İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Veysel Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/9192)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

Başvuru No2015/9192Tarih2 Aralık 2015Okuma28 dk · 5.679 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Veysel Kaplan Başvurusu (2)

Karar tarihi
2 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2015/9192
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.679 kelime·28 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

başvurucunun göndermek istediği mektupların cezaevi idaresi tarafından

gönderilmemesi nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/2/2013 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. 19/12/2012 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet

Başsavcılığınca başvuru dilekçesi, şeklî unsurlarının tamamlanması için

başvurucunun bulunduğu infaz kurumuna iade edilmiştir. Başvurucu tarafından eksiklikler

giderilerek 1/3/2013 tarihinde önceki başvuruya konu olan mektup dışında bir

mektubun gönderilmemesi kararı da eklenmek suretiyle toplam beş mektupla ilgili

bireysel başvuru yapılmıştır.

3. 2013/1830 numaralı başvuru dilekçesi ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

4. Başvurucu tarafından yapılan 4/2/2013 tarihli ilk başvuru ile

1/3/2013 tarihli ikinci başvuru, süreçleri ile olay ve olguları farklı

olduğundan söz konusu dört mektupla ilgili 4/2/2013 tarihli ilk başvuru,

2013/1830 No.lu başvuru dosyasından tefrik edilerek bu bireysel başvuru

numarasına kaydedilmiştir.

3. Başvurucu,

bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını

belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur

4. Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde, adli yardım talebinin kabulüne

ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Bölüm

Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru

konusu olay ve olgular 26/6/2015 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık,

tanınan ek süre sonunda görüşünü 18/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

7. Bakanlık

tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 31/8/2015 tarihinde

tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/9/2015 tarihinde bu görüşe karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru

dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya içeriğinden tespit edilen ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Malatya

3. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/11/2005 tarihli E. 2005/61, K. 2005/120 sayılı

kararıyla başvurucunun “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan müebbet hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu,

bulunduğu Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz

Kurumu), Sn.K., S.G., Ö.A. ve Sr.K.

isimli arkadaşlarına ayrı ayrı dört mektup göndermek istemiştir.

11. Başvurucunun

Sn.K.ya hitaben yazmış

olduğu bir sayfalık mektupta “ … KUH(?)

süreci devam ediyor. Söze gerek yok. Süreç tıkalı, nereye varacağı bilinmiyor.

Her şeye hazırlıklı olmak şarttır. Haliyle seyirci kalamayacağımızı

söylemiştik. Biz de dörde bölündük süresiz dönüşümlü ag’ye

(70) yetmişinci günde başlıyoruz. İlk başta biz, siz, Ö.ler,

Adıyaman ile birlikte (7) yedişer gün gideceğiz. Sonra Ş., A. ve H. y’lar oradan da biraz memlekete doğru gideceğiz. Ö., E. ve

Malatya derken Karadeniz’le tamamlayacağız gezintiyi.Olur da bir iki gün geç olsa da yine de ona

göre başlanır. Çavémin faksımı alınca bana dön olur

mu? Sanırım sen yanlış haber almışsın. E. y. aynı yerde. Sen bir sevk çıkarıp

gelemedin buraya. Ama olacak bir gün. Başka olumsuz bir durum yok. Bize agden dolayı ceza kestiler. …” ifadeleri yer

almaktadır.

12. Başvurucunun

S.G.ye hitaben yazmış olduğu bir sayfalık mektupta “ … KUH(?)’nin

mevcut süreci ilerliyor. Haklı, meşru taleplere sessiz kalınamazdı. Biz de

genel olarak dörde bölündük süresiz dönüşümlü ag’ye

(70) yetmişinci günde başlıyoruz. (7) yedişer gün gideceğiz. İlk başta biz,

siz, S., Ö.’lerle gideceğiz. Sonra Ş., H. derken

biraz da Malatya, Elbistan, Ö.’ler yol alacak. Oradan

da Karadeniz’le devir tamamlanacak. Böylece epey gezmiş olacağız. Senden hiç

ses çıkmıyor yoldaş. … Öngörmek hazırlıklı olmak bakımından diyorum. Yoldaşlar

pek ketum olunca insanoğlu pek rahat olamıyor. …” ifadeleri yer

almaktadır.

