İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sıdıka Yönetci Başvurusu (B. No: 2013/7056)

1. Başvuru; Türkiye İmar Bankası TAŞ'ın yetkisiz olarak Devlet

Başvuru No2013/7056Tarih20 Nisan 2016Okuma25 dk · 5.058 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Sıdıka Yönetci Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/7056
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.058 kelime·25 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Türkiye İmar Bankası TAŞ'ın yetkisiz olarak Devlet

İç Borçlanma Senedi satışında devletin sorumluluğunun bulunması ve zararın

tazmini için açılan davanın dava devam ederken çıkarılan kanuna dayanılarak

reddedilmesi ile vekâlet ücretinin düşürülmesi, bu kanunda öngörülen giderim

yolunun zararları tam olarak karşılamaması nedenleri ile adil yargılanma ve

mülkiyet hakları ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2013 tarihinde Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 20/10/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 13/11/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

26/11/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından

Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Türkiye İmar Bankası TAŞ'tan (Banka) başvuru

forumunda belirtilmeyen bir tarihte 51.595,96 TL tutarında Devlet İç Borçlanma

Senedi (DİBS) satın alma işlemi yapmıştır.

9. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Bankanın

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 21/11/1990 tarihinde aracılık

faaliyetlerinin durdurulmasına ve borsa üyelik belgesi iptal edilmiş olmasına rağmen

çeşitli gazete ve televizyonlarda ilan ve reklamlar vererek bono ve tahvil

piyasası işlemleri yapmaya devam ettiğini, çifte kayıt tuttuğunu ya da DİBS

işlemlerini kayıtlarına yansıtmadığını, özellikle 2002 yılından sonra yoğun

olarak müşterilere satılan DİBS’lerin neredeyse

tamamının karşılıksız çıktığını ve açığa satılmış olduğunu tespit ederek

3/7/2003 tarihli ve 1085 sayılı karar ile 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı

mülga Bankalar Kanunu’nun 14. maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca adı geçen

Bankanın, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izinlerini

kaldırmış, Bankanın yönetim ve denetimini de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna

(TMSF) intikal ettirmiştir.

10. Bu gelişmeler üzerine başvurucu 22/12/2003 tarihinde Ankara

12. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açarak BDDK tarafından yönetimine el

konularak TMSF'ye devredilen Bankadan satın aldığı

51.595,95 YTL tutarındaki DİBS tutarının hesaplanacak faiziyle birlikte hizmet

kusuru işlemek suretiyle zararın oluşmasına yol açtığını iddia ettiği davalı

idareler olan BDDK ve SPK'dan müştereken ve müteselsilen

tahsiline karar verilmesini istemiştir.

11. Yapılan yargılama sonunda Ankara 12. İdare Mahkemesi

28/12/2006 tarihli ve E.2005/274, K.2006/3344 sayılı kararıyla davanın kabulüne

ve DİBS işlem tutarı olan 51.595,95 TL’nin davanın açıldığı 22.12.2003

tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte hizmet kusurları

saptanan davalı idareler tarafından yarı yarıya davacıya ödenmesine hükmetmiş

başvurucuya Avukatlık Asgari Ücret Tarifesince (AAÜT) hesaplanan 4.927,68 TL

vekâlet ücretinin davalı idarelerden yarı yarıya alınarak ödenmesine karar

vermiştir.

12. Ankara 12. İdare Mahkemesinin bu kararına karşı davalı

idareler tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuş dosya temyiz aşamasında

iken 24/5/2007 tarihli ve 5667 sayılı "Bankacılık

İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk

Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan

Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanun" ve 13/7/2007 tarihli ve

2007/12398 sayılı "Bankacılık İşlemleri

Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim

Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların

Ödenmesine İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Karar" yürürlüğe

girmiştir.

13. Temyiz incelemesi sonucunda Danıştay Onüçüncü

Dairesinin 9/3/2010 tarihli ve E.2008/716, K.2010/2392 sayılı ilamıyla adı

geçen banka aracılığıyla satın alınan devlet iç borçlanma senetlerinin

ödenmelerine dair yeni yasal düzenleme ve Bakanlar Kurulu Kararı dikkate

alınarak yeniden bir karar verilmek üzere kararın bozulmasına ve yeniden bir

karar verilmek üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine

hükmedilmiştir.

14. Öte yandan başvurucu tarafından 13/5/2010 tarihinde 5667

sayılı Kanun ve 2007/12398 sayılı karar uyarınca ilgili idareye müracaatta

bulunulması üzerine başvurucuya Banka nezdinde dava veya icra takibi konusu

olsun veya olmasın karşılığı bulunmayan DİBS'lerden

kaynaklanan her türlü alacağını tüm asıl ve ferîleri ile birlikte T.C. Ziraat

Bankası A.Ş. aracılığıyla tahsil ettiği herhangi bir hak ve alacağı kalmadığı

beyan ve kabulünü içeren ibraname imzalaması sonucunda iç borçlanma senedi

karşılığı olarak 6/7/2010 tarihinde 66.130,02 TL ödeme yapılmıştır.

