İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/3828)

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

Başvuru No2013/3828Tarih1 Aralık 2015Okuma22 dk · 4.302 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Musa Kaya Başvurusu (4)

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/3828
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.302 kelime·22 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

başvurucunun, bir gazetenin genel yayın yönetmenine faks yoluyla göndermek

istediği mektubun gönderilmemesi nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/5/2013 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet

Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek

bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 15/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 26/6/2015 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık tanınan süre sonunda görüşünü 28/7/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya 5/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/8/2015 tarihinde

bu görüşe karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı ile “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçunu işlediği

gerekçesiyle başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

10. Başvurucu hükümlü olarak bulunduğu Kırıkkale F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan (İnfaz Kurumu) bir gazetenin

genel yayın yönetmenine faks yoluyla mektup göndermek istemiştir. Söz konusu

mektup içeriği şöyledir:

“Sayın O.Ç.,

Bulunduğumuz Kırıkkale F Tipi Cezaevinde uzun

zamandan beri yoğun bir baskı ile karşı karşıyayız. Yaklaşık iki yıldır kanun

dışı bir uygulamayla, normal hapis cezasına mahkûm olduğumuz halde

ağırlaştırılmış hapis muamelesi görmekteyiz.

İnfaz Kanunu’nun 25/1-C maddesi

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan hükümlülerin ‘ancak

kendileriyle aynı ünitede bulunan mahkûmlarla spor, sohbet v.s.

etkinlikleri için sınırlı temasına izin verilebileceğini’ öngörmektedir. Oysa

bizler normal süreli ve normal müebbet hapis cezasına çarptırıldığımız halde

Kurum idaresi iki yıla yakındır bizi ünite içinde izole ederek, hukuka aykırı

olarak bizlere ağırlaştırılmış müebbet muamelesi yapmaktadır.

Bu açık hukuk dışı uygulamanın yanı sıra

farklı tecrit uygulamaları ve baskı yöntemlerini de her gün yenisini ekleyerek

uygulamaktadır. Bu sorunlarımızı ve uygulanan hukuk dışılığı dile getirip

çeşitli kurumlara şikayet ettiğimizden beri Cezaevi

İdaresinin tutumu açık ve tehlikeli bir hâl almış olup keyfi tutum ve

tahriklerle bir provokasyon ortamı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Ülkemizin olumlu bir barış ortamına doğru

gittiği bu süreçte Kırıkkale Cezaevi İdaresinin yaratacağı bir provokasyonun

bulunduğumuz cezaeviyle sınırlı kalmayıp farklı etkiler yaratacağı açıktır. Bu

tür provokasyonların amaç ve sonuçlarını çok iyi analiz edebilen sizlerin, hem

üzerimizde uygulanan hukuk dışılığın bakıların giderilmesi, hem de endişesini

taşıdığımız bir provokasyonun önlenmesi için duyarlılığınızı rica ediyorum.

Saygılarımla.”

11. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca anılan mektubu inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu 25/4/2013

tarihli ve 2013/263 sayılı kararla bu mektubun gönderilmemesine karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“... Hükümlü Musa Kaya tarafından O.Ç’ ye gönderilmek istenen faks

metninin içeriğinin incelenmesi neticesinde;

4675 sayılı Kanun’un 4. Maddesinin 1. Fıkrası

gereğince … İnfaz Hâkimliği görevleri tanımlanmış olup, hükümlülerin şikayet merci kanunda belirtilmiştir. Bu itibarla hükümlünün

göndermek istediği faksın kurum işleyiş ve düzeni ile alakalı çarpıtılmış

ifadeler, mesnetsiz suçlamalar ile kurumu töhmet altında bırakan ifadeler

içerdiği, devlet kurumlarına karşı kamuoyu oluşturma amacı taşıdığı ve kurumu

hedef göstermeye çalıştığı anlaşıldığından;… faksın

tamamının sakıncalı bulunarak alıcısına gönderilmemesine … karar verilmiştir.”

