İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Eluyğun Başvurusu (B. No: 2013/6102)

1. Başvuru, iş mahkemesine açılan alacak davasında temyiz

Başvuru No2013/6102Tarih14 Nisan 2016Okuma24 dk · 4.733 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Eluyğun Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/6102
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.733 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, iş mahkemesine açılan alacak davasında temyiz

talebinin karar düzeltme niteliğinde olduğu kabul edilerek reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/11/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 23/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/2/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 11/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuya ait sürücüsü N.E. olan araç, Sosyal Güvenlik

Kurumu (SGK) sigortalısı S.B.nin kullandığı araç ile

çarpışmış; kazada S.B. vefat etmiştir.

9. SGK, müteveffa sigortalının hak sahiplerine Kurumun 27.011,03

TL peşin değerli aylık bağladığını, Kanun gereği Kurumun yapılan yardımların

peşin değeri için üçüncü kişilere rücu edebileceğini belirterek yardıma konu

miktarın peşin değerinin tahsili amacıyla Kırıkkale İş Mahkemesinde E.2009/227

sayılı dosyasında tazminat davası açmıştır.

10. Mahkeme, dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliği için

"S...tepe Mah. 61. Sokak... Etlik/Ankara" adresine tebligat çıkarmış; muhatabın tanınmadığı ve muhtarlık

kaydının bulunmadığı gerekçesiyle

evrak tebliğ edilmeden iade edilmiştir.

11. Mahkeme 5/5/2009 ve 30/6/2009 tarihli celselerde

başvurucunun adresinin tespiti için Nüfus Müdürlüğüne yazı yazılmasına ilişkin

ara karar vermişse de celse arası davacı SGK vekilinin dilekçe ekinde sunduğu

nüfus kaydındaki yerleşim yeri adresi olan "S..tepe Mah. 1... Sokak... Keçiören/Ankara" adresine tebligat çıkarmış, tebligatın "muhatabın adresten taşındığı"

belirtilerek 13/8/2009 tarihinde bilâ ikmal iadesi

üzerine 20/10/2009 tarihli celsede 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat

Kanunu'nun 35. maddesi gereği tebligat çıkarılmasına karar verilmiş; 15/12/2009

tarihli duruşma gününü bildirir davetiye 6/11/2009 tarihinde aynı adreste

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

12. Mahkeme 15/12/2009 tarihli ve E.2009/227, K.2009/934 sayılı

kararı ile davanın kabulüne karar vermiştir.

13. Mahkemenin gerekçeli kararı başvurucuya, 7201 sayılı

Kanun'un 35. maddesine göre "S..tepe Mah. 1... Sokak...

Keçiören/Ankara" adresinde tebliğ edilmiştir.

14. Karar, diğer davalı N.E. tarafından temyiz edilmiş;

duruşmalı yapılan temyiz incelemesi için başvurucu adına anılan adrese davetiye

çıkarılmış; tebligat evrakı, "muhatabın

nakil almadan taşındığı, adreste bulunan evin yıkıldığı"

belirtilerek 11/10/2010 tarihinde iade edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

19/10/2010 tarihli ve E.2010/2829, K.2010/13933 sayılı ilamı ile başvurucunun

yokluğunda hükmü bozmuştur.

15. Bozma üzerine dosya, Mahkemenin E.2010/1173 sırasına

kaydedilmiş; başvurucu adına bozma ilamı ve duruşma gününü bildirir davetiye

yine aynı adrese tebliğe çıkarılmış, tebligat evrakı "gösterilen adrestekibinanın yıkıldığı

ve muhatabın nakil almadan taşındığı" belirtilerek 30/12/2010

tarihinde iade edilmiştir.

16. 3/5/2011 tarihli duruşma gününü bildirir davetiye "S..tepe

Mah. 1... Sokak... Keçiören/Ankara" adresinde 7201 sayılı

Kanun'un 35. madde hükmüne göre 4/4/2011 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

17. Mahkeme 3/5/2011 tarihli ve E.2010/1173, K.2011/466 sayılı

kararı ile diğer davalı N.E. açısından davanın reddinekarar

vermiştir.