15. Danıştay Onüçüncü Dairesinin

9/3/2010 tarihli bozma ilamına uyan Ankara 12. İdare Mahkemesi 17/6/2010

tarihli ve E.2010/864, K.2010/928 sayılı kararıyla yasal düzenleme ile

giderilecek olan zararın tazmini istemiyle açılan davanın konusu kalmadığı

gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiş

başvurucuya AAÜT uyarınca 500 TL vekalet ücretinin davalı idarelerden yarı

yarıya alınarak ödenmesine karar vermiştir.

16. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi sonucu

Danıştay Onüçüncü Dairesi 31/10/2011 tarihli ve

E.2010/3634, K.2011/4816 sayılı ilamıyla onamaya hükmetmiş, karar düzeltme

istemini de 4/7/2013 tarihli ve E.2012/1311, K.2013/2064 sayılı ilamıyla

reddetmiştir.

17. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya

1/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 27/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Anayasa Mahkemesince 9/2/2016 tarihinde TMSF Başkanlığına

müzekkere yazılarak başvurucunun 5667 sayılı Kanun uyarınca talepte bulunup

bulunmadığı hususun bildirilmesi ile talepte bulunulmuş ise ödeme yapılıp

yapılmadığı hususunun bildirilmesi istenilmiştir.

20. TMSF Başkanlığınca Anayasa Mahkemesine gönderilen 1/3/2016

tarihli cevap yazısında başvurucunun, 5667 sayılı Kanun kapsamında 13/5/2010

tarihinde talepte bulunduğu ve bu talep doğrultusunda 2/7/2010 tarihinde Ziraat

Bankası A.Ş. Aydın Şubesine 66.130,02 TL tutarında ödeme yapıldığı ilgili şube

tarafından da bu ödemenin 6/7/2013 tarihinde başvurucuya ödendiği bildirilmiş,

yazı ekinde bu işlemlere ilişkin bilgi ve belgeler sunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

21. 18/6/1999 tarihli ve 4389

sayılı mülga Bankalar Kanunu’nun 10. ve 16. Maddelerinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Madde 10

...

2. ...

b) Tasarruf mevduatı, gerçek kişiler tarafından bu nam altında

açtırılan ve ticari işlemlere konu olmayan mevduattır. ...

…

3. 17.2.1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin rehinlere ve

22.4.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununun

alacağın devir ve temlikine ilişkin hükümleri ile diğer kanunların verdiği

yetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak şartıyla, mevduat sahiplerinin

mevduatlarını geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamaz. Mevduat

sahibi ile banka arasında vade ve ihbar süresi hakkında kararlaştırılan şartlar

saklıdır.”

“Madde 16

...

3. Fon, yönetim ve denetimi kendisine intikal eden bankada mevduat

sahipleri ile diğer alacaklıların haklarını korumaya yönelik tedbirleri alır.

Bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan bankanın 17 nci maddede sayılan

ilgililerinin mal, hak ve alacaklarına Fonun talebi üzerine mahkeme tarafından

teminat şartı aranmaksızın ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulabilir. Bu şekilde

alınan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karar tarihinden itibaren

altı ay içinde dava ve icra-iflas takibine konu olmaz ise kendiliğinden ortadan

kalkar. Bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı

tarihten itibaren bankanın alacaklıları, alacaklarını temlik edemez veya bu

sonucu doğurabilecek işlemleri yapamazlar. Fon, yönetim ve denetimi kendisine

intikal eden bankadaki sigortalı mevduatı doğrudan veya ilan edeceği başka bir

banka aracılığı ile ödeyerek, mevduat sahipleri yerine bankanın doğrudan

doğruya iflasını ister. Bu görev ve yetki münhasıran Fona aittir. ...”

22. 24/5/2007 tarihli ve 5667 sayılı Bankacılık İşlemleri Yapma

ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim

Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların

Ödenmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

“(1) Mülga 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme

Kurulunun 3/7/2003 tarihli ve 1085 sayılı Kararı ile bankacılık işlemleri yapma

ve mevduat kabul etme izni kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi

tarafından, Banka bünyesinde karşılığında Devlet iç borçlanma senedi

bulunmamasına rağmen ikincil piyasada Devlet iç borçlanma senedi satışı adı

altında toplanan tutarlar, başvuru halinde bu Kanunda belirlenen esaslar

çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilecek özel tertip Devlet iç

borçlanma senetleri kullanılmak suretiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu

aracılığıyla ödenir.