12. Başvurucu bu karara karşı Kırıkkale İnfaz Hâkimliği

nezdinde şikâyet başvurusunda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği 2/5/2013 tarihli ve

E.2013/281, K.2013/323 sayılı kararla İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararına

atıfta bulunarak başvurucunun şikâyetini reddetmiştir.

13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi 13/5/2013

tarihli ve 2013/531 sayılı kararla İnfaz Hâkimliğinin kararındaki gerekçeye

atıf yaparak kararın usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle başvurucunun

itirazının reddine karar vermiştir.

14. Başvurucu 31/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

16. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(İnfaz Tüzüğü) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.”

17. İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve

gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde

sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf

içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

18. İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz

hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı

tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz

edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı

görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı

sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 31/5/2013 tarihli ve 2013/3828 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’ne hitaben

yazmış olduğu mektup içerikli faksının İnfaz Kurumu idaresince asılsız

iddialara dayanılarak gönderilmediğini, mektubun personel şikâyeti ile ilgili

hiçbir ibare içermediğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 8. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; 4.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun

haberleşme ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise

de bu iddiaların özü, göndermek istediği mektuba İnfaz Kurumu idaresince el

konulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları, haberleşme hürriyeti kapsamında

değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de

haberleşme alanında ifade özgürlüğünün Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence

altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72 …, 25/3/1983, § 107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,

5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B.

No: 2013/1822, 20/5/2015, § 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Başvurucunun, faks yoluyla

göndermek istediği mektubun İnfaz Kurumunca gönderilmemesi nedeniyle anayasal

haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

23. Başvurucu, bir gazetenin genel yayın yönetmenine göndermek

istediği mektubun İnfaz Kurumu idaresince asılsız iddialara dayanılarak

gönderilmediğini, bu şekilde haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

24. Bakanlık görüşünde, AİHM içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun

iddialarının bu kararlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

25. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmiş; ayrıca İnfaz Kurumu

idaresinin keyfî tutumu nedeniyle karşılaştıkları baskı ve kanun dışı

uygulamalara karşı kamuoyunu duyarlı olmaya çağırmak amacıyla yazılan mektupta

yalan yanlış bilgilerin olmadığını, bu durumun kayıtlardan kontrol

edilebileceğini, zorlama yorumla soyut bir iddiaya dayanarak mektubunun

engellendiğini belirtmiştir.

b. Genel İlkeler

26. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş

hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça;

haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi

halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları

kanunda belirtilir.”

27. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

28. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte Sözleşme’nin

8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır. Başvurucunun

iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde

düzenlenmiştir.

29. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme özgürlüğüne

sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin, haberleşmesine saygı gösterilmesini

isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği ve

biçimi ne olursa olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır.

Haberleşme kapsamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve

görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir.

Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan

haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği

kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet

Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015,

§ 49).

30. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa,

§ 50).

31. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

32. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının, bir arada ve hukukun

genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen

düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin

Anayasa’nın 22. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de

gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, B.

No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

33. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından

“öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru

bir amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale, demokratik bir toplumda

gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

34. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelenmesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

35. Somut olayda İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararıyla

başvurucunun göndermek istediği mektubun gönderilmemesine karar verilmiştir.

Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme

özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

36. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe

Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın;

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,

B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 36).

Müdahalenin Kanuniliği

37. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içinde üç temel prensibi içermektedir. İlk

olarak müdahale teşkil eden eylem, mevzuatta yer alan bir düzenlemeye

dayanmalıdır. İkinci olarak müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme,

ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz

konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre

yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana

gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

86-88).

38. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını oluşturan 5275 sayılı

Kanun’un 68. maddesi ile İnfaz Tüzüğü’nün 91., 122. ve 123. maddeleri Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler;

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi ile

birlikte mektubun kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak

tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava

yollarının da düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık,

anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda 5275

sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı

değerlendirilmiştir (Ahmet Temiz,

§§ 38-46).

