İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2015/7796 Tarih:

Arif İbiş Başvurusu (B. No: 2015/7796)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ARİF İBİŞ BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2015/7796)

Karar Tarihi: 19/2/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tahliye kararının

uygulanmaması, tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi ve

tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Bakanlık görüşü, başvurucu vekilinin başvuru formunda

bildirdiği adresine tebliğe çıkarılmış ancak tebliğ işlemi başvurucu vekilinin

adresinden taşınmış olması nedeniyle yapılamamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Soruşturma ve

Yargılama Süreci

8. Başvurucu, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde başkomiser olarak görev yapmakta iken kamuoyunda bilinen

ismiyle 17-25 Aralık soruşturmaları

sürecindeki (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, § 30) bazı eylemleri dolayısıyla meslekten ihraç

edilmiştir. Ayrıca söz konusu eylemler dolayısıyla başvurucunun da aralarında

olduğu çok sayıda kolluk görevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

ceza soruşturması başlatılmıştır.

9. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 1/9/2014 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 3/9/2014

tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında; başvurucunun görev aldığı soruşturma

sürecinde başkaca delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı araştırılmadan

soruşturma konusu olaylarla ilgisi bulunan ve/veya bulunmayan yüzlerce kişinin

telefonlarının dinlendiği, dinleme işlemlerinin usulsüz olarak icra edildiği,

çoğu kişinin neden soruşturmaya dâhil edildiğinin ve telefonlarının

dinlendiğinin anlaşılamadığı, sonrasında -henüz iletişimin tespiti kararlarının

geçerlilik süresi devam ederken- dinleme faaliyetlerinin sonlandırıldığı ve

operasyon aşamasının başlatıldığı ifade edilmiştir.

11. Başsavcılık, soruşturma dosyasında yer alan bazı bilgi ve

belgelere değinerek soruşturmanın ve soruşturma sürecinde yapılan işlemlerin

amacının o tarihte görevde bulunan Hükûmeti cebir ve şiddet kullanarak görev

yapamaz hâle getirmek olduğunu ve bu faaliyetlerin Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) mensubu polislerce gerçekleştirildiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda

özellikle usulsüz olarak yapılan dinlemelere dayanılarak hazırlanan fezlekede

bir bakanın suç örgütü lideri olarak gösterilmesine, bir kişi (medya patronu)

hakkında iletişimin tespiti tedbirine başvurulduğu hâlde fezlekede bu kişiyle

ilgili bir suç isnadında bulunulmamasına, fezlekenin hazırlandığı tarihte görev

başında olan Başbakanın fezlekede "dönemin

Başbakan'ı" şeklinde ifade edilmesine, iletişimin tespiti

tedbirlerinin icrasında görevli polis memurlarının kendi aralarındaki

haberleşmelerinde "bütün kabineyi

toplamaktan" bahsetmelerine dikkat çekilmiştir. Başsavcılık

ayrıca Başbakan ve Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)

Müsteşarı'nın bir görüşmesine ilişkin görüntülerin usulsüz bir şekilde temin

edilerek basına servis edilmesine, hakkında iletişimin tespiti kararı

olmamasına rağmen Başbakan'ın telefonlarının uzun bir süre dinlenilmesine ve

basına sızdırılmasına, Başbakan'ın evinde usulsüz olarak teknik takip

yapılmasına da temas etmiştir.

12. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 4/9/2014 tarihinde

başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

Hâkimlik, başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğu sonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgi

ve belgelere atıf yapmış; özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)

Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen bir rapora, Mali Suçlarla Mücadele Şube

Müdürlüğü görevlileri tarafından kullanılan bilgisayarlar üzerinde yapılan

inceleme sonucunda düzenlenen rapora, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının

(TİB) tespitlerine, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı

müfettişleri tarafından yürütülen disiplin soruşturmasının içeriğine ve bir

gizli tanığın beyanlarına atıf yapmıştır.

13. Kararda kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılan değerledirmede ayrıca Mali Suçlarla Mücadele Şube

Müdürlüğünde görev yaptıkları anlaşılan -başvurucunun da aralarında olduğu-

şüphelilerin emniyet teşkilatındaki hiyerarşi içinde değil yasal olmayan bir

oluşum çerçevesinde faaliyette bulundukları ve ayrı bir yapı oluşturdukları, bu

kapsamda Başbakan da dâhil olmak üzere üst düzey siyasilerin ve kamu görevlilerinin

telefonlarını uzun bir süre usulsüz bir şekilde dinledikleri yönündeki olgulara

ve tutuklama talep yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.

14. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "... yüklenen suçun yasada öngörülen ceza

miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemi ve ciddi sayılan katalog suçlardan

olması nedeniyle tutuklama nedeninin 'Kanun gereğince' varsayıldığı, Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271

sayılı CMK'nun 100 ve devam eden maddeleri uyarınca

şüphelilerin tutuklanmasına engel hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılama

engeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önüne

alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması

nedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde

baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13.

maddesinde ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma önlemi

olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu

şüpheliler açısından yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği ..."

değerlendirmesinde bulunmuştur.

15. Başvurucu 10/9/2014 tarihinde karara itiraz etmiş, İstanbul

2. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/9/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

16. Başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin müdafileri

tarafından İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine -nöbetçi asliye ceza mahkemesi

olduğu- 20/4/2015 tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10.

(bütün) sulh ceza hâkimlerinin reddi ile tahliye taleplerini içerir dilekçeler

verilmiştir.

17. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 21/4/2015

tarihinde, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinin tümüne yazı yazılarak

-dilekçelerde ileri sürülen- hâkimin reddi sebepleri konusunda yazılı olarak

görüş bildirmeleri istenmiştir.

18. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, İstanbul 29. Asliye Ceza

Mahkemesinin görüş bildirme istemine cevap vermemiş; diğer sulh ceza

hâkimlikleri ise görüş bildirilmesi istemine 22/4/2015 tarihinde cevap

vermiştir. Hâkimliklerin cevap yazılarında özetle sulh ceza hâkimlerinin reddi

taleplerini inceleme ve karar verme yetki ve görevinin yine sulh ceza

hâkimliklerine ait olduğu, hâkimin reddi müessesesinin kovuşturma aşamasına ait

bir işlem olduğu, hâkimin reddi sebepleri mevcut olsa dahi bu talebin öncelikle

ilgili mahkeme veya hâkimliğe yapılması gerektiği ve sulh ceza hâkimlerinin

tamamının bu şekilde reddedilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

19. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından

21/4/2015 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılarak ilgili

soruşturma dosyalarının tahliye talepleri hakkındaki görüşleriyle birlikte

gönderilmesi istenmiştir. Başsavcılık, asliye ceza mahkemelerinin tahliye

talepleriyle ilgili olarak karar verme yetkisinin bulunmadığını belirterek

görüş bildirmemiş ve soruşturma dosyalarını göndermemiştir.

20. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi "mahkemece hâkimin reddi talepleri ile ilgili yapılan

değerlendirmenin dosyanın esası ile ilgili bir değerlendirme olmadığı,

şüphelilerin tamamının tutuklu bulunduğu, dolayısıyla işin acele işlerden olduğu,

dolayısıyla soruşturma dosyaları ve reddi hâkim talepleri konusunda görüşlerin

istenilmesine rağmen gönderilmemesinin reddi hâkim talepleri konusunda

incelemeye ve bir karar vermeye hukuken engel teşkil etmediği"

gerekçesiyle incelemesini "şüpheliler müdafilerinin

dilekçeleri, yazılı ve CD ortamındaki dilekçe ekleri, ilgili savcılıklardan ve

Sulh Ceza Hâkimliklerinden gelen yazı cevapları ve görüşleri" üzerinden

gerçekleştirmiştir. Mahkeme 24/4/2015 tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5.,

6., 7., 8., 9. ve 10. (bütün) sulh ceza hâkimlerinin reddi taleplerinin

kabulüne, şüphelilerin tahliye talepleri konusunda karar verilmek üzere

24/4/2015 tarihinde asliye ceza nöbetçisi olan İstanbul 32. Asliye Ceza

Mahkemesi Hâkimi M.B.nin görevlendirilmesine karar

vermiştir.

21. Başsavcılık tarafından talepte bulunulması üzerine İstanbul

10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015 tarihinde, İstanbul 29. Asliye Ceza

Mahkemesinin, hâkimlerin reddi isteminin kabulüne ve görevlendirmeye ilişkin

kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.

22. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı tarihte İstanbul 32.

Asliye Ceza Mahkemesine bir yazı yazarak tahliye taleplerine bakma görev ve

yetkisinin kendilerinde bulunduğunu belirtmiş ve ilgili taleplerin

gönderilmesini istemiştir.

23. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, Başsavcılıkça soruşturma

dosyalarının gönderilmemesi ve tahliye talepleri konusunda görüş bildirilmemesi

üzerine "tutukluluğun devamı yönünde

mütalaada bulunulduğunu" değerlendirerek tahliye talepleri

konusundaki incelemesini "işin tahliye

yönünden değerlendirilmesinde bir sakınca olmadığı"

gerekçesiyle şüpheli müdafilerinin sunduğu bazı belge ve CD'ler üzerinden

gerçekleştirmiştir. Mahkeme 25/4/2015 tarihinde başvurucunun da aralarında

olduğu tüm şüphelilerin tahliyesine karar vermiştir.

24. Diğer taraftan Başsavcılık tarafından talepte bulunulması

üzerine İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015 tarihinde, İstanbul 32.

Asliye Ceza Mahkemesinin tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde olduğunun

tespitine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir.

Kararda "İstanbul Adliyesindeki tüm

Sulh Ceza Hâkimliklerinin reddine ve tutuklu şüphelilerin tahliye istemine

ilişkin taleplerin Asliye Ceza Mahkemesi veya Ağır Ceza Mahkemelerince

değerlendirilmesinin ve bu değerlendirmeler neticesinde tahliye talebinin reddi

veya kabulü yönünde bir karar verilmesi halinde verilen bu kararların hukuken

yasal mevzuatımıza göre mümkün olmadığı, verilen bu kararların da hukuken

geçersiz, uygulanabilirliği olmayan ve mutlak butlan ile batıl olan veya diğer

bir anlatımla yok hükmünde sayılan kararlar niteliğinde olduğu"

ifade edilmiştir.

25. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 26/4/2015 tarihinde

tahliye müzekkerelerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Başsavcılıkça, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararına

atıf yapılarak şüpheliler hakkında düzenlenen tahliye müzekkereleri İstanbul

32. Asliye Ceza Mahkemesine iade edilmiştir.

26. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihinde

şüphelilerin tahliyesine ilişkin müzekkereleri yeniden Başsavcılığa göndermiş,

Başsavcılık bunları yeniden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesine iade etmiştir.

27. Tahliye müzekkerelerinin ikinci kez iade edilmesi üzerine

İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihinde, tahliye

müzekkerelerinin yeniden Başsavcılığa gönderilmesine dair bir karar vermiştir.

28. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015

tarihinde, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararlarının

yok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.

29. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 29/4/2015 tarihinde;

önceki kararlarda görevsiz olunmasına rağmen dilekçelerin değerlendirilerek

soruşturma aşamasında olan işlerle ilgili hâkimin reddi taleplerinin kabulüne

karar verildiğini, hukuki yanılgıya düşülerek verilmiş olan bu kararların usul

ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemenin görevine girmeyen bir hususta karar

verildiğini belirterek önceki kararlarının yok hükmünde sayılmasına karar

vermiştir.

30. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi de 28/4/2015 tarihinde "... hazırlık soruşturmalarında hâkim

tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak, bunlara karşı

yapılan itirazları incelemek yetkisinin münhasıran Sulh Ceza Hâkimliğine ait

olduğu, Asliye Ceza Mahkemelerinin soruşturma aşamasındaki işler ile ilgili

olarak tutuklama ve tahliye kararı verme yetkilerinin olmadığı, Mahkememizce

verilen 25/04/2015 tarihli ... karar ile mahkememizce verilen tahliye kararı[nın] mahkememizin

görevsiz bulunması nedeniyle yok hükmünde sayılması gerektiği ..."

gerekçesiyle tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde sayılmasına karar

verilmiştir.

31. Başvurucu, nihai kararı 28/4/2015 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

32. Başvurucu 11/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

33. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/2015 tarihli

iddianamesiyle, başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne

üye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî

casusluk amacıyla temin etme, resmî belgede sahtecilik, resmî belgeyi bozmak,

yok etmek veya gizlemek, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler

arasındaki aleni olmayan konuşmaları dinlemek ve kayıt etmek, verilerin süresi

içinde yok edilmemesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına

vermek veya ele geçirmek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek ve göreve

ilişkin sırrın açıklanması suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları

istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

34. İddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme)

tarafından 16/10/2015 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2015/366 sayılı

dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.