13. Başvurucunun

Ö.A.ya hitaben yazmış olduğu

bir sayfalık mektupta “ … Bu süreç uzayacağa

benziyor. Biz üç günlük ag yapmıştık, ama süreç

tıkalı, haklı meşru taleplere seyirci kalınmaz. Biz de dörde bölündük süresiz

dönüşümlü ag’ye (70) yetmişinci günde başlıyoruz. İlk

başta biz, siz, Sincan, Adıyaman ile birlikte (7) yedişer gün gideceğiz. Sonra

Tekirdağ hattı, oradan da E’ler, Ö.’ler derken son

olarak da Karadeniz’le durağı tamamlayalım. Sen hiç dönmedin yoldaş. … Halbuki

bir süreç başlayınca insan der ki ‘ ne olacak bu

dünyanın hali’ değil mi? . Bazı yoldaşlar çok duyarsız hiç ses vermiyorlar.

Neyse hem işimizi yapacağız, hem de eleştireceğiz. Bu ag’lerde halkımız bir iki gün gecikse de sonuçta böyle

ilerleyecekler. Sonra bakılır artık. … Hevallerin

sürecine bir çok eleştiri olabilir ama esas mesele

talepler ve tabi ki bu uğurdaki direniştir. …” ifadeleri yer

almaktadır.

14. Başvurucunun

Sr.K.ya hitaben yazmış

olduğu üç sayfalık mektupta “İstek ve iyi

niyetle savaşı durdurmak mümkün mü? … Ortada bir savaş

varsa tarafları vardır. Çoçgerî isyanından –

1920’lerden beri faş. Türk devleti Kürt ulusuna karşı savaş sürdürmektedir.

1920’nin 1937-38 arası Kürt isyanlarını soykırımla bastıran devlet 21. Yüzyılda

halen gerilla savaşına tutuşan Kürt hareketini ezmek ve yok etmeye, Kürt

ulusunun siyasal olarak inkar etmeye devam ediyor.

Özlü ifadeyle savaş sürüyor. Şayet savaş varsa, süren bu savaşın son bulmasını

isteyenler olduğu gibi daha şiddetle sürdürülmesini isteyenler de vardır. …

Barış istemek insanın en doğal hakkıdır. Fakat insancıl istekler ile savaşın

son bulmayacağı çok açıktır. Hele ki gerçekleri bir kenara bırakarak sınıfların

varlığını unutarak içi boş vaatlerde bulunanlar arasında devrimci hareketin bir

kısmı varsa ve bu yaklaşımlar Marksizm maskesiyle savunuyorsa burjuva sapmanın

boyutu çok daha ciddi demektir. Açıktır ki bir tarafın isteğiyle savaş

durdurulamaz. Kürt ulusunun haklı, meşru, demokratik haklarının bir kısmının

kabul edilmesi isteğini sürekli dile getirmekle savaş sonlanamaz. … Sürdürülen

savaşın zorbalığı altında inleyen Kürt ulusunun, ezilen Kürt halkının barış

arzusu, bütün iyi niyetli açıklamalarla karşılanmayacağı gün gibi açıktır.

Anlaşılıyor ki reformist legal partiler, küçük burjuva devrimci hareketlerin

bir kısmı Türk devletinin neredeyse yüzyıllardır Kürtlere karşı sürdürdüğü

savaşın siyasal ve toplumsal niyetiyle pek ilgilenmemektedirler. … Diğer yandan

sürdürülen savaşın özü sadece silahlı ayaklanma dönemiyle asla açıklanamayacağı

için devletin belli hakların tanınması karşılığında da PKK’ nin

silahsızlandırılması Kürtler açısından asla bir barış anlamına gelmez. …

Savaşın sonlandırılmasının iki yolu vardır: f. Türk devletinin K. K…n

üzerindeki hâkimiyetinin parçalanması anlamına gelen Kürt ulusunun savaşarak

bağımsızlığını kazanmasıdır. … Kürtler açısından da bu, sakatlanmış bir

özgürlük olacaktır. Bu durumda Kürt ulusu da dünyada bir avuç tekelci emperyal devletin baskısı altında yaşayan bağımlı ezilen