18. Gerekçeli karar, başvurucuya aynı adreste 7201 sayılı

Kanun'un 35. madde hükmüne göre 8/8//2011 tarihine tebliğ edilmiştir.

19. Davacı SGK'nın temyizi üzere

karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13/12/2011 tarihli ve E.2011/13814,

K.2011/17949 sayılı ilamı ile bozulmuştur.

20. Bozma üzerine dosya, Mahkemenin E.2012/89 sırasına

kaydedilmiş; bozma ilamı ve duruşma gününü içerir davetiye yine "S..tepe

Mah. 1... Sokak... Keçiören/Ankara" adresine tebliğe

çıkarılmış, tebligat evrakı "adı geçen

mahallede sokak ve adres numarasının bulunmadığı adresin yanlış olduğu,

muhatabın ismen tanınmadığı muhtar kaydının olmadığı"

belirtilerek 29/2/2012 tarihinde iade edilmiştir.

21. Yargıtay ilamı ve bilirkişi raporunu içeren 14/6/2012

tarihli duruşma gününü bildirir davetiyeaynı adreste

7201 sayılı Kanun'un 35. madde hükmüne göre 22/5/2012 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

22. Mahkeme 14/6/2012 tarihli ve E.2012/89, K.2012/724 sayılı

kararı ile başvurucu açısından davanın kabulüne, diğer davalı N.E. açısından

davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Mahkememiz kararı davalı N.E. vekili

tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkememizkararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2010/2829-13933 sayılı ve19.10.2010

tarihli bozma kararıyla ".....devletin vatandaşları karşısındaki sosyal ve

ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmek amacı ile oluşturduğu yeni yasal

düzenlemelerin, sosyal güvenlik yasalarıyla sağlanan yardımlardan yararlanmayı

kolaylaştırması, bu politikalar gereğince oluşan kurum giderlerinin, kusurlu

eylem tarihi itibariyle kurum zararına yol açmamış olan kişilere rücu edilmesi,

hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki güvenlik ilkesini ve hukuksal

kurulların öngörülebilirliği gereğine ilişkin ilkenin ihlaline yol açacağı...

Sonradan yürürlüğe giren yasa uyarınca oluşan durum nedeni ile davalının tazmin

sorumluluğu yoluna gidilmesine olanak bulunmadığından, davanın reddine karar

verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun

olmadığı..."gerekçesi ilebozulmuştur.

Mahkemeceusul ve yasaya uygun bulunan yargıtay bozma

ilamına uyulmasına karar verilerek mahkememizin2010/1173 esas 2011/466

karar03.05.2011 tarihli kararı ileaçılan davanın

davalı NöbediEraslan yönünden reddine kararı

verilmiştir.

Mahkememiz kararı bu defa davacı vekili tarafındantemyiz edilmiştir.

Yargıtay 10. Hukuk dairesi 2011/13814

esas-17949 karar sayılı13.12.2011 tarihli kararı ile "...Dava, 23.08.1998

tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden Bağ-kur

sigortalısının hak sahiplerine davacı Kurumca bağlanan aylığın ilk peşin

değerinin; davalı N.E.’den kusurlu sürücü olarak,

diğer davalı Ali Eluygundan ise kazaya karışan bu

aracın işleteni sıfatıyla rücuan tahsili istemine

ilişkin olup, ilk hükmün Dairemizce bozulmasından sonra verilen kararda

davalılardan N.E. hakkında karar verildiği, diğer davalı hakkında karar

verilmediği anlaşılmıştır.

Hukuk Muhakemeleri

Kanununun 297. maddesinde “Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir

söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle,

taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe

ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüyer

almaktadır. Mahkemece verilen ilk hükmün bozulmakla ortadan kalktığı ve infazı

kabil bir hüküm içermediği yönü ve hükmü temyiz etmeyen davalı nedeniyle kurum

yararına oluşan usulü kazanılmış hak durumu da gözetilerek, anılan maddede

belirtilen unsurları içeren, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça

gösterir, infazda tereddüde yol açmayacak bir hüküm oluşturulması yasal

gereğine uyulmayıp, davalı Ali Eluygun hakkında hüküm

kurulmamış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan

temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesi ile

bozulmuştur.