35. Mahkeme 24/12/2018 tarihli kararı ile sanıklar hakkında

çeşitli suçlardan mahkûmiyet ve/veya beraat kararı vermiştir. Aynı kararla

başvurucunun da Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek suçundan 3 yıl (on sekiz kez)

hapis cezası, haberleşme gizliliğini ihlal etmek suretiyle elde edilen

kayıtları ifşa etmek suçundan 3 yıl (on sekiz kez) hapis cezası, kişiler

arasındaki aleni olmayan konuşmaları dinlemek suçundan 9 ay (iki kez) hapis

cezası, özel hayatının gizliliğini ihlal etmek suçundan 2 yıl 3 ay (dört kez)

hapis cezası, özel hayata ilişkin görüntüleri ifşa etmek suçundan 3 yıl 4 ay 15

gün ve 2 yıl 3 ay (iki kez) hapis cezaları, verilerin süresi içinde yok

edilmemesi suçundan 1 yıl hapis cezası ve resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve

gizlemek suçundan 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Mahkeme hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar

vermiştir.

36. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü başvurucu

tarafından istinaf edilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla yargılama dosyası hâlen ilk derece mahkemesindedir.

B. İlgili Süreç

37. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin İstanbul

sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddi taleplerini kabul eden İstanbul 29. Asliye

Ceza Mahkemesi Hâkimi M.Ö. ile bu kişilerin tümünün tahliye taleplerini kabul

eden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B. hakkında disiplin ve ceza

soruşturması başlatılmıştır. Bu kapsamda anılan hâkimler 27/4/2015 tarihinde

görevden el çektirilmişler (Sonrasında meslekten de çıkarılmışlar.) ve

30/4/2015 ve 1/5/2015 tarihlerinde tutuklanmışlardır.

38. Hâkimler M.Ö. ve M.B. hakkında kamu davası açılmış; Yargıtay

16. Ceza Dairesi 24/4/2017 tarihinde, adı geçen kişilerin söz konusu kararları

-kendilerinin de üyesi oldukları- Fetullahçı Terör

Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) liderinin ve yöneticilerinin

talimatıyla verdiğini belirterek silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan 9 yıl

hapis ve görevi kötüye kullanma suçundan 1 yıl hapis cezalarıyla

cezalandırılmalarına karar vermiştir. Dairenin görevi kötüye kullanma suçu

yönünden yaptığı değerlendirmelerin ilgili bölümleri şöyledir:

"... Türk Ceza Muhakemesi Hukuku

yönünden, gerek mülga 1402 sayılı CMUK'un 21 vd.maddelerinde

gerekse mer'i 5271 sayılı CMK'nın 22 ve devamı

maddelerinde yer alan düzenlemeler subjektif

tarafsızlıkla ilgili olup hakimin reddi hakkına ilişkindir.Bu

nedenle şüpheli/sanık,müşteki/katılan ya da

Cumhuriyet savcısının hakimi reddetmesi mümkün ise de mahkeme veya hakimliği

bir kurum olarak reddetmesi mümkün değildir.Keza

heyet halinde çalışan bir mahkemenin veya bir adliyede veya yargı çevresinde

bulunan tüm mahkemelerin veya hakimlerinin toplu reddi usulü de yoktur ...

...

5271 sayılı CMK'nın

22 vd.maddelerinde yer alan

hakimin reddi müessesesinin, kural olarak kovuşturma aşaması ile ilgili olduğu

görülse de,gerek ilgili madde metinlerinde açıkça

“şüpheli” kavramına yer verilmesi gerekse yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından yargılanma hakkını teminat altına alan AS'nin 6.ve Anayasanın 36.maddelerinin emredici

düzenlemeleri karşısında soruşturma safhasında da hakimin reddinin mümkün

olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Zira red,

hakimin tarafsızlığını temin bakımından getirilmiş bir

kurumdur.

