İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Behzet Çakar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16277)

1. Başvuru; tutuklamanın makul süreyi aşması nedeniyle kişi

Başvuru No2014/16277Tarih13 Eylül 2018Okuma33 dk · 6.530 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Behzet Çakar Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2014/16277
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.530 kelime·33 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın makul süreyi aşması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltında avukat yardımından

faydalandırılmama nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının, müdafi

yokluğunda baskı ve zora dayalı verilen ifadelerin mahkûmiyete esas alınması

nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

7. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucu Erdoğan Yakışan Hakkındaki

Soruşturma Süreci

9. Maktul C.E.nin üzerinden çıkan

belgeler neticesinde başvurucu Erdoğan Yakışan 27/2/1994 tarihinde terör örgütü

üyesi olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Başvurucu; kollukta müdafii olmaksızın alınan ifadesinde PKK terör örgütünün

Tatvan ilçesindeki eylem komitesinde yer aldığını, örgüt içinde Salih kod

ismini kullandığını, 24/2/1994 günü Tatvan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)

binasına bomba atılması eylemine katıldığını, yine aynı gün müezzin G.P.nin öldürülmesi eyleminde görev aldığını belirtmiştir.

10. Başvurucu, sorguda ve Cumhuriyet Başsavcılığında alınan

ifadelerinde suçlamaları kabul etmemiştir.

11. Başvurucunun kolluktaki ifadesinde Tatvan'daki evinin

müştemilatında el yapımı bombanın bulunduğunu beyan etmesi üzerine bahse konu

adrese gidilmiştir. Yer gösterme sonucu basınç etkili el yapımı bir bomba

bulunmuştur. Yapılan inceleme sonucunda bombanın bina ve araçları tahrip edecek

güçte olduğu tespit edilmiştir.

12. Başvurucu 17/3/1994 tarihinde tutuklanmış ve 5/4/2007

tarihinde tahliye edilmiştir.

B. Başvurucu Behzet

Çakar Hakkındaki Soruşturma Süreci

13. Terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlar kapsamında

başvurucu Behzet Çakar, terör örgütü üyesi olduğu

şüphesiyle 14/3/1994 tarihinde gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucu; kollukta müdafii

olmaksızın alınan ifadesinde PKK terör örgütünün mensubu olduğunu, PKK terör

örgütü adına örgütlenme, propaganda çalışmaları yapma, bu örgüt adına silahlı

eylem ve faaliyetlerde bulunma amacıyla Tatvan'da komite kurduklarını ve

kendisinin bu komite içinde yer aldığını belirtmiştir. Başvurucu, şüpheli

(başvurucu) Ümit Işık ile birlikte PKK terör örgütü adına Tatvan'da, 7/1/1994

tarihinde Tatvan eski ve yeni PTT binaları arasındaki ve Devlet Demir Yolları

(DDY) Depo Şefliği binasının yanındaki yakıt tanklarının altına zaman ayarlı

bomba yerleştirilmesi olaylarına katıldığını da beyan etmiştir. Aynı ifadede

başvurucu,

i. 12/2/1994 tarihinde Tatvan'daki Millî Gençlik Vakfı binasına

bomba atılması,

ii. 12/2/1994 tarihinde Tatvan'daki MHP binasına zaman ayarlı el

yapımı bomba konulması ve el bombası atılması,

iii. 17/2/1994 tarihinde Anavatan Partisi (ANAP) Tatvan ilçe

binasının giriş kapısına el yapımı zaman ayarlı bomba konulması eylemlerine

katıldığını da belirtmiştir.

15. Başvurucuya anılan olaylarla ilgili olarak avukat yardımı

olmaksızın yer gösterme ve teşhis işlemleri yaptırılmıştır. Başvurucunun

göstermiş olduğu bir yerde yapılan kazı neticesinde 1 adet 9 mm çapında tabanca

ile bu tabancaya ait fişekler ele geçirilmiştir.

