İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Seyfi Polat Başvurusu (B. No: 2013/7020)

1.

Başvuru No2013/7020Tarih2 Aralık 2015Okuma25 dk · 5.045 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Seyfi Polat Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/7020
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.045 kelime·25 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru; tutukluluğun makul ve kanuni süreyi aşması, tutuklama ve tutukluluğun

devamına ilişkin kararların gerekçesiz olması, resen yapılan tutukluluk

incelemelerinin ve tutukluluğa ilişkin yapılan itiraz incelemesinin duruşmasız

yapılması ve itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi

nedenleriyle Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 16/8/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Yapılan

incelemede 2014/5998 numaralı başvurunun, kişi ve konu bakımından aynı

nitelikte olması nedeniyle 2013/7020 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm

Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Bakanlığın 5/11/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında

görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8.

Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün birçok

ilde eş zamanlı yürüttüğü yasa dışı MLKP örgütü operasyonu kapsamında 8/9/2006

tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/9/2006

tarihli ve 2006/41 Sorgu sayılı kararıyla “yüklenen

suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, kaçma şüphesi, kuvvetli suç

şüphesini gösteren olgular ve yüklenen suçun CMK.100/3-a/8-9 maddesinde sayılan

suçlardan bulunması” gerekçesiyle tutuklanmıştır.

9.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 17/5/2007 tarihinde 2006/1013 soruşturma

sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında anayasal düzeni silahlı ayaklanma

yoluyla değiştirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütünü yönetme, sahte kimlik

kullanma, patlayıcı madde bulundurma ve 10/7/1953 tarihli 6136 sayılı Ateşli

Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet etme

suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

10. İddianamenin

kabul edilmesinden sonra İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/303 sayılı

dosyasında yürütülen davanın ilk duruşması 26/10/2007 tarihinde yapılmıştır.

11. Başvurucu,

yargılama süresince birçok kez tahliye talebinde bulunmuş ancak bu tahliye

talepleri benzer gerekçelerle reddedilmiştir.

12.

Son olarak İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4/6/2013 tarihli kararında

başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“…üzerlerine atılı suçların

niteliği, mevcut delil durumu, arama ve yakalama tutanakları, arama sırasında

ele geçen belge içerikleri, vahim nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, döküman ve bilgisayar inceleme tutanakları, fiziki takip tutanakları

ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kuvvetli suç şüphesi altında

bulunmaları, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan

olması, arama ve yakalamalar sırasında sanıkların bir çoğunun sahte olduğu

iddia olunan kimlik ve belgelerle yakalanmış olması nedeniyle kaçacakları ve

saklanacakları konusunda olgular bulunması, sanıkların üzerine atılı suçun

ağırlığına göre serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin karine olarak kabul

edilmesinde zorunluluk bulunması, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin

bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve Anayasa'nın 13. Maddesinde

ifade olunan "Ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif

koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK'nın 100. maddesindeki şartlar[ın]

devam etmesi dikkate alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına [karar

verilmiştir.]”

13.

Bu karara karşı başvurucu 10/6/2013 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza

mahkemesine itirazda bulunmuş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17/6/2013

tarihli ve 2013/307 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar vermiş

ve bu karar 17/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

14.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2013 tarihli ve E.2007/303, K.2013/192

sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçların bir kısmı yönünden

mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

15.

Bu karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir.

16.

Başvurucu 16/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17.

Başvurucu, birleştirme kararı verilen 25/4/2014 tarihli ve 2014/5998 sayılı

bireysel başvurusunda dile getirdiği hususlara ek olarak yedi yılı aşan

tutukluluğun aynı zamanda kanuni süreyi aştığını belirterek tahliye ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

18. Başvurucu,

dosyanın temyiz aşamasında iken değişik tarihlerde ve değişik mahkemelerde

21/2/1014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun gereğince azami tutukluluk süresinin beş

yıla indirilmiş olması gerekçesiyle tahliye talebinde bulunmuştur. Başvurucunun

bu tahliye talebi en son İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2014 tarihli

ve 2014/392 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiş, ret kararı 22/4/2014

tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.