uluslara katılmış olacaktır. … İkinci yolu ise: Türk ,

Kürt ve çeşitli azınlıklardan işçi,köylü geniş halk

kitlelerinin proleter devrim yoludur. Emperyalist güçlerin yerel ve bölgesel

egemenliğini kıracak ve gerçekten ezilen sınıflara barış getirecek tek yol

budur. Bu anlamıyla iyi niyetli barış temennileri, devrimci kitlelerin

silahsızlandırılmasını değil, komünist hareketin her bakımdan Türk ulusal

hâkimiyetinin Kürtler üzerinden kalkması için savaşması gerekir ve propaganda

etmesi zorunluluğunu unutmamalıdır. … Savaş PKK ile başlamadı; bu nedenle PKK ‘nın uzlaşması ve silahsızlandırılmasıyla da son bulmaz. …

Hakimiyet ve sömürüyü yöneten emperyalizm ve ezen ulus Türk hakim

sınıflar, savaşın bir tarafıdır. Diğer tarafı ise kan ve gözyaşıyla tarihi

yoğrulan, soykırıma uğrayan, yok edilen yağmalanan Kürt ulusudur. … Tarihsel

deneyim bizlere emperyalistlere ve işbirlikçi sınıfların pohpohlanmalarına,

barış ve huzur vaatlerine kanmamayı öğretmiştir. Barışı sağlamak için savaş

sürdüren gerici hakim sınıfların iktidarını yıkmak

için savaşmak gerekir. … Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkının dışındaki

tüm gerici engeller ve zincirler kırıldıktan sonra güncel olarak sürdürülen

savaşın sonlandırılmasının toplumsal, siyasal karşılığı olabilir. … Çünkü savaş

sadece silahlı örgüte karşı değil, tarihsel olarak Kürt ulusuna karşı

verilmektedir. Bu nedenle gerçekten barış isteyenler ‘savaşa karşı olanlar’

Türk ulusal ayrıcalığına karşı, emperyalist işbirlikçi Türk hakim

sınıflarının Kürt ulusu üzerindeki hakimiyetini kırmak için savaşmalıdırlar. …

Aksine kitlelerin silahlanması ve kendi demokrasilerini inşa etmeleri tarihsel

zorunluluktur. Bu tarihsel doğru Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkının

eline alması için savaşmaktan başka yolunun olmadığını da göstermiştir. Mkp ’nin T. Ve KK devrimi için

silahsızlanma yolunu değil de silahlanma ve savaşma yolunda ısrar etmesi sınıf

savaşımının zorunlu sonucudur. … D.Ark

ne zaman çıkıyor? Fazlaca gecikmedi mi? Bu konuda merakta kaldık. N.D.(Bayburt M tipi hapishanesi)’e H.G. yollamanızı rica

etsem. Bir diğer mevzu D.Ark’ın

fazla geciktirilmemesidir.” ve benzeri ifadeler yer almaktadır.

15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca söz konusu mektupları inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu; üç

mektup (bkz. §§ 11, 12, 13) yönünden sırasıyla 16/11/2012 tarihli ve 2012/370

sayılı, 16/11/2012 tarihli ve 2012/371 sayılı, 16/11/2012 tarihli ve 2012/372

sayılı kararlarla mektupların alıkonulmasına karar vermiştir. Anılan kararların

gerekçesi aynı olup ilgili bölümü şöyledir:

