İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşedudu Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2008)

1. Başvuru, 10/3/2011 tarihli

Başvuru No2013/2008Tarih5 Kasım 2015Okuma20 dk · 3.928 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayşedudu Özkan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/2008
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.928 kelime·20 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, 10/3/2011 tarihli

ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 27/7/1967

tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri

Personel Kanunu’na eklenen geçici 32. maddede düzenlenen haklardan yararlanmak

için açılan davanın reddedilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 15.,

36. ve 38. maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 19/3/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/1/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

5. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvuruculara 4/2/2015

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucular, karşı beyanlarını 9/2/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların murisi Sami

Özkan, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde jandarma astsubay statüsünde görev

yapmakta iken Yüksek Askerî Şûranın (YAŞ) 2/8/1986

tarihli ve 3 sayılı kararı ile resen emekliye sevk edilerek TSK ile ilişiği

kesilmiştir.

8. 6191 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici 32.

maddeyle 12/3/1971 tarihi sonrasındaki yargı

denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ kararlarıyla TSK’dan ilişiği

kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru

imkânı getirilmiş ve bu hükümden yararlanabilmek için 6191 sayılı Kanun’un

yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içinde Millî Savunma Bakanlığına

başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır.

9. Başvurucuların 926 sayılı

Kanun’a eklenen geçici 32. maddeden yararlanma talebiyle yaptıkları başvuru,

Millî Savunma Bakanlığının 5/7/2011 tarihli işlemi ile

reddedilmiştir. İdari ret kararında“… 657 sayılı DMK’nun

48’inci, 926 sayılı TSK Personel Kanunun 94’üncü, Astsubay Sicil Yönetmeliğinin

60’ıncı maddesi gereği ve Sami ÖZKAN hakkında tesis edilen idari işlemin dayanağı

fiillerin vasıf ve mahiyeti dikkate alınarak, …” taleplerin reddedildiği beyan edilmiştir.

10. Başvurucular tarafından,

anılan işlemin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci

Dairesinde dava açılmış; AYİM Birinci Dairesi 25/9/2012

tarihli ve E.2012/387, K.2012/975 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Karar

gerekçesi şöyledir:

“…

Davacıların murisi

müteveffa Sami ÖZKAN’ın da astsubay olarak görev

yapmakta iken, disiplinsizlik nedeniyle Yüksek Askeri Şura’nın 02.08.1986 gün

ve 3 sayılı kararı ile re’sen emekli edilerek Türk

Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın

125’inci maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan düzenlemesi nedeniyle,

Yüksek Askeri Şura kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, bu nedenle

davacının 926 sayılı Kanun’un Geçici 32. maddesinden yararlanmak için gerekli

olan ‘yargı denetimine kapalı işlemlerle TSK’dan ilişiği kesilmiş’ olmak

şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

Davacıların murisi

müteveffa Sami ÖZKAN’ın, TSK’dan çıkarılmasına neden

olan disiplin durumu incelendiğinde; Sami ÖZKAN’ın

‘kaçakçılık ve rüşvet almak’ suçlarından, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 4

numaralı Askeri Mahkemesinin 11.1.1984 gün ve 1984/8 sayılı gerekçeli hükmü ile

14 yıl, 18 ay, 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ordudan tardına

karar verildiği, kararın Askeri Yargıtay tarafından bozulduğu ve tekrar

yargılanmasına devam edildiği, ancak bu suçlarından 24.6.1981 ile 14.9.1981

tarihleri arasında gözaltında tutulduğu, 14.9.1981 ile 17.6.1985 tarihleri

arasında tutuklu kaldığı, 28.2.1982 tarihinde açığa alındığı ve açık hali devam

ederken Yüksek Askeri Şura’nın 02.08.1986 gün ve 3 sayılı kararı ile TSK’dan

ilişiğinin kesildiği, bilahare yargılamada gelinen aşamada davacılar murisi

hakkında müsnet suçlardan dolayı zamanaşımı nedeniyle

kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ise de yargılamaya konu

suçların vasıf ve mahiyeti ile mevcut delil durumu ve gerçekleşen eylemler

dikkate alındığında, davacıların 928 Sayılı TSK Personel Kanunu’nun geçici

32’nci madde hükümlerinden yararlandırılmasının hukuken mümkün olmadığı

değerlendirilerek, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.”

