İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Habibe Kalender ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3845)

1. Başvuru, lojman ihtiyacı nedeniyle kamulaştırılan

Başvuru No2013/3845Tarih1 Aralık 2015Okuma23 dk · 4.520 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Habibe Kalender Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/3845
R.G. Tarih ve Sayı
4/2/2016-29614
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.520 kelime·23 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, lojman ihtiyacı nedeniyle kamulaştırılan

taşınmazların önceki sahiplerine bedel iade teklifi yapılıp onayları alınmadan

özel mülkiyete dönüştürülmek suretiyle amaç dışı kullanımla yüksek kazanç elde

edilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 27/4/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın 9/6/2015 tarihli görüş yazısı 16/6/2015 tarihinde

başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular Bakanlığın görüşüne karşı

beyanlarını 25/6/2015 tarihinde yasal süresi içinde ibraz etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile dava dosyasında yer aldığı

şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların hisseleri bulunan Ankara ili Çankaya ilçesi

Dikmen Mahallesi’nde bulunan 65, 66, 67, 68, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 84 ve 85

parsel sayılı taşınmazlar Or-An Sitesi ve Türkiye

Emlak Kredi Bankası A.Ş. adına kayıtlı iken TBMM Genel Sekreterliğinin

26/7/1984 tarihli ve 5467 sayılı kararı ile milletvekillerinin konut ihtiyacı

sebebiyle kamulaştırılmalarına karar verilmiş ve Maliye Hazinesi adına tescil

edilmişlerdir.

8. 1987 yılında başlanan imar düzenlemesi sonucu sayılan

parseller birleştirilerek 16743 ada 1 parsel sayılı taşınmaz oluşturulmuş ve

TBMM Başkanlığına tahsis edilen 246.650 m2 yüz ölçümlü taşınmazın

üzerine lojman ve sosyal tesis inşa edilmiştir.

9. Bahse konu taşınmaz kamulaştırıldıktan yaklaşık 19 yıl sonra

15/1/2003 tarihinde TBMM Başkanlığı, söz konusu taşınmazın başka bir kamu

kuruluşuna devredilmemesi ve özel kişi veya kuruluşlara en uygun sürede

satışının yapılması şartı ile tahsis kararının kaldırılmasına karar vermiştir.

10. Millî Emlak Genel Müdürlüğü ile TBMM arasında 15/1/2003

tarihinde yapılan protokolle taşınmaz, Genel Müdürlüğe devredilmiş ve Genel

Müdürlüğün 16/1/2003 tarihli ve 1701 sayılı yazısı ile ihtiyaç kalmadığı

gerekçesiyle tapudaki lojman tahsis kararı kaldırılmıştır.

11. 31/7/2003 tarihli ve 4969 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi

ile Maliye Bakanlığının; söz konusu taşınmaz malı, üzerindeki muhdesatı ile birlikte 26/5/1927 tarihli ve 1050 sayılı

Kanun, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4/1/2002 tarihli ve

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 21/02/1967 tarihli ve 832 sayılı Sayıştay

Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın, mevcut hâliyle ya da kat mülkiyeti veya kat

irtifakı kurdurmak ya da yeni veya ilave inşaat yaptırmak suretiyle, tespit

edeceği veya ettireceği rayiç bedel üzerinden peşin veya taksitle, T.C. Emekli

Sandığı Genel Müdürlüğünün iştiraki olan Emek İnşaat ve İşletme Anonim Şirketi

aracılığıyla satmaya, satış işlemleri ile ilgili olarak kamu kurum ve

kuruluşları nezdinde Hazine adına her türlü işlemi yaptırmaya, satış bedelinin

%2'sini geçmemek üzere hizmet karşılığı olarak anılan Şirkete yapılacak ödemeye

esas oranı belirlemeye, satış işlemleri ile ilgili her türlü gider, masraf ve

hizmet bedeli karşılığını Maliye Bakanlığı bütçesinden bu Şirkete ödemeye

yetkili olduğu düzenlenmiştir.