(2) Bu Kanun uyarınca yapılacak ödemelerde; hak sahipliğinin tespitinde

Müflis Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketinin kayıtları esas alınır. Hak

sahiplerinden talep toplanması, talep toplamanın şekli ve süresi, hak

sahipliğinin ispatında aranacak belgeler, ödemeye aracı olacak bankanın

tespiti, nakden ve defaten yapılacak ödemenin şekli ve süresi ile kesinleşmiş

idarî yargı kararlarına veya bu nitelikteki kararlara dayalı icra takiplerine

ilişkin her türlü ödemeler, uygulanacak faiz oranı ile faizin başlangıç tarihi,

hak sahiplerine yapılacak ödeme nedeniyle istenebilecek ibraname ve diğer

belgelerin içeriği ile ödemelere ilişkin diğer usûl

ve esaslar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir.

(3) Bu Kanun kapsamında yapılacak ödemelerde, Türkiye İmar Bankası Türk

Anonim Şirketine Devlet iç borçlanma senedi alımı amacıyla yatırılan tutarları

ifade eden işlem tutarları esas alınır.”

23. 5667 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Devlet iç borçlanma senedi alımı amacıyla Türkiye İmar Bankası

Türk Anonim Şirketine yatırılan tutarlar nedeniyle idarî yargı mercilerinde

açılan davalar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.”

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller:" kenar

başlıklı 31. maddesi şöyledir:

"1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan

hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve

reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların

vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif,

delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma

sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve

inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik

işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır.

..."

25. 5667 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre Bakanlar Kurulu

tarafından çıkarılan 13/7/2007 tarihli ve 2007/12398 sayılı "Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul

Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devlet İç

Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların Ödenmesine İlişkin Esas

ve Usuller Hakkında Karar"ın

(BKK) 1., 3. ve 4. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

"MADDE 1-

(1) Bu

Kararın amacı; bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan

Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devlet iç borçlanma senedi satışı

adı altında toplanan tutarların ödenmesine ilişkin esas ve usullerin

düzenlenmesidir.”

“MADDE 3-

1) Banka tarafından toplanan işlem tutarları

ve bu Kararın 4 üncü maddesinin altıncı fıkrası

uyarınca işleyecek faizleri, bu Karar hükümlerine göre başvuran hak

sahiplerine, ekte yer alan taahhütname ve ibraname ödeme sırasında Ödeme

Bankası tarafından alınmak kaydıyla, Fon aracılığıyla ödenir. Fon tarafından,

bu fıkra kapsamında aktarılan tutarlara ilişkin bilgiler yazılı ve elektronik

ortamda BDDK, SPK ve Müsteşarlığa bildirilir.

(2) Bu Karar kapsamında kesinleşmiş idari

yargı kararlarına dayanan her türlü ödemeler; hak sahiplerinin kesinleşme

şerhli ilam ve aşağıdaki belgelerle birlikte BDDK ve SPK'ya ayrı ayrı

yapacakları yazılı başvuru üzerine, anılan idarelerin Fona yapacakları ortak

bildirimini müteakip, Fon tarafından ödeme tarihine kadar hesaplanacak faizleri

ile birlikte Ödeme Bankasına altmış gün içinde aktarılır.

...”

"MADDE 4-

(1) 3 üncü maddenin

birinci fıkrası kapsamında ödeme talep edenkişiler

tarafından, bu Kararın yayımı tarihinden itibaren yirmi gün içinde, iadeli taahhütlüposta yolu ile veya özel şirketler aracılığıyla

imza karşılığı teslim suretiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu adına başvuru

merkezi olarak belirlenen “Büyükdere Caddesi Bentekİşhanı

No:47 K:1Mecidiyeköy 34387 Şişli – İstanbul” adresine başvurulur.

...

(6) Bu madde kapsamındaki ödemelerde anapara

olarak işlem tutarı esas alınır. Söz konusu tutara, 19/1/2004 tarihinden bu

maddenin birinci fıkrasında belirtilen başvuru süresinin son gününe kadar,

Türkiye İstatistik Kurumunca bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen başvuru

süresinin son günü itibarıyla açıklanmış olan en son Tüketici Fiyat Endeks

sayısının, tahakkuk dönemi başlangıç tarihinde açıklanmış en son Tüketici Fiyat

Endeks sayısına bölünmesi ile bulunan oran üzerinden faiz tahakkuk ettirilir.

...

(10) Bu maddenin birinci fıkrasında yer alan

yirmi günlük sürenin bitiminden sonra yapılacak başvurular ile süresi

içerisinde yapılmış olmakla birlikte bu maddenin dördüncü fıkrası hükmü saklı

kalmak kaydı ile evrakı eksik olan başvurulara ilişkin ödemeler, gecikmeli

talebin Fona ulaştığı veya eksik bilgi ve belgelerin tamamlanarak Fona

ulaştırıldığı tarihten itibaren altmış gün içinde Fon tarafından, altıncı fıkra

çerçevesinde hak sahiplerine ödenmek üzere Ödeme Bankasına aktarılır."

