İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ogün Sönmez Başvurusu (B. No: 2013/3573)

1. Başvuru; tanıkların dinlenilmemesi, savunma hakkının

Başvuru No2013/3573Tarih2 Aralık 2015Okuma16 dk · 3.144 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ogün Sönmez Başvurusu Birinc Bölüm

Karar tarihi
2 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/3573
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.144 kelime·16 dk okuma·8 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tanıkların dinlenilmemesi, savunma hakkının

yeterince kullanılamaması ve yargılamanın makul sürede bitirilmemesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/5/2013 tarihinde Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 2/10/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın yazılı görüşü 26/10/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunulmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlığın görüşünde ifade

edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun, sağlık karnesi sahiplerinin bilgisi dışında ve

onları muayene etmeden reçete düzenlediğine ilişkin iddia üzerine yapılan ön inceleme

sonucunda Balıkesir Valiliği İl İdare Kurulu tarafından başvurucu hakkında son

soruşturmanın açılmasına 17/4/2003 tarihinde karar verilmiştir.

8. Anılan karar üzerine, sağlık karnesi sahiplerinin bilgisi

dışında usule aykırı reçete düzenleyerek dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını

işlediğinden bahisle başvurucu hakkında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının

28/7/2003 tarihli ve E.2003/1850 sayılı iddianamesiyle Balıkesir 1. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

9. Yargılamanın 11/12/2003 tarihli ikinci celsesinde, son

soruşturmanın açılması kararında başvurucuya isnat edilen suçlamanın “görevi

kötüye kullanma suçu” olduğu, bu sebeple davanın asliye ceza mahkemesinde

görülmesi gerektiği belirtilerek başvurucu yönünden yargılamanın durdurulmasına

ve gereğinin takdir ve ifası için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına

karar verilmiştir.

10. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 26/4/2004 tarihli ve

E.2004/1037 sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında, sağlık karnesi

sahiplerinin bilgisi dışında usule aykırı reçete düzenleyerek Emekli Sandığını

zarara uğrattığı iddiasıyla görevi kötüye kullanmak suçundan Balıkesir Asliye

Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

11. Balıkesir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 9/7/2004 tarihli ve

E.2004/358, K.2004/576 sayılı kararı ile sanığın (başvurucunun) eyleminin resmî

belgede sahtecilik suçunu oluşturma ihtimaline binaen görevsizlik kararı

verilmiş; dosya, Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

12. Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama

sonucunda 24/9/2004 tarihli ve E.2004/361, K.2004/252 sayılı karar ile görevsizlikle

gelen E.2003/289 sayılı dosyanın birleştirilmesine, yargılamanın E.2003/289

sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

13. Mahkeme 24/5/2010 tarihli ve E.2003/289, K.2010/153 sayılı

kararıyla başvurucuyu sahtecilik suçundan mahkûm etmiş; diğer suçtan ise beraatine hükmetmiştir.

14. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…

(…)

doktor Ogün Sönmez'in Balıkesir Üniversitesi medico

sosyal sağlık merkezinde tabibi olarak görev yaptıkları, 2001-2002 yıllarında

hastaları görmeksizin Ş. Eczanesi ve K. Eczanesinde hastalara ait bırakılan

karnelere reçete yazarak Emekli Sandığının yüklü miktarlarda ödeme yapmasına

neden oldukları, bu bağlamda (…) doktor Ogün Sönmez'in Ş. Eczanesi vasıtasıyla

kendisine getirilen karnelere 567 adet reçete düzenleyerek Emekli Sandığını

toplam 94.467.422.280 (eski) TL, (…) zarara uğrattıkları, ilaçların büyük

çoğunluğu eczacı Ö. Ş.’nin sahibi olduğu Ş.

Eczanesinden alındığı, tanık beyanlarına göre sağlık karnelerini eczanede

bıraktıkları, sanık Ö. Ş.’nin bu karneleri kullanarak

dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarına doğrudan iştirak ettiği

anlaşılmıştır.

Sanıklar

hakkında her ne kadar dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmışsa da, en son reçete düzenleme tarihinin Nisan 2002 olduğu,

lehe bulunan 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2

maddeleri gereğince olağanüstü zamanaşımının Ekim 2009 tarihinde dolduğu

anlaşıldığından açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan

kaldırılmasına,

(…)

karar vermek gerekmiştir…”

15. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesi 11/3/2013

tarihli ve E.2011/2040, K.2013/3927 sayılı ilamıyla başvurucu hakkındaki

hükümlerin onanmasına karar vermiştir.

16. Başvurucu, nihai karardan 8/5/2013 tarihinde haberdar

olmuştur.

17. Bireysel başvuru 20/5/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

18. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

342. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bir kimse resmen memur olmadığı halde 339 uncu maddede

gösterilen suretlerle resmî bir varakada sahtekârlık yaparsa iki seneden sekiz

seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.”

19. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

“Sanığın savunma delillerinin toplanması

istemi” kenar başlıklı 177. maddesi şöyledir:

“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma

delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları

göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün

önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.

(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl

bildirilir.

(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da

bildirilir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Çağrılması

reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi”

kenar başlıklı 178. maddesi şöyledir:

“(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın

gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi

reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler

duruşmada dinlenir.”

21. 5271 sayılı Kanun’un “Doğrudan

soru yöneltme ”

kenar başlıklı 201. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Cumhuriyet

savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa,

katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere,

duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve

katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir.

Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip

gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru

sorabilir.”

22. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri

takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda

tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle

serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her

türlü delille ispat edilebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 20/5/2013 tarihli ve 2013/3573 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlanmadığını, itirazlarını ve iddialarını dile getirme

fırsatı bulamadığını, tanıkların gıyabında dinlenilmesi nedeniyle yeterince

savunma yapamadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

25. Başvurucu; atılı suçu işlemediğini, sağlık karnesi

sahiplerinin beyanlarının güvenilir olmadığını, Adli Tıp Kurumu raporunun

aleyhinde yorumlandığını, hastaları gördükten sonra reçete düzenlediğini,

gıyabında dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak hakkında mahkûmiyet hükmü

kurulduğunu, delillerin hatalı şekilde değerlendirilmesi nedeniyle mahkûm

edildiğini, savunma yapamadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. 19. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz."

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir."

28. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

29. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermediği sürece Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

30. Başvuru konusu olayda İlk Derece Mahkemesi; sanık

savunmalarına, tanık anlatımlarına, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi

raporuna ve diğer delillere dayanarak başvurucunun mahkûmiyetine karar

vermiştir. Yargıtay, başvurucu tarafından temyiz aşamasında sunulan görüşlere

itibar etmemiştir. Başvurucunun iddialarının; mevzuatın yorumlanmasına,

delillerin değerlendirilmesine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

31. Başvurucunun; eksiklik, ihmal veya açık keyfîliğe

ilişkin bilgi ya da belge sunmadığı görülmektedir. Diğer taraftan başvurucunun

delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna

dair somut bir veri bulunmamakta olup Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunduğuna

dair bir bulguya da rastlanmamıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Tanık Sorgulama ve Savunma Haklarının İhlal Edildiği

İddiası

33. Başvurucu; gıyabında dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak

hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğunu, tanıkların kendisini görmeden anlatımda

bulunduklarını, itirazlarını dile getiremediğini, savunma hakkının

kısıtlandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmektedir.

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

"Adil yargılanma hakkı"

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

35. Bir ceza yargılamasında sanığın; aleyhine olan tanıkları

sorguya çekme veya çektirme, lehe olan tanıkların da aleyhe olan tanıklarla

aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını

isteme hakkı Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi

kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun, anılan iddialarının

Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi

kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

36. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi

şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari

haklara sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”

37. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)

bendinde ilk olarak sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı

güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların

tartışılabilmesi için kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın

huzurunda ortaya konması gerekir. Bu kural istinasız olmamakla birlikte eğer

bir mahkûmiyet, sadece veya belirleyici ölçüde sanığın soruşturma veya

yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse

tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6.

maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99,

20/3/2014, § 46).

38. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)

bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla “aynı koşullar altında” davet

edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altına

alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin bir

gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının

değerlendirmesi, kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi

dâhilindedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi,

sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez.

Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların

eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık dinletme

talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın, bazı

tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların

dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için

neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi

gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı,

§ 47).

39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre savunma

makamının tanık dinletme taleplerinin gerekliliği ya da bilirkişi raporu

benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları ulusal

mahkemelerin yetkisi dâhilindedir (S.N./İsveç,

B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Ulusal mahkemeler, Sözleşme'yle

uyumlu olmak koşuluyla somut davadaki maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı

olmayacağını değerlendirdiği savunma tanıklarının dinlenmesi talebini

reddedebilir (Huseyn ve diğerleri/Azerbaycan, B. No:

35485/05…, 26/7/2011, § 196).

40. AİHM; yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d)

bendinin sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin

alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı

tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No:

21363/93…, 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §

49; Hümmer/Almanya,

B. No: 26171/07, 19/07/2012, § 38).

41. Diğer yandan AİHM, "hakkaniyete uygun yargılama"

kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu

gereklerden en önemlisi Anayasa'nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan

"savunma hakkı"dır. Ceza yargılamasındaki savunma hakkının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM'e göre

hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın

yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma

hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması (Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49, 50) ve bu

hakların teorik ve soyut değil; etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması

gerekmektedir (Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33).