12. Bu düzenlemeye istinaden başvuruya konu taşınmaz üzerindeki

her bir bağımsız bölüm için ayrı ayrı kat irtifakı tesis edilmiş ve bir kısmı

Emek İnşaat ve İşletme Anonim Şirketi aracılığıyla satılmıştır. Satılmayan

kısımlar ise 13/2/2006 tarihli protokol üzerine Başbakanlık Toplu Konut İdaresi

Başkanlığına devredilmiştir.

13. Bu tarihten sonra başvuru konusu 16743 ada 1 parsel sayılı

taşınmaz, imar uygulaması değişikliğine tabi tutulmuştur. Bu kapsamda yapılan

Nazım ve İmar Uygulama İmar Planı ve Plan Notu Değişikliği onaylanmıştır.

Başvuru konusu taşınmazdan ifraz edilen taşınmazların bir bölümü ihale usulü

ile özel bir firmaya satılmış, bir bölümü üzerinde ise TOKİ tarafından konut

inşasına başlanılmıştır.

14. Başvuruculardan Habibe KALENDER ve Zekiye ÖCAL 22/7/2009

tarihli dava dilekçeleriyle idarenin söz konusu parsele yönelik tasarruflarının

mülkiyet haklarına zarar verdiğini, devletin ihtiyaç nedeniyle kamulaştırdığı

taşınmazı özel mülkiyete konu olacak şekilde ifraz edip satışa arz ederek

yüksek kazanç sağladığını, davalı idarenin elde ettiği kazancın hisselerine

düşen miktardaki zararlarına eşit olduğunu, bu zararın hesaplanarak sebepsiz

zenginleşme hükümleri gereğince kendilerine ödenmesi gerektiğini belirterek

fazlaya dair talep hakları saklı kalarak 10.000 TL'nin temerrüt tarihinden

itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ayrı ayrı kendilerine ödenmesini

talep etmişlerdir.

15. Başvurucu Or-An Orta Anadolu İnşaat

Anonim Şirketinin Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/255 esasında kayıtlı

davasıyla, başvurucu Memiş CANTÜRK'ün

Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/277 esasında kayıtlı davası hukuki ve

fiilî irtibat nedeniyle başvurucular Habibe KALENDER ve Zekiye ÖCAL'ın Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Mahkeme)

2009/275 esasında kayıtlı dava dosyasıyla birleştirilmiştir.

16. Mahkemenin 12/4/2011 tarihli ve E.2009/275, K.2011/131

sayılı kararında “…2942 sayılı yasanın 21,

22 ve 23. maddelerinde hangi hallerde kamulaştırmadan vazgeçileceği ve geri

alınacağı hükme bağlanmıştır. Anılan madde hükmü için bu maddelerin yeterli

olmadığı, somut olaya bu maddelerin uygulanmasının mümkün bulunmadığı

görülmüştür. Bu durumda Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkına ilişkin hükümlerin

ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Yargıtay’ın kararlarının ve genel

uygulamanın dikkate alınması gerekmektedir. Davacı vekilinin dava dilekçesinde

ve davalı tarafın cevap dilekçesinde belirtildiği üzere, milletvekili lojmanı

yapılan ve bu amaçla kamulaştırılan 16743 ada 1 parselin özel mülkiyete

dönüştürülmesine ilişkin Yasanın Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurulmuş, bu maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığı hususunda

Anayasa Mahkemesince hüküm kurulmuştur. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin kararı

gereğince, anılan parselin özel mülkiyete dönüştürülmesinde ve kamulaştırma

şerhinin kaldırılmasında yasaya aykırılık yoktur. Davacının, davalının sebepsiz

zenginleştiği iddiasını doğrulayan yasa hükmü bulunmadığı gibi, Yüksek Yargıtay

kararlarında ve diğer mahkemelerin verdikleri kararlarda, davacının talebini

karşılayan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Kaldı ki, kamulaştırma bedelinin