26. 24/12/2009 tarihli ve 27442 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 2010 yılı Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi'nin ikinci kısım ikinci bölümünün 14. bendi

şöyledir:

"14. İdare ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için

a) Duruşmasız ise 500,00 TL

..."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu açtığı dava görülmekte iken çıkarılan 5667 sayılı

Kanun ile yargılamaya müdahale edildiğini bunun sonucunda Mahkemece davanın

konusu kalmadığı gerekçesiylekarar verilmesine yer

olmadığına hükmedildiğini, daha önce lehine hükmedilen vekalet ücretinin

düşürüldüğünü, söz konusu Kanun ile faiz yönünden uğranılan gerçek zararının

çok altında ödeme yapılmasının öngörüldüğünü belirterek adil yargılanma ve

mülkiyet hakları ile hak arama özgürlüğünün ihlal ettiğini ileri sürmüş 150.000

TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

30. Başvurucunun 5667 sayılı Kanun ile yetkisiz DİBS satışından

dolayı uğranılan zararın giderimi yoluna gidildiği ancak faiz yönünden

uğranılan gerçek zararının çok altında ödeme yapıldığı iddiasının mülkiyet

hakkının ihlali iddiası kapsamında, yargılama devam ederken yapılan

düzenlemeler ile yargılamaya müdahale edildiği iddiasının silahların eşitliği

ilkesinin ihlali iddiası kapsamında, yargılama sonunda düşük vekalet ücretine

hükmedildiği iddiasının mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiası kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

31. Başvurucu yetkisiz DİBS satışı nedeniyle uğradığı zararın

5667 sayılı Kanun ve 2007/12398 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında öngörülen

giderim yolunda giderilmeye çalışıldığını ancak bu yolun zararının tamamını

karşılamada yetersiz kaldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

32. Bakanlığın görüş yazısında özetle 5667 sayılı Kanun ve

ilgili Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca başvurucuya anapara ile TEFE-TÜFE faizi

eklenmek sureti ile ödeme yapılması imkanının bulunduğunu bu şekilde yapılacak

ödeme ile başvurucunun katlanılmaz bir yüke maruz kalıp kalmayacağının ve adil

bir denge oluşturulup oluşturulamayacağının Anayasa Mahkemesince

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

33. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı herhangi bir beyanda

bulunmamıştır.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. ...”

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

36. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip

olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel

başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından

yapılabilir.”

37. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar

başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya

işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayı

kişinin “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunların

sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”

olduğunu ileri sürmesi gerekir (Onur

Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

38. Bireysel başvuruda “mağdur”

kavramı davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız

bir şekilde yorumlanmaktadır. Bu kavramın yorumu günümüzde toplumun koşulları

ışığında değişime tabi olup bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde

uygulanmalıdır (Arman Mazman,

B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 40).

39. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bir hakkın ihlaline

karar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamu

gücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvuru hakkında karar verileceği

zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün devamı konusunda

değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet ettiği hususların hâlâ mevcut olup

olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği

incelenmelidir (Arman Mazman,

§ 41).

40. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir.

Anayasa’ya göre bu hak mutlak bir hak olmayıp ancak kamu yararı amacıyla ve

kanunla bu hakka sınırlama getirilebilir. (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).

41. Mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde

kullanılabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı olmayıp

özellikle başvurucuların kamu makamlarından meşru beklentilerinin olduğu

tedbirler ile mülkünden etkili bir biçimde yararlanabilmeleri arasında doğrudan

bir bağ bulunduğu durumlarda ayrıca pozitif koruma önlemlerinin de alınması

gerekmektedir (Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §

134).

42. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayan

Anayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri

kaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir.

Bahsedilen Anayasa hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetlerin

gerçekleştirilmesine yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir.

Anayasa’nın pek çok maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması ve gerçekleştirilmesi

için devletin alacağı tedbirlerden bahsedilmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §

38).

43. Bireylerin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) ortak koruma alanında bulunan temel haklara özel hukuk kişileri

tarafından yapılan müdahaleler sonucu haklarının zarar gördüğü kimi durumlarda

devlete atfedilebilecek sorumluluklar bulunabilir. Devletin bu tür haksız

müdahalelere karşı bireylerin mülkiyet hakkının korunması için etkili iç hukuk

yolları ihdas ederek yapılan müdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmak

suretiyle koruma talep edebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda

özel kişilerin çatışan hakları arasında tercih yaparken mahkemelerce Anayasa'ya

uygun yorumla temel hakların korunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili

bir iç hukuk yolu ihdas ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı

oluşturarak üzerine düşen görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye Emekliler Derneği, § 39).