Mahkememiz kararı mahkememizce bozma kararı

usul ve yasaya uygun bulunmakla tekrar uyma kararı verilmiştir. Yargıtay bozma

ilamı doğrultusunda hükmü temyiz etmeyen davalı nedeniyle davacı kurum yararına

oluşan usulu kazanılmış hak durumuda

gözetilerek aşağıda ki şekildekarar vermek gerekmiştir.

HÜKÜ M

Yukarıda izah olunan nedelerle;

1- Açılan davanın davalı N.E. yönünden

REDDİNE,

Davalı N.E. yargılamada kendini vekil ile

temsil ettirdiğinden reddedilen miktarüzerinden tayin

ve takdir olunan 3.221,21.TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya

ödenmesine,

2- Davacının, diğer davalı Ali Eluygun yönünden davanın KABULÜ ile 27.011,03 TL alacağın

tahsis onay tarihi olan 22/03/2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi

ile birlikte davalı Ali Eluygun'dan alınarak davacıya

ödenmesine,

..."

23. Gerekçeli karar "S..tepe Mah. 1... Sokak...

Keçiören/Ankara" adresinde 7201 sayılı Kanun'un 21. madde

hükmüne göre 4/7//2012 tarihine başvurucuya tebliğ edilmiştir.

24. Davacı SGK'nın temyizi üzerine

karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2/10/2012 tarihli ve E.2012/16493,

K.2012/17097 sayılı ilamı ile onanmıştır.

25. Davacı SGK, Kırıkkale 4. İcra Müdürlüğünün E.2013/1047

sayılı dosyasında başvurucu aleyhine ilamlı takip başlatmış; icra emri "S..tepe

Mah. 1...3 sokak. Öz... Ap.. No: ./2. Keçiören/Ankara" adresinde

29/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

26. Başvurucu 24/4/2013 tarihli dilekçesinde, yargılama sırasında"S..tepe Mah. 1... Sokak... Keçiören/Ankara" adresine

çıkarılan tebligatların geçersiz olduğunu; 21/5/2012 tarihli tebligat şerhinde

evin yıkıldığının belirtildiğini, buna rağmen 7201 sayılı Kanun'un 35.

maddesine uygun olmayan bir usulle yıkılmış bir evin kapısına tebligat

evrakının yapıştırılmasının mümkün olmadığını, Keçiören Belediye Başkanlığının

yazısından açıkça anlaşılacağı üzere evin 19/11/2009 tarihinde yıkıldığını,

karara esas olan 21/5/2012 tarihli tebligatın geçerli olmaması nedeniyle temyiz

süresini elinde olmayan sebeplerle kaçırdığını, Nüfus Müdürlüğü yazısından

adresinin "S..tepe

Mah. 1...3 sokak. Öz... Ap.. No: ./2. Keçiören/Ankara" olduğunun

anlaşıldığını belirterek eski hâle getirme talebiyle kararı temyiz etmiştir.

27. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, başvurucunun dilekçesini karar

düzeltme istemi niteliğinde değerlendirerek 18/6/2013 tarihli ve E.2013/11277,

K.2013/13781 sayılı ilamı iletalebi reddetmiştir.

İlamın ilgili kısmı şöyledir:

"...

5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinin son fıkrası hükmüne göre İş

Mahkemelerinden verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmaz. Bu

bakımdan, davalı Ali Eluygun'un karar düzeltme isteği

niteliğini taşıyan başvurusunun reddi gerekir.

SONUÇ

Yukarıda yazılı sebepten ötürü karar

düzeltme talebinin REDDİNE, 18/6/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi."

28. Ret kararı, 19/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

13/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

29. 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Kendisine tebligat yapılacak kimse veya

yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri

gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru

tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine

veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm

edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına

yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa

keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine,

varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı

tarih, tebliğ tarihi sayılır.

Gösterilen adres muhatabın adres kayıt

sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten

sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o

yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya

memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva

eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin

kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

..."

30. 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesi şöyledir:

"Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa

bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.

Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi

addolunur."

31. 7201 sayılı Kanun'un 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı

Kanun'un 9. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki 35. maddesi şöyledir:

"Kendisine veya adresine kanunun

gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse,

yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu

takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.

Adresini değiştiren kimse yenisini

bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde

tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve

asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.

Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler

muhataba yapılmış sayılır.

Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile,

taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş

sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki

değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır."

32. 7201 sayılı Kanun'un yürürlükte olan 35. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Kendisine veya adresine kanunun

gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini

hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde

bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.

Adresini değiştiren kimse yenisini

bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit

edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait

binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.

Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler

muhataba yapılmış sayılır.

..."

33. 25/1/2012 tarihli ve 28184 sayılıResmî

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girenTebligat

Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in (Yönetmelik) 30. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri

adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap

veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste

sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi

muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri,

kolluk amir ve memurlarından araştırarak

beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde

bu durumu yazarak imzalaması gerekir."

34. Yönetmelik'in 53. maddesi şöyledir:

"(1) Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa

bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat

yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya

davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.

(2) Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği

tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir.

(3) Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması

halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı

mümkün değildir."

35. 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı mülga Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar

Kurumu Kanunu'nun 63. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Üçüncü bir kimsenin

suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren

bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün

yardımları yapar.

Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin

değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, (...) ve diğer sorumlulara rücu

eder. Bu kimselerin hak sahiplerine yaptıkları ödemeler dolayısıyla Kurumun

zarara uğraması halinde, hak sahiplerine rücu hakkı saklıdır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu 23/8/1998 tarihinde meydana gelen trafik kazasına

karışan 06 M. 3. plakalı aracın işleteni olduğunu, kazaya karışan diğer araç

sürücüsünün vefatı üzerineSGK'nın ölenin yakınlarına

bağladığı aylığın ilk peşin değerinin tahsili için dava açtığını, Mahkemenin

davayı kendisi açısından kabul ederken diğer davalı sürücü açısından

reddettiğini, yargılama sırasında kendisine yapılan tebligatların geçersiz

olduğunu, davadan haberinin olmadığını, tebligatların yapıldığı adreste bulunan

binanın 19/11/2009 tarihinde yıkıldığını, bu adrese gönderilen 28/2/2012

tarihli tebliğ mazbatasında belirtilen adresin var olmadığı ve kendisinin

adresten taşındığı bildirilmesine rağmen sonraki aşamada 21/5/2012 tarihinde

aynı adrese 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılarak kararın

kesinleştirildiğini, bu nedenle kesinleşme işleminin geçersiz olduğunu, icra

emri ile birlikte davadan haberdar olduğunu ve eski hâle getirme talebiyle

kararı temyiz ettiğini ancak Yargıtayın talebini

karar düzeltme istemi niteliğinde gördüğünü ve reddettiğini, bu nedenle hak

arama hürriyetinin zedelendiğini, bunun yanında kendisi ile aynı durumda olan

araç sürücüsü hakkında davanın reddedilmesinin eşitlik ilkesine de aykırı

olduğunu belirterek Anayasa'nın 10. ve 36. maddelerinde düzenlenen eşitlik

ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; Yargıtay

kararının iptali ile eski hâle getirme talebinin kabulüne karar verilmek

suretiyle mağduriyetinin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Başvurucu, yargılama sırasında kendisine yapılan

tebligatların usulsüz olması nedeniyle davadan icra emrinin tebliği ile

birlikte haberdar olduğunu belirterek temyiz süresinin kararı öğrendiğini beyan

ettiği tarihten başlatılması gerektiğini ancak Yargıtayın,

dilekçesini karar düzeltme istemi niteliğinde kabul ederek temyiz incelemesi

yapmadığını belirtmiş; buna göre başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmiştir.

39. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkı bağlamında adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurusunun açıkça

dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Başvurucu, tebligatların usulsüz olması nedeniyle davadan

haberinin olmadığını, icra emrinin tebliği ile birlikte durumu öğrendiğini ve

kararı temyiz ettiğini ancak Yargıtayın, dilekçesini

karar düzeltme talebi niteliğinde kabul ederek esasa yönelik iddialarını

değerlendirmediğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

41. Bakanlık görüşünde başvurucuya yargılama sırasında yapılan

tebliğ işlemlerinde hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı, başvurucunun

duruşmalara katılımının sağlanıp sağlanmadığı, bu kapsamda silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edilip edilmediği hususundaki takdirin

Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.

42. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki

iddialarını yinelemiştir.

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

45. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin,

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi

bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2013/64,

K.2013/142, 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde ilgili

kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkının

kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa'da

adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve

içeriğinin, Sözleşme'nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

46. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye

etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü”

ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili

erişim hakkının mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını

ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili

fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki

belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye

erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar

verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §

34).

47. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,

28/11/2013).

48. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamaların;

hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,

açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir

(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,

2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine

ilişkin olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu

davalar niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte

bu sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34; Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,

11/10/2001, § 22).

49. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız

hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla

birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da

kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§

36-40).

50. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup adil yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler,

devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı

oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini

engellemiş sayılmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93,22095/93;

22/10/1996, § 51).

51. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım

şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını

uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı

şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının

ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

52. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın

yorumlanması ve uygulanması, derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu

yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden

yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Kemal İnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015, §

49).

53. Başvurucu; yargılama safahatında kendisine yapılan

tebligatların usulsüz olduğunu, karardan icra emrinin tebliği ile birlikte

haberdar olduğunu ve hemen temyiz ettiğini, ancak Yargıtayın

dilekçesini karar düzeltme istemi niteliğinde kabul ettiğini, tebligatların

usulsüz olup olmadığı ve bu çerçevede temyiz hakkının bulunup bulunmadığı

hususlarındaki iddialarının Yargıtay ilamında cevaplandırılmayarak temyiz hakknın elinden alındığını belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde belirtilen mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

54. Somut olayda SGK tarafından açılan rücuen

alacak davasında Mahkemenin, başvurucuya yapılan tebligatların usulüne uygun

olduğunu kabul ederek başvurucunun yokluğunda davanının

kabulüne karar verdiği, kararın Yargıtay tarafından onandığı, başvurucunun

usulsüz tebligat nedeniyle kararı temyiz ettiği; Yargıtayın,

talebi karar düzeltme istemi niteliğinde değerlendirerek reddettiği

anlaşılmıştır.

55. 7201 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan 35.

maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında kendisine veya adresine kanunun

gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimsenin, adresini değiştirmesi

hâlinde yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecbur

olduğu, bu durumda bundan sonraki tebliğlerin bildirilen yeni adrese

yapılacağı, adresini değiştiren kimsenin yenisini bildirmediği ve yeni

adresinin tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak

evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılacağı ve asılma

tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı belirtilmiş, aynı maddenin dördüncü

fıkrasında daha önce tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan,

imzası resmî merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler

ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen

en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümlerinin

uygulanacağı belirtilmiştir.

56. 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasında

kendisine tebligat yapılacak kimse veya Kanun'un diğer hükümlerine göre

tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirinin gösterilen adreste bulunmaması

veya tebellüğden imtina etmesi hâlinde tebliğ memurunun tebliğ olunacak evrakı

o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve

memurlarına imza mukabilinde teslim edeceği ve tesellüm edenin adresini ihtiva

eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber

adreste bulunmama hâlinde tebliğ olunacak şahsa keyfîyetin

haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa

yönetici veya kapıcıya da bildirileceği İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı

tarihin tebliğ tarihi sayılacağı belirtilmiştir.

57. Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında ise adres

kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan

tebligatlar hariç olmak üzere muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek

olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa tebliğ

memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı,

muhtar, ihtiyar heyeti veya ihtiyar meclisi üyeleri, kolluk amir ve

memurlarından birini araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp

imzalatması, bu kişilerin imzadan çekinmeleri hâlinde de bu durumu yazarak

imzalaması gerektiği hususu düzenlenmiştir.