19.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 6526 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesi ile

kapatılmasından sonra dosyanın devredildiği İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi

8/5/2014 tarihinde yurt dışına çıkamamak suretiyle başvurucunun adli kontrol

altına alınmasına ve tahliye edilmesine karar vermiştir.

B. İlgili

Hukuk

20.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“

Birinci

fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası

verilir.”

21.

4/12/20104 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,

312, 313, 314, 315),”

22.

5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde

bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk

hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü Madde

hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir.

…

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir.”

23.

5271 sayılı Kanun’un 270. maddesi şöyledir:

“İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi

için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme

ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da

emredebilir.”

24.

5271 sayılı Kanun’un 271. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz

hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde

Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25.

Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 16/8/2013

tarihli ve 2013/7020 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.

Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu;

tutukluluğunun makul ve kanuni süreyi aştığını, tutuklama ve tutukluluğun

devamına ilişkin kararların gerekçesiz olduğunu, resen ve itiraz üzerine

yapılan tutukluluk incelemelerin duruşmasız yapıldığını ve itiraz incelemesinde

alınan Savcılık görüşünün tebliğ edilmediğini belirterek Anayasa’nın 19.

maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Tutukluluğun Kanuni Süreyi Aştığı İddiası

27.

Başvurucu bu dosya ile birleştirilen 2014/5998 sayılı başvurusunda, dile

getirdiği hususlara ek olarak yedi yılı aşan tutukluluğun aynı zamanda kanuni

süreyi aştığını ileri sürmüştür.

28. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü”

kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. …”

29.

Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine

riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen

dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur. Bireysel başvurunun; başvuru

yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, §§ 19, 20).

30.

Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel

başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya

da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu

tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk hâlinin

devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve

böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla

tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

31.

Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş ise

bireysel başvuru açısından talep, hukuka aykırılığın tespiti ve tazminatla

sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru

yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).

32.

“Bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 66).

33.

Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma” durumunda, tutukluluk süresinin kanuni

veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun, ilk derece

yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada

başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru

süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin

Kılıç, B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).

34.

Somut olayda başvurucu, isnat edilen suçlar nedeniyle 12/9/2006 tarihinde

tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen ilk derece yargılaması, İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesince 4/11/2013 tarihinde verilen mahkûmiyet kararıyla

sonuçlanmıştır.

35.

Başvurucu, hakkında verilen hükmen tutukluluğun devamına ilişkin karara değişik

tarihlerde ve değişik mahkemelerde 6526 sayılı Kanun gereğince azami tutukluluk

süresinin beş yıla indirilmiş olduğunu ileri sürerek yaptığı tahliye talepleri

en son İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 17/4/2014 tarihinde

reddedilmiş ve Mahkemenin ret kararı 22/4/2014 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir. Başvurucu, isnat edilen suçlarla ilgili yargılama kapsamında

mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar geçen sürede “bir suç isnadına bağlı olarak”

özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Mahkûmiyet kararından sonra başvurucunun

tutulması ise “mahkûmiyet sonrası

tutma” kapsamındadır. Buna göre “bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukla

ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun ilk derece mahkemesinin nihai

kararının tebliği olan 4/11/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekirken 25/4/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu

sonucuna varılmıştır.

36.

Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının süre

aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tutmanın Hukuki Olmadığı İddiası

37.

Başvurucu; hakkında isnat edilen suçlarla ilgili somut delil olmamasına rağmen

tutuklandığını ve tutukluluğunun devamına karar verildiğini, tutuklama

kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

38.

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,

ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen

diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun

gösterir.”

39.

6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların

kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir.”

40.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).

41.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme

bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç

işlediği hususunda kuvvetli bir belirti bulunmasına bağlıdır. Bu unsur,

tutuklama tedbiri için olmazsa olmaz niteliktedir. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın

kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).

42.