44. Somut başvuruya konu davada başvurucuya elinde DİBS olmadan

ve ikincil piyasada bunları satma yetkisi bulunmayan Banka tarafından

karşılığında bedeli alınarak DİBS satışı gerçekleştirilmiştir. Satışı yapan ve

başvurucuların zararına neden olan Banka bir özel hukuk tüzel kişisidir.

Başvurucuyu mülkünden mahrum bırakan işlemin kamu gücü kullanılmasından

kaynaklanmadığında bir şüphe bulunmamaktadır (Turgay

Şen, B. No:2013/6941, 6/1/2016, § 40).

45. Bununla birlikte Anayasa’nın 167. maddesinin ilk fıkrasında “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet

piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici

tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve

kartelleşmeyi önler.” denilmektedir. 4389 sayılı mülga Kanun ve

19/12/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu da bahsedilen Anayasa hükmü

ile devlete verilen finansal piyasaların güven içinde çalışması ve tasarruf

sahiplerinin haklarının korunması amacıyla çıkarılmıştır. Nitekim 5411 sayılı

Kanun’un 1. maddesinde bu amaç “Bu Kanunun

amacı, finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanmasına, kredi sisteminin

etkin bir şekilde çalışmasına, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin

korunmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir.” şeklinde

ifade edilmiştir. Bahsedilen Kanunlar ile birçok kanun bu amacı gerçekleştirmek

için kamu kurumları (BDDK, TMSF ve SPK gibi) ihdas ederek finans piyasalarının

güven ve istikrarını sağlama ve tasarruf sahiplerinin haklarını koruma görevini

bu kurumlar vasıtasıyla devlete yüklemiş ve bu amaçla mevduat sigortası gibi

sistemler kabul etmiştir (Turgay Şen, §

41).

46. Mali piyasalarda faaliyet gösteren kurumların düzenlenmesi

ve denetlenmesi devletin görevleri arasında yer almakta olup bu görevin yerine

getirilmemesinde başta ilgili kamu kurumları olmak üzere kamu sorumluluğu

bulunduğu açıktır. Bu çerçevede karşılığı olmayan DİBS satışı nedeniyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol kapsamında pozitif yükümlülüklerinin

Mahkemece de tespit edildiği şekilde gereği gibi yerine getirilmediği

anlaşılmaktadır.

47. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Bunun yanında

ölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödeme

yükümlülüğü, somut olayın koşullarına bağlı olarak düzenleme/kontrol yetkisinin

kullanıldığı durumlarda gerekmeyebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, §§ 83, 84, 91).

48. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce incelenerek 6/1/2016

tarihinde karara bağlanan ve incelenmekte olan başvuru ile aynı şikayetlerin

ileri sürüldüğü Turgay Şen Başvurusu

kapsamında konu ile ilgili TMSF'den bilgi istenmiş cevaben

sunulan 20/11/2015 tarihli yazıda 5667 sayılı Kanun kapsamında Bankanın

karşılığı olmayan DİBS satışı nedeniyle Kanun'un yayın tarihinden 19/10/2015

tarihine kadar toplam 54 etapta 22.095 hesapta 26.140 adet işlem karşılığı

725.044.483,41 TL anapara olmak üzere 965.324.216,36TL ödeme yapıldığı,

2007/12398 sayılı BKK’nın 4. maddesinin onuncu

fıkrasında geçen sürenin hak düşürücü süre olarak uygulanmadığı ve ilgili

belgeler tamamlanarak başvurulması hâlinde altmış gün içinde ilgilisine ödeme

yapıldığı hâlen bu kapsamda kendilerine başvurmayan 97 hak sahibinin bulunduğu

belirtilmiştir (Turgay Şen, §

49).

49. Somut başvuruya konu davada başvurucu karşılığı bulunmayan

DİBS satışı nedeniyle DİBS'lerin işlem tutarı olan

51.595,95 TL'nin işletilecek faizi ile birlikte ödenmesi talebinde bulunmuş,Mahkemece 28/12/2006

tarihli karar ile DİBS'lerin işlem bedeli olan bu

tutarın dava tarihinden (22/12/2003) itibaren işleyecek yasal faizi ile

birlikte BDDK ve SPK’dan yarı yarıya tahsil edilerek başvurucuya ödenmesine

hükmedilmiştir. Karar temyiz aşamasında iken yürürlüğe giren 5667 sayılı

Kanun'la TMSF’ye başvurulması hâlinde Bankaya DİBS

almak amacıyla yatırılan bedelin işlem tarihinden ödeme tarihine kadar tüketici

fiyatları endeksi uygulanarak ödeneceği hükmü getirildiğinden Danıştay 13.