tespit edilmesinde taşınmazın kamulaştırma tarihindeki şartları ve durumu

nazara alınıp bedel tespiti yapılmaktadır. 20 sene kadar önce kamulaştırılan

davacılara ait mülkiyet payları o tarihteki şartlar ve emsaller dikkate

alınarak değerlendirilip, taşınmazların bedeli davacıya ödenmiştir. Aradan 20

sene kadar geçtikten sonra, kamulaştırılan davaya konu taşınmazın bulunduğu

mevkideki arsalar, dolayısıyla davacıların kamulaştırılan payları çok fazla

değer kazanmış, dava tarihindeki taşınmaz değerinin dikkate alınarak zarar

hesabının yapılması halinde, kamulaştırma tarihindeki şartlar dikkate alınarak

bedel tespiti yapılması ilkesine aykırılık söz konusu olacaktır. Davacıların

ileri sürdüğü mantık doğrultusunda olaya bakıldığında, kamulaştırma tarihinden

sonra, kamulaştırılan yerlerin değerinde herhangi bir sebeple düşme meydana

geldiği takdirde, kamulaştırma tarihindeki değer ile değer düşüklüğünden sonra

oluşan taşınmaz değeri arasındaki farkın, kamulaştırmayı yapan idare tarafından

taşınmazı kamulaştırılan kişilerden talep etmesi gerekir. Bunların yanında,

Anayasa Mahkemesinin dava konusu uyuşmazlıkla yasa hükmünün Anayasa’ya aykırı

olmadığına dair kararının, Anayasanın 153/son maddesi gereğince tüm yargı

organları için bağlayıcı olduğu, bu nedenle de davacının talebinin kabulünün

mümkün olmadığı anlaşılmış, davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuştur.”

gerekçesiyle başvurucuların taleplerinin reddine karar vermiştir.

17. Anılan karar, başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 20/11/2012 tarihli ve E.2012/8981, K.2012/23131 sayılı

ilamıyla “… Dosyada bulunan kanıt ve

belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre davanın reddine karar

verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir” gerekçesiyle

onanmıştır.

18. Başvurucuların karar düzeltme talepleri, aynı Dairenin

18/4/2013 tarihli ve E.2013/4478, K.2013/7668 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

19. Nihai karar 28/5/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş

olup 7/6/2013 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı bulunmadığı tespit

edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Vazgeçme, iade ve devir” başlıklı 22.

maddesi şöyledir:

“(Değişik fıkra: 24/04/2001

- 4650/13. md.) Kamulaştırmanın ve bedelinin

kesinleşmesinden sonra taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu

yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde,

keyfiyet idarece mal sahibi veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu

hükümlerine göre duyurulur. (Değişik cümle: 10/09/2014-6552 S.K./100. md) Bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçıları, kamulaştırma

bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte üç ay

içinde ödeyerek taşınmaz malı geri alabilir. (Değişik cümle: 10/09/2014-6552

S.K./100. md) İade işleminin kamulaştırmanın ve bedelinin kesinleşmesinden

sonra bir yıl içinde gerçekleşmesi hâlinde kamulaştırma bedelinin faizi

alınmaz. (Mülga cümle: 10/09/2014-6552 S.K./100. md)

(Ek fıkra: 10/09/2014-6552 S.K./100. md) Bu madde hükümlerine göre taşınmaz malı geri almayı kabul

etmeyen mal sahibi veya mirasçılarının 23 üncü maddeye göre geri alma hakları

da düşer.

(Ek fıkra: 10/09/2014-6552 S.K./100. md) Bu madde hükümleri, kamulaştırmanın kesinleşmesi tarihinden

itibaren beş yıl geçmiş olması hâlinde uygulanmaz.

Ancak, kamulaştırılan taşınmaz mala

kamulaştırmayı yapan idare dışında başka bir idare, kamulaştırma yoluyla

gerçekleştirebileceği bir kamu hizmeti amacıyla istekli olduğu takdirde,

yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmayarak bu Kanunun 30 uncu veya 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 23 üncü

maddesine göre işlem yapılır.”

21. 2942 sayılı Kanun’un “Mal

sahibinin geri alma hakkı” başlıklı 23. maddesi şöyledir:

“Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi

tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca devir veya tahsis

yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat

yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz

mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini

aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz

malını geri alabilir.

Doğmasından itibaren bir yıl içinde

kullanılmayan geri alma hakkı düşer. Aynı amacın gerçekleşmesi için birden

fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların

durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre

uygulanır.

(Ek fıkra: 10/09/2014-6552 S.K./100. md) Birinci

ve ikinci fıkrada belirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz

malda hakları bulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından

idareden herhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve

dava açılamaz.