Buna bağlı olarak yakalama veya tutuklama anındaki deliller mutlaka kişinin

suçla itham edilebilmesini sağlayacak düzeyde olmayabilir. Zira tutukluluğun

amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek ve

ilerletmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüpheye dayanak

oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak

olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde

değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali

Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).

43.

Tutuklamaya ve tutukluluğun devamına ilişkin hususlar 5271 sayılı Kanun’un 100.

ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre kişi ancak hakkında

suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların ve bir

tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b)

şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı

verilebilecektir. Düzenlemede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe

bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar belirtilmiştir (Ramazan Aras, § 46).

44.

Diğer yandan Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler, ihlal edilmediği sürece

derece mahkemelerinin kararlarındaki kanun hükümlerinin yorumlanmasına ya da

maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele

alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara

uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun

veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren

bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü

bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (Ramazan Aras, § 49).

45.

Somut olayda başvurucu, hakkında açılan kamu davası kapsamında 12/9/2006

tarihinde “anayasal düzeni silahlı ayaklanma yoluyla değiştirmeyi amaçlayan

silahlı terör örgütünü yönetme, sahte kimlik kullanma, patlayıcı madde

bulundurma ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet” suçlarından tutuklanmıştır.

Tutuklama kararının gerekçelerinde isnat edilen suçlamaya ilişkin suçun vasfı

ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç için kanunda öngörülen ceza miktarı ve

suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması gösterilmiştir.

46.

Dolayısıyla başvurucunun suçla ilgili inandırıcı nedenler bulunmadığı hâlde

tutuklandığı iddiasının yerinde olmadığı, gösterilen deliller ve tutuklama

kararlarında yer alan gerekçeler dikkate alındığında tutuklamanın kuvvetli

şüphe olgusunu karşıladığı, böylece tutuklama nedenlerinin oluştuğu, isnat

edilen suça ilişkin somut olgular olmadan gerekçesiz olarak tutuklama kararı

verildiğine yönelik şikâyetinin dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

47.

Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Resen Yapılan Tutukluluk İncelemesinin Duruşmasız

Yapıldığı İddiası

48. Başvurucu, herhangi bir tarih belirtmeksizin hakkında resen

verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararların duruşma yapılmadan dosya

üzerinden inceleme yapılarak verildiğini ileri sürmüştür.

49. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan

kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

50.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple olursa olsun

hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar

verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir

mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve anılan Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun yasallığına

ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan

davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının

incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013, § 30).

51.

5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk

hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. madde hükümleri göz önünde

bulundurularak kovuşturma evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin

devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde

oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim veya mahkemece

resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.

52.

5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacak değerlendirmeler, resen (ex officio) yapılmakta olup

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye

tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 32).

53.

Somut olayda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4/7/2013 tarihinde 5271 sayılı

Kanun’un 108. maddesi gereğince başvurucunun tutukluluk incelemesini duruşma

açmaksızın dosya üzerinden yaparak karar vermiştir.

54.

Bu çerçevede resen gerçekleştirilen tutuklulukla ilgili incelemeler sonucunda

verilen kararlar konu bakımından yetki kapsamı dışındadır (Hanefi Avcı, § 40). Bireysel başvuru

kapsamında olmayan bu kararların usulüne dâhil alt unsurlar da kararlarla aynı

hukuki sonuca tabidir.

55.

Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Tebliğ Edilmediği İddiası

56.

Başvurucu, herhangi bir tarih belirtmeksizin tutukluluğa itiraz üzerine

Cumhuriyet savcısından alınan mütalaanın Mahkemece kendisine bildirilmediğini

ve bu nedenle hakkında yürütülen yargılamada çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerine riayet edilmediğini ileri sürmüştür.

57. Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan

kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

58. Tutukluluk hâline

itirazda bulunulan bir davada, Cumhuriyet savcısı ve tutuklunun davaya katılma

hakkı bulunmaktadır. Ayrıca tutukluluk hâline itiraz başvurusunda Cumhuriyet

savcısı ve tutuklu arasında silahların eşitliği ilkesinin gözetilmesi

gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 76).