11. Kararın tebliğinden itibaren

süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunulmuş, karar düzeltme talebi

hakkında henüz karar verilmeden 28/11/2012 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır. Yapılan bu başvuru başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle 4/4/2013 tarihinde kabul edilemez bulunmuştur.

12. Karar düzeltme talebi

hakkındaki istem, aynı Dairenin 12/2/2013 tarihli

E.2013/154, K.2013/182 sayılı kararı ile reddedilmiş; anılan ilam başvuruculara

25/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucular, aynı konuya

ilişkin olarak yine 19/3/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili

Hukuk

14. 926 sayılı Kanun’un geçici

32. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar,

yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile

Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak

sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli

Savunma Bakanlığına başvururlar.

Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en

geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece

gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde

komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve

kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden

ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en

geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir.

…

Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer

altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

19/3/2013 tarihli ve 2013/2008 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

16. Başvurucular, 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmaları için aranan şartın

mevzuatta açık olduğunu, Bakan aracılığıyla idareye tanınan yetkinin sadece

ilişiğin kesilmesine esas işlemin yargı denetimine kapalı olup olmadığına dair

olduğunu, bunun dışında mevzuatta bir şart aranmadığını, hangi somut bilgi ve

belgeye dayandığı anlaşılamayan, idare tarafından da mahkeme nezdinde

açıklanmayan soyut iddialarla davanın reddedildiğini, görevsiz bir mahkemece

verilen karar dışında hiçbir delil veya gerekçeye dayanılmadığını, zamanaşımı

nedeniyle düşme kararı verilen dosyada isnat edilen fiillerin müteveffa

tarafından işlendiğinin kabulü ve müteveffaya isnat edilen fiillerin vasfı ile

mahiyetine atıfta bulunarak davanın reddedildiğini, Anayasa’nın 15. ve 38.

maddelerinde düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ile masumiyet karinesi

ilkesinin ve Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

17. Başvurucular 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlanma talebiyle açtıkları davanın

reddedildiğini, bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüşlerdir.

18. Bakanlık görüşünde, ilke

olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların

kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas

yönünden adil olup olmamasının bireysel başvuru incelemesine konu olamayacağı,

bunun istisnasının ise derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olması gerektiği, adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi

için mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye

alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası veya açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunulmuş olması

gerektiği belirtilerek yargılamanın adil olup olmadığına ilişkin değerlendirme

yapılırken bu hususların dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

19. Başvurucular cevap

dilekçesinde, mahkeme kararında yer alan ifadelerin bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik olarak kabul edilmesi gerektiğini

belirterek başvuru konusu olayda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

tekrarlamışlardır.

20. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma hakkının” kapsamı

Anayasa’da açık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

21. Anılan kurallar uyarınca

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının,

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi, bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

22. Adil yargılanma hakkı,

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını

sunamadığı, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece

mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme

kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik,

ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da

belge sunmuş olması gerekir (Nadi Karakoç, B.

No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

23. Bireysel başvuru yolunda

derece mahkemelerinin gerekçelerinin niteliği; ancak açık keyfîlik

veya takdir hatası oluşturduğu ya da makul ve ikna edici açıklamalar içeren bir

gerekçe gösterilmediği, iddia olunan eylem ile hüküm arasında "uygun

illiyet bağı" kurulmadığı durumlarda denetlenebilir. Derece mahkemesi

kararlarının adalet gereksinimini giderecek ölçü ve nitelikte yeterli gerekçe

ile açıklanıp açıklanmadığı hususları, adil yargılanma hakkının ihlali

iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesince yapılacak

denetimin kapsamında yer almaktadır.(Sencer

Başat ve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014,

§ 59).