28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545

sayılı Kanunla, sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış ve münhasıran soruşturma

aşamasında görevli sulh ceza hakimlikleri kurulmuştur. Adından da anlaşılacağı

üzere bu hakimlikler, “mahkeme” niteliği taşımazlar, çünkü dava görmezler,

sadece soruşturma aşaması ile ilgili tedbir taleplerini ve itirazları inceleyip

karara bağlarlar.

Soruşturma aşamasında tarafsızlığından şüphe

duyulan sulh ceza hakiminin, gerek kişisel gerekse

olgusal olarak somutlaştırılmak suretiyle reddi mümkündür. Ancak objektif

tarafsızlık gerekçesiyle tüm sulh ceza hakimleri reddedilemez.

6545 sy.kanunla

Sulh Ceza Hakimlerinin reddine dair özel bir usul getirilmediğine göre bu

konuda genel hükümlerin uygulanması gerektiğinde şüphe olmamalıdır.

Bu durumda red,

reddedilen hakimliğe yapılacak yazılı başvuru ile yapılmalıdır.Reddi istenen hâkim, ret sebepleri

hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirerek (CMK m.26/1-3) evrakı yargı çevresi

içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesine (CMK m.27/2) (Prof.Dr.Yener

Ünver-Prof.Dr.Hakan Hakeri

Ceza Muhakemesi Hukuku 12.baskı sh.191) gönderir.Ret

isteminin kabulü halinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme

görevlendirilir.. (CMK m.27/4).

Red talebini kabul eden Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin tahliye

taleplerini değerlendirmek üzere her hangi bir hakimi

görevlendirip görevlendiremeyeceğine gelince;

5235 sayılı Kanunun değişik 10. maddesi ile

CMK m.101/1, 103, 108/1 ve 268/3 incelendiğinde, soruşturma aşamasında

tutuklama ve tahliye kararlarını yalnızca sulh ceza hakimliği ve hakimi verebilir. Tutukluluğa itirazı ise, CMK m.268/3

uyarınca sadece bir başka sulh ceza hakimliği ve hakimi inceleyebilir.Soruşturma aşamasında tutuklama ve

tahliye konusunda asliye ceza mahkemesine ve hakimine yetki verilmemiştir.

Asliye ceza mahkemesi, ancak kabul ettiği iddianamenin kovuşturmasını

yürütürken tutuklama tedbiri ile ilgili kararlar verebilir. Bunun dışında

Anayasa ve kanunlar asliye ceza mahkemelerine, doğrudan veya dolaylı olarak

soruşturma aşamasına müdahale etme yetkisi vermemiştir.(Prof.Dr.Ersan ŞEN yorumluyorum 13syf. 313-315) Bu nedenle

Asliye Ceza Mahkemesi red talebini yerinde görürse

ancak aynı yer ya da yargı çevresinde bulunan bir başka sulh ceza hakimini

görevlendirebilir.

...

... Somut olayda, İstanbul 29. Asliye Ceza

Mahkemesi hakimi sanık M.Ö.nün mutad

uygulama gereğince taleple ilgili dilekçe ve eklerini 5271 sy.CMK’nın

24.maddesi gereğince görüş yazıları da eklenerek iade edilmek üzere reddedilen

hakimlere göndermesi,evrakın tekrar gelmesi durumunda

ise yukarda açıklandığı üzere Türk Ceza Muhakemesi hukukunda uygulanma yeri

bulunmayan ve esasen haklı bir gerekçeye de dayanmadığı Anayasa Mahkemesincetespit edilen 'objektif tarafsızlık' iddiasına

müstenit taleplerin reddine karar vermesi gerekirken hiç birisi ilgili

Cumhuriyet savcılarınıngörüş yazılarında belirtilen gerekçelerlegönderilmemiş ve bu şekilde söz konusu

soruşturma dosyaları kendisi tarafından incelenmemiş olmasına ve tamamı toplu

olarak reddedilmiş durumdaki İstanbul Sulh Ceza Hakimlerinin,kendilerine

yönelik olarak yapılan bu toplu reddi hakim taleplerini inceleme yetkisinin

bulunmadığına yönelik olumsuz görüş yazılarına rağmen, talep dilekçelerini CMK’nın 8 vd.maddelerinde

öngörülen şartları da taşımadığı halde birleştirerek 32. Asliye Ceza hakimi

sanık M.B.yi görevlendirmesi ve buna ilişkin

müzekkereyi 24/04/2015 günü mesai bitiminden sonra saat 17:28’de imzalamasıyla

UYAP üzerinden, fiziken de aynı gün İstanbul 32.