59. Silahların eşitliği,

başvurucunun soruşturma dosyasına ulaşabilmesine imkân verilmesini gerektiren

bir ilkedir. Cumhuriyet savcısının görüşlerine etkili bir şekilde cevap

verebilme imkânı, kural olarak başvurucunun söz konusu belgelere ulaşması

hâlinde mümkün olabilir. Bu gerekliliğin hangi şekilde yerine getirileceğini

belirlemek kanun koyucuya ait olmakla beraber tarafların beyanlarının

birbirlerine bildirilmesi ve bu beyanlara cevap verebilme imkânına sahip

olmaları gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 77).

60. Şüpheli veya sanığın

salıverilme taleplerinin incelenmesine ilişkin usulün belirlendiği 5271 sayılı

Kanun’un 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasına, 11/4/2013 tarihli ve 6459

sayılı Kanun’un 15. maddesi ile “Duruşma

dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz.” cümlesi eklenerek

duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilirken tarafların görüşlerinin

alınmayacağı hükme bağlanmıştır. Böylece 6459 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği

30/4/2013 tarihinden sonraki salıverilme taleplerinin duruşma dışında

değerlendirilmesi hâlinde incelemeler dosya üzerinden gerçekleştirilecek ve

tarafların görüşleri alınmayacaktır.

61. Dolayısıyla itiraz

incelemelerinde mahkemece dosya üzerinden ve duruşma açılmadan tutukluluğun

inceleneceğine karar verildiği durumlarda yargılamaya herhangi bir tarafın

(şüpheli ya da sanık ile Cumhuriyet savcısı) sözlü olarak katılmaması durumunda

silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesi ihlal edilmiş olmayacaktır.

62. Somut olayda başvurucu

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/6/2013 tarihli tutukluluk hâlinin

devamına dair kararına 10/6/2013 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz merci olan

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17/6/2013 tarihli ve 2013/307 Değişik İş

sayılı kararıyla dosya üzerinden inceleme yaparak ve duruşma açmaksızın

başvurucunun itirazını reddetmiştir. Başvurucu, ileri sürdüğü bu şikâyet

bakımından herhangi bir tarih belirtmemiş ise de 11. Ağır Ceza Mahkemesinin ret

kararı üzerine başvuru yapılması nedeniyle sözü edilen kararın incelenmesinden

Cumhuriyet savcısından tutukluluğun devamı yönünde bir görüş alınmadığı gibi

kendisinden de bu hususta bir görüş sorulmadığı anlaşılmaktadır.

63.

Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

64.

Başvurucunun tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçesiz olduğu ve

tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız yapıldığı iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

a. Tutuklamaya Yönelik İtiraz Başvurularının İtiraz Merciince

Duruşmasız İncelendiği İddiası

65.

Başvurucu; tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak dosya üzerinden

gerçekleştirildiğini, çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine

riayet edilmediğini ileri sürmüştür.

66.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan

kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

67.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, yakalama veya tutuklama yoluyla

özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının

yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili

olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı tanımaktadır. Hürriyeti

kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak yetkili yargı merciince

yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve özgürlükten mahrum bırakılan

kişilerin itirazları bakımından uygun olan teminatları sağlaması gerekir. Ayrıca

tutukluluğun yasaya aykırı olup olmadığının hâkim önünde düzenlenen

duruşmalarda etkili olarak incelenmesini talep etme ve tutukluluk hâlinin

gerekli olup olmadığının yetkililer tarafından hızlı bir şekilde tespit

edilmesini isteme hakkını da teminat altına almaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, §§ 64-66).

68.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca tutukluluğun devamına

ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararlara yapılan her itirazda başvurucunun

dinlenilmesi gerekli olmamakla beraber tutuklu kişinin makul aralıklarla

dinlenilmeyi talep etme hakkı vardır. Tutukluluğunun gözden geçirilmesi

esnasında yapılan incelemenin “çelişmeli yargı” ve “silahların eşitliği”

ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 68).