24. Başvuru konusu olayda,

başvurucular, 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlanmak için tek şartın

yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ kararlarıyla TSK’dan ilişiğin

kesilmesi olduğunu, bunun dışında mevzuatta bir şart aranmadığını, hangi somut

bilgi ve belgeye dayandığı anlaşılamayan, idare tarafından da Mahkeme nezdinde

açıklanmayan soyut iddialara dayanılarak davanın reddedildiğini hatta

gerekçesiz ve somut dayanaktan yoksun iddialara dayanılarak karar verildiğini

belirtmiş; AYİM ise (bkz. § 10) yargılamaya konu suçların vasıf ve mahiyeti ile

mevcut delil durumu ve gerçekleşen eylemleri dikkate alıp ilişiğinin

kesilmesini değerlendirerek 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden

yararlandırılmamaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna

varmıştır.

25. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucuların iddiaları incelendiğinde davanın konusunun, başvurucular

murisinin TSK’dan ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin değil, yalnızca 926

sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlanma talebinin reddine ilişkin

işlemin iptaline yönelik olduğu; bu kapsamda iddiaların özünün derece Mahkemesi

tarafından delillerin ve mevzuatın değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında

isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın sonucunun hukuka aykırılık

teşkil ettiğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır (Yümrü Dilek, B. No: 2013/4189, 21/5/2015,

§ 40).

26. Somut olayda başvurucuların,

yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bilgi ya da belge

sunmadıkları, 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesi kapsamından

yararlandırılmamaya ilişkin işleme karşı açtıkları davada iddialarını ileri

sürebildikleri ve karşı tarafın görüşlerinden haberdar olmadıklarına dair

yargılama aşamasında AYİM’e bir itirazda

bulunmadıkları görülmektedir. Ayrıca kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir

bilgi ya da kanıt sunulmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası

veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da

tespit edilmemiştir.

27. Açıklanan nedenlerle

başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.

Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

28. Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı"

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

29. Başvurucuların murisi olan

Sami Özkan’ın 1995 yılında vefat etmesi nedeniyle kabul edilebilirlik kriterleri açısında değerlendirilmesi gereken temel konu,

mirasçıların Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen

masumiyet karinesi ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağıdır.

30. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme ve

buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu

gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla medeni haklara sahip

gerçek ve tüzel kişiler bireysel başvuru yönünden dava ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22, 25/12/2012, § 24).

31. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar"

başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup

anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bu ön koşullar; başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri

sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun

"güncel bir hakkının ihlal edilmesi",

bu ihlalden dolayı kişinin "kişisel

olarak" ve "doğrudan"

etkilenmiş ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin "mağdur" olduğunu ileri sürmüş

olması gerekir (Onur Doğanay, B.

No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

32. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 34. maddesinde yer alan "mağdur" kelimesi ile ihtilaf

konusu eylem ya da ihmalden doğrudan etkilenen kişinin kast edildiğini

belirtmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, § 50).

33. Başvurucuların murisi olan

Sami Özkan hakkında verilen kararın, Askeri Yargıtay tarafından bozulmasından

sonraki süreçte devam eden yargılama sırasında zamanaşımı nedeniyle ceza

dosyası hakkında düşme kararı verilmesi, aynı zamanda başvurucuların 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesi kapsamında yaptıkları başvurunun reddedilmesinin

temel sebebini oluşturmaktadır. Bununla beraber

başvurucuların; 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesi kapsamında başvuruları

kabul edilen kişilere dul ve yetim aylığı bağlanması, emekli ikramiyesi

ödenmesi, emekli ailesi kimlik kartı verilmesi, bu kişilerin sosyal tesislerden

faydalanması gibi ekonomik ve sosyal olarak hak talep edebilme fırsatı

karşısında adil yargılanma hakkı kapsamında ihtilaf konusu olan husustan dolayı

güncel ve kişisel olarak doğrudan etkilendiği söylenebilir. (Nölkenbockhoff/Almanya, B. No: 10300/83, 25/8/1987, § 33)