Özel kanunlarda bu maddenin uygulanmayacağına

ilişkin hükümler saklıdır. 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanununa

dayanılarak yapılan kamulaştırmalarda ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak

kamulaştırmalarda bu madde hükmü uygulanmaz.”

22. 4969 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Maliye Bakanı, mülkiyeti Hazineye ait Ankara

İli, Çankaya İlçesi, 5 inci Bölge, Dikmen Mahallesinde bulunan 3 pafta, 16743

ada, 1 parsel numaralı taşınmaz malı, üzerindeki muhdesatı

ile birlikte 26/05/1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun, 08/09/1983 tarihli ve

2886 sayılı Kanun, 04/01/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun ve 21/02/1967

tarihli ve 832 sayılı Kanunun vize ve tescile ilişkin hükümlerine tabi

olmaksızın, mevcut haliyle ya da kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurdurmak ya

da 04/01/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanuna tabi olmaksızın yeni veya ilave

inşaatlar yaptırmak suretiyle, tespit edeceği veya ettireceği rayiç bedel

üzerinden peşin veya taksitle, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün iştiraki

olan Emek İnşaat ve İşletme Anonim Şirketi aracılığıyla satmaya, satış

işlemleri ile ilgili olarak kamu kurum ve kuruluşları nezdinde Hazine adına her

türlü işlemi yaptırmaya, satış bedelinin % 2'sini geçmemek üzere hizmet

karşılığı olarak anılan şirkete yapılacak ödemeye esas oranı belirlemeye, satış

işlemleri ile ilgili her türlü gider, masraf ve hizmet bedeli karşılığını

Maliye Bakanlığı bütçesinden bu şirkete ödemeye yetkilidir. Satış bedellerinin

tahsil edilen kısımlarından ilgili belediyeye % 2,

büyükşehir belediyesine ise % 1 oranında pay verilir.

Bu

taşınmaz mal ile ilgili olarak (...) * (İptal ibare: Anayasa Mah.nin 22/07/2008

tarihli ve E. 2008/39, K. 2008/134 sayılı Kararı ile.) ,

her ölçekteki imar planını yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve resen

onaylamaya ve her türlü ruhsatı vermeye Bayındırlık ve İskan Bakanlığı

yetkilidir. Plan hazırlama ve onaylama işlemleri Bayındırlık ve İskan Bakanlığının uygun görülen birimince, ruhsat ve plan

uygulama işlemleri ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığı il teşkilatınca yerine

getirilir. Kesinleşen planlar ilgili belediyelere tebliğ edilir. Bu planların

uygulanması zorunludur.

Bu

maddenin birinci fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye

Maliye Bakanlığı, ikinci fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esasları

belirlemeye ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığı

yetkilidir.”

23. 29/3/2003 tarihli ve 4833 sayılı 2003 Mali Yılı Bütçe

Kanunu’nun 50. maddesi şöyledir:

“Maliye Bakanı, mülkiyeti Hazineye ait Ankara

İli, Çankaya İlçesi, 5 inci Bölge, Dikmen Mahallesinde bulunan 3 pafta, 16743

ada, 1 parsel numaralı taşınmaz malı, üzerindeki muhdesatı

ile birlikte 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun, 8.9.1983 tarihli ve 2886

sayılı Kanun, 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun ve 21.2.1967 tarihli ve 832

sayılı Kanunun vize ve tescile ilişkin hükümlerine tabi olmaksızın, mevcut

haliyle ya da kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurdurmak ya da 4.1.2002 tarihli

ve 4734 sayılı Kanuna tabi olmaksızın yeni veya ilave inşaatlar yaptırmak

suretiyle, tespit edeceği veya ettireceği rayiç bedel üzerinden peşin veya

taksitle, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün iştiraki olan Emek İnşaat ve

İşletme Anonim Şirketi aracılığıyla satmaya, satış işlemleri ile ilgili olarak

kamu kurum ve kuruluşları nezdinde Hazine adına her türlü işlemi yaptırmaya,

satış bedelinin % 2'sini geçmemek üzere hizmet karşılığı olarak anılan şirkete

yapılacak ödemeye esas oranı belirlemeye, satış işlemleri ile ilgili her türlü

gider, masraf ve hizmet bedeli karşılığını Maliye Bakanlığı bütçesinden bu

şirkete ödemeye yetkilidir. Satış bedellerinin tahsil edilen kısımlarından

ilgili belediyeye % 2, büyükşehir belediyesine ise % 1

oranında pay verilir.