69.

5271 sayılı Kanun’un 104. Maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre şüpheli veya

sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında herhangi bir süre

beklemeksizin salıverilmesini talep edebilir. Aynı Kanun’un 267. maddesine göre

ise resen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tüm kararlar mahkeme

önünde itiraza konu olabilir.

70.

Somut olayda itiraz incelemesi sırasında duruşma yapılmamıştır. Başvurucunun ve

Cumhuriyet savcısının tutukluluk hâlinin hukuka aykırı olup olmadığına ilişkin

sözlü açıklama yapmak üzere Mahkemeye çağrılmadığı ve dinlenmediği incelemede,

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden bahsedilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 71).

71.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında öngörülen kural dikkate

alındığında hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında kısa sürede karar

verilmesi dâhil olmak üzere tutukluluk kararına karşı yapılan her itirazda

duruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle getirecektir. Bu

nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan yargılama

usulüne ilişkin yükümlülükler, duruşma yapmayı gerektirecek özel bir durum

olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacak her itiraz için duruşma yapılmasını

gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 73)

72.

Somut olayda başvurucu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/6/2013

tarihli duruşmada tutukluluğun devamına karar verilmiş, başvurucu ve müdafii 12/3/2013 ve 4/6/2013 tarihli celselerde tutukluluk

hâli ile ilgili itirazlarını duruşmada dile getirme ve mahkeme önünde sözlü

savunma yapma fırsatı bulmuştur. Bu nedenle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince

yapılan incelemeden on iki gün gibi makul bir süre sonra 17/6/2013 tarihinde

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz incelemesinde duruşma

yapılması bir zorunluluk olarak kabul edilemez.

73.

Açıklanan nedenlerle itiraz incelemesi esnasında başvurucu hakkında verilen

tutukluluk kararına ilişkin olarak duruşma yapılmamış olmasının Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasını ihlal etmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası

74. Başvurucu

tutukluluğun makul süreyi aştığını, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

75. Başvurucunun

bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

76.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

77. Anayasa’nın

19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan

kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya

kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence

altına alınmıştır.

78. Tutukluluk

süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu

sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre

değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi; yargılama süresince kişinin

hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(Murat Narman, § 61).

79. Bir

davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini

etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması

gerekir (Murat Narman, § 62).

80.

Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama

nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse

de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin

devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp

yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair

olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen

özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (Murat Narman, §

63).

81.

Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip

edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine

ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler

tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya

birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar

tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, §§ 63, 64).

82. Bir kişinin gerekçeden tamamen

yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve

tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber

tutukluluğu meşru kılan gerekçeler

gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının

keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı

derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama

kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu

çerçevede değerlendirilmemelidir (Kemal

Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

83. İtiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz

incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı

durumlarda buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural

olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil etmez (Kemal Aktaş ve Selma Irmak, § 46).

84. Somut

olayda başvurucu 4/6/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan

19. celsede tahliye talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu talebi “…üzerlerine atılı suçların niteliği, mevcut delil

durumu, arama ve yakalama tutanakları, arama sırasında ele geçen belge

içerikleri, vahim nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, döküman ve bilgisayar inceleme tutanakları, fiziki takip

tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kuvvetli suç şüphesi altında

bulunmaları, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan

olması, arama ve yakalamalar sırasında sanıkların bir çoğunun sahte olduğu

iddia olunan kimlik ve belgelerle yakalanmış olması nedeniyle kaçacakları ve

saklanacakları konusunda olgular bulunması, sanıkların üzerine atılı suçun

ağırlığına göre serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin karine olarak kabul

edilmesinde zorunluluk bulunması, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin

bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve Anayasa'nın 13. Maddesinde

ifade olunan "Ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif

koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK'nın 100 maddesindeki şartlar devam etmesi dikkate

alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına,” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

85.