34. Başvurucular Mahkeme

kararının gerekçesinde, müteveffanın kendisine isnat edilen fiilleri işlediği

şeklinde bir tespit yapıldığını belirtmekte, Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında düzenlenen

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine dair bölümün 6216 sayılı Kanun'un 48.

maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir

kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

35. Masumiyet karinesinin ihlal

edildiği iddiasına ilişkin Bakanlık görüş yazısında "... AYİM başvurucuların 926 sayılı Kanun’un geçici 32.

maddesinden yararlandırılmaması işleminin hukuka aykırı olmadığı sonucuna

varırken, Milli Savunma Bakanlığının bu konuda sahip olduğu takdir yetkisini ve

başvurucu hakkında açılmış olan kamu davasına konu eylemin niteliğini dikkate

almıştır." denilerek masumiyet karinesinin ihlal edildiğine

dair şikâyetin değerlendirilmesinde gözönüne alınacak

kriterler belirtilmiştir.

36. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde

özetle “…AYİM’in

hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan müteveffayı suçu bir ‘mahkeme’ tarafından

tespit edilmeden açıkça suçlu olarak kabul ettiğini, ‘mevcut delil durumu ve

gerçekleşen eylemler’ ifadesiyle

kast edilenin ne olduğunun belli olmadığını” beyan etmişlerdir.

37. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti "asıl" olduğundan

suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat

mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

38. Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir

suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir

ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık

"hakkında suç isnadı olan kişi" statüsünde olmadıkları için masumiyet

karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davasının

herhangi bir nedenle düştüğü, belirli bir süre sonra şarta bağlı olarak

düşeceği veya sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın davanın ertelendiği

durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini kabul etmek

gerekir. Çünkü bu durumlarda henüz verilmiş bir mahkûmiyet hükmü

bulunmamaktadır. (Kürşat Eyol,

§ 27).

39. Ceza ve ceza muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun

farklı kural ve ilkelere tabi disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar

vardır. Buna göre kamu görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra

disiplin sorumluluğunu da gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve

disiplin soruşturması ayrı ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin

isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler dışında ceza mahkemesi hükmü

disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Kürşat Eyol, §

30).

40. Başvurucuların açtığı iptal davasına ilişkin yargılama

sonucunda AYİM tarafından ulaşılan sonucun hukuka uygun olup olmadığı meselesi,

anayasal hak ve özgürlükleri ilgilendirmediği sürece bireysel başvuru

incelemesinin kapsamı dışında kalmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde somut

başvurunun, AYİM kararının gerekçesinde masumiyet karinesine ilişkin anayasal

güvencenin ihlal edilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir

(Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013,

§ 55).

41. Başvuru konusu olan AYİM Birinci Dairesinin 10/12/2013 tarihli ve E.2011/1747, K.2013/1223 sayılı

kararının ilgili kısımları şöyledir: “…yargılamaya

konu suçların vasıf ve mahiyeti ile mevcut delil durumu ve gerçekleşen eylemler

dikkate alındığında, davacıların 928 sayılı TSK Personel Kanunu’nun geçici

32’nci madde hükümlerinden yararlandırılmasının hukuken mümkün olmadığı

değerlendirilerek, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.”

42. Bireysel başvuruya konu olan AYİM

kararı incelendiğinde yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ kararları

ile TSK’dan ilişiği kesilenlerin 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden

yararlandırılmaları için yaptıkları başvuruların kabulünde TSK’dan ilişiğinin

kesilmesine ilişkin olayın değerlendirmesinin yapıldığı, hakkında açılan ceza

davası nedeniyle başvurucular murisinin yaklaşık dört yıl tutuklu kaldığı

tespitine yer verildiği, ceza davası zamanaşımına uğraması sonucu ortadan

kaldırılmış olsa da ceza davasında başvurucular murisinin kaçakçılık ve rüşvet

almak suçunu işlediği hususunda yapılan tespit ile bağlantı kurularak (bkz. §

10), başvurucular murisinin ceza davasına konu olan eylemleri nedeniyle

başvurucuların 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmamasına

ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği

görülmektedir.