Bu taşınmaz mal ile ilgili olarak imar

mevzuatındaki kısıtlamalar ile plan ve parselasyon işlemlerindeki askı, ilan ve

itirazlara dair sürelere ilişkin hükümlere tabi olmaksızın, her ölçekteki imar

planını yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve resen onaylamaya ve her türlü

ruhsatı vermeye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yetkilidir. Plan hazırlama ve

onaylama işlemleri Bayındırlık ve İskân Bakanlığının uygun görülen birimince,

ruhsat ve plan uygulama işlemleri ise Bayındırlık ve İskan

Bakanlığı il teşkilatınca yerine getirilir. Kesinleşen planlar ilgili

belediyelere tebliğ edilir. Bu planların uygulanması zorunludur.

Bu maddenin birinci fıkrasının uygulanmasına

ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı, ikinci fıkrasının

uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ise Bayındırlık ve İskân

Bakanlığı yetkilidir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 7/6/2013 tarihli ve 2013/3845 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

25. Başvurucular; lojman ihtiyacı nedeniyle kamulaştırılan

taşınmazlarının daha sonra kendilerine bedel iade teklifi yapılıp onayları

alınmadan özel mülkiyete dönüştürülüp amaç dışı kullanımla yüksek kazanç elde

edildiğini, taşınmazın üzerine Panora Alışveriş

Merkezi, Park Oran Konutları gibi çok değerli yapılar yapılıp yüksek rant elde

edildiğini, davalarının reddine ilişkin karar gerekçesinin çelişkili olduğunu,

dava konusu taşınmazın özel mülkiyete dönüştürülmesine dayanak teşkil eden

Kanun'un Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali istemini reddeden Anayasa

Mahkemesinin kararında, taşınmazın edinme nedeninin değerlendirilmediği

hususunun Mahkemenin dikkatinden kaçtığını, Yargıtay tarafından temyiz ve karar

düzeltme talepleri karşılanmadan gerekçesiz kararlar verildiğini, idarenin

kamulaştırdığı taşınmazı amaç dışında kullanamayacağını, kamu yararının zorunlu

kıldığı ihtiyacın kalmamış veya gerçekleşmemiş olması hâlinde kamulaştırmaya

konu taşınmazın malikine iadesinin anayasal bir gereklilik olduğunun Anayasa

Mahkemesi kararlarıyla kabul edildiğini, kamu yararı projesi için kullanılmayan

taşınmaz parçasının kendilerine iade edilmesi yönündeki eski maliklerin

beklentilerinin meşru bir beklenti olup bu durumda kamu yararının

gerektirdikleriyle kişisel hakların korunması arasında adil denge kurulması

gerektiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince benzer başvurularda

başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğinin kabul edildiğini, buna

rağmen derece mahkemelerinin hatalı karar verdiğini, temyiz ve karar düzeltme

kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa'nın 35. ve 36. maddelerinde

düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler ve ihlalin tespitiyle zararlarının giderilmesine karar verilmesini

talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

27. Başvurucuların, kamulaştırılarak amacı doğrultusunda

kullanıldıktan 20 yıl sonra satılarak konut ve alışveriş merkezi yapılan

taşınmazın kendilerine iade edilmesi veya kamulaştırma bedeli ile satış bedeli

arasındaki farkın taşınmaz hissesi oranındaki kısmının ödenmesi talepleri,

somut başvuruya konu dava koşullarında mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti

oluşturup oluşturmadığı yönünden incelenmiştir. Başvurunun gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiği iddiası ayrıca incelenmiştir.

i. Mülkiyet Hakkı Yönünden

28. Bireysel başvuruda bulunabilmek için Anayasa’da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birisinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğinin ileri sürülmüş olması

gerekir. Bu durumda öncelikle başvurucunun başvuruya konu davada Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya

değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.

29. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

30. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu

Protokol'ün "Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

31. Somut başvuruya konu olayda 1984 yılında kamulaştırılan

taşınmazlar başvurucunun da belirttiği gibi yaklaşık 20 yıl boyunca

kamulaştırma amacına uygun bir şekilde lojman olarak kullanılmıştır. Bu konuda

bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Başvurucular, lojman ihtiyacı nedeniyle

kamulaştırılan taşınmazlarının daha sonra kendilerine bedel iade teklifi

yapılıp onayları alınmadan özel mülkiyete dönüştürülüp kamu yararı amacı

dışında kullanılarak yüksek kazanç elde edildiğini iddia etmektedirler.

32. Öncelikle kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya

bireysel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade

etmektedir. Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek

hedefine yönelmek durumundadır. Yasama ve yürütme organları toplumun

ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu belirlemede geniş bir

takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda bir uyuşmazlığın çıkması

hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan mahkemelerin

uyuşmazlığı çözme konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî

olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki

takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Bu nedenle müdahalenin kamu yararına

uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, §§ 34, 35, 36).

33. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyin

toplumun genel menfaatine olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortaya

çıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütme

organlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceği

gibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılan

bir iş ya da hizmetin değiştirilmesini gerekli kılabilir veya bir hizmete

tahsis edilen taşınmazların farklı bir amaçla kullanılmasını gerektirebilir.

34. Bu bağlamda kamulaştırılan ve yaklaşık 20 yıl kamu lojmanı

olarak kullanılan bir taşınmazın; daha sonra milletvekillerinin lojmanda

ikametlerine son vermek, Hazineye gelir sağlamak, artan konut ihtiyacını

gidermek gibi amaçlarla özel sektöre devredilmesinin de kamu yararına olmadığı

söylenemez.

35. Nitekim dava konusu taşınmazın üzerinde konut ve işyeri

yapımına ve satışına yetki veren 4969 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin

iptali istemiyle yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi, 22/7/2008 tarihli ve

E.2008/39, K.2008/134 sayılı kararıyla "imar

mevzuatındaki kısıtlamalar ile plân ve parselasyon işlemlerindeki askı, ilân ve

itirazlara dair sürelere ilişkin hükümlere tâbi olmaksızın"

ibaresi dışındaki hükümlerin Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.

36. Anılan kararda iptali istenen düzenlemeye konu olan

taşınmazın Hazineye ait eski TBMM lojmanlarının bulunduğu arsa olduğu, itiraza

konu kuralın ilk hâli olan 2003 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 50. maddesi

ile ilgili gerekçede; yapılan düzenleme çerçevesinde Maliye Bakanlığının söz

konusu taşınmaz malı en fazla geliri getirecek şekilde ve en iyi şartlarla

değerlendirmek üzere yetkilendirildiği ve bu yetki kapsamında ilgili Şirket

aracılığıyla TBMM lojmanlarının kamuoyunun da kabul edeceği ölçüler içinde ve

şeffaf bir biçimde satılarak ekonomiye kazandırılmasının ve gelirinin bütçeye

gelir kaydedilmesinin amaçlandığının belirtildiği, bu nedenle düzenlemeye konu

arsanın özel kişilere ait diğer arazilerle bir tutulamayacağı, durum ve

konumdaki özelliklerin farklı düzenlemeyi gerekli ve haklı kıldığı, kamu

yararının gerekli kıldığı hâllerde tek bir taşınmaz veya bölge ile ilgili

olarak düzenleyici işlemler yapılması söz konusu olabileceği gibi imar

konusunda merkezî idare kuruluşlarına veya Bayındırlık ve İskân Bakanlığına

düzenleyici işlemler yapma yetkisi verilmesinde de anayasal bir sakınca

bulunmadığı belirtilmiştir.

37. Başvurucuların derece mahkemeleri önündeki temel iddiası,

lojman yapımı amacıyla kamulaştırılan taşınmazlarının lojman olarak

kullanımından vazgeçildikten sonra kendilerine geri alım için teklif yapılması

veya kamulaştırma bedeli ile taşınmazın devrinden elde edilen gelir arasındaki

farkın başvurucuların hissesine düşen oranda kendilerine sebepsiz zenginleşme

hükümlerine göre ödenmesi gerektiğidir. Başvurucular 2942 sayılı Kanun’un 22.

ve 23. maddeleri ile 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

77-82. maddelerine dayanmıştır.

38. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği ve

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın, Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

39. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındaki mülkiyet

hakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı

kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda kabul edilen

mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak

özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 10/6/2015,

§ 31).

40. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet

hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş

icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun

hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve

istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki

bir beklentidir. Meşru beklentiden söz edebilmek için bir uyuşmazlık ya da

ciddi bir iddianın varlığı yeterli değildir; iç hukukta yasa ya da yerleşik

içtihada dayalı yeterli temeli olan bir beklenti bulunması gerekir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

41. AİHM’e göre uzun zamandır ortadan

kalkmış olan mülkiyet hakkının da bir koşulun yerine getirilmemesi nedeniyle

ortadan kalkan koşula bağlı bir alacağın da yeniden elde edilebileceği

beklentisi, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.

maddesi uyarınca “sahibi olunan şey-mülk”

olarak değerlendirilemez (Malhous/Çek Cumhuriyeti [BD], B. No: 33071/96,

13/12/2000; Prince Hans- Adam II de Liechtenstein/Almanya [BD], B. No: 42527/98,

12/7/2001, § 83; Karaman/Türkiye,

B. No: 6489/03, 15/1/2008, §§ 24, 25).

42. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruması

kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk

sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma

mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Mülkiyet

hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var

olduğunu kanıtlamak zorundadır (Hüseyin

Remzi Polge, § 35).

43. Somut başvuruya konu davada başvurucular 1984 yılında alınan

kararla kamulaştırılan taşınmazlarının bedelini alamadıklarına yönelik bir

şikâyet ileri sürmemektedirler. Söz konusu taşınmazın 1984 yılında alınan

kararla kamulaştırıldığı ve uzun bir süre kamulaştırma amacı doğrultusunda

kullanıldığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Başvurucular 2942 sayılı

Kanunun 22. ve 23. maddeleri ile 6098 sayılı Kanun’un 77-82. maddelerine

dayanarak taşınmazın iadesini veya zararlarının karşılanmasını talep

etmektedirler.

44. 2942 sayılı Kanun’un 22. ve 23. maddelerinde mal sahibinin

geri alma hakkı düzenlenmiştir. 22. maddede kamulaştırmanın ve bedelinin

kesinleşmesinden sonra taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu

yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumunun kalmaması hâlinde keyfîyetin idarece mal sahibi veya mirasçılarına

duyurulacağı; bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçılarının, kamulaştırma

bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte üç ay

içinde ödeyerek taşınmaz malı geri alabileceği, bu hükmün kamulaştırma

tarihinden itibaren beş yıl geçtikten sonra uygulanmayacağı belirtilmiştir. 23.

maddede ise kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl

içinde idarece kamulaştırma ve devir amacına uygun hiçbir işlem veya tesisat

yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz

mal olduğu gibi bırakılırsa mal sahibi veya mirasçılarının kamulaştırma

bedelini, aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek

taşınmaz malını geri alabileceği, doğmasından itibaren bir yıl içinde

kullanılmayan geri alma hakkının düşeceği hususu düzenlenmiştir.

45. Somut başvuruya konu davada taşınmaz kamulaştırılmış ve

kamulaştırma amacına uygun bir şekilde yaklaşık 20 yıl boyunca kullanılmış olup

kamulaştırma işleminden sonra ihtiyaca lüzum kalmaması veya beş yıl içinde

işlem yapılmaması söz konusu değildir. Başvurucuların dayandığı 6098 sayılı

Kanun’un 77-82. maddelerinde ise sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümler yer

almakta olup somut başvuruya konu olayın şartlarının bu hükümlere de uymadığı

açıktır.

46. Başvurucular, iddialarını destekleyen herhangi bir yargı

kararı sunmamışlardır. Başvurucularla benzer iddiaları öne sürerek

kamulaştırıldıktan ve kamu yararı amacı doğrultusunda uzun bir süre

kullanıldıktan sonra devredilen taşınmazlarla ilgili olarak eski sahiplerinin

açtıkları davalarda 2942 sayılı Kanunun 22. ve 23. maddeleri ile 6098 sayılı

Kanun’un 77-82. maddelerine dayanılarak verilmiş bir tazminat hükmüne de

rastlanılmamıştır.

