işlemlerinde sonuç

doğurmamasının, kararların uygulanmadığı ya da hukuksal değerini ve

geçerliliğini kaybettiği şeklinde yorumlanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

57.

Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim haklarının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Emekliliğe esas sigortalılık süresinin hatalı

hesaplandığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına

1/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Kamil

KAYA

Başvurucu

:

Ali ÇAKMAK

Vekili

:

Av. Nezih DAĞDEVİREN

2. Başvurucu

:

Şerefnaz

AYGÜL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5961, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Emekliliğe esas sigortalılık süresinin hatalı
  12. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına
  13. M. Emin KUZ
  14. Kaya
  15. Aygül
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5961
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Faik Özgür Erol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6160)
  • Meleke Kurcak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9568)
  • Veysel Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/9192)
  • Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/3828)
  • Özcan Pektaş Başvurusu (B. No: 2013/6879)
  • Seyfi Polat Başvurusu (B. No: 2013/7020)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.