“… Terör örgütüne destek vermek amacıyla açlık

grevine girmeleri gerektiğini ve bunun diğer cezaevlerinde kalan kendi örgüt

elemanları içerisinde sıraya koyarak yapmaları konusunda planlama yaptığı, bu

şekilde örgüt elemanlarını eylem yapmaya teşvik ettiği anlaşıldığından …”

16. İnfaz Kurumu, Sr.K.ye gönderilmek istenen mektup (bkz. §

14) yönünden 2/10/2012 tarihli ve 2012/54-53 sayılı kararıyla mektubun

alıkonulmasına karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:

“İlgili mektubun içeriğinde Türkiye

Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı

unsurların yer aldığı ve yine kurum ve kuruluşları paniğe yöneltecek yalan

yanlış örgüt propagandası şeklinde örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve

ifadeler bulunmaktadır.”

17. Başvurucu bu kararlara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliği

nezdinde şikâyet başvurularında bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği sırasıyla

7/12/2012 tarihli ve E.2012/2195, K.2012/2330 sayılı, 7/12/2012 tarihli ve

E.2012/2196, K.2012/2333 sayılı, 7/12/2012 tarihli ve E.2012/2197, K.2012/2331

sayılı, 7/12/2012 tarihli ve E.2012/2139, K.2012/2337 sayılı kararlarla İnfaz

Kurumu Disiplin Kurulu kararlarına atıfta bulunarak başvurucunun şikâyetlerini

reddetmiştir.

18. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararlarına karşı itiraz

yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince;

sırasıyla 15/1/2013 tarihli ve Değişik İş 2013/23 sayılı, 15/1/2013 tarihli ve

Değişik İş 2013/21 sayılı, 15/1/2013 tarihli ve Değişik İş 2013/18 sayılı,

15/1/2013 tarihli ve Değişik İş 2013/22 sayılı kararlarla İnfaz Hâkimliğinin

kararlarındaki gerekçeye atıf yapılarak kararın usul ve yasaya uygun olduğundan

bahisle başvurucunun itirazlarının reddine karar verilmiştir.

19. Anılan karar başvurucuya 21/1/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucu 4/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu

maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve

telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme

hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

21. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak çıkarılan

6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(İnfaz Tüzüğü/Tüzük) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

22. İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve

gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde

sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf

içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

23. İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmi

dört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun disiplin kurulu tarafından

kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde, mektup aslı çizilmeden veya

yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna kadar muhafaza edilir.

Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı idarede tutularak

fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde çizilerek disiplin

kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir. Mektubun tamamının

sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı tebliğ edilir.

Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için gereken süre

beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise, disiplin kurulu

kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise, infaz hâkimliği

kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz hâkimliği kararına

itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise mahkemenin kararına

göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren on beş gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının

kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren

bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin

kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı görülen kısımlarının

okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun

verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hükümlü ve tutukluların beslenmesini

engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü

ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya

da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 4/2/2013 tarihli ve 2015/9192 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; yazmış olduğu mektupların Cezaevi İdaresince

haksız gerekçelere dayanılarak sakıncalı bulunduğunu; mektupların teorik,

felsefi, kültürel, hukuki, ahlaki analizler içerdiğini ifade ederek haberleşme

ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

27. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun

haberleşme ve ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise

de bu iddiaların özü, göndermek istediği mektupların İnfaz Kurumunca

gönderilmemesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında

değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de

haberleşme alanında ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme/AİHS) 8. maddesi ile güvence altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 5947/72…, 25/3/1983, §107; Fazıl Ahmet

Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02, 5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015,

§ 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Başvurucunun, göndermek istediği mektupların sakıncalı

olduğuna karar verilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

29. Başvurucu; yazmış olduğu mektupların Cezaevi İdaresince

haksız gerekçelere dayanılarak sakıncalı bulunduğunu; mektupların teorik,

felsefi, kültürel, hukuki, ahlaki analizler içerdiğini ifade ederek haberleşme

ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüşünde AİHM’in

içtihatları hatırlatılarak başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusunda

değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında; başvuru

dilekçesindeki ifadelerini tekrar ederek mektupların siyasi, felsefi analizler

içerdiğini, Cezaevi güvenliğini tehdit edecek bir içerik taşımadıklarını,

mektuplarla hiç kimsenin açlık grevi ve ölüm orucuna teşvik edilmediğini ve

onlara talimat gönderilmediğini, mektuplarda buna yönelik bir ifadenin yer

almadığını belirtmiştir.