16. Başvurucu, sorguda ve Cumhuriyet Başsavcılığındaki

beyanlarında kolluktaki ifadelerini tekrar etmiştir. Başvurucu 28/3/1994

tarihinde tutuklanmış ve 27/2/2003 tarihinde tahliye edilmiştir.

C. Başvurucu Ümit Işık Hakkındaki Soruşturma

Süreci

17. Yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu Ümit Işık terör

örgütü üyesi olduğu şüphesiyle 9/6/1994 tarihinde gözaltına alınmıştır.

Başvurucu; kollukta müdafii olmaksızın alınan

ifadesinde PKK terör örgütünün fikirlerini benimseyip kabul ettiğini, bu

örgütün istihbarat biriminde yer aldığını, örgüt mensupları arasında kuryelik

yaptığını, örgüte ait silah ve patlayıcı maddelerin taşınmasında görev aldığını

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca;

i. 7/1/1994 tarhinde Tatvan eski ve

yeni PTT binaları arasındaki yakıt tankının altına bomba yerleştirilmesi,

ii. 8/1/1994 tarihinde Tatvan DDY Depo Şefliği binasının

yanındaki yakıt tankının altına zaman ayarlı bomba yerleştirilmesi,

iii. 18/2/1994 tarihinde Tatvan DDY bekleme salonuna zaman

ayarlı bomba konulması,

iv. 24/2/1994 tarihinde 20.15 sıralarında Tatvan Cumhuriyet

Caddesi No: 76 adresinde faaliyet gösteren MHP'nin binasına bomba atılması,

v. 27/2/1994 tarihinde Tatvan Bahçelievler Mahallesi Pompalar

mevkiinde güvenlik kuvvetleri ile silahlı çatışmaya girilmesi eylemlerine

katıldığını ifade etmiştir. Başvurucuya anılan olaylarla ilgili olarak avukat

yardımı olmaksızın yer gösterme ve teşhis işlemleri yaptırılmıştır.

18. Başvurucu; Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde sonradan

terör örgütü mensubu olduğunu öğrendiği Edip isimli şahsın baskısı sonucu Refah

Partisi binasına bomba konulması eylemine katıldığını, bunun dışında herhangi

bir eyleme katılmadığını ve kolluktaki beyanlarını kabul etmediği belirtmiştir.

Başvurucu, sorguda Cumhuriyet Başsavcılığındaki beyanlarını da kabul etmemiş;

suçlamaları reddetmiştir.

19. Başvurucu 5/7/1994 tarihinde tutuklanmış ve 16/12/2004

tarihinde tahliye edilmiştir.

D. Yargılama Süreçleri

20. Başvurucular, Cumhuriyet Başsavcılığında ve sorguda da

müdafi yardımından yararlanmamışlardır. Kolluk tarafından yapılan ifade alma,

yer gösterme ve yüzleştirme işlemlerinde başvuruculara haklarının

hatırlatıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.

21. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet

Başsavcılığının 28/3/1994, 8/4/1994 ve 15/7/1994 tarihli iddianameleriyle,

atılı suçtan başvurucular hakkında kamu davaları açılmıştır. Başvurucular;

yargılama sırasında müdafi yardımından yararlanmış, suçlamaları reddetmiş ve

önceki ifadelerini kabul etmemiştir.

22. Diyarbakır 3 No.lu DGM'nin 18/6/1998 tarihli kararıyla

başvurucu Erdoğan Yakışan müebbet ağır hapis, başvurucu Behzet

Çakar ise 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmışlardır. Anılan

kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 8/3/1999 tarihinde, sanıkların

eylemine iştirak ettiği iddia olunan başvurucu Ümit Işık hakkında dava açılıp

açılmadığının araştırılarak gerektiğinde birleştirilmesi, mümkün olmadığı

takdirde ifadelerinden ve ilgili belgelerin onaylı suretlerinin getirtilip

delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına

karar vermiştir.

