İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arman Mazman Başvurusu (B. No: 2013/1752)

1. Başvurucu, Zeytinburnu

Başvuru No2013/1752Tarih26 Haziran 2014Okuma23 dk · 4.685 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Arman Mazman Başvurusu

Karar tarihi
26 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/1752
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.685 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, Zeytinburnu

Belediyesince murisi adına tescilli taşınmazın usulsüz olarak

kamulaştırıldığını, murisinin vefatından sonra kamulaştırmasız el atma

nedeniyle açtığı tazminat davasında davanın kabul edilerek lehine karar

verilmesine rağmen idarece yargı kararının icra edilmemesi ve kamu mallarının

haczinin mümkün olmaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 20/2/2013 tarihinde

Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 29/3/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın

Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 6/6/2013 tarihli

ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 1/8/2013 tarihli görüş yazısı 14/8/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı

beyanlarını yasal süresi içinde 23/8/2013 tarihinde ibraz

etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

alan olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun murisi (annesi) Hermine

MAZMAN’ın hisse sahibi olduğu Zeytinburnu ilçesi

sınırları içinde yer alan taşınmaz hakkında Zeytinburnu Belediyesinin (İdare) 18/7/1986 tarihli kararıyla kamulaştırma kararı alınmıştır.

8. Başvurucunun murisi 26/7/1987

tarihinde vefat etmiştir.

9. Başvurucunun murisinin vefatından haberdar olmayan İdare,

kamulaştırma işlemlerini ölü kişiye karşı sürdürerek 14/10/1988

tarihinde taşınmazın kendi adına tespiti için Zeytinburnu İkinci Asliye Hukuk

Mahkemesinde dava açmıştır.

10. Mahkemece başvurucunun murisinin adresi tespit edilemediğinden

ilanen tebligat yapılarak davaya devam edilmiş ve 1/5/1989

tarih ve E.1988/513, K.1989/265 sayılı kararla taşınmazın idare adına tesciline

karar verilmiştir.

11. Dava konusu taşınmaz, 3/4/1990

tarihinde idare adına tapuya hükmen tescil edilmiş ve idare kamulaştırdığı

taşınmazı ifraz ederek üçüncü kişilere satmıştır.

12. İdarece başvurucunun murisi adına Ziraat Bankasına

yatırılan kamulaştırma bedeli, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

31/1/2002 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna

(TMSF) devredilmek üzere Genel Müdürlük kayıtlarına alınmıştır.

13. Bu durumu yıllar sonra öğrenen başvurucu, 14/7/2009 tarihinde Bakırköy Birinci Asliye Hukuk

Mahkemesinde haklarını saklı tutmak kaydıyla 10.000,00 TL talepli kamulaştırmasız

el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.

14. Mahkemece 23/2/2010 tarihinde

dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde bilirkişiler nezaretinde keşif yapılmış,

ayrıca taşınmazın bedel tespitine esas olmak üzere emlak vergi beyanlarıyla emsal

bildirimi ve imar durumunu tespit için ilgili kurumlara müzekkere yazarak

gerekli incelemeyi tamamlamıştır.

15. Mahkemece 1/3/2010 tarihli

bilirkişi raporuna itiraz için taraflara süre verilmiş, başvurucu 21/4/2010

tarihli duruşmada rapora itirazının olmadığını beyan etmiştir.

16. Başvurucu 31/1/2011 tarihli

ıslah dilekçesiyle taşınmazın bilirkişilerce tespit edilen değeri olan

446.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber tahsilini

talep etmiştir.

17. Mahkeme 2/6/2011 tarihli ve

E.2009/209, K.2011/94 sayılı kararıyla davayı kabul ederek başvurucuya murisine

ait taşınmazın dava tarihi itibarıyla değeri olan 446.000,00 TL’nin tazminat

olarak ödenmesine karar vermiştir.

18. Karar davalı idare tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 5.

Hukuk Dairesi, 1/3/2012 tarihli ve E.2011/16175,

K.2012/3647 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi hükmünü onamıştır.

19. Başvurucu, 29/3/2012 tarihinde

Küçükçekmece Birinci İcra Müdürlüğünün 2012/2459 sayılı dosyasıyla ilama dayalı

alacağı hakkında icra takibine başlamıştır.

20. Davalı idarenin karar düzeltme talebi Yargıtay’ın aynı

dairesinin, 17/9/2012 tarihli ve E.2012/12238,

K.2012/16531 sayılı kararı ile reddedilmiş ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

21. İcra takibine rağmen borçlu idare borcunu ödememiş, 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun

geçici 6. ve 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden

Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve

Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında

Kanun’un geçici 2. maddelerinde yer alan kamu mallarının haczedilmezliğine

ilişkin hükümler nedeniyle de başvurucu haciz işlemi yaptıramamıştır.

22. Başvurucu 18/1/2013 tarihli

dilekçesiyle İdareye kesinleşen yargı kararına dayalı alacağını ne zaman

ödeneceğini, hangi tarihte ödeme sırasına alındığını, kaçıncı sırada olduğunu

sormuş, Belediye Hukuk İşleri Müdürlüğünün dosyanın ödeme emri belgesi

düzenlenerek ödenmesi için 10/4/2012 tarihinde Mali Hizmetler Müdürlüğüne

gönderildiği, Mali Hizmetler Müdürlüğünün ise başvurucunun alacağının

27/11/2012 tarihinde muhasebe kayıtlarına işlendiğini, takriben Mayıs ayı

sonuna kadar ödeme yapılacağı yönündeki beyanlarını içeren 23/1/2013 tarihli

yazıyla başvurucuya cevap verilmiştir.

23. İcra takibinden sonuç alamayan başvurucu, 20/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Başvurucu 5/6/2013 tarihli

dilekçesiyle 651.042,00 TL alacağının banka hesabına ödenmesini, ödeme

yapılması halinde bir alacağının kalmayacağını beyan etmiş, İdare, 6/6/2013

tarihinde Mahkemece hükmedilen tazminatı faiz ve diğer masraflarıyla beraber

651.042,00 TL olarak başvurucunun banka hesabına ödemiştir.

B. İlgili Hukuk

25. 2942 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesi’nin 1/11/2012

tarihli ve E. 2010/83, K. 2012/169 sayılı Kararı ile iptal edildikten sonra

24/05/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’la değişik geçici 6. maddesinin 1., 8., 11. (değişmeden önceki 10. fıkra ile benzer) ve 13.

fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya

kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956

tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu

yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan

taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis

etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,

mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti

ve diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak

işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.

…

Kesinleşen mahkeme

kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç

olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde

sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı,

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik

ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan

ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri

için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son

kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı

bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen

alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,

ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten

ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları

ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı

Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı

gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

…

“…Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin

tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez...”

…

4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar kamulaştırma

işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen

fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis

edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafından kamulaştırılması

hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehine hükmedilen

tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleri de,

idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacak paydan ve

aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bu alacaklar için

de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar

hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleri uygulanır. Bu

fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılan ve

kesinleşmeyen davalarda da uygulanır…”

26. 3/7/2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye

Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve

imtiyazları” kenar başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Belediyenin proje karşılığı borçlanma

yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen

kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç

gelirleri haczedilemez…”

27. 10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Malî

Yönetimi Ve Kontrol Kanunu'nun “Ödenemeyen

giderler ve bütçeleştirilmiş borçlar”

kenar başlıklı 34. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Ödeme

emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarak

emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veya

hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyen

emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen

tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.

Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm

ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma

sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu

idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve

benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi

halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi

talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”

28. 9/6/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra ve İflas

Kanunu’nun “Haczi caiz olmıyan

mallar ve haklar” kenar başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:

1. Devlet malları ile

mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,

…”

29. 16/5/1956 tarih ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay

İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

“Taşınmazına

kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi,

bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da

bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek

dava açması halinde, taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet

hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek

tahsiline karar verilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 20/2/2013 tarih ve 2013/1752 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, Zeytinburnu

Belediyesince murisi adına tescilli taşınmaza murisinin vefatından sonra el

atılması nedeniyle idareye açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

davasında kendi adına hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiği halde

kendisine ödeme yapılmaması, 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. ve 6111 sayılı

Kanun’un geçici 2. maddelerinde yer alan kamu mallarının haczedilmezliğine

ilişkin hükümler nedeniyle icra takibinin sonuçsuz kalması ve yargı kararının

uygulanmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve haklarının ihlal edildiğine karar verilerek ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere ve 100.000,00

TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

32. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davasında kendi adına hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiği

halde kendisine ödeme yapılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

33. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucu vekilinin

başvurucuya ait hiçbir hak ve alacağının kalmadığına dair 5/6/2013

tarihli ibranameyi imzaladığı, başvurucunun alacağının tamamının faiz ve

yargılama giderleriyle birlikte 6/6/2013 tarihinde ödendiği, bu durumda

başvurucunun mağdurluk sıfatının kalmadığı, bununla birlikte esastan inceleme

yapılması halinde kamu mallarının haczedilemeyeceğine dair hükümlerin

idarelerin yerine getirmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi

için gerekli olan kaynaklarının korunmasının amaçlandığı, somut olayda

başvurucuya alacağının ödeme tarihine kadar işlemiş faiziyle ödenerek makul bir

dengenin kurulduğu ifade edilerek mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet incelenirken

bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda

bulunulmuştur.

34. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı cevabında,

ödeme yapmış olmanın temel haklarının çiğnendiği gerçeğini değiştirmediğini,

olayın 27 yıl süren bir sürecinin bulunduğunu, ibraname imzalamasının tazminat

talebinden vazgeçtiği anlamına gelmeyeceğini belirterek, manevi tazminat

talebini sürdürmüştür.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. ...”

36. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

37. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

38. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi şöyledir:

“(1) Bölümler ya da

Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı

verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan

herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini

haklı kılan bir neden görülmemesi.”

39. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup, anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu önkoşullar,

başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya

işleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayı

kişinin “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunların

sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”

olduğunu ileri sürmesi gerekir (B. No: 2013/1977, 9/1/2014,

§ 42).

40. Bireysel başvuruda “mağdur”

kavramı, davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız

bir şekilde yorumlanmaktadır. Bu kavramın yorumu, günümüzde toplumun koşulları

ışığında değişime tabi olup, bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde

uygulanmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., Gorraiz Lizarraga ve

Diğerleri/İspanya, B. No: 62543/00, 10/11/2004, §§ 35, 38).

41. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bir hakkın

ihlaline karar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu

olan kamu gücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvuru hakkında karar

verileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün devamı

konusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet ettiği hususların hala

mevcut olup olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip

giderilmediği incelenmelidir.

42. Başvuru konusunun mahkeme kararıyla elde edilmiş ve bir

kamu kurumunun ödemesi gereken belli bir miktar tazminat olması durumunda

mağdurluk statüsünün kaybı için bu bedelin tamamının ödenmesi ve ödemenin gecikmesine

ve enflasyona bağlı hissedilir derecede değer kaybının bulunmaması gerekir (B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).

43. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerinin

anlaşma ile karşılanması da, mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder.

Zira kamu idaresinin başvurucuyla yaptığı anlaşma ile borcun tamamını faiziyle

birlikte ödemesi durumunda başvurucunun önceki borçtan olumsuz etkilenme

olasılığı kalmamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,

Kemal Kol ve Ünal Kol/Türkiye, B.

No: 3816/04, 30/9/2008)

44. Somut başvuruda mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet temel

olarak kamu mallarının haczedilmezliğine dair

hükümler nedeniyle tazminata dair yargı kararının icra edilememesine

dayanmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi başvurucu yargı kararının temyiz

incelemesi sonrasında karar düzeltme aşamasını ve kararın kesinleşmesini

beklemeden 29/3/2012 tarihinde alacağını tahsil etmek

amacıyla icraya koymuş (§ 19), karar 17/9/2012 tarihli karar düzeltme kararıyla

kesinleşmiş, başvurucu tahsili konusunda ilerleme sağlayamaması üzerine

18/1/2013 tarihinde idareye borcunu ne zaman ödeyeceğini sormuş, idare de

23/1/2013 tarihli cevabında Mayıs ayı sonunda ödeme yapacağını bildirmiştir (§

22). Bunun üzerine başvurucu 20/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru karara

bağlanmadan başvurucu idarenin hazırladığı 5/6/2013

tarihli ibranameyi imzalayarak kendisine 651.042,00 TL ödenmesi halinde hiçbir

hak ve alacağının kalmayacağını beyan etmiş ve 6/6/2013 tarihinde bahsedilen

bedel başvurucunun banka hesabına havale edilmiştir (§ 23).

45. Bu durumda başvurucunun idareyle anlaşma sağlayarak ve 5/6/2013 tarihli ibranameyi imzalayarak alacağının tamamını

faiz ve yargılama giderleriyle birlikte tahsil ettiği ve tazminatın

ödenmemesinden kaynaklanan maddi mağduriyetin tamamen giderildiği açıktır.

Başvurucunun somut olayda kamu mallarının haczedilmezliğine

dair kanun hükümlerinden olumsuz etkilenme olasılığı kalmamıştır. Çünkü

başvurucunun taleplerinin tümünü karşılayacak şekilde alacağının tamamını

davalı idareden tahsil etmekle, alacağının tahsili için kamu mallarını haczetme

gerekliliği kalmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin

mağduriyeti 6/6/2013 tarihinde tamamıyla

giderildiğinden bu hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihte

sona ermiştir.

46. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkına

yönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlali İddiası

47. Başvurucunun yargı kararıyla almaya hak kazandığı tazminatın

kamu idaresince icra edilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Başvurucu, açtığı tazminat davasında kamulaştırmasız el

atma nedeniyle kendi adına hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiği halde

ödenmemesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun alacağının

tamamının faiz ve yargılama giderleriyle birlikte 6/6/2013

tarihinde ödendiği, başvurucunun bunu kabul ederek uzlaştığı, dolayısıyla karar

icra edildiğinden başvurucunun mağdur sıfatını kaybettiği, bununla birlikte

esastan inceleme yapılması halinde kesinleşmiş yargı kararlarının icrasının

AİHM tarafından adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirildiği, Anayasa

Mahkemesinin yargılamaya bir bütün olarak bakarak başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının engellenip engellenmediğini belirleyerek adil yargılanma hakkıyla

ilgili karar vereceğini düşündükleri, somut olayda kararın icrasının 9 aylık

bir gecikmeden sonra yerine getirildiği, ifade edilerek adil yargılanma hakkına

ilişkin şikâyet incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği

yönünde beyanda bulunulmuştur.

50. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı cevabında,

ödeme yapmış olmanın temel haklarının çiğnendiği gerçeğini değiştirmediğini,

olayın 27 yıl süren bir sürecinin bulunduğunu, bu güne kadar yapılan ihlallerin

yok sayılamayacağını belirterek, manevi tazminat talebini sürdürmüştür.

51. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

52. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme

organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve

idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine

getirilmesini geciktiremez.”

53. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve

işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

54. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

55. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

56. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama

özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını

ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte

aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı

elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil

yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia

ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi

de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, K.T. 14/1/2010).

57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel

hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve yürütme organları ile

idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının

değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138.

maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi

gerektiği açıktır.

58. Nihai mahkeme kararlarını, taraflardan birinin aleyhine

sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren düzenlemeler ve uygulamalar,

mahkemeye erişim hakkının anlamını yitirmesine sebep olmaktadır (B. No:

2012/144, 2/10/2013, § 28). Yargı kararının

geciktirilmeksizin uygulanması, Anayasa’nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında

mahkemelerin bağımsızlığının bir parçası olarak görülmekte ve devlete yargı

kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulama yükümlülüğü

getirilmektedir.

59. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye

erişim hakkından yola çıkarak kararların icrası hakkını adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM’e

göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı

zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar.

Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın

sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir

anlamı olmayacaktır (bkz. Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu çerçevede AİHM, kesinleşmiş ve

bağlayıcı bir yargı kararının, lehine karar verilen tarafın zarar görmesine

rağmen infaz edilmemesi durumunda, mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade

etmeyeceğini, yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin, 6. madde

anlamında “dava”nın

tamamlayıcı unsuru olduğunu vurgulamaktadır (bkz. Burdov/Rusya, B.No:59498/00, 7/5/2002, §

34).

60. Zira davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı

reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumda

davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin

6. maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir.

(bkz. Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,

B. No:6334/05, 23/10/2012, § 115). AİHM bu yorumuyla

bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını

değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik

meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (bkz. Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007,

§ 54).

61. Anayasanın 138. maddesi metninde mahkeme kararlarına

uyma, bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme

organları ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yer

verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine

getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak

ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla

devlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini sağlayarak bireyler

aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla

yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette,

bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma

adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında icra

edilmeyerek, sonuçsuz bırakılması kabul edilemez.

62. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

K.T. 22/5/2013).

63. Hukuki güvenlik ilkesi “öngörülebilirliği”

sağlayan işleviyle hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hem

devlet hem de toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”, “kurumsal”

ve “işlevsel” güvenceleri

birlikte sağlar. Bu ilke çerçevesinde; bir hukuk devletinde devletin tüm işlem

ve eylemlerinin hukuka uygun olmasının mevcut normlarla kural altına alınması “ilkesel” korumayı oluştururken, söz konusu

bu normların mahkemelerce uygulanarak hukuksal uyuşmazlıkların çözülmesi ise “kurumsal” güvence olarak kabul edilir.

Diğer taraftan hukuksal uyuşmazlıkları kesin olarak çözen mahkeme kararlarının

kamu otoritelerince yerine getirilmesi “işlevsel”

güvenceyi oluşturur.

64. Yargı kararlarının geç uygulanması sebebiyle bireyler

lehine zamanında kullanılamayan “işlevsel”

güvencenin söz konusu olduğu bir durumda, “ilkesel”

ve “kurumsal” güvencelerin

bireyler adına etkin kılınabilmesi, kendilerinden beklenilen hukuksal korumayı

sağlamaları mümkün olmaz. Dolayısıyla yargı kararlarının bireyler hakkında

uygulanmasını içeren işlevsel güvence; ilkesel ve kurumsal güvenceleri

tamamlayan, bu güvencelerin istenilen sonuçları vermesini mümkün hale getirerek

bireysel hak ve özgürlüklere yargısal koruma sağlanabilmesini olanaklı kılan

vazgeçilmez bir hukuki teminattır.

65. Kesin hükme saygı uluslar arası

hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir.

Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin

uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen

kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde

yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri

açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı

güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır.

66. Anayasa’nın 138. maddesinin 4.

fıkrası gereği yargı kararları geciktirilmeksizin uygulanmak zorunda olmakla ve

kararın icrasında gecikmenin başvurucuların adil yargılanma haklarına bir

müdahale olduğu kabul edilmekle beraber, kararların icrasında ne kadar süreli

bir gecikmenin hak ihlali sayılacağının, davanın konusu, davanın konusu bir

alacağın veya tazminatın ödenmesiyse alacak veya tazminatın mahiyeti,

başvurucunun kararın icrasındaki menfaati, yargı kararın icrasının başvurucu

için önemi, ödeme ile sorumlu idarenin bütçe imkânları ve ödeme konusundaki

tutumu, alacak veya tazminatın ödemenin gecikmesi nedeniyle değer kaybedip

kaybetmediği, davanın kararın icra safhasıyla beraber toplam süresi ile kararın

icrasında geçen süre gibi somut davanın koşullarına göre incelenmesi gerekir.

67. Nitekim AİHM, mahkeme tarafından verilen hükmün yerine

getirilmesini, AİHS’in 6. maddesi bakımından yargılamanın

bütünleyici bir parçası olarak görmekte ve yargılamanın uzunluğuyla ilgili

davalarda da incelemektedir (Bkz., Di

Pede/İtalya, B. No: 15797/89, 26/9/1996,

§§ 20-24). Bununla birlikte AİHM, yaptığı incelemelerde belli süreye kadar olan

gecikmeleri makul kabul etmekte ve ödemelerin gecikmesi halinde gecikme faizi

gibi telafi edici yöntemler bulunup bulunmadığına bakacağına vurgu yapmaktadır

(Bkz., Fidanten ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 27501/06, 28/6/2011, § 28)

68. 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin onbirinci fıkrası, 9/10/1956 ile

4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle

mahkemelerce hükmedilen tazminatların tahsili amacıyla idarelerin mal, hak ve

alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü içermektedir. Kanun'da bu amaçla

idarelerin bütçelerinden belli bir pay ayrılması ve ödemelerin bu paylar

üzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilen tazminat miktarını karşılamaması

halinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle ve garameten

yapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme halinde kanuni faiz ödenmesi de kurala

bağlanmıştır (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).

Ancak bireyin mülkiyet hakkına hukuka aykırı olarak müdahale eden idarenin,

kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacakları veya tazminatları

ödememekte ısrar etmesi halinde, adil yargılanma hakkı kapsamında yargı

kararlarının icrası hakkı ihlal edilmiş olur. Anılan düzenleme, kesinleşen

mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacak veya tazminatları ödememe sebebi olamaz.

69. Başvuru konusu olayda, başvurucunun murisi 26/7/1987 tarihinde vefat etmesine rağmen bundan haberdar

olmayan idare ve mahkeme, murise ait taşınmazın kamulaştırılma işlemlerini

hayatta olan kişiymiş gibi sürdürmüş ve 1/5/1989 tarihinde taşınmazın idare

adına tesciline karar verilmiş, murisi adına bankaya yatırılan kamulaştırma

bedeli ise uzun bir süre takip edilmediğinden 31/1/2002 tarihinde TMSF’ye devredilmiştir. Bu durumdan yıllar sonra haberdar

olan başvurucunun 14/7/2009 tarihinde açtığı

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında Mahkeme, 2/6/2011 tarihli

kararıyla dava tarihine göre 446.000,00 TL olarak tespit ettiği taşınmazın

bedelinin tazminat olarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bahsedilen

karar, 17/9/2012 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleşmiştir.

Mahkeme bedeli daha önce ödenmesine rağmen başvurucuya ödeme yapılmasına karar

vererek başvurucunun murisinden kalan geçmişe dönük haklarını korumuştur. Bu

husus, başvurucu tarafından da kabul edilmekle herhangi bir tartışma

içermemektedir.

70. Başvurucu ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmeden 29/3/2012 tarihinde icra takibine başlamış, ancak sonuç

alamamıştır. Başvurucunun 18/1/2013 tarihli alacağının

ne zaman ödeneceğine dair dilekçesine idare, 23/1/2013 tarihli yazısıyla idari

borcu muhasebe kayıtlarına aldığını ve plana bağladığını, 2013 yılının Mayıs

ayı sonunda ödeme yapabileceğini bildirmiş, başvurucunun 5/6/2013 tarihinde

imzaladığı ibranameyle 6/6/2013 tarihinde başvurucuya alacağı faiz ve yargılama

giderleriyle birlikte 651.042,00 TL olarak ödenmiştir. Bu durumda idarenin

borcunu muhasebe kayıtlarına alarak plana bağladığı, ödeme konusunda iyi

niyetli olduğu ve kesinleşen yargı kararının 9 ay sonra icra edildiği,

tazminatın ödemesinde faiz ve yargılama giderlerinin dâhil edildiği, mevcut

yasal faiz ve enflasyon oranı dikkate alındığında değer kaybı yaşanmadığı

anlaşılmaktadır.

71. Başvurucu da yapılan ödemenin maddi kayıplarını telafi

etmediği yönünde bir iddiada bulunmamakta, kararın icrasından sonra şikâyetini

kararın geç icra edilmesi nedeniyle hakkının ihlal edildiği şeklinde sürdürerek

manevi tazminat talep etmektedir.

72. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.

maddesiyle de kamu kurumlarının geçmişten gelen kamulaştırmasız el atmaları

nedeniyle açılan davalarda ödemek zorunda kaldıkları tazminatların mevcut kamu

hizmetlerini aksatmayacak şekilde ödenebilmesi için bütçelerinden pay

ayırmaları ve ödemeleri peşin yapamamaları halinde sonraki yıllara sâri olacak

şekilde borçların taksitlendirilmesi ve taksitlendirilmiş borçlara kanuni faiz

ödenmesi imkânı tanımıştır.

73. Bir kamu kurumu aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı

mahkeme kararıyla ortaya konulan borcu ifa etmemek için ekonomik kaynak

yokluğunun mazeret olarak ileri sürülemeyeceği (bkz. AİHM, Burdov/Rusya, B. No:59498/00, 7/5/2002, §

35) belirtilmekle beraber, bu husus 5018 sayılı Kanun’un 34. maddesinde ifade

edilen kamu idarelerinin yargı kararı gereği ödeme zorunda oldukları

öngörülemeyen giderlerini, kurumların gelir ve nakit durumlarına göre belli bir

takvime bağlayarak ve gecikmeden kaynaklanan değer kayıplarını faizle telafi

ederek ödemelerini bir hak ihlaline dönüştürmez.

74. Ayrıca alacağın konusunun tehlikeli bir işte kamu zoruyla

yaptırılan ve sonucunda başvurucunun sağlığının etkilendiği bedeni bir

çalışmanın karşılığı (bkz. AİHM, Burdov/Rusya,

B. No:59498/00, 7/5/2002, § 7) gibi ödenmesini ivedi

hale getirecek bir özellik arz etmediği veya başvurucu için aciliyet

arz etmediği durumlarda bedelin ödenmesinin kamu hizmetlerini aksatmayacak

şekilde plana bağlanması makul olarak karşılanmalıdır. Bu durum özellikle

başvuru konusu olayda olduğu gibi bütçe imkânları çok rahat olmayan kamu

kurumlarının önceden öngöremeyecekleri önemli bir meblağa baliğ ödemelerde önem

arz eder.

75. Bunun yanında başvurucunun annesi

olan murisinden kalan taşınmazın kamulaştırıldığını annesinin vefatından 22 yıl

sonra öğrendiği ve tazminat ödenmesi amacıyla dava açtığı göz önünde

bulundurulduğunda başvurucunun bahsettiği davanın 27 yıllık geçmişinin

tamamının yargı kararının icrasının gecikmesi bağlamında değerlendirilmesinin

mümkün olmadığı ve başvurucunun taşınmazın bedelini tahsile yönelik ihtiyacının

acil ve öncelikli olmadığı, dolayısıyla başvurucunun mahkeme kararının yerine

getirilmesindeki menfaatinin de acil ve öncelikli olmadığı anlaşılmaktadır.

76. Sonuç olarak, başvuru konusu olayda

başvurucunun mahkeme kararıyla elde ettiği tazminatın ödenmesindeki 9 aylık

gecikme; ödemenin idarece muhasebe kayıtlarına alınarak bir plana bağlanması,

öngörülemeyen borç miktarının bütçe imkânlarıyla kıyaslandığında yüksek bir

miktara baliğ olması, tazminatın konusunun ödenmesini ivedi hale getirecek

özellikli bir konu olmaması, alacağın tamamının faiz ve yargılama giderleriyle

beraber başvurucuyla yapılan uzlaşma ve imzalanan ibranameyle ödenmesi,

başvurucunun ödemenin yapılmasındaki menfaatinin önemli ve öncelikli olmadığı

hususları göz önünde bulundurulduğunda ihlal boyutlarına ulaşmadığından,

başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

77. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan yargı kararlarının icrası hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun,

1. Mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma

hakkına yönelik şikâyet yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkına İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan

yargılama giderinin BAŞVURUCU ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,

26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucu : Arman MAZMAN Vekili : Av. İzzettin DOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1752, 26 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No:6334/05, 23/10/2012, § 115). AİHM bu yorumuyla
  12. B. No:59498/00, 7/5/2002, § 7) gibi ödenmesini ivedi
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Başvurucu tarafından yapılan
  15. Paksüt
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1752
Tarih
26 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Musa Özkan Başvurusu (B. No: 2013/8478)
  • Ahmet Demirol Başvurusu (B. No: 2013/7070)
  • Ramazan İpek Başvurusu (B. No: 2012/1105)
  • Liberal Demokrat Parti Başvurusu (B. No: 2014/11268)
  • Veli Küçük Başvurusu (B. No: 2013/6099)
  • Mesude Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/2738)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.