Başvurucu, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/6/2013 tarihli kararına itiraz

etmiş; itiraz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/6/2013 tarihli ve

2013/307 Değişik İş sayılı kararında “üzerlerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, gerektirdiği ceza miktarı, kuvvetli suç

şüphesinin bulunması, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçirdikleri süreler

göz önüne alınarak mahkemesince verilen tutukluluk hallerinin devamına dair

kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

86. Görüldüğü gibi başvurucunun tahliye talebi, üzerine

atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

sayılan suçlardan olması ve kaçma şüphesinin varlığı gerekçesiyle bu karara

karşı yapılan itiraz da benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini

veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilir. Bu şartların tutukluluk

süresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam

edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen

işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir. Kaçma tehlikesinin

varlığı, söz konusu olan cezanın ağırlığı temelinde değil; bu tür bir

tehlikenin bulunduğunu teyit edebilecek veya bu tehlikenin tutuklanmayı haklı

gösterecek kadar büyük olup olmadığını gösteren başka unsurlar temelinde de

incelenmelidir (Taciroğlu/Türkiye,

B. No: 25324/02, 2/2/2006, § 21). Bu bağlamda karar gerekçesinde hangi durumda

kaçma tehlikesinin belirleyici hâle geldiği ve neden bu gerekçenin bu denli

uzun süre geçerliliğini koruduğunun belirtilmiş olması gerekir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Yurt /Türkiye, B. No:12439/03, 20/2/2007, § 23). Bu

açıdan bakıldığında İlk Derece Mahkemesinin tutukluluğunun devamına ilişkin

kararlarında bu nitelikte yeterli bir gerekçenin bulunmadığı görülmektedir.

87. Makul

sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp

gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise

tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı

tarihtir. Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada

mahkûmiyetine karar verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk

hâli sona erer (Murat Narman, §§

66, 67). Somut olayda başvurucunun tutukluluk

süresi 8/9/2006 tarihinde gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesinin 4/11/2013 tarihli kararı üzerine hapis

cezası ile cezalandırılması arasındaki 7 yıl 1 ay 26 gündür.

88. Derece mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve

itirazın reddine dair kararların gerekçeleri incelendiğinde bu gerekçelerin

tutukluluğun devamını haklı gösterecek içerikte olmadığı ve aynı hususların

tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Yedi yılı aşan bir tutukluluk hâlinin devamına

ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. Bu çerçevede

başvurucunun İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılaması devam ederken tutuklu

bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.

89.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin makul olmadığı yönündeki

şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

90. 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

91.

Başvuruda Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

92. Başvurucu 45.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

93. Başvurucuya, özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki

manevi zararının varlığı ve somut olayın özelliklerini dikkate alarak net 9.000

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

94.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

95. Kararın

bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

96. V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. 1.

Tutmanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun kanuni süreyi

aştığına ilişkin iddianın süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Resen yapılan tutukluluk

incelmesinin duruşmasız yapıldığına ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Cumhuriyet savcısının

görüşünün tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluğun makul süreyi

aştığı ve tutuklamaya yönelik itiraz başvurusunun itiraz merciince duruşmasız

incelendiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1.

Başvurunun itiraz merciince

duruşmasız incelendiği iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Tutukluluk süresinin makul

olmadığı iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE

E. Kararın bir örneğinin İstanbul (kapatılan) 10. Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

2/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Seyfi POLAT Vekili : Av. Keleş ÖZTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7020, 2 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. B. Değerlendirme
  10. E. Kararın bir örneğinin İstanbul (kapatılan) 10. Ağır
  11. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  12. Kaleli
  13. Dursun

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7020
Tarih
2 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Ergin Atabey Başvurusu (B. No: 2013/8777)
  • Gülşen Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/4211)
  • Habibe Kalender ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3845)
  • Ogün Sönmez Başvurusu (B. No: 2013/3573)
  • Hamdullah Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/3552)
  • Mustafa Özen Başvurusu (B. No: 2013/5017)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.