Meşru Amaç

39. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

40. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da

haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratik

toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik

refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın

korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış

olması şartları aranmakta olup bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler

yasaklanmıştır.

41. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin

gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde

olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen

amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla

birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna

tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna, hâkim

kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı; 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde

yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların

dar yorumlanması gereği karşısında Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama sebeplerinin, anılan

maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz, § 49).

42. Yukarıda da belirtildiği gibi cezaevlerinin Anayasa’nın 22.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu kabul

edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı alınması

şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis

edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte bu kurumların haberleşme

hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine

dayalı olması gerekmektedir (Ahmet Temiz,

§ 50).

43. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada belirtilen sebeplerin,

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan kamu düzeni ve suç

işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevinde güvenliğin ve

disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

44. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 25/4/2013

tarihli kararında, başvurucunun göndermek istediği mektubun alıkonulması

işlemine gerekçe olarak söz konusu mektubun “kurum

işleyiş ve düzeni ile alakalı çarpıtılmış ifadeler, mesnetsiz suçlamalar ile

kurumu töhmet altında bırakan ifadeler içerdiği, devlet kurumlarına karşı

kamuoyu oluşturma amacı taşıdığı ve kurumu hedef göstermeye çalıştığı” gösterilmiştir.

45. Bu kapsamda başvurucunun mektubunun İnfaz Kurumunca

denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni

ve cezaevlerinde güvenliğin sağlanması amaçlarını taşıdığı ve bunun da

Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası

kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

46. Başvurucu, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’ne hitaben

yazmış olduğu mektup içerikli faksının İnfaz Kurumu idaresince asılsız

iddialara dayanılarak gönderilmemesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarında ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği zira ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunulmasının

gerekli olduğunun vurgulandığını belirtilmiştir.

48. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri

/Birleşik Krallık, § 97).

49. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının

belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet

vermeyeceğini zira ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri dikkate

alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 15672/08…, 11/1/2011, § 51; Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).

50. AİHM; her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi

yaparken mektup gönderme ve almanın, ceza infaz kurumlarında bulunan

hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemli araçlardan

olduğunu göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88, 25/3/1992, § 45).

51. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların, Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).

52. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. Demokratik toplum ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi

ile Sözleşme’nin "demokratik toplum

düzeninin gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8, 9. 10. ve 11.

maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum

ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §

92).

53. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları uyarınca "Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en

geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve

özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar,

demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel

hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla

demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak

yasayla sınırlandırılabilirler." şeklindedir. (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama, hak ve özgürlüğün

özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa,

etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı

ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı

olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148,

17/4/2008; Fatih Taş, § 93).

54. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84 ; Fatih

Taş, §§ 92, 93).

55. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edilebilmesi için, temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §

183).

56. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında

hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma"

olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711,

23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan

temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptir (Benzer yöndeki AİHM kararI için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik

kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda hükümlü veya

tutukluların sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B. No: 2013/3550,

19/11/2014, § 35).

57. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen

yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda

belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi dâhilinde

objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna

edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

58. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük” ilkesine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

59. Somut olayda başvurucunun bir gazetenin o tarihteki genel

yayın yönetmenine göndermek istediği mektubunda; ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası almamış olmasına rağmen almış muamelesi görerek sohbet ve spor

etkinliklerine sadece aynı ünitede kaldığı kişilerle katılabildiğini, bu ve

benzeri hukuk dışı uygulamalara İnfaz Kurumu tarafından her gün yenisinin

eklendiğini, ayrıca bu nedenle yasal yollara başvurduğundan beri İnfaz Kurumu

idaresinin keyfî tutum ve tahriklerde bulunduğunu belirttiği görülmektedir.

60. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 25/4/2013 tarihli

kararında, başvurucunun faks yoluyla göndermek istediği mektubun gönderilmemesi

kararına gerekçe olarak mektubun; Kurumun işleyiş ve düzeni ile alakalı

çarpıtılmış, Kurumu töhmet altında bırakan ifadeler ve mesnetsiz suçlamalar

içerdiği, devlet kurumlarına karşı kamuoyu oluşturma amacı taşıdığı ve Kurumu

hedef göstermeye çalıştığı gösterilmiştir. Ancak başvurucunun mektubunda, İnfaz

Kurumunda kendisine hukuka aykırı muamelelerde bulunulduğu iddiasını kamuoyunun

bilgisine sunmak istediği ve bu amaçla mektubu yasal olarak faaliyet gösteren

bir gazetenin o tarihteki genel yayın yönetmenine gönderdiği hatırda

tutulmalıdır. İnfaz Kurumu kararında başvurucunun mektubunda dile getirdiği

hususun gerçeği yansıtmadığı veya yapılan uygulamanın hukuki olduğu yönünde bir

açıklamaya yer verilmemiştir. Kaldı ki infaz kurumlarının, ancak 5275 sayılı

Kanun ve İnfaz Tüzüğü’nde belirtilen hâllerle sınırlı olarak hükümlü/tutuklular

tarafında yazılan mektupları alıkoyabilecekleri dikkate alındığında İnfaz

Kurumu, başvurucunun mektubunda ileri sürdüğü iddianın gerçeğe uygun

olmadığının kabulü hâlinde dahi bu ifadeler ancak “kişi veya kuruluşları paniğe

yöneltecek” ise mektubu

göndermeme yetkisine sahiptir. Buna rağmen mektuptaki ifadelerin ne şekilde

hangi kişi veya kuruluşu paniğe yönelttiğinin değerlendirmesi Disiplin Kurulu

kararında açıklanmamıştır. Öte yandan mektuptaki sözlerin ne suretle

“görevlileri hedef gösterdiği” belirtilmeden soyut olarak bu gerekçeye

dayanıldığı anlaşılmaktadır.

61. Bu hususların yanı sıra Disiplin Kurulu kararına yapılan

şikâyet, Kırıkkale İnfaz Hâkimliğince söz konusu Disiplin Kurulu kararının usul

ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza

Mahkemesi kararlarında başvuruya konu mektup içeriği hakkında herhangi bir

somut değerlendirme yapılmamış, sadece 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3)

numaralı fıkrası tekrar edilip mektup içeriğinin soyut olarak bu maddede yer

alan düzenlemelere aykırı olduğu belirtilmiştir.

62. Buna göre mektup içeriğindeki hangi sözlerin bu nitelikte

olduğu belirtilmeden soyut olarak “Kurumu hedef göstermeye çalıştığı”

gerekçesine dayanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca mektubun hangi kişi veya

kuruluşları ne şekilde paniğe yönelteceği de gerekçelendirilmemiştir. Sonuç

olarak somut olayda, kamu düzeni

ile Ceza İnfaz Kurumunda disiplinin ve güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul

edilebilir makul gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak ortaya

konulmadığı, bu doğrultuda başvurucunun göndermek istediği mektubun

gönderilmemesi suretiyle haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin ilgili ve

yeterli gerekçelere dayandırılmadığı, dolayısıyla "demokratik bir toplumda

gerekli" olmadığı kanaatine varılmıştır

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

64. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 4.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

65. 6216 sayılı Kanun'un "

Kararlar " kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

66. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren net 1.500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

67. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Adalet Bakanlığa ve

Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C.

Başvurucuya net 1.500 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

E.

Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca Adalet Bakanlığına ve Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine

1/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan

ALTAN

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Elif

ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Musa

KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3828, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Yıldırım
  12. Altan
  13. Topal
  14. Çelikdemir Ankıtcı
  15. Kaya
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3828
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Özcan Pektaş Başvurusu (B. No: 2013/6879)
  • Seyfi Polat Başvurusu (B. No: 2013/7020)
  • Ergin Atabey Başvurusu (B. No: 2013/8777)
  • Gülşen Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/4211)
  • Habibe Kalender ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3845)
  • Ogün Sönmez Başvurusu (B. No: 2013/3573)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.