58. Somut olayda Kırıkkkale İş

Mahkemesine açılan alacak davasında Mahkemenin,

davalı sıfatıyla başvurucuya dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliği için

"S...tepe Mah. 61. Sokak...

Etlik/Ankara" adresine tebligat

çıkardığı, muhatabın tanınmadığı

ve muhtarlık kaydının bulunmadığı gerekçesiyle

evrakın tebliğ edilmeden Mahkemeye iade edildiği, davacı SGK vekilinin dilekçe

ekinde sunduğu nüfus kaydındaki yerleşim yeri adresi olan "S..tepe Mah. 1...

Sokak... Keçiören/Ankara"adresine

çıkarılan tebligatın "muhatabın

adresten taşındığı" belirtilerek 13/8/2009 tarihinde bilâ ikmal iadesi üzerine 20/10/2009 tarihli celsede 7201

sayılı Kanun'un 35. maddesi gereği aynı adrese tebligat çıkarılmasına karar

verilerek dava dilekçesini içeren 15/12/2009 tarihli duruşma gününü bildirir

davetiyenin 6/11/2009 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

59. Yargılamanın bundan sonraki aşamasında tebligatların "S..tepe Mah. 1...

Sokak... Keçiören/Ankara" adresinde 7201 sayılı Kanun'un 35.

maddesine göre başvurucuya tebliğ edildiği; 13/8/2009, 11/10/2010, 30/12/2010,

29/2/2012 tarihlerinde iade edilen tebligatlarda ise "muhatabın adresten taşındığı", "muhatabın nakil almadan

taşındığı, adreste bulunan evin yıkıldığı", "gösterilen adrestekibinanın yıkıldığı ve muhatabın nakil almadan

taşındığı", "adı geçen mahallede sokak ve adres numarasının

bulunmadığı adresin yanlış olduğu, muhatabın ismen tanınmadığı muhtar kaydının

olmadığı" şerhlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

60. Başvurucuya en son gerekçeli kararın "S..tepe

Mah. 1... Sokak... Keçiören/Ankara" adresinde 7201 sayılı

Kanun'un 21. madde hükmüne göre 4/7//2012 tarihine tebliğ edildiği, tebligat

tutanağına “Tebligat adresine gidildi.

Adresinin sürekli kapalı olması ve tebliğ imkansızlığı nedeniyle Tebligat

Kanunu'nun 21. maddesi gereği bağlı bulunduğu mahalle muhtarı İ.U.' ya teslim

edilerek 2 no'lu form kapısına yapıştırıldı. Komşusu Ş.Ç.'ye haber verildi." şerhi verilerek

2/7/2012 günlü şerh altının tebliğ memuru tarafından imzalandığı anlaşılmıştır.

61. 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre yapılacak

tebligatlara ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun verdiği bir kararda,

muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olandan hiçbirinin gösterilen

adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi

muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri,

zabıta amiri ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp

altını imzalatması, imzadan çekilmeleri hâlinde de bu durumu yazarak kendisinin

imzalaması gerekeceği, tebliğ işleminin geçerliliğinin posta memurunun yapacağı

tahkikata göre muhatabın bu adreste bulunduğunun tespitine ve bu işlemi

tebligat parçasına yazarak maddede belirtilen kişilere imzalatmasına bağlı

olduğu, 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ

tarihinin iki numaralı fişin (ihbarnamenin) kapıya yapıştırıldığı tarih olduğu,

tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesinin posta

memurunun araştırma yapması ve muhatabın o anda adreste olmamakla birlikte

tevziat saatlerinden sonra geldiğinin tevsik edilmesine bağlı olduğu, açıklanan

durumu beyan eden ilgililerin imzadan çekinmesi hâlinde posta memurunun çekinme

nedeniyle araştırma sonucunu kendisi imzalamakla yetineceği belirtilmiştir

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/12/2007 tarihli ve E.2007/12-976, K.2007/973

sayılı ilamı).

62. Bunun yanında 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesinde tebligatın

usulüne aykırı yapılmış olması hâlinde muhatap tebliğe muttali olmuş ise

tebligatın geçerli sayılacağı, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi

olarak kabul edileceği hususu düzenlenmiştir.