43. Başvurucuların durumu değerlendirilirken murisin, Askeri Yargıtayın bozma kararı vermesi aşamasından sonra

zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılan ceza davasına konu eylemler içinde yer

aldığı kabul edilmiş; 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden

yararlandırılmamasına ilişkin işlemin hukuka uygun olduğuna karar verilmiştir.

Bu çerçevede başvuruya konu kararın gerekçesinde yer alan ifadelerden, suçluluğu

ilgili mahkeme kararıyla sabit olmayan ve zamanaşımı nedeniyle hakkında açılan

ceza davası ortadan kaldırılan murisin anılan eylemleri işlediği ve suçlu

olduğu inancının yansıtıldığı görülmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, idarenin söz

konusu işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşırken murisin durumunu ceza

yargılamasından ayrı olarak değerlendirmemiş; aksine Ceza Mahkemesinin

zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının gerekçesine ve murisin

yargılandığı fiilleri işlediği kabulüne dayanarak karar vermiştir. Bu kapsamda

Mahkemenin gerekçesinde kullandığı ifadelerin masumiyet karinesine saygı

ilkesiyle bağdaştığı söylenemez.

44. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde, AYİM kararının gerekçesinde, muris hakkında zamanaşımı nedeniyle

ortadan kaldırılan ceza yargılamasına atıfta bulunulduğu ve suçluluğu mahkeme

kararlarıyla sabit olmayan murisin yargılamaya konu eylemleri işlediği ve suçlu

olduğu inancının karara yansıtıldığı anlaşıldığından, Anayasa’nın 38.

maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

45. Alparslan ALTAN ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe

katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “ Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

47. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, Mahkeme

kararından kaynaklandığından ve yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan 6216 sayılı Kanun’un (2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve

1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Alparslan ALTAN ve Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL

EDİLDİĞİNE Alparslan ALTAN ve Celal Mümtaz AKINCI'nın

karşıoyları ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. İhlal ve ihlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin AYİM Birinci Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE Alparslan ALTAN ve

Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin müştereken

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına OYBİRLİĞİYLE

5/11/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucular, zamanaşımı

nedeniyle düşme kararı verilen dosyada isnat edilen fiillerin müteveffa

tarafından işlendiği kabulüne ve müteveffaya isnat edilen fiillerin vasfı ile

mahiyetine atıfta bulunularak davanın reddedilmesi nedeniyle masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarında (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013 § 26-30; Hasan Kara, B. No: 2013/3170, 18/9/2014 §

47-53; Hüseyin Şahin, Genel Kurul, B.No: 2013/1728,

12/11/2014 § 37-43) da vurgulandığı üzere masumiyet karinesi, kişinin suç

işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti

"asıl" olduğundan

suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat

mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

3. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen

kişiler açısından ise, artık "hakkında

suç isnadı olan kişi" statüsünde olmadıkları için masumiyet

karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davasının

herhangi bir nedenle düştüğü, belirli bir süre sonra şarta bağlı olarak

düşeceği veya sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın davanın ertelendiği

durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini kabul etmek

gerekir. Çünkü bu durumlarda ortada henüz verilmiş bir mahkûmiyet hükmü

bulunmamaktadır.

4. Bu çerçevede, ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda, ceza davasına ilişkin kimi hususlara dayanılması masumiyet

karinesi ile çelişebilir. Buna karşılık, idari uyuşmazlığın çözümüne esas

teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve yargılandığı

suçların vasıf ve mahiyetinden söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal

edilmesi sonucunu doğurmaz.