Dairesi uyuşmazlığın yeni ortaya çıkan hukuki durum çerçevesinde çözülmesi

gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuş ve Mahkeme bozma

kararına uymuş ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı vermiş, bu

karar da temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek 4/7/2013 tarihinde

kesinleşmiştir. Bu arada başvurucu da 13/5/2010 tarihinde anılan Kanun

kapsamında idareye başvurmuş ve kendisine ibraname imzalaması sonucunda iç

borçlanma senedi karşılığı olarak 6/7/2010 tarihinde 66.130,02 TL ödeme

yapılmıştır. Başvurucu kendisine ödeme yapılması ile birlikte 5667 sayılı Kanun

ile getirilen başvuru yolunun tüm zararlarını gidermediği gerekçesiyle ilgili

yargılama süreci kesinleştikten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmuştur.

50. Başvurucu kendisine satıldığını kabul ettiği DİBS’lerin 28/12/2006 tarihli İlk Derece Mahkemesi

kararında hükmedildiği gibi işlem tutarı olan 51.595,95 TL üzerinden dava

tarihinden itibaren işletilecek faizi ile birlikte ödenmesini talep etmekte

5667 sayılı Kanun ile getirilen giderim yolunun zararını karşılamada yetersiz

kaldığını iddia etmektedir.

51. Başvurucunun söz konusu iddiası daha önce bir başka bireysel

başvurunun konusu olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 6/1/2006 tarihli

kararında değerlendirilmiştir (Turgay Şen).

52. Anılan kararda, başvurucunun takip ettiği yargılama

sürecinin sonunda elde etmek istediği sonuç ile 5667 sayılı Kanun'da belirtilen

giderim yoluna başvurması hâlinde elde edeceği sonuç arasında mağduriyetin

giderilmesi yönünden ciddi bir farklılık bulunmadığı tespit edilmekle birlikte

mali piyasalarda faaliyet gösteren kurumların düzenlenmesi ve denetlenmesinin

devletin görevleri arasında yer aldığı belirtilmiştir. Ayrıca özel kişiler

arasında sözleşmeden kaynaklanan başvuru konusu zararın Bankanın kötü niyetli

yönetilmesi sonucu ortaya çıktığı, burada devletin sorumluluğunun pozitif

yükümlülükler kapsamında bulunduğu ve özel kişiler arasında yapılan sözleşmede

tarafların sözleşmenin yerine getirilmemesi nedeniyle oluşabilecek zarar

riskinin taraflar üzerinde olduğu daha düşük getirili ve daha düşük riskli

sözleşme yerine daha yüksek getiri sağlayan daha yüksek riskli sözleşmeyi

tercih edenlerin sorumluluğunun da gözönünde

bulundurularak bir dengeleme yapılmasının mülkiyet hakkının ihlali anlamına

gelmeyeceği ifade edilmiş; bu kapsamda daha önce karşılaşılmamış bir yolsuzluk

tipi olarak ikincil piyasalarda satış yetkisi bulunmadan ve/veya elinde DİBS

olmadan bireylere satış yapan Banka, sahip ve yönetiminin sebep olduğu Bankaya

el konmasını gerektirecek boyutta ciddi zararının ve Bankaya mevduat veya diğer

finansman enstrümanları almak için yatırdıkları tasarrufları hileli işlemlerle

ellerinden alınmış binlerce mudinin zararını

gidererek bankacılık sisteminin tekrar istikrar ve güvene kavuşturulması ile

devam eden binlerce davanın yargısal yollar tüketilmeden gerek yargıya iş yükü

olmasının ve gerekse zarara uğrayan mudilerin yargı külfetlerine katlanmasının

önüne geçmeyi amaçlayan 5667 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemenin öngörülen

kamu yararı ile mudilerin mülkiyet hakları arasında sağlanması gereken adil

dengeyi koruduğu sonucuna ulaşılmış ayrıca 5667 sayılı Kanun'la öngörülen

başvuru yolunun mülkiyet hakkını, sorumluluğu büyük oranda devlette kabul

ederek koruyan bir mekanizma olduğu, sorumluluklar arasında adil denge

sağladığı, ekonominin gerektirdiği kamu yararı ile kişilerin mülkiyet hakkının

korunması arasında adil dengeyi garanti altına aldığı, ilgili çözüm yolunun

başvurucu üzerinde aşırı ve ağır bir yük oluşturmadığı, başvurucunun iddia

ettiği gibi davası görülmeye devam etse dahi Danıştay içtihadının işlem

bedelini kanuni faizle ödenmesi yönünde olduğu ve bu yönde bir karar ile

ödenecek meblağın 5667 sayılı Kanun yoluyla yapılacak ödemeden ciddi manada

farklı olmayacağı ifade edilerek anılan Kanun ile getirilen çözüm yolunun

tüketilmesi gereken etkili bir yol olduğu hüküm altına alınmıştır (Turgay Şen, §§ 53-62).