47. Nitekim somut davada da başvurucunun bu iddiaları yerinde

görülmeyerek Mahkemece 2942 sayılı Kanunun 21., 22. ve 23. maddeleri ile 6098 sayılı Kanun’da yer verilen sebepsiz

zenginleşme hükümlerinin davada uygulanmasının mümkün olmadığı hüküm altına

alınmıştır.

48. Bu durumda başvurucuların, kamulaştırıldıktan sonra uzun bir

süre kamu yararı amacıyla kullanılan ve değişen koşullar sonrasında idare

tarafından üçüncü kişilere devredilen taşınmazın geri verilmesi veya taşınmazın

kamulaştırma değeri ile idarece satış değeri arasındaki farkın kendilerine

ödenmesi taleplerinin; mevcut düzenlemelerle desteklenen bir beklenti olmadığı,

bu yönde verilmiş yerleşik yargı içtihatları bulunmadığı, bahsedilen taleplerin

Mahkeme önünde ispat edilemediği, mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti

olarak nitelendirmeye yeterli somutluğa sahip bir beklenti olmadığı ve

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan

yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurucuların mülkiyet hakkına ilişkin

şikâyetlerinin konu bakımından yetkisizlik

nedeni ile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

50. Başvurucular, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20/11/2012

tarihli onama ve 18/4/2013 tarihli karar düzeltme talebinin reddine ilişkin

kararlarının formül ifadeler içerdiğini ve gerekçesiz olduğunu belirterek

gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

51. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

52. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan ve 141.

maddesinde devlete bir yükümlülük olarak getirilen gerekçeli karar hakkı,

mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki gerekçenin yeterli açıklıkta

gösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte mahkeme kararlarının gerekçesinde

tarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışılması zorunluluğu

bulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle

birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin kısa

ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2013/1034, 20/3/2014, § 33).

53. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit

bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını veya bozduğunu göstermesidir

(Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486,

4/12/2013, § 57).

54. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber

başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı

esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usule ilişkin

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması gerekçeli karar hakkını ihlal edebilir (Faik Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, §

49).

55. Başvuru konusu olayda Mahkeme 12/4/2011 tarihli kararında

başvurucunun iddialarını yerinde görmeyerek ve gerekçesini ortaya koyarak 2942

sayılı Kanun’un 21., 22. ve 23. maddeleri ile 6098 sayılı Kanun’da yer alan

sebepsiz zenginleşme hükümlerinin davada uygulanmasının mümkün olmadığını hüküm

altına almıştır (bkz. § 16). Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ise 20/11/2012 tarihli

temyiz incelemesinde Mahkemenin görüşlerini benimseyerek ve dosyada bulunan

kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre davanın reddine karar

verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğini belirterek (bkz. § 17) hükmü

onamış; karar düzeltme taleplerini de 18/4/2013 tarihinde reddetmiştir. Bu

durumda mahkemelerin kararlarında hükme ulaşılması için yeterli gerekçe

bulunduğu görüldüğünden gerekçeli karar hakkı yönünden bir ihlalin olmadığı

açıktır.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkına

ilişkin iddiası yönünden bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle başvurunun;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

bırakılmasına,

1/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Selami ER

Başvurucular

:

1. Habibe KALENDER

2. Zekiye ÖCAL

3. Or-An

Orta Anadolu İnşaat Anonim Şirketi

4. Memiş

CANTÜRK

Vekili : Av. Celal ÇETİNEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3845, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  12. M. Emin KUZ
  13. Cantürk
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3845
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Ogün Sönmez Başvurusu (B. No: 2013/3573)
  • Hamdullah Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/3552)
  • Mustafa Özen Başvurusu (B. No: 2013/5017)
  • Ada Deniz Acentalıkları ve Danışmanlık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6405)
  • S.d. Başvurusu (B. No: 2013/3017)
  • S. K. Başvurusu (B. No: 2013/1778)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.