63. Yine Yönetmelik'in 53. maddesinde tebliğ usulüne aykırı

yapılmış olsa bile muhatabın tebliği öğrenmesi hâlinde geçerli olacağı, aksi

takdirde tebligatın yapılmamış sayılacağı, muhatabın her ne şekilde olursa

olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alması ya da bunların içeriğini öğrenmesi

hâlinde tebliği öğrenmiş sayılacağı, muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği

tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edileceği, tebliğin usulüne aykırı yapılmış

olması hâlinde muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve

ispatının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

64. Usulsüz tebligat ile ilgili Yargıtayın

verdiği kararlarda 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca muhatabın usulsüz

tebliği öğrendiği tarih olarak bildirdiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabulü

gerekeceği ve temyiz süresinin buna göre değerlendirileceğini belirtmiştir

(Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 6/6/2006 tarihli ve E.2006/1080, K.2006/6071

sayılı ilamı, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12/7/2011 tarihli ve E.2011/16738,

K.2011/15736 sayılı ilamı).

65. Başvurucunun 24/4/2013 tarihli temyiz dilekçesinde ileri

sürdüğü temel iddiaların usulsüz tebligat nedeniyle 7201 sayılı Kanun'un 32.

maddesine göre karardan haberdar olduğunu öğrendiği tarihe göre temyiz

süresinin başlatılarak temyiz talebinin esastan incelenmesi gerektiği

hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

66. Başvurucunun dilekçesinde tebligatların usulsüzlüğü

iddiaları çerçevesinde dile getirdiği yargılama safahatında daha önce "S..tepe

Mah. 1... Sokak... Keçiören/Ankara" adresine çıkarılan tebligat

şerhlerinde adresin yanlış olduğu, adresteki evin yıkıldığı, muhatabın adresten

taşındığı, ismen tanınmadığı, muhtarlık kaydının olmadığı hususları

belirtilirken aynı adreste 7201 sayılı Kanun'un 21. madde hükmüne göre

4/7//2012 tarihinde “Tebligat adresine

gidildi. Adresinin sürekli kapalı olması ve tebliğ imkansızlığı nedeniyle

Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi gereği bağlı bulunduğu mahalle muhtarı İ.U.'ya teslim edilerek 2 no'lu

form kapısına yapıştırıldı. Komşusu Ş.Ç.'ye haber

verildi." şerhi verilerek gerekçeli kararın tebliğ edilmesi

karşısında yukarıda belirtilen mevzuat ve Yargıtay kararlarına göre tebligatın

geçerli olup olmadığı, yine 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesine göre

başvurucunun kararı öğrendiğini beyan ettiği tarihe göre temyiz talebinin

süresinde olup olmadığına ilişkin ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren

iddiaların Yargıtay kararında değerlendirilmeden dilekçenin karar düzeltme

talebi niteliğinde olduğu kabul edilerek iş mahkemelerinden verilen kararlara

karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağına dair yapılan yorumun, hukuki

güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında öngörülebilirlik sınırları içinde

olmadığı ve başvurucunun mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede zorlaştıran ya da

imkânsız hâle getiren nitelikte olduğu; bu açıdan başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının zedelendiği sonucuna ulaşılmıştır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkınınihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

69. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğini belirterek

ihlalin tespiti ile temyiz talebinin esastan değerlendirilmesini talep

etmektedir.

70. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, adil yargılanma

hakkının unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesinden

kaynaklandığından ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak ortadan

kaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 harç ve 1.800,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Kırıkkale İş Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Ali Feyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Yakup MACİT Basvurucu : Ali ELUYĞUN Vekili : Av. Yılmaz KIYAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6102, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Hükü M
  8. Sonuç
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  15. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6102
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Sıdıka Yönetci Başvurusu (B. No: 2013/7056)
  • Yüksel Bazarkaya Başvurusu (B. No: 2013/6615)
  • R.k. Başvurusu (B. No: 2013/6950)
  • Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/7832)
  • Fahri Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/1297)
  • Metin Güneşli Başvurusu (B. No: 2013/7367)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.