Asliye Ceza Mahkemesi personelinin kalemi kapatıp adliyeden ayrılmasından sonra

Hakim M.B.nin doğrudan kendisine, hakim odasında 29.

Asliye Ceza Mahkemesi zabıt katibi Ö.A. marifetiyle göndermesi ... sanık Hakim M.B.nin ... 5235 sayılı Kanun'un, 6545 sayılı Kanunla

değişik 10. Maddesi gereğince soruşturma aşamasında tutukluluğa ilişkin tüm

kararları verme yetkisinin Sulh Ceza Hakimliğine ait olduğu ve asliye ceza

mahkemelerinin soruşturma evresindeki işlemlerle ilgili bir yetkisinin

bulunmamasına rağmen, 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi M.Ö.nün

kanuna aykırı şekilde görevlendirme kararına dayanarak, toplam 594 adet

klasörden oluşan belgeleri incelemeden ... gece saat 22.00-22.30 sıralarında

kararların yazımını bitirerek, koridorda bekleyen avukatlara tebliğ ettirmesi

... karşısında;

Suç tarihi itibariyle hakim olan sanıkların

verdikleri kararların esasen de sorunlu oldukları görülmekle birlikte,bu durumun müsnet suç

yönünden yargısal faaaliyet kapsamında

değerlendirilmesi ve verilen kararlara karşı kanun yollarına baş vurulabileceği

ileri sürülse de yukarda izah edildiği üzere, kamu düzenine ilişkin görevle

ilgili kuralları görmezden gelip yargılama hukukuna ilişkin işleyiş ve düzeni

yok sayarak, 'mahkemeler üstü' bir tavırla örgüt liderinin talimatı üzerine

kurgulandığında şüphe bulunmayan plan doğrultusunda tam bir örgütsel

organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, fiil ve eylem birliği

ile, aynı örgüt mensubu olmaktan soruşturulan altmışüç

şüpheli ile ilgili hakimin reddi ve tahliye taleplerini, mutad

işleyiş ve uygulama dışına çıkıp,mesai saati dışında,

verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek, olayı bir

oldu bitti fırsatçılığı içerisinde sonuçlandıracak bir gizlilikle ve eşgüdümle

hareket ederek görevli olmadıkları halde kabul eden sanıkların, karar verme

süreci ile ilgili hukuka aykırı eylemleriyle görevlerinin gereklerine aykırı

davrandıklarında şüphe yoktur..."

39. Anılan mahkûmiyet hükmü, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca

26/9/2017 tarihli kararla onanarak kesinleşmiştir. Kararın ilgili bölümleri

şöyledir:

"... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülmekte olup beş yüz doksan dört klasörden oluşan yedi ayrı soruşturma

dosyasında biri gazeteci, diğerleri emniyet görevlisi olan altmış üç şüphelinin

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini

ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye

teşebbüs, devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk

amacıyla temin etme gibi çok sayıda suçtan tutuklu bulunduğu, bu şüphelilerin

müdafilerinin farklı tarihlerdeki tahliye istemlerinin İstanbul Sulh Ceza

Hakimliklerinin kararlarıyla reddedildiği, keza altmış üç şüpheliden otuz

altısının, haklarında tutuklama nedeni bulunmadığını ileri sürerek yaptıkları

bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesince 08.04.2015 tarihinde kabul edilemez

bulunduğu,

Bu süreç sonunda, FETÖ/PDY silahlı terör

örgütü lideri Fethullah Gülen'in 'www.he.o' isimli

internet sitesinde yayınlanan 'Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları' başlıklı

vaaz/sohbet görünümlü kriptolu/örgütsel konuşmasıyla altmış üç tutuklu

şüphelinin serbest bırakılmasının sağlanması için talimat verdiği, bunun

üzerine 20.04.2015 tarihinde şüphelilerin müdafileri olan yirmi avukat

tarafından İstanbul Adliyesindeki tüm sulh ceza hakimliklerinde görevli

hakimlerin reddiyle şüphelilerin tahliye edilmesi istemli elli bir adet

dilekçeden oluşan evrakın uygulanan prosedüre aykırı olarak tarama ve kayıt

işlemlerinden geçirilmeksizin günün muhabere nöbetçisi İstanbul 29. Asliye Ceza

Mahkemesi hakimi sanık M.Ö.ye odasında teslim edildiği, sanık M.Ö.nün reddi hakim taleplerini kabul ederek, muhabere

nöbetçisi İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.B.yi

tahliye istemleri konusunda karar vermek üzere 24.04.2015 tarihinde

görevlendirdiği, sanık M.B.nin de 25.04.2015

tarihinde talepleri kabul ederek tutuklu bulunan şüphelilerin tamamının

tahliyesine karar verdiği olayda;