5. Öte yandan, Ceza Muhakemesi

Hukuku ve Disiplin Hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu

görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu

da gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması

ayrı ayrı yürütülür. Ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi

işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları

açısından doğrudan bağlayıcı değildir.

6. Masumiyet karinesinin ihlal

edilip edilmediği değerlendirilirken, ceza yargılamaları dışında yapılan

yargılamalar bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri,

yargılamayı yapan makamın ilgili kişiyi suçlu sayıp saymadığı ve beraat

kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır.

7. Disiplin gerekleri dikkate

alındığında masumiyet karinesinin disiplin hukukunun uygulanabilmesi için

mutlaka ceza davalarının sonucunun beklenmesini gerektirdiği söylenemez.

Kişinin suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça,

sadece soruşturma açılmış olması dahi disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin

başlatılması veya uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).

8. Başvuru konusu olan AYİM

Birinci Dairesinin 10/12/2013 tarihli ve E.2011/1747,

K.2013/1223 sayılı kararın ilgili kısımları şöyledir: “…yargılamaya konu suçların vasıf ve mahiyeti ile

mevcut delil durumu ve gerçekleşen eylemler dikkate alındığında, davacıların

928 Sayılı TSK Personel Kanunu’nun geçici 32’nci madde hükümlerinden

yararlandırılmasının hukuken mümkün olmadığı değerlendirilerek, dava konusu

işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

9. Görüldüğü üzere AYİM

kararında, uygulanan disiplin işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna

ulaşılırken, ceza davasının sonucundan bağımsız olarak ve diğer nedenlerle

birlikte ortaya çıkan disiplin durumu dikkate alınarak işlem tesis edildiğine

vurgu yapılmaktadır. AYİM kararında yer alan “…yargılamaya

konu suçların vasıf ve mahiyeti ile mevcut delil durumu ve gerçekleşen eylemler

dikkate alındığında…" ifadesi Mahkemenin ceza davasının

sonucuna değil, sadece yargılanmasına neden olan suçun vasıf ve mahiyeti ile

gerçekleşen eylemler karşısında ilgilinin disiplin durumuna atıf yaptığını

göstermektedir. Bu çerçevede gerekçenin bütünü dikkate alındığında Mahkemenin

ulaştığı sonuç bakımından masumiyet karinesine yönelik bir müdahale olmadığı

anlaşılmaktadır. AYİM kararının gerekçesinde, başvurucu hakkında yürütülen ve

ortadan kaldırma kararı ile sonuçlanan yargılamaya değinilmiş, başvurucunun

suçlu olduğunu ifade veya ima eden bir ibareye yer verilmemiştir. Mahkemenin

gerekçesinde, mevcut delil durumuna göre gerçekleşen eylemlerle birlikte

başvurucuya isnad edilen suçun vasıf ve mahiyetini de

dikkate almasının başvurucunun masumiyet karinesine saygı ilkesiyle

bağdaşmadığı söylenemez.

10. Açıklanan nedenlerle, “masumiyet karinesinin ihlal edilmediğine”

karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, çoğunluğun “masumiyet karinesinin ihlal edildiğine” yönelik

görüşüne katılmadık.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucular

:

1. Ayşedudu ÖZKAN

2. Orhan Deniz ÖZKAN

3. Emin ÖZKAN

4. Pelin ÖZKAN

Vekili

:

Av. Yaşar Kadir TÜRKAN

Üye

Alparslan

ALTAN

Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2008, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 38. maddesinin
  16. C. İhlal ve ihlalin
  17. D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. Altan
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2008
Tarih
5 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Elife Berktaş Başvurusu (B. No: 2013/4684)
  • Veysel Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/1830)
  • Ulaş Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2841)
  • Sultan Ulusoy Başvurusu (B. No: 2013/7912)
  • Ulaş Kaya ve Adnan Ataman Başvurusu (B. No: 2013/4128)
  • Hamza Küçük Başvurusu (B. No: 2013/7400)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.