b. Genel İlkeler

32. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden

kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

33. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

34. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri Sözleşme’nin

8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte Sözleşme’nin 8.

maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır. Başvurucunun

iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde

düzenlenmiştir.

35. Anayasa’nın 22. maddesinde herkesin haberleşme özgürlüğüne

sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini

isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra, içeriği ve biçimi ne olursa

olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme

bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine

konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir. Posta, elektronik

posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme

faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında

değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

36. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).

37. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

38. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde yer

verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

39. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemin

gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak söz

konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır, bunun yanı sıra

müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,

6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

40. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

41. Somut olayda başvurucunun bulunduğu İnfaz Kurumu Disiplin

Kurulu kararlarıyla başvurucunun göndermek istediği mektupların; yukarıda (bkz.

§ § 11, 12, 13) içeriğine yer verilen üçü bakımından açlık grevi yapmaya teşvik

ettiği, dördüncüsü (bkz. § 14) bakımından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin

bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı unsurların yer aldığı ve

yine kurum ve kuruluşları paniğe yöneltecek örgüt propagandası şeklinde

örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve ifadeler bulunduğu gerekçesiyle

tamamının sakıncalı olduklarına karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile

kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahalede

bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

42. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe

Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme; Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,

§ 36).

Kanunilik

43. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla

öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen kanunla

öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk olarak

müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeye dayanmalıdır.

İkinci olarak müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme ilgili kişi

açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz konusu

düzenlemenin, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre

yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde, eylemler neticesinde meydana

gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olması

gerektiğidir (Silver ve diğerleri/Birleşik

Krallık, §§ 86-88).

44. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını oluşturan 5275 sayılı

Kanun (68. maddesi) ile İnfaz Tüzüğü (91., 122. ve 123. maddeleri) Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler;

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi ile

birlikte, mektubun kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak

tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava

yollarının da düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık,

anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda 5275

sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı

değerlendirilmiştir (Ahmet Temiz,

§§ 38-46).

Meşru Amaç

45. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalelerin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalelerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

46. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da

haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratik

toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik

refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın

korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış

olması aranmakta olup bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

47. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin

gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde

olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen

amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla

birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna

tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna; hâkim

kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde

yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların

dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama

sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla

genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz,

§ 49).

48. Yukarıda da belirtildiği gibi cezaevlerinin Anayasa’nın 22.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu kabul

edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı alınması

şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis

edilebileceği anlamına gelmektedir. Ayrıca bu kurumların haberleşme hürriyetine

müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka Anayasa’nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine dayalı olması

gerekmektedir (Ahmet Temiz, §

50).

49. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada belirtilen sebeplerin,

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan kamu düzeni ve suç

işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevinde güvenliğin ve

disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

50. Somut olayda, başvurucunun göndermek istediği mektupların

sakıncalı bulunmasına yönelik Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararları; ilk

üçü bakımından açlık grevi yapmaya teşvik ettiği, dördüncüsü bakımından Türkiye

Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı

unsurların yer aldığı ve yine kurum ve kuruluşları paniğe yöneltecek yalan

yanlış örgüt propagandası şeklinde örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve

ifadeler bulunduğu gerekçesine dayandırılmıştır.

51. 5237 sayılı Kanun’un 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya

ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur.

52. Bu kapsamda başvurucunun mektuplarının, İnfaz Kurumunca

denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalelerin; kamu

düzeni, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi

amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna

varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

53. Başvurucu; yazmış olduğu mektupların Cezaevi İdaresince

haksız gerekçelere dayanılarak sakıncalı bulunduğunu; mektupların teorik,

felsefi, kültürel, hukuki, ahlaki analizler içerdiğini, Cezaevi güvenliğini

tehdit edecek bir içerik taşımadıklarını, mektuplarla hiç kimsenin açlık grevi

ve ölüm orucuna teşvik edilmediğini ve onlara talimat gönderilmediğini,

mektuplarda buna yönelik bir ifadenin olmadığını ifade ederek haberleşme

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlık görüşünde; AİHM kararlarında, ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceğinin belirtildiği ifade

edilmiş; başvuruya konu mektupların gönderilmemesinin Anayasa’nın 22. maddesi

ile AİHS’in 8. maddesi çerçevesinde

değerlendirmesinin gerekli olduğu vurgulanmıştır.

55. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

56. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda, öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının

belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet

vermeyeceğini, ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri dikkate

alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, §

51; Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık,

§ 98).

57. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi

yaparken mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında bulunan

hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemli araçlardan

olduğunu göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

58. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir

(Yasemin Çongar ve diğerleri, B.

No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).

59. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum düzeninin gerekleri"

ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in 8., 9.,

10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde

yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B.

No: 2013/1461, 12/11/2014, § 92).

60. Nitekim Anayasa Mahkemesinin sıklıkla vurguladığı üzere

demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence

altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle

kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle

uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve

ancak özüne dokunulmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için

zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler. (AYM,

E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede

güçleştiriyorsa, etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak

sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum

düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM,

E.2006/142, K.2008/148, 17/4/2008; Fatih Taş,

§§ 92, 93).

61. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§

92, 93).

62. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edilebilmesi için temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §

183).

63. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında

hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet

kararına bağlı olarak tutma" biçiminde değerlendirilebilecek

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim

Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

genel olarak sahiptirler (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz

sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, §

35).

64. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen

yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda

belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi dâhilinde

objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna

edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010,).

65. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

66. Öncelikle somut olayda, hükümlü olan başvurucunun göndermek

istediği mektupların benzerliği ve sakıncalı bulunma gerekçeleri dikkate

alınarak yapılan müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olup

olmadıkları Sn.K. (bkz. § 11) ,

S.G. (bkz. § 12) ve Ö.A.ya (bkz. § 13) yazılan

mektuplar ile Sr.K.ya yazılan mektup yönünden iki

kısımda incelenecektir.

Sn.K., S.G. ve Ö.A.ya Yazılan Mektuplar Yönünden

67. Başvurucunun Sn.K. (bkz. § 11),

S.G. (bkz. § 12) ve Ö.A.ya

(bkz. § 13) yazmış olduğu mektupların içerikleri birbirinin benzeri olup

neredeyse aynı ifadelere yer verildiği görülmektedir. “Silahlı terör örgütüne

üye olma” suçundan mahkûm olan başvurucu, İnfaz Kurumunda bulunduğu esnada

başka infaz kurumlarında bulunan arkadaşlarına eş zamanlı olarak göndermek

istediği birer sayfadan oluşan mektuplarda, kendisinin de bulunduğu bir grubun dörde

bölünerek “süresiz dönüşümlü ag’ye (70) yetmişinci günde” başlayacaklarını

açıkladıktan sonra isimlerini zikrettiği bir kısım insanların belirlenen bir

sırayla “(7) yedişer gün gideceklerini” ifade

etmiştir.

68. Mektuplarda geçen isimlerin bulunduğu grubun dışından biri

tarafından okunması hâlinde rahatlıkla anlaşılamayacak şekilde kapalı bir dille

çeşitli kısaltmalar kullanan başvurucunun, kimler tarafından hangi tarih ve

süreyle yapılacağı planlanmış bir davranış biçiminden bahsettiği kuşkusuzdur.

Anlatımlarda geçen “ag”

kısaltmasının açlık grevi; “(7) yedişer gün

gitme” ifadesinin açlık grevi eylemi yapma olduğu anlaşılmaktadır.

İnfaz Kurumu, mektuplarda başvurucunun “Terör

örgütüne destek vermek amacıyla açlık grevine girmeleri gerektiğini ve bunun

diğer cezaevlerinde kalan kendi örgüt elemanları içerisinde sıraya koyarak

yapmaları konusunda planlama yaptığı, bu şekilde örgüt elemanlarını eylem

yapmaya teşvik ettiği” gerekçesine istinaden mektupların

sakıncalı olduğuna karar vermiştir.

69. 5237 sayılı Kanun’un 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya

ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur.

70. Haberleşmenin farklı infaz kurumlarında bulunan kişiler

arasında gerçekleşmesinin istendiği hatırda tutulmalıdır. Ayrıca başvurucu

tarafından mektubun gönderilmek istenildiği dönemde, PKK terör örgütüne destek

vermek amacıyla ülke genelindeki infaz kurumlarında açlık grevi eylemlerinin

devam ettiği, eylem yapan veya ileride yapması muhtemel hükümlü/tutuklular

arasındaki eyleme yönelik iletişimin, söz konusu eylemleri

yaygınlaştırabileceği veya var olanların süresini uzatabileceği öngörülebilir

bir olgudur.

71. Açlık grevi yapma eylemi ile ilgili bilgi ve haberlerin

tutuklu/hükümlüler arasındaki iletişime konu olmasına infaz kurumlarınca

temkinle yaklaşılması ve bu haberleşmenin daha sıkı denetime tabi tutulması

kurumların asayiş ve güvenliğini sağlamaya yönelik kabul edilebilir mahiyettedir.

72. Yasa dışı silahlı örgüt üyeliği nedeniyle hükümlü olan

başvurucunun, yine hükümlü/tutuklu olan bazı kişilere kapalı ifade ve

kısaltmalar kullanarak açlık grevini yapacakları tarihi, sırayı ve süreyi aynı

anda bildirmek istediği mektupların, bu eylemleri yapmaya teşvik ettiğini

değerlendiren ve bu doğrultuda ülke genelindeki eylemleri de nazara alarak

haberleşmenin örgütsel gayeli olabileceği kanaatine varan İnfaz Kurumunca kamu

düzeni, cezaevinde disiplinin ve güvenliğin sağlanması, suçun önlenmesi

amaçlarıyla mektupların gönderilmemesi şeklinde tedbir alınması makul

görülmüştür. (Atilla ve diğerleri/Türkiye)

73. Buna göre başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yönelik

kısıtlamanın, Anayasa’nın 22. maddesi anlamında demokratik toplumda kamu düzeninin

korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum

düzenin gereklerine aykırı olduğu düşünülemez.

Bununla birlikte mektuplarda geçen yukarıdaki (bkz. §§ 11, 12, 13)

ifadelerin mektupların neredeyse tamamını oluşturduğu dikkate alındığında Tüzük’ün 123. maddesi uyarınca bu ifadelerin okunamaz hâle

getirilerek bahse konu mektupların gönderilmesinin bir anlamı olmayacaktır.

74. Sonuç olarak İnfaz Kurumunun gerekçesi dikkate alındığında

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 22. maddesi

anlamında demokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin

önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olduğu söylenemez.

75. Açıklanan nedenlerle söz konusu mektuplar bakımından

getirilen kısıtlamanın bir ihlal içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

Sr.K.ya Yazılan Mektup

Yönünden

76. Başvurucu, Sr.K.ya

(bkz. § 14) göndermek üzere yazmış olduğu üç sayfa mektupta “İstek ve iyi niyetle savaşı durdurmak mümkün mü?”

başlığı altında birtakım siyasi ve ideolojik görüşlerini açıklamıştır. “Türk Devleti” ile “Kürt Ulusu” arasında 1920’lerde bir “savaşın” bulunduğunu ifade eden metin

yazarı, bu “savaşın” devam

ettiğine işaret ederek “tek tarafın

isteğiyle savaşın sonlandırılamayacağını, Kürt halkının meşru ve demokratik haklarının bazılarının kabul

edilmesinin savaşı durdurmaya yetmeyeceğini, ancak bu halka kendi devletini

kurma hakkının tanınmasıyla savaşın bitmesinin toplumsal ve siyasal

karşılığının olabileceğini” vurgulamış; PKK terör örgütünün

silahsızlandırılmasının “Kürtler açısından

asla barış anlamına gelmediğinin” altını çizmiştir. “Savaşın sonlandırılmasının” iki yolu

olduğunu belirten başvurucu; ilkinin “Kürtlerin

savaşarak bağımsızlığını kazanması”, ikincinin -Ki kendisince bu,

ezilen sınıflara barış getirecek tek yoldur.-

“Türk, Kürt ve çeşitli azınlıklardan oluşan geniş halk kitlesinin proleter devrimi”

olduğunu, bunun için ise “devrimci

kitlelerin silahsızlandırması değil savaşması gerektiğini” öne

sürmüştür.

77. “Aksine kitlelerin

silahlanması ve kendi demokrasilerini inşa etmeleri tarihsel zorunluluktur. Bu

tarihsel doğru Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkının eline alması için

savaşmaktan başka yolunun olmadığını da göstermiştir. Mkp

’nin T. Ve KK devrimi için silahsızlanma yolunu değil

de silahlanma ve savaşma yolunda ısrar etmesi sınıf savaşımının zorunlu

sonucudur.” ifadesiyle metnini tamamlayan başvurucunun, yasa dışı

eylemleri meşrulaştırarak Kürt halkının devlet kurma hakkı olduğunu ve bu hakkı

sadece “silahlanma ve savaşma yolu” ile

elde edebileceklerini belirtmek suretiyle şiddete teşvik ettiği açıktır. Bu

yönde, içeriğinde “Türkiye Cumhuriyeti

Devletinin bölünmez bütünlüğünü zedeleyici, bölücü ve ayrımcı unsurların ve

örgüt propagandası şeklinde örgütsel haberleşmeye yönelik yorum ve ifadelerin

bulunduğu” değerlendirilen mektubun,

kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçları çerçevesinde İnfaz Kurumunca

alıkonulması şeklinde tedbir alınması makul görülmüştür.

78. Buna göre başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yönelik

kısıtlamanın, Anayasa’nın 22. maddesi anlamında demokratik toplumda kamu

düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olan demokratik

toplum düzenin gereklerine aykırı olduğu düşünülemez. Bununla birlikte mektubun

tamamıyla yukarıda (bkz. § 14) yer verilen anlatıma benzer nitelikteki

ifadelerden oluştuğu dikkate alındığında Tüzük’ün

123. maddesi uyarınca bu ifadelerin okunamaz hâle getirilerek mektubun

gönderilmesinin bir anlamı olmayacaktır.

79. Sonuç olarak İnfaz Kurumunun gerekçesi dikkate alındığında

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 22.

maddesine göre demokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin

önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olduğu söylenemez.

80. Açıklanan nedenlerle söz konusu mektup yönünden getirilen

kısıtlamanın bir ihlal içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 22. maddesinde

güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme

özgürlüğünün ihlaline ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan

yargılama giderlerinin tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olacağı

anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

D. Kararın bir örneğinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığına ve Kocaeli İnfaz

Hâkimliğine gönderilmesine

2/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Veysel KAPLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/9192, 2 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme
  12. B. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan
  13. C. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/9192
Tarih
2 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/3828)
  • Özcan Pektaş Başvurusu (B. No: 2013/6879)
  • Seyfi Polat Başvurusu (B. No: 2013/7020)
  • Ergin Atabey Başvurusu (B. No: 2013/8777)
  • Gülşen Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/4211)
  • Habibe Kalender ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3845)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.