Silahlı terör örgütü üyesi olma suçu

bakımından;

Terör örgütlerinin; amaç suçun işlenmesi

yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren, iş bölümüne dayalı,

hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve

denetim konularında duyarlı oldukları, örgütün hiyerarşik yapısına dahil

olmayan, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları,

denetleyemedikleri, gizlilik ve güvenlik kurallarıyla hiyerarşiye uymayan

kişilerin faaliyetlerine izin vermeyecekleri, bu kapsamda FETÖ/PDY silahlı

terör örgüt lideri Fethullah Gülen'in 19.04.2015 günü

örgütün yayın organlarından 'www.herkul.org' isimli internet sitesinde

yayınlanan talimatı doğrultusunda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği ve bu

örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin yedi ayrı soruşturma

dosyasında tutuklu olan altmış üç şüphelinin müdafiliğini yapan yirmi avukatın,

örgüt liderinin talimatından bir gün sonra 20.04.2015 tarihinde toplu halde

verdikleri elli bir adet dilekçeye istinaden dosyaları kısmen dahi olsa

incelemeden ve delillere temas etmeksizin, altmış üç şüphelinin tamamının istisnasız

olarak tahliyelerini sağlamak için örgüt tarafından verilen görevi yerine

getirmek üzere birlikte harekete geçen ve ancak 'adanmış' bir örgüt mensubunca

yapılabilecek bir yöntem ve üslupla, hukuka açıkça aykırı bir zeminde

bulunduklarını bilerek önceden tasarlanmış, amaç ve örgütsel faaliyetleri

yönünden bilinçli olarak söz konusu usulsüz ve hukuka aykırı kararları veren

sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmesine

hizmet ettikleri ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımı için

oluşturulmuş ve münhasıran bu terör örgütünün mensupları tarafından

kullanıldığı bilinen ByLock iletişim sistemini

kullanmak suretiyle örgütün hiyerarşik yapısına dahil oldukları ve böylelikle

silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri anlaşılmaktadır.

...

Görevi kötüye kullanma suçu bakımından ise;

Sanıkların inceleme konusu davada yaptıkları

ağır hukuka aykırılıkların, mesleki kıdemleri ve yetkili çalıştıkları

mahkemelerdeki görev süreleri dikkate alındığında, beşeri hata ve mesleki

tecrübesizlik kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmaması, reddi hakim

taleplerinin kabul edilip tahliye kararları verildiği anda şüphelilere haksız

bir menfaat sağlanması karşısında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce organize edilen

tahliye planını hayata geçiren sanıklar M.Ö. ve M.B.nin,

verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek şekilde tam

bir örgütsel organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, iştirak

halinde söz konusu soruşturma evrakını incelemeden verdikleri hukuka aykırı

kararlarla şüphelilerin tamamının tahliye edilmesine karar vererek, aynı

örgütün mensubu olmaktan haklarında soruşturma yürütülen altmış üç şüpheliye

menfaat sağladıkları ve bu şekilde sanıkların, görevlerinin gereklerine aykırı

hareket etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında

... görevi kötüye kullanma suçunu ayrı ayrı işledikleri kabul edilmelidir

..."

C. Başvuru Öncesi Süreç

40. Başvurucu, aynı soruşturma kapsamında ayrıca 24/10/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine (Arif İbiş,

B. No: 2014/16836, 12/12/2018) başvuruda bulunmuştur. Söz konusu başvuruda

başvurucu, yakalama nedenlerinin bildirilmemesi, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması ve tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim,

bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince

verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı

sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; bazı söz ve

uygulamalar nedeniyle de masumiyet karinesi ve eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

41. Anayasa Mahkemesi 12/12/2018 tarihinde, yakalama

nedenlerinin bildirilmemesi ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve ayrıca kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru

yollarının tüketilmemiş olması, tutuklamanın hukuki olmaması ve sulh

ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve ayrıca masumiyet

karinesi ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle

kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Arif

İbiş).