42. Başvuru konusu olayda, yargılamayı yapan Balıkesir Ağır Ceza

Mahkemesinin 18/8/2003 tarihli tensip zaptıyla başvurucuya iddianamenin ve ilk

celse tarihi olan 27/10/2003 gününün bildirilmesine karar verilmiş; ayrıca

tanıklar da duruşmaya davet edilmiştir. İlk celsede başvurucu ve müdafii hazır bulunmuştur. Ayrıca celsede yaklaşık olarak

40 tanığın beyanı alınmıştır. Başvurucu müdafii,

tanıkların aleyhe olan beyanlarını kabul etmediklerini beyan etmiştir.

11/12/2003 tarihli ikinci celseye de başvurucu, müdafii

ile katılmıştır. Bu celsede de 33 tanığın beyanı alınmıştır. Aynı celsede, son

soruşturmanın açılması kararında başvurucuya isnat edilen suçlamanın “görevi

kötüye kullanma suçu” olduğu, bu sebeple davanın asliye ceza mahkemesinde

görülmesi gerektiği belirtilerek Cumhuriyet Başsavcılığına gereğinin takdir ve

ifası için müzekkere yazılmıştır.

43. Bunun üzerine Balıkesir 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yeniden

dava açılmış ve bu yargılama 24/9/2004 tarihli 7. celse itibarıyla Ağır Ceza

Mahkemesindeki aynı dosya ile birleştirilmiştir. Başvurucu hakkındaki

yargılamaya önceki dosya üzerinden devam edilmiştir. Aynı celsede başvurucunun

savunması tekrar alınmış, tanık beyanlarının alınmasına da devam edilmiştir.

Diğer yandan mahkûmiyet hükmü kurulurken sadece tanık beyanlarından değil,

Adli Tıp Kurumu raporu gibi diğer birtakım ispat vasıtalarından da

yararlanılmıştır. Mahkemece ifadeleri alınan tanıkların birçoğu, başvurucunun

veya müdafiinin hazır bulunduğu celselerde

dinlenmiştir. Bununla birlikte başvurucunun katılmadığı celselerde dinlenen

tanıkların beyanlarına karşı sonradan itiraz edemediğine ve kendi argümanlarını

sunma olanağı bulamadığına dair bir bulguya rastlanmamıştır.

44. Başvuru

formu ve ekli belgelerden başvurucunun, suçlamanın nedenleri ve niteliği

hakkında bilgilendirildiği; duruşmada hazır bulunmasının sağlandığı,

savunmasını hazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklardan faydalandırıldığı,

savunma yapmak için süre talebinin kabul edildiği, kendisini mahkeme huzurunda müdafii vasıtasıyla savunduğu anlaşılmıştır. Ancak

başvurucu ve müdafii, yargılamalarda katıldıkları

oturumlarda veya dilekçelerinde tanıkların yeniden dinlenilmesine veya

tanıkları sorgulamak istediklerine ilişkin talepte bulunmamışlardır. Başvurucu,

duruşma öncesi delillerden haberdar olmuş ve sözlü yargılama aşamasında

(duruşmada) müdafii aracılığıyla deliller üzerine

görüş bildirmiş ve itirazlarını sunmuştur. Ayrıca başvuru dosyası

incelendiğinde “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine aykırı

olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında

uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir delil de bulunmamıştır.

45. Açıklanan nedenlerle savunma ve tanık sorgulama haklarına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Haklarının İhlal Edildiği İddiası

46. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemez

olduğuna karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısımlarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

47. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

48. Bakanlık, benzer nitelikteki başvurulara ilişkin daha önce

bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunarak görüş sunmasına gerek olmadığını

bildirmiştir.

49. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

50. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar; bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

51. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında “sahtecilik” suçunu işlediği

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar,

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde “hapis

cezasını gerektirir” şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki

suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına

girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,

§ 32).

52. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, ön inceleme soruşturmasına başlanıldığı 17/3/2003’tür. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih; suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul

süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

53. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde Balıkesir

Cumhuriyet Başsavcılığının 28/7/2003 tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında açılan kamu davası sonunda Balıkesir 1. Ağır Ceza

Mahkemesince 24/5/2010 tarihinde verilen mahkûmiyet kararının, Yargıtay 11.

Ceza Dairesinin 11/3/2013 tarihli ilamıyla onandığı anlaşılmıştır.

54. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).

55. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken

usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu

ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve

yaklaşık on yılda tamamlanan yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

58. Başvurucu tazminat talep etmemiştir.

Bu nedenle bu hususta karar verilmemiştir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddia ile tanık

sorgulama ve savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

2/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Ogün SÖNMEZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3573, 2 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3573
Tarih
2 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Hamdullah Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/3552)
  • Mustafa Özen Başvurusu (B. No: 2013/5017)
  • Ada Deniz Acentalıkları ve Danışmanlık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6405)
  • S.d. Başvurusu (B. No: 2013/3017)
  • S. K. Başvurusu (B. No: 2013/1778)
  • Bayram Keleş Başvurusu (B. No: 2013/6163)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.