53. AİHM de yetkisiz DİBS satışı nedeniyle 5667 sayılı Kanun

yoluna başvurduktan sonra taahhütname ve ibraname imzalatılması ile

zararlarının tam karşılanmamasından şikâyet eden başvuranların, ödemeleri kabul

etme konusunda devlet makamlarının baskısına maruz kalmadıklarını, bu kapsamda

söz konusu düzenlemenin temel amacının bankacılık sistemi ve mali sistemi

desteklemek ve bankacılığın etkinliğini güvence altına almak, bankacılık

sisteminin devamlılığı ile bu bankalarda hesapları olan kişilere yapılacak

ödemeler arasında bir denge sağlamak olduğu ve bu kapsamda müdahalenin meşru

amacının bulunduğunu ifade etmiş, bu kapsamda 5667 sayılı Kanun'a ilişkin

hükümler gereğince alacaklılar arasında adil yönetimin sağlandığını ve ulusal

ekonominin gerektirdiği genel yararın gerekleri ile kişilerin mülkiyet hakkının

korunması arasında adil dengenin garanti altına alındığını ve müdahalenin

başvuranlar üzerinde aşırı ve ağır bir yük oluşturmadığını değerlendirmiş ve

ilgili şikayetler yönünden başvuruları kabul edilemez bulmuştur (Erdem ve Egin-Erdem/Türkiye,

B. No: 28431/06, 17/11/2009).

54. Bu kapsamda somut başvuruya konu şikâyet

değerlendirildiğinde başvurucuların 5667 sayılı Kanun'da öngörülen yola

başvurduğu ve kendilerine 17/1/2008 tarihinde toplam 222.897,58 TL ödeme

yapıldığı, bu bağlamda ve yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında (bkz. §§

57, 58) başvurucuların mağduriyetinin 17/1/2008 tarihinde sona ermiş olduğu

sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan nedenlerle başvurucuların mülkiyet hakkına yönelik

şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettikleri anlaşıldığından başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Silahların Eşitliği İlkesinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

56. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular davanın karşı

tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan

olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildirler. Taraflardan birine

tanınan diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna

dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793,

18/9/2014, § 37).

57. Devletin, kendisi taraf olsun ya da olmasın davanın

taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren

kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla

yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bir

başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç

doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşit

konumda olduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilen

düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde

azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı

bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya

çıkmamış olması gerekir (Zekiye Şanlı,

B. No: 2012/931, 26/6/2014, § 72).

58. Somut başvuruya konu davada 5667 sayılı Kanun'un yürürlüğe

girmesiyle başvurucunun davası ve benzer davalar hakkında karar verilmesine yer

olmadığına karar verilmiştir. Bu yönde kararın verilmesinin nedeni 5667 sayılı

Kanun'un yeni bir idari başvuru yolu sunması ve devam eden davaların bu yolla

çözümünü öngörmesidir.

59. Yukarıda anlatıldığı gibi 5667 sayılı Kanun'la öngörülen

yeni başvuru yolu, yargı yoluna gerek kalmadan mudilerin haklarını korumayı

amaçlamakta olup başvurucunun davası İlk Derece Mahkemesinde çıkan karar veya Danıştayın verdiği hükümle kesinleşmiş olsa elde edeceği

bedele yakın bir bedeli yargı masrafları ve süreçlerine katlanmadan elde

etmesini temin etmeyi amaçlamaktadır. Öngörülen bu yol başvurucuyu ve diğer

mudileri dezavantajlı duruma düşürme veya davanın esasını oluşturan tazminatı

devlet lehine kaldırmayı amaçlayan bir düzenleme olmayıp dava konusu edilmiş

bedeli (başvurucuların DİBS alımı işlemine konu ettikleri anapara miktarını) enflasyon

farkı ilave ederek yargısal yollara gerek kalmaksızın pratik ve hızlı bir

biçimde ödemeyi sağlamaktadır. Bu düzenlemenin kamu yararını sağlamanın yanında

uzun yargısal süreçler ve talep fazlası için aleyhe hükmedilen vekâlet ücreti

ve harçlar gibi yargı masraflarına katlanmadan sonuç almaya imkân verdiğinden

başvurucu dâhil benzer durumda olan mudilerin de yararını sağlamaya yönelik

olduğu açıktır. Nitekim 22.095 hesap sahibinin tamamına yakını bu yola

başvurarak Bankaya yatırdığı bedeli enflasyon farkıyla birilikte

tahsil etmiştir (Turgay Şen, §

66).