IV. İLGİLİ HUKUK

42. İlgili hukuk için bkz.

Hüseyin Korkmaz, B. No: 2014/16835, 18/7/2018, §§ 42-50.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

43. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu; suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasına

rağmen tutuklandığını, olayda kaçma ve delilleri etkileme ihtimalinin

bulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının gerekçeden

yoksun olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

45. Başvurucunun 24/10/2014 tarihinde, aynı konuya ilişkin

olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, Birinci Bölümün

12/12/2018 tarihli ve 2014/16836 başvuru numaralı kararıyla başvurunun bu

yönüyle kabul edilemez olduğuna kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır

(bkz. 41).

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

B. Tahliye Kararına

Rağmen Serbest Bırakılmamaya İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

47. Başvurucu; İstanbul sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddine

ve tahliyeye ilişkin talepte bulunduğunu, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesince

hâkimlerin reddi isteminin kabul edildiğini ve tahliye talebini karara bağlamak

üzere İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirildiğini ve bu Mahkeme

tarafından da tahliye kararı verildiğini, buna rağmen serbest bırakılmasının

hukuka aykırı bir şekilde engellendiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Bakanlık görüşünde; tahliyeye

ilişkin İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi kararının yetkili yargı mercii

tarafından verilmiş bir karar niteliği taşımadığı, bu nedenle somut olayda

tahliyeye rağmen başvurucunun serbest bırakılmaması gibi bir durumun olmadığı,

kaldı ki Anayasa Mahkemesinin aynı şikâyeti Hüseyin

Korkmaz başvurusunda incelediği ve bu şikâyetin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiği, somut şikâyet

bakımından da başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

49. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkraları

şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

...

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, serbest bırakılmasına ilişkin

mahkeme kararının uygulanmadığına ve bu karara rağmen hürriyetinin

kısıtlanmasına devam edildiğine yönelik iddialarının mahkemeye erişim hakkıyla

ilgili genel ilkeler ışığında Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkraları

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

51. Anayasa Mahkemesi Hüseyin

Korkmaz (aynı kararda bkz. §§ 88-109) kararında; aynı soruşturma

kapsamında başka bir başvurucunun, İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince

verilen tahliye kararına rağmen serbest bırakılmanın hukuka aykırı bir şekilde

engellendiği yönündeki iddiasının, tahliyeye ilişkin İstanbul 32. Asliye Ceza

Mahkemesi kararının yetkili bir yargı mercii tarafından verilmiş bir karar

olduğunun kabulünün mümkün olmadığını ve başvurucunun söz konusu tahliye kararı

sonrasındaki tutulmasının hukuki bir temelinin bulunmadığının söylenemeyeceğini

de belirterek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.

52. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Sulh Ceza Hâkimliklerinin

Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olduğunu, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğinde

bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

55. Başvurucunun 24/10/2014 tarihinde, aynı konuya ilişkin

olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, Birinci Bölümün

12/12/2018 tarihli ve 2014/16836 başvuru numaralı kararıyla başvurunun bu

yönüyle kabul edilemez olduğuna kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır

(bkz. 41).

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması

nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

D. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

57. Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda yeterli

gerekçe bulunmadığını, bu kararlarda soruşturma mercilerince hangi delillere

ulaşıldığının ve soruşturmanın neden sonuçlandırılmadığının tartışılmadığını,

matbu gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiğini belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

58. Bakanlık; başvurucunun tüm şikâyetleri ile ilgili olarak

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeki

düzenlemeler çerçevesinde başvuru yollarının tüketilmediğini belirtmiş, bu

şikâyet açısından özel olarak bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

59. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

61. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

62. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince

mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27;

Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609,

8/3/2018, §§ 27-30).

63. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 24/12/2018 tarihinde

mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu

lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

64. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer

başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

2. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer

başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

B. 1. Tahliye kararına rağmen serbest bırakılmama nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Arif İBİŞ

Vekili

:

Av. Ertuğrul

Gazi ALPEREN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/7796, 19 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası