İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/5302

1. Başvuru; alacak davasında ileri sürülen itiraz ve taleplerin

Başvuru No2014/5302Tarih30 Haziran 2016Okuma24 dk · 4.748 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tasfiye Hâlinde Euroteks Tekstil Sanayi Ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/5302
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.748 kelime·24 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; alacak davasında ileri sürülen itiraz ve taleplerin

dikkate alınmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerinin, temyiz merci kararlarının gerekçesiz olması nedeniyle gerekçeli

karar hakkının, vekâlet ücretiyle ilgili hatalı hüküm kurulması nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/4/2014 tarihinde Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 24/10/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 25/11/2014 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu aleyhine İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde

(Mahkeme) 21/1/2002 tarihinde ticari mal satışı nedeniyle alacak davası

açılmıştır.

8. Mahkeme 3/5/2005 tarihli ve E.2002/83, K.2005/285 sayılı

kararı ile davacının yabancılık teminatını yatırmadığı gerekçesiyle davanın

açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

9. Davacının temyizi üzerine bu karar, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin

22/3/2006 tarihli ve E.2006/1061, K.2006/2952 sayılı ilamıyla bozulmuştur.

Başvurucunun bozma ilamına karşı karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından

reddedilmiştir.

10. Mahkemece E.2007/15 sırasına kaydedilen dosyada bozma

ilamına uyularak yapılan yargılamada davacının sunduğu faturalar ile bunlara

ilişkin gümrük kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Bilirkişi heyetince hazırlanan 7/2/2010 tarihli ana rapora başvurucunun itiraz

etmesi nedeniyle 12/4/2010 tarihli duruşmada, başvurucunun itirazlarının

değerlendirilmesi için bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar

verilmiştir. Bilirkişi heyeti, başvurucunun itirazlarının değerlendirildiği

20/9/2010 tarihli ek raporu Mahkemeye sunmuştur.

11. Mahkeme 9/3/2011 tarihli ve E.2007/15, K.2011/81 sayılı

karar ile davacının başvurucudan on üç faturalık mal satışı nedeniyle alacaklı

olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 135.000 Amerikan dolarının (dolar)

başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir. Anılan kararda

ayrıca başvurucunun ileri sürdüğü zamanaşımı itirazı ile takas-mahsup talepleri

reddedilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine söz konusu karar, Yargıtay 19.

Hukuk Dairesinin 26/10/2011 tarihli ve E.2011/8869, K.2011/13179 sayılı

ilamıyla başvurucunun takas-mahsup talebinin değerlendirilmesi gerektiği

gerekçesiyle bozulmuştur. Başvurucunun karara yönelik diğer temyiz itirazları

ise reddedilmiştir.

13. İkinci bozma üzerine Mahkemenin E.2012/74 Esas sırasına

kaydedilen dosyada Mahkeme, 25/4/2012 tarihli ve E.2012/74, K.2012/85 sayılı

karar ile başvurucunun takas-mahsup talebini kabul ederek davacıdan alacaklı

olduğu 112.818,12 doların davacıya olan 135.000 dolar borcundan mahsubu ile

bakiye kalan 22.181,88 doların başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar

vermiştir.

14. Bunun yanı sıra Mahkeme, başvurucunun takas-mahsup talep

ettiği ve sonuç itibarıyla davacının alacağından mahsup edilen miktarı dikkate

almaksızın davacının alacak miktarı olan 135.000 dolar üzerinden hesaplanan

nispi vekâlet ücretinin başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar

vermiş; başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmetmemiştir.

15. Kararın gerekçesi ve hüküm kısmı şöyledir:

“...

Taraflar arasında yapılan alım-satım

ihracatına dayalı olması nedeniyle ihracatın gerçekleştirildiği gümrük

müdürlüklerine yazı yazılmak suretiyle gümrük giriş-çıkış bilgileri

sağlanmıştır. Faturalar ve gümrük müdürlüklerinden gelen faturalar yönünden

davacının alacaklı olup olmadığının tespiti için bilirkişi görüşüne

başvurulmuştur. Bilirkişi heyeti tarafından verilen 07/02/2010 tarihli kök ve

20/09/2010 tarihli ek raporlar alınmıştır. Kök raporda gümrükten gelen 13 adet

faturadan dolayı işlem yapıldığı, 13 adet fatura toplam bedelinin 767.883,70

USD olduğu halde davacı tarafından bu faturaların bedeli 291.618,14 USD olarak

bildirilmiştir. Davacı 476.265,66 USD eksik beyanda bulunmuştur. Davacının

sözkonusu faturalardan dolayı davalıdan alacaklı olduğu gerekçeleri gösterilmek

suretiyle saptanmıştır. Davalı kök rapora itiraz etmiştir. İtirazında müvekkili

şirket tarafından davacının mallarının bir kısmını ihraç etmesinden dolayı

alacaklı olduğunu, bundan dolayı da takas-mahsup yapılması gerektiğini

belirtmiştir. Ek bilirkişi raporunda davalı tarafından dosyaya sunulan 4 adet

gümrük çıkış beyannamesinden toplam 112.818 USD bedelli eşya davacı firma adına

ihraç edildiği yapılan ihracat işlemlerinin ödeme şekli mal mukabili olduğu

eşya bedellerinin ödemesi ile ilgili ticari bir kayıt tespit edilemediği

belirtilmiştir.

Davacı ile davalı arasında triko eşyasının yurtdışı

satışı için ticari ilişki kurulmuştur. Bu ilişkiye istinaden davacı davalıdan

dava dilekçesinde belirtilen faturadan dolayı alacaklı bulunduğunu

belirtmiştir. Ancak gümrük müdürlüklerine ibraz edilen 13 adet fatura

bulunmaktadır. Bu faturaların gümrüğe bildirilen toplam bedeli 291.618,14 USD

dir. Davacı fatura bedellerini gümrüğe noksan bildirmiştir. 13 faturadan dolayı

davacı davalıdan alacaklıdır. Bu konuda dosyaya sunulan faturalar, gümrük yazı

cevapları ve alınan bilirkişi raporları ile doğrulanmıştır. Davacı davasını

fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak koşulu ile 10.000 USD olarak açmış,

04/12/2003 tarihinde 125.000 USD artırmak suretiyle talebini 135.000 USD'ye

çıkarmıştır. Alınan bilirkişi raporunda gümrüğe bildirilen fatura bedelleri 291.618,14

USD olup, gerçek bedeli ise 767.883,70 USD'dir. Davacı fatura bedellerinin

tamamını istememektedir.

Davalı zamanaşımında bulunmuş ise de taraflar

arasında alım-satım dan doğan bir ticari ilişki kurulmuş olması ve faturaya

dayanarak alım-satım yapılmış olması dikkate alınarak B.K.nun 125. maddesinde

ön görülen 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu nedenle davalının zamanaşımı

itirazı 10 yıllık zamanaşımı yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.

...

Davacının davalıdan alacaklı olduğu, dosyaya

sunulan faturalar, gümrük kayıtları, alınan bilirkişi raporları birlikte

değerlendirildiğinde sabit olmuştur...

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenler ve dosya

içeriğine göre;

1-Yargıtay bozma ilamı usul ve yasaya uygun

olması nedeniyle uyulmasına,

2-Davanın KISMEN KABULÜNE, davalının takas ve

mahsup talepleri kabul edilmek suretiyle davacının mahsuptan sonra kalan

22.181,88 USD alacağının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 10.000

USD'sine dava tarihi 21/01/2002'den, 12.181,88 USD'sinin ıslah tarihi

04/12/2003 tarihinden 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince temerrüt faizi

uygulanmasına,

3-Gerekli harç alımış olması nedeniyle yeniden

alınmasına yer olmadığına,

4-Karar tarihinde geçerli olan avukatlık

asgari ücret tarifesi gereğince davalının takas- mahsup talebinde belirtilen

miktar düşülmeksizin davacı alacağı olan 135.000 USD üzerinden

hesaplanan16.241,80 TL nispi ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya

verilmesine,

5-Davacı vekili tarafından yapılan yargılama

giderleri bozmadan önce davacı tarafından yapılan 1.585,88 TL giderin davalıdan

tahsili ile davacıya verilmesine , davalı vekili tarafından giderlerin üzerinde

bırakılmasına ...karar verildi.”

16. Anılan karar, tarafların temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk

Dairesinin 30/5/2013 tarihli ve E.2013/3259, K.2013/9216 sayılı ilamıyla

onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“2) Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma

kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde

bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan

yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre davalı vekilinin

yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) sayılı bentte açıklanan

nedenle davacı vekilinin temyiz isteminin reddine, (2) sayılı bentte açıklanan

nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA ...

karar verildi.”

17. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 8/1/2014

tarihli ve E.2013/17153, K.2014/709 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Anılan

ilamın ilgili kısmı şöyledir:

“Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında

belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan

davalı vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE ... karar verildi.”

18. Nihai karar, başvurucuya 12/3/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 11/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun

125. maddesi şöyledir:

“Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut

olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”

21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 323. maddesi şöyledir:

“(1) Yargılama giderleri şunlardır:

...

ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak

vekâlet ücreti.

...”

22. 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama

giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

Davada iki taraftan her biri kısmen haklı

çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştırır.”

23. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; aleyhine açılan alacak davasında zamanaşımı

süresi geçtiği hâlde buna yönelik itirazının dikkate alınmadığını, dosyaya

sunulan bilirkişi raporlarına yaptığı itirazların dinlenmediğini, davacının

ticari defter ve kayıtları incelenmeden karar verildiğini, karara yönelik

temyiz ve karar düzeltme taleplerinin gerekçesiz reddedildiğini, davanın kısmen

kabulüne karar verilmesine rağmen kendisi lehine vekâlet ücretine

hükmedilmediğini, aleyhine fazla vekâlet ücretine hükmedildiğini, yargılamanın

makul sürede sonuçlanmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen

adil yargılanma ve makul sürede yargılanma hakları ile Anayasa'nın 35.

maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

27. Başvurucunun davada ileri sürdüğü itiraz ve taleplerinin

dikkate alınmadığına ilişkin iddiasının silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkeleri, temyiz merci kararlarının gerekçesiz olduğuna ilişkin

iddiasının gerekçeli karar hakkı, vekâlet ücretiyle ilgili hatalı hüküm

kurulduğuna ilişkin iddiasının mahkemeye erişim hakkı, yargılamanın makul

sürede sonuçlanmadığına ilişkin iddiasının ise makul sürede yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Silahların Eşitliği ve

Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, aleyhine açılan alacak davasında zamanaşımı

süresi geçtiği hâlde buna yönelik itirazının dikkate alınmadığını, dosyaya

sunulan bilirkişi raporlarına yaptığı itirazların dinlenmediğini, davacının

ticari defter ve kayıtları incelenmeden karar verildiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına

sahiptir.”

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32. Anayasa’daki hakların etkili bir biçimde korunması için

davaya bakan mahkemelerin Anayasa’nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve

delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının,

anılan mahkemenin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların

temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme’nin

6. maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından

ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya,

B. No: 184/02, 11/1/2007, §§ 84, 85).

33. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri

değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına

karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp

Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup

olmadığını değerlendirmektir (Muhittin Kaya

ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

34. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma

hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

35. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelir (Yaşasın Aslan, B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 32).

36. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli

yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara,

gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla

ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. J.J./Hollanda, B. No:

9/1997/793/994, 27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika,

B. No: 19075/91, 20/2/1996, § 33).

37. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması

şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., § 27).

38. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için

benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu

davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından

getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve derece mahkemelerinin kararları açık

keyfîlik içermedikçe kararlardaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri

değerlendirmesinde ve hukuk kuralını yorumlamasında bariz takdir hatası

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş, B. No: 2012/989,

19/12/2013, § 48).

39. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, mevcut başvuruda adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden başvurucunun şikâyetleriyle

bağlantılı görülen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin

gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini, bir bütün olarak yargılamanın

hakkaniyete uygun yürütülüp yürütülmediğini inceleyecektir.

40. Başvuru konusu davaya ilişkin olarak başvurucunun, aleyhine

açılan alacak davasının zamanaşımına uğradığı hâlde buna yönelik itirazının

dikkate alınmadığından, dava kapsamında alınan bilirkişi raporlarına yaptığı

itirazların dinlenmediğinden ve davacının ticari defter ve kayıtları

incelenmeksizin karar verilmesinden şikâyet ettiği anlaşılmaktadır.

41. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde başvurucu

aleyhine açılan faturaya dayalı alacak davasında Mahkemece, davacının sunduğu

faturalara ilişkin gümrük kayıtları ilgili yerlerden temin edildikten sonra

dosya kapsamındaki belgelere göre davacının alacaklı olup olmadığının tespiti

amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişi heyetince hazırlanan

7/2/2010 tarihli ana rapora başvurucunun itiraz etmesi ve dava konusu alacak

ile takas-mahsup edilecek alacakları bulunduğunu ileri sürmesi üzerine

12/4/2010 tarihli duruşmada, başvurucunun itirazlarının değerlendirilmesi için bilirkişi

heyetinden ek rapor alınmasına karar verildiği, bilirkişi heyetince 20/9/2010

tarihli ek rapor hazırlanarak başvurucunun itirazlarının değerlendirildiği,

aynı raporda başvurucunun takas-mahsup edebileceği alacak miktarının da

hesaplandığı anlaşılmıştır (bkz. § 10).

42. Başvurucunun, davanın zamanaşımına uğradığına ilişkin

itirazının da Mahkemece değerlendirildiği ve “taraflar

arasında alım-satım ilişkisinden doğan bir ticari ilişki kurulmuş olması ve

faturaya dayanarak alım-satım yapılmış olması dikkate alınarak davanın, 818

sayılı mülga Kanun'un 125. maddesinde ön görülen 10 yıllık zamanaşımına tabi

olduğu” gerekçesiyle zamanaşımı itirazının reddine karar verildiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 15). Mahkemenin, zamanaşımı itirazı konusunda ilgili

hukuk kurallarını yorumlayarak ulaştığı sonuçta açık keyfîlik veya bariz takdir

hatası tespit edilmemiştir.

43. Öte yandan Mahkeme, dosyaya sunulan faturalar, gümrük

kayıtları ve alınan bilirkişi raporları ile davacının başvurucudan alacaklı

olduğunun sabit olduğu sonucuna varmış; davacının ticari defter ve kayıtları

üzerinde inceleme yapılmasına gerek görmemiştir.

44. Başvurucu, davacının ticari defter ve kayıtları incelenmeden

karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

45. Başvurucunun değerlendirmeleri ile İlk Derece Mahkemesinin

ulaştığı sonuçların farklı olması, başvurucunun delillerini sunma imkânı

bulamadığı, “silahların eşitliği” ilkesine

uyulmadığı anlamına gelmez. Başvurucunun ileri sürdüğü konuda araştırma

yapılmamış olmasının yargılamanın bütünü itibarıyla adil olmasını etkileyecek

nitelikte olduğu kanaatine de ulaşılmamıştır.

46. Yapılan bu tespitlere göre başvurucunun yargılama sürecinde

talep ve delillerini sunma olanağı bulduğu, bilirkişi heyetince hazırlanan ana

rapora yönelik itirazlarının dinlenerek ek rapor alındığı, zamanaşımı

itirazının gerekçesi gösterilmek suretiyle reddedildiği, yargılamanın bir bütün

olarak adil olmadığına ilişkin bir bulguya da rastlanmadığı dikkate alındığında

yargılama sürecinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

bakımından bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan nedenlerle silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

48. Başvurucu, Mahkeme kararına yönelik temyiz ve karar düzeltme

taleplerinin gerekçesiz reddedildiğini belirterek gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

50. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

51. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 38).

52. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı, Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerin uyması

gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule ilişkin

koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).

53. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman bu

hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince

verilen bu tür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen

gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu durumda

üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti., § 26).

54. Somut başvuru açısından başvurucu aleyhine açılan alacak

davasında davacının dosyaya sunduğu faturalar, ilgili gümrük kayıtları ve

alınan bilirkişi raporlarına göre davacının başvurucudan alacaklı olduğu

sonucuna Mahkemece varılarak davanın kabulüne karar verildiği, gerekçeli

kararın davaya konu olay ve olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini,

kurulan hükmün hangi nedenlere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular

ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır

(bkz. § 15). Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme istemleri İlk Derece

Mahkemesi kararındaki gerekçenin benimsendiği belirtilerek Yargıtay 19. Hukuk

Dairesince reddedilmiştir (bkz. §§ 16, 17). Bu açıdan temyiz merci kararlarının

gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

55. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

56. Başvurucu, yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar

verilmesine rağmen reddedilen kısım üzerinden lehine vekâlet ücretine

hükmedilmediğini, öte yandan aleyhine fazla vekâlet ücretine hükmedildiğini

belirterek anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

58. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma haklarına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

59. Sözleşme’nin 6. maddesi mahkemeye başvurma hakkını açıkça

düzenlenmemekle beraber AİHM tarafındanmahkemeye başvurma hakkının hukukun

temel prensibi olduğu, mahkemeye başvurma hakkı olmaksızın hakkaniyete uygun,

aleni bir yargılamadan söz edilemeyeceği ve adil yargılanma hakkının içerdiği

güvencelerden yararlanmanın olanaksız hâle geleceği kabul edilmektedir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 35).

60. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

61. Vekâlet ücreti, davayı vekille takip eden ve davası kabul

edilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Dava aşamasında kimin lehine ya da

aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı

olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

62. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların

hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,

açık ve ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, § 38).

63. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu tür

giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz

başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin

gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi

amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin

kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar, § 39).

64. Başvuru konusu olayda davacı, başvurucu aleyhine açtığı

alacak davasında başvurucudan 135.000 dolar alacaklı olduğunu ileri sürerek bu

paranın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu da davacıdan

alacaklı olduğunu ileri sürmüş ve takas-mahsup itirazında bulunmuştur. Mahkeme,

davacının başvurucudan on üç faturalık mal satışı nedeniyle 135.000 dolar

alacaklı olduğunu tespit etmiş ancak başvurucunun da davacıdan 112.818,12 dolar

alacaklı olduğunun anlaşılmasına göre her iki alacağın mahsubu ile bakiye kalan

22.181,88 doların başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir.

65. Mahkeme vekâlet ücretiyle ilgili olarak, başvurucunun takas-mahsup

talep ettiği ve sonuç itibarıyla davacının alacağından mahsup edilen miktarı

dikkate almaksızın başvurucunun alacak miktarı olan 135.000 dolar üzerinden

hesaplanan nispi vekâlet ücretinin başvurucudan alınarak davacıya verilmesine

karar vermiş; başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmetmemiştir.

66. Başvurucu, davanın kısmen kabul edilmesi sebebiyle aleyhine

hükmedilen vekâlet ücretinin kabul edilen miktar üzerinden hesaplanması

gerektiğini, ayrıca kendisi lehine de reddedilen miktar üzerinden vekâlet

ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

67. 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak

vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, 326. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise davada iki taraftan her birinin kısmen haklı çıkması durumunda

mahkemenin, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştıracağı belirtilmiştir (bkz. §§ 21,22). Buna karşın takas-mahsup

talebinin kabul edilmesi hâlinde vekâlet ücretinin ne şekilde tayin edileceği

konusunda anılan Kanun'da açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

68. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını

düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki

yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle

ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.

Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir

bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.

Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok

kanun, işin doğası gereği yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı

olan yoruma açık formüller içermektedir (Kamil

Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 71).

69. Yukarıda anılan ilkeler uyarınca hukuk kurallarının

yorumlaması bakımından açık keyfîlik ve bariz takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin takdirine müdahalesi söz konusu

olamaz. Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin görevi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir ve

değerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin uygulamanın, başvurucunun

mahkemeye erişim hakkını Anayasa’ya aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını

denetlemektir.

70. Takas-mahsup uygulanan davalarda vekâlet ücretinin ne

şekilde tayin edileceği konusunda 6100 sayılı Kanun'da açık bir düzenleme

bulunmamakla birlikte bu konunun irdelendiği Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bir

ilamında “takas iddiası karşılık dava olarak

ileri sürülebildiği gibi, def'i olarak da ileri sürülebilir. Def'i olarak ileri

sürüldüğü takdirde karşılık bir dava olmadığı için harç ödenmesi de söz konusu

olmayacaktır. Takas iddiasının karşılık dava veya def'i olarak ileri sürülmesi

durumunda aradaki fark; karşılık dava halinde, harcın yatırılması gerekeceği ve

davalının alacağının borcundan çok olması halinde bu kısmın da tahsiline imkan

vermesi ve avukatlık ücretinden yararlanma olanağı sağlamasıdır. Def'i olarak

ileri sürüldüğü hallerde ise, Borçlar Kanununun 122. maddesi 2. fıkrası

gereğince "iki borcun talep edilebilecekleri andan itibaren en az olan

borcun miktarı nisbetinde sakıt olması" sonucunu doğurur. Diğer deyişle bu

durumda davalının fazla olan alacağının tahsiline karar verilmesi veya takas

ileri sürüldüğü alacak için lehine ayrı vekalet ücreti hükmedilmesi söz konusu

olmayacaktır.” şeklinde açıklamaya yer verildiği tespit edilmiştir

(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E.2013/4050, K.2014/3742, 17/3/2014).

71. Somut davada davacı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin

tayininde davacının alacağından mahsup edilen miktarın neden dikkate alınmadığı

ve neden başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmediğiyle ilgili açık bir

gerekçe belirtilmemekle birlikte Mahkemece anılan Yargıtay ilamında benimsenen

ilkeler doğrultusunda uygulama yapıldığı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesince de

başvurucunun bu konuya temas eden temyiz ve karar düzeltme

itirazlarıreddedilerek Mahkemenin uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğianlaşılmaktadır.

72. Derece Mahkemelerince hukuki belirlilik ve hukuk güvenliği

ilkelerine uygun olarak yapılan bu değerlendirme ve ulaşılan sonuç, açık

keyfîlik içermediği gibi kanun hükümlerine önceden öngörülmeyecek şekilde

olağanın dışında bir anlam vermek suretiyle sonuca ulaşıldığına dair bir

uygulama olarak da değerlendirilmemiştir. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna

varılmıştır.

73. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

74. Başvurucu, tarafı olduğu davada yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

75. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

76. Başvurucu 21/1/2002 tarihinde açılan alacak davasının

8/1/2014 tarihinde sonuçlandığını, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

77. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34-59) ve bu

kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren

Gürdal ve diğerleri, B. No: 2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No:

2013/3283, 19/12/2013; Haydar İzgi,

B. No: 2012/673, 19/12/2013).

78. Başvuru konusu olay, Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde

açılan alacak davasına ilişkindir. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama

faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama süresinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50)bu tarih,

somut başvuru açısından 21/1/2002'dir.

79. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Yargıtay 19. Hukuk Dairesincekarar düzeltme isteminin reddedildiği

8/1/2014'tür.

80. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

başvurucuya karşı21/1/2002 tarihinde açılan davada Mahkemece 3/5/2005 tarihinde

davanın açılmamış sayıldığı, 9/3/2011 tarihinde davanın kabulüne karar

verildiği, bu kararların bozulması nedeniyle 25/4/2012 tarihinde bireysel

başvuruya konu üçüncü kararın verildiği, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 30/5/2013

tarihinde hükmün onandığı, başvurucunun karar düzeltme talebinin ise aynı

Dairenin 8/1/2014 tarihli ilamı ile reddedildiği ve hükmün bu tarih itibarıyla

kesinleştiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla yargılama yaklaşık on iki yılda

tamamlanmıştır.

81. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu alacak

davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller gibi kriterler dikkate

alındığında karmaşık sayılabilecek nitelikte olmakla birlikte başvurucunun

tutum ve davranışlarıyla yargılamanın uzamasına sebebiyet vermediği gözönünde

bulundurulduğunda somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı veyaklaşık on iki yılda sonuçlanan yargılama süresinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

82. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

84. Başvurucu tazminat talebinde bulunmuştur.

85. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

86. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on

iki yıl süren yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya net 14.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 14.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Kamil KAYA

Başvurucu

:

Tasfiye

Hâlinde Euroteks Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.

Vekili

:

Av. Alaiddin

KÖLGESİZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5302, 30 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Hüküm
  8. Sonuç
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. 1. Silahların eşitliği
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Kaleli
  17. Necipoğlu
  18. Gökcan
  19. Kölgesiz
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5302
Tarih
30 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Süleyya Tuncer Başvurusu (B. No: 2014/8264)
  • Ramazan Şen Başvurusu (B. No: 2014/231)
  • Yaşar Eriş Başvurusu (B. No: 2014/756)
  • Serkan Işık Başvurusu (B. No: 2014/8486)
  • İdris Timur Başvurusu (B. No: 2014/6235)
  • Sabri Kaya Başvurusu (B. No: 2014/8482)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.