60. Açıklanan nedenlerle başvurucuların silahların eşitliği

ilkesinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

61. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız

hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren

sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

62. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak sınırlandırılabilen bir

haktır. Bununla birlikte sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek nitelikte

olmaması, meşru bir amaç izlemesi, ölçülü olması ve başvurucuya ağır bir yük

getirmemesi gerekir (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

63. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması

ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede

bitirebilmesi amacıyla belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin

kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız kılmadıkça ya da aşırı derecede

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Davanın

sonucuna göre kaybeden tarafa yüklenen vekâlet ücretinin davanın açıldığı tarih

itibarıyla öngörülebilir gider olarak kabulü mümkün olmadığından mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez (Yaşasın Aslan, § 24; Serkan

Acar, §§ 38-40).

64. Somut başvuruya konu olayda, öncelikle başvurucu tarafından

açılan davayı kabul eden Ankara 12. İdare Mahkemesinin, 28/12/2006 tarihli

kararı ile başvurucu lehine AAÜT uyarınca nispi olarak hesaplanan 4.927,68 TL

vekalet ücretine hükmedilmiş, ardından yargılama dosyası temyiz incelemesinde

iken çıkarılan 5667 sayılı Kanun ile dava konusuna ilişkin yeni bir çözüm yolu

oluşturulması sonucu ve Danıştay Onüçüncü Dairesince

ilgili uyuşmazlığın da bu yola başvurularak çözülmesi gerektiği gerekçesiyle

bozmaya hükmedilmiştir. Bozma üzerine dava dosyası üzerinde yeniden inceleme

yapan Ankara 12. İdare Mahkemesi 17/6/2010 tarihinde karar verilmesine yer

olmadığına hükmetmiş ayrıca başvurucu lehine karar tarihi itibarıyla yürürlükte

olan 2010 yılı AAÜT uyarınca idare ve vergi mahkemelerinde takip edilen

davalarda duruşmasız işler için öngörülen 500 TL vekalet ücretine hükmetmiştir.

Bu karar temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçmiş ve 4/7/2013 tarihinde

kesinleşmiştir.

65. Bununla birlikte başvurucu, 5667 sayılı Kanun ile

oluşturulan giderim yoluna da 13/5/2010 tarihinde müracaat ederek, Türkiye İmar

Bankası nezdinde dava veya icra takibi konusu olsun veya olmasın karşılığı

bulunmayan DİBS'lerden kaynaklanan her türlü

alacağını tüm asıl ve fer’ileri ile birlikte, T.C.

Ziraat Bankası A.Ş. aracılığıyla tahsil ettiği, herhangi bir hak ve alacağı

kalmadığı beyan ve kabulü karşılığında (bkz. § 14), 66.130,02 TL tutarında

ödeme almıştır. Bu durumda yukarıda da yer verilen tespitler ışığında (bkz. §

59) 5667 sayılı ile öngörülen giderim yolunun yargı yoluna gerek kalmadan

mudilerin haklarını korumayı amaçlamakta olduğu, başvurucunun davası İlk Derece

Mahkemesinde çıkan karar veya Danıştayın verdiği

hükümle kesinleşmiş olsa elde edeceği bedele yakın bir bedeli yargı masrafları

ve süreçlerine katlanmadan elde etmesini temin etmeyi amaçladığı, ilgili yolun

başvurucuyu ve diğer mudileri dezavantajlı duruma düşürme veya davanın esasını

oluşturan tazminatı devlet lehine kaldırmayı amaçlayan bir düzenleme olmadığı

ve düzenlemenin kamu yararını sağlamanın yanında uzun yargısal süreçler ve

talep fazlası için aleyhe hükmedilen vekâlet ücreti ve harçlar gibi yargı

masraflarına katlanmadan sonuç almaya imkân verdiği hususları da bir bütün

olarak değerlendirildiğinde, başvurucunun İlk Derece Mahkemesince karar

verilmesine yer olmadığı hükmü kurulması ile lehine hükmedilen vekalet

ücretinin düşürülmesinin mahkemeye erişim hakkına engel teşkil etmediği

sonucuna varılmış, başvuru konusu kararda açık ve görünür bir ihlal saptanmamıştır.

66. Açıklanan gerekçeyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim hakkının ihlaline ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Sıdıka YÖNETCİ Vekili : Av. Adnan ÇUKUR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7056, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. "Madde 1-
  9. “Madde 3-
  10. "Madde 4-
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7056
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Yüksel Bazarkaya Başvurusu (B. No: 2013/6615)
  • R.k. Başvurusu (B. No: 2013/6950)
  • Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/7832)
  • Fahri Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/1297)
  • Metin Güneşli Başvurusu (B. No: 2013/7367)
  • Gökhan Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2130)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.