23. Bozma üzerine üç başvurucu hakkındaki dosyalar

birleştirilmiş ve yapılan yargılama sonunda Diyarbakır 3 No.lu DGM 19/10/2000

tarihli kararıyla başvuruculardan Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık'ın müebbet ağır

hapis, Behzet Çakar'ın ise 12 yıl 6 ay ağır hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

24. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi

13/6/2001 tarihli kararıyla sanıklardan Ümit Işık'ın olay tarihinde ceza

ehliyetini kısmen veya tamamen kaldıran bir hastalığının bulunup bulunmadığının

araştırılarak sonuca göre hukuki durumunun tayin ve tespitinde zorunluluk

bulunduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

25. Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 6.

Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) 16/2/2012 tarihli kararla

başvuruculardan Erdoğan Yakışan ve Ümit Işık'ın müebbet hapis, Behzet Çakar'ın ise hapis ve adli para cezalarıyla

cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

...

Sanık Erdoğan YAKIŞAN'a isnat edilen eylemlerin nitelendirilmesine

ilişkin kabulümüz:

İddia, sanıkların savunmaları, eylem

evrakları, olay yeri inceleme ve zapt etme tutanağı, ölü muayene ve otopsi

zaptı, adli raporlar, olay tutanakları, tanık ifadeleri, yer gösterme ve zapt

etme tutanakları, yakalama tutanağı, ekspertiz raporları, adli tıp kurumu

raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:

Sanık Erdoğan YAKIŞAN kolluk ifadesinde

iddianamede kendisine isnat edilen suçlamaları kabul ettiği halde, sonraki

aşamalarda bu beyanlarını reddetmiştir. Ancak, sanığın ikrara dayalı kolluk

ifadesinde, örgütsel faaliyetleri, örgütsel faaliyetler kapsamında yapılan

eylemlerin gerçekleştirilme şekli, zamanı, eylemlerin yeri, eylemlere katılan

kişiler ve eylemlerde kullanılan silahları ayrıntılı bir şekilde samimi olarak

anlattığı, dosyada bulunan eylem evrakları, ev arama tutanağı, expertiz raporu, yer gösterme tutanakları, yüzleştirme

tutanağı, eylemlerde adı geçen diğer sanıklar ile tanık beyanlarının, sanığın

bu beyanlarını tamamen doğrular mahiyette olduğu, diğer sanıklar ve tanıklar

ile sanık Erdoğan YAKIŞAN arasında suç isnat etmelerini gerektirecek herhangi

bir husumet olmaması göz önüne alındığında; sanık Erdoğan YAKIŞAN'ın

savunmalarına itibar edilemeyeceği,

Silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılan

sanık Erdoğan YAKIŞAN'ın, örgütün faaliyeti

çerçevesinde kamu binalarına, siyasi parti temsilciliği binalarına bomba

konulması ve patlatılması, güvenlik güçleri ile girişilen çatışmada bir polis

memurunun yaralanması, İbadullah Cami İmamı Gıyasettin Barlak'ın

öldürülmesi şeklinde gerçekleşen eylem ve faaliyetlerinin 765 Sayılı Türk Ceza

Kanununun 125. maddesinde belirtilen amaç suça yönelik vehamet

arzeden eylemler olduğu,

...

Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;

sanığın, nihai amacı Devletin birliğini bozmak ve Devlet idaresinden ayırmak

olan PKK-KONGRA/GEL terör örgütünün faaliyetleri kapsamında kalır şekilde

24/02/1994 tarihinde İbadullah Camii Müezzini G.P.nin

öldürülmesi olayına katıldığı, sanığın Suriye uyruklu Edip kod adlı örgüt

mensubunun emir ve talimatları altında örgütsel faaliyette bulunduğu, sanığın

bu eylemleri sırasında "Salih" Kod adını kullandığı, PKK'nın Tatvan

Milis örgütlenmesi eylem komitesinde yer aldığı, 24/02/1994 tarihinde MHP ilçe

binasına bomba atılması, 07/01/1994 tarihinde PTT binasındaki motorin tankına

saatli bomba bırakılarak maddi hasar meydana getirilmesi olaylarına katıldığı

anlaşılmıştır. Böylece; sanığın, Devletin birliğini bozmak ve Devletin

hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya

matuf fiil işlemek suçundan, eylemine uyan ve lehine hükümler içeren 765 Sayılı

Türk Ceza Kanununun 125. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermek

gerekmiştir.

Sanığın; geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden

sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği

üzerindeki olası etkileri göz önüne alınarak, sanığa verilen cezadan, 765

Sayılı Türk Ceza Kanununun 59. maddesi (5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 62.

maddesi) gereğince; indirim yapılmasına ve sanığın;

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine müebbet hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Sanık Behzet

ÇAKAR'a isnat edilen eylemlerin nitelendirilmesine

ilişkin kabulümüz:

İddia, sanıkların savunmaları, eylem

evrakları, olay yeri inceleme ve zapt etme tutanağı, ölü muayene ve otopsi

zaptı, adli raporlar, olay tutanakları, tanık ifadeleri, yer gösterme ve zapt

etme tutanakları, yakalama tutanağı, ekspertiz raporları, adli tıp kurumu

raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:

Sanık Behzet ÇAKAR

kolluk, savcılık ve sorgu hakimliği ifadelerinde iddianamede kendisine isnat

edilen suçlamaları kabul ettiği halde, kovuşturma aşamasında bu beyanlarını

reddetmiştir. Ancak, sanığın ikrara dayalı kolluk, savcılık ve sorgu hakimliği

ifadelerinde, örgütsel faaliyetleri, örgütsel faaliyetler kapsamında yapılan

eylemlerin gerçekleştirilme şekli, zamanı, eylemlerin yeri, eylemlere katılan

kişiler ve eylemlerde kullanılan silahları ayrıntılı bir şekilde samimi olarak

anlattığı, dosyada bulunan eylem evrakları, ev arama tutanağı, expertiz raporu, yer gösterme tutanakları, yüzleştirme

tutanağı, eylemlerde adı geçen diğer sanıklar ile tanık beyanlarının, sanığın

bu beyanlarını tamamen doğrular mahiyette olduğu, diğer sanıklar ve tanıklar

ile sanık Behzet ÇAKAR arasında suç isnat etmelerini

gerektirecek herhangi bir husumet olmaması göz önüne alındığında; sanık Behzet ÇAKAR'ın savunmalarına

itibar edilemeyeceği,

...

Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;

sanığın, nihai amacı Devletin birliğini bozmak ve Devlet idaresinden ayırmak

olan PKK-KONGRA/GEL terör örgütünün faaliyetleri kapsamında kalır şekilde

07/01/1994'te Tatvan Belediye binasındaki motorin tankına bomba konulması,

08/01/1994'te Tatvan DDY'nın depo şeklindeki yakıt

tankına bomba konulması, 12/02/1994'te Milli Gençlik Vakfı binasına bomba

konulması, aynı tarihte MHP binasına bomba atılması, 17/02/1994 tarihinde

Anavatan parti binasına bomba atılması eylemlerine katıldığı, 27/02/1994'te

Tatvan'da öldürülen Garzan Edip kod adlı örgüt militanına yardım ve yataklıkta

bulunduğu, eylemlerde kullanılacak silah ve mühimmatları evinde sakladığı

anlaşılmıştır. Böylece; sanığın, Devletin birliğini bozmak ve Devletin

hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya

matuf fiil işlemek suçundan, eylemine uyan ve lehine hükümler içeren 765 Sayılı

Türk Ceza Kanununun 125. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermek

gerekmiştir.

İçişleri Bakanlığı tarafından sanığın

pişmanlık yasasından faydalanmasının uygun olmadığına dair bildirilen görüşe

göre; sanığın, güvenlik güçlerine, örgütün suç işleyişinin önlenmesi,

dağıtılması, çökertilmesi bağlamında faydalı bilgi ve belge vermediği,

operasyonlara katılmadığı anlaşıldığından; sanık Behzet

ÇAKAR'ın 4959 Sayılı Pişmanlık Yasandan

faydalandırılmayacağı kanaatine varılmıştır.

...

Sanık Ümit IŞIK'a isnat edilen eylemlerin nitelendirilmesine ilişkin

kabulümüz:

İddia, sanıkların savunmaları, eylem

evrakları, olay yeri inceleme ve zapt etme tutanağı, ölü muayene ve otopsi

zaptı, adli raporlar, olay tutanakları, tanık ifadeleri, yer gösterme ve zapt

etme tutanakları, yakalama tutanağı, ekspertiz raporları, adli tıp kurumu

raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde:

Sanık Ümit IŞIK; kollukta alınan ifadesinde,

üzerine suçlamaları ayrıntılı bir şekilde anlatmış, Cumhuriyet Savcısı

huzurunda alınan ifadesinde ise, Brüsk Kod C. E.yi babasının arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını ve onun

yanındaki bir şahsın zorlamasıyla MGV binasına bomba yerleştirilmesi eylemine

katıldığını ikrar etmiştir. Sanık sorgu hakimliğindeki ifadesinde de; eylemlere

katılmadığını ancak zorlama neticesi bu eylemler sırasında havaya ateş

etmesinin istendiğini fakat bu isteği de yerine getirmediğini belirtmiştir.

Sanık kovuşturma aşamasında kolluk aşamasındaki ifadelerini reddederek,

savcılık ve sorgu hakimliğindeki beyanlarına itibar edilmesini istemiştir.

Sanığın üzerine isnat olunan eylemlere

katılmadığını ve suçsuz olduğunu aşamalarda savunmuş ise de, sanık Erdoğan

YAKIŞAN tarafından yapılan yer göstermelerinde isminin geçtiği ve ayrıca H.B.

isimli sanığın savcılık ifadesinde, bir akşam evlerine Erdoğan YAKIŞAN, A.O. ve

Ü.I.nın gelerek bir torba getirdiklerini torbanın

içerisinde silah olduğunu gördüğünü, sanık Erdoğan ve arkadaşlarının PTT

binasına bomba konulması, DDY ve MHP ilçe binasına bomba konulması eylemlerini

yaptıklarını duyduğunu söylediği görülmüştür.

...

Sanığın örgüt içerisinde "Agit" kod adını kullandığı, PKK terör örgütü içinde

yer aldığı, örgüt adına Tatvan ilçe merkezinde milis teşkilatı kurduğu, ilçe

içerisinde silahlı eylem ve faaliyetlerde bulunduğu ve bu kapsamda olarak

sanığın; 07/01/1994'te Tatvan Belediye binasındaki motorin tankına bomba

konulması, 08/01/1994'te Tatvan DDY'nın depo şeklindeki

yakıt tankına bomba konulması, 24/02/1994'te MHP binasına bomba konulması,

18/02/1994 tarihinde DDY Bekleme Salonuna bomba konulması, 27/02/1994 tarihinde

bir polis memurunun yaralandığı çatışmaya katıldığı anlaşılmıştır. Sanığın

ikrara dayalı kolluk ifadesinde, örgütsel faaliyetleri, örgütsel faaliyetler

kapsamında yapılan eylemlerin gerçekleştirilme şekli, zamanı, eylemlerin yeri,

eylemlere katılan kişiler ve eylemlerde kullanılan silahları ayrıntılı bir

şekilde samimi olarak anlattığı, dosyada bulunan eylem evrakları, ev arama

tutanağı, expertiz raporu, yer gösterme tutanakları,

yüzleştirme tutanağı, eylemlerde adı geçen diğer sanıklar ile tanık

beyanlarının, sanığın bu beyanlarını tamamen doğrular mahiyette olduğu, diğer

sanıklar ve tanıklar ile sanık Ümit IŞIK arasında suç isnat etmelerini

gerektirecek herhangi bir husumet olmaması göz önüne alındığında; sanık Ümit IŞIK'ın savunmalarına itibar edilemeyeceği,

Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;

sanığın, nihai amacı Devletin birliğini bozmak ve Devlet idaresinden ayırmak

olan PKK-KONGRA/GEL terör örgütünün faaliyetleri kapsamında kalır şekilde

07/01/1994'te Tatvan Belediye binasındaki motorin tankına bomba konulması,

08/01/1994'te Tatvan DDY'nın depo şeklindeki yakıt

tankına bomba konulması, 24/02/1994'te MHP binasına bomba konulması, 18/02/1994

tarihinde DDY Bekleme Salonuna bomba konulması, 27/02/1994 tarihinde bir polis

memurunun yaralandığı çatışmaya katıldığı anlaşılmıştır. Böylece; sanığın,

Devletin birliğini bozmak ve Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan

bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf fiil işlemek suçundan, eylemine

uyan ve lehine hükümler içeren 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 125. maddesi

gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir."

26. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 27/5/2014

tarihinde onanmıştır.

27. Başvurucular 2/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. Başvurucuların mahkûmiyetine konu suç 1/2/1926 tarihli ve

765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenmiştir.

29. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412

sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi şöyledir:

“Zabıta

amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim

tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:

1. İfade verenin veya sorguya çekilenin

kimliği tesbit edilir. İfade veren veya sorguya

çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır.

2. Kendisine isnat edilen

suç anlatılır.

3. Müdafi tayin hakkının

bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin

edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek

kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı

bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu

söylenir.

5. Şüpheden kurtulması

için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi

aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları

ileri sürmek imkânı verilir.

6. İfade verenin veya

sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir

tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya

sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya

sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade

veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya

sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu

işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin

ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve

imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer

alır.”

30. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi

varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak

sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet

Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak

üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,

yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında

olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

31. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi

halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya

sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya

dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi

tayin edilir.”

32. 1412 sayılı mülga Kanun’un 144. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve

konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin

müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.”

33. Başvurucuların gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte

bulunan 16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:

“Devlet

Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan

şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için

zorunlu süre hariç en geç kırksekiz saat içinde hakim

önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki

suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya

fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin

dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Soruşturma bu sürede

sonuçlandırılmazsa Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararı ile süre yedi

güne kadar uzatılabilir.

Anayasanın 120 nci

maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya

tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada yedi gün olarak belirlenen süre

Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla on güne kadar uzatılabilir.

Tutuklu

bulunan sanık, müdafii ile her zaman görüşebilir.

Hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına karar verildikten sonra

gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır.”

34. Başvurucuların gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte olan

18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Bu

Kanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20 ve 22 nci

madde hükümleri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda

uygulanmaz. Bunlar hakkında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu

değişiklikten önce yürürlükte olan eski hükümleri değiştirilmeden önceki

halleriyle uygulanır.”

35. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Müdafi

hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli

veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

''1. Herkes davasının, …

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek

olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve

kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;''

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunan

kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini

bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin

etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse

resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç

isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,

25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir

şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma

ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).

38. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının

şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen

delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,

§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma

evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek

hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın

dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,

19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin

verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da

gözönünde bulundurulmalıdır (Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya

[GK], B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 87).

39. İlke olarak şüpheliye, gözaltına alındığı ya da tutuklandığı

andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır

(Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan; kolluk

tarafından ifade alınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma

hakkının geçerli bir nedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut

olay açısından yargılamanın bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil

yargılanmaya engel olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade

etmiştir (John Murray/Birleşik Krallık [BD], B. No:

18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık,B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).

40. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne de

ruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma

hakkından vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:

4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi

yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her

türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığının

gerektirdiği asgari garantileri içermesi gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).

41. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen

ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007,

§§ 55, 56).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 13/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

43. Başvurucular, genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediğini, bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânından

yararlandırılmadıkları sırada imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen ifadelere

dayanılarak mahkûmiyetlerine karar verildiğini belirterek müdafi yardımından

yararlanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesine

karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.

2. Değerlendirme

44. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafi

yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

46. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına

alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini

sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe

ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş

ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69).

47. Savunma hakkının sağladığı güvenceler, esasen adil

yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesinin

gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olması

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Anılan hükümde,

herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle savunma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin cezalandırılması,

Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine de uygun

değildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adil

olduğundan söz edilemez(Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 70).

48. Müdafi, şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savunmasını

yapan avukat olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli veya sanığın müdafii

aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerde

görev yapan müdafi, ihtiyari müdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya

sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu

müdafidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2011/10-182, K.2011/204, 11/1/2011).

49. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli

değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen

meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması

da gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatların

teknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır.

Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen meşru vasıta ve

yollardan en önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle

müdafi yardımından yararlanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru vasıta ve yollar" kavramının kapsamındadır. Bu itibarla

müdafi yardımından yararlanmanın adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine

dâhil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla suç

isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).

50. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. NitekimSözleşme'nin6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c)

bendinde; bir suç ile itham edilen herkesin kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından

yararlanması, eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve

adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın

yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmesi hakkı düzenlenmiştir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 73).

51. Savunmanın iddia makamı karşısında dezavantajlı konuma

düşmemesi için şüpheli ve sanığın kendisini bireysel

olarak (bizzat) savunabilmesinin yanı sıra müdafi yardımından yararlandırılması

da gerekebilir. Suç isnadı altındaki kişinin müdafi yardımına olan ihtiyacı; delillere

ulaşma bakımından yaşanan güçlüklerin aşılması, hukuki bilgi eksikliği veya

içinde bulunulan psikolojik durumdan kaynaklanabilir. Bu kapsamda savunma

hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından

yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesinin de

gereğidir. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma

hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği

ilkesine işlerlik kazandırmaktadır (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 74).

52. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bakımından başka bir önemi, suç

isnadı altında olan kişinin bu haktan yararlandırılması yönünden devletin

pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul edilmesidir. Anayasa'nın 36. maddesine

göre suç isnadı altında bulunan kişinin ekonomik durumunun elverişli olmaması

veya ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gerekli görülmesi

hâlinde resen atanacak bir müdafinin yardımından yararlandırılması da gerekir.

Dava konusunun karmaşıklığı ve isnadın ağırlığıyla bağlantılı olarak suçlamanın

ciddiliği değerlendirilerek ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi

için suç isnadı altındaki kişiye müdafi atanması gerekebilir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 75).

53. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk

kez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından

ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini

suçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkının

etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamada

elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız

bir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli, ancak bir müdafinin

hukuki yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§

118, 135; Sami Özbil,

B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).

54. Müdafi yardımından yararlanma hakkı bakımından önemli olan,

yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından

etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 78).

55. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.

Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece

önemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki

kişinin müdafi hazır bulunmadığı hâlde kendini suçlayıcı beyanlarda bulunup

bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı, susmasından

mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir

baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir ceza

davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç

isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen

delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi

sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması

durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş sayılacaktır.

Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında

verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemecebu

husus irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksiklikliğidir (Yusuf

Karakuş ve diğerleri, § 79).

56. Bireysel başvuru incelemelerinde, ölçü norm Anayasa'dır;

kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı olarak

avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygun olduğu

anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.

maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü

içinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa

Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev

alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasının

mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48)

ancak müdafi yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal

kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145, Sami Özbil, §§

56-76; Aynur Avyüzen,

B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli

Özdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

57. Somut olayda başvurucular gözaltında tutulduğu sırada devlet

güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi

yardımından yararlanmaları ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır.

3842 sayılı Kanun’a eklenen 31. maddeyle gözaltında bulundurmaya ve müdafi

yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlik

mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında

değişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme

bağlanmıştır. Başvurucuların gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan mevzuat,

gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucuların

belirtilen şartlarda 14 ile 29 gün arasında gözaltında tutulduğu görülmektedir.

58. Başvuruculara isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere

ilişkin değerlendirmede kendileri ve diğer sanıkların gözaltında müdafi

olmaksızın elde edilen beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir.

Somut olayda başvuruculara isnat edilen birçok eylem bulunmaktadır.

Başvurucular gözaltına alınmış ve tutuklandıkları tarihe kadar gözaltında

tutulmuşlardır. Başvurucular, müdafi olmadan kollukta verdikleri ifadelerinde

isnat edilen suçları nasıl ve kimlerle birlikte işlediklerine dair beyanda

bulunmuşlardır. Başvurucular Cumhuriyet Başsavcılığında ve sorguda da müdafi

yardımından yararlanmamıştır. Başvuruculara kolluk tarafından yer gösterme ile

yüzleştirme işlemleri de yaptırılmıştır. Başvurucular, bu işlemler esnasında da

üzerine atılı eylemlere dair ifade vermiş; müdafi yardımından

faydalandırılmamıştır. Öte yandan kolluk tarafından yapılan ifade alma, yer

gösterme ve yüzleştirme işlemlerinde başvuruculara haklarının hatırlatıldığına

dair bir ibare de bulunmamaktadır.

59. Başvurucuların mahkȗmiyetine

hükmedilirken C.T., D.B. veH.Ç isimli kişilerin

beyanlarına da dayanıldığı fakat bu ifadelerin de o dönemde kollukta verilen

ifadeler olduğu görülmektedir. Başvuruculardan Behzet

Çakar ile yüzleştirilen A.A., M.B. ve A.A.nın

beyanlarına da İfadeli Yüzleştirme Tutanağı'nda yer

verilmiştir. Anılan tutanak tanzim edilirken beyanda bulunanlara hakları

hatırlatılmamış, avukat yardımı sağlanmamıştır. Mahkeme kararında, bu kişilerin

müdafi yardımından faydalanıp faydalanmadıklarına veya yargılama aşamasında bu

ifadelerini kabul edip etmediklerine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer

verilmemiştir.

60. Başvurucuların diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınan

ve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılan eylemleri

gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyetlerine karar verildiği,

gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt

olarak kullanıldığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımı ve yargılama

usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucuların savunma

hakkına verilen zararı gideremediği anlaşılmaktadır.

61. Sonradan (yargılama devam ettiği sırada) yürürlüğe giren 5271

sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayan müdafi

yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma aşamasında

savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece bu husus

gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi

edilememiştir. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmaması ve bu sırada elde

edilen ifadelerin mahkûmiyet kararına esas alınması müdafi yardımından

yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlali sonucunu doğurmuştur.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi

yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucular, makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

64. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).

65. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35,36).

66. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucular, tutukluluklarının makul süreyi aştığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18). Somut olayın başvurucuların 27/2/2003, 16/2/2004 ve 5/4/2007

tarihlerinde tahliye olmalarıyla son bulduğu anlaşılmıştır.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

71. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

1. Genel İlkeler

72. 6216 saylı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına

göre esas inceleme kapsamında, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde,

gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili

temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında “ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının

belirlenmesi”, diğer bir ifadeyle “ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedil[mesi]” de gerekir.

73. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanması zorunludur.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir.

74. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin veya yargısal makamların ya da yasama organının yerine

geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Şahin Alpay (2)

[GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).

75. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.

76. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir.

77. Kanun 50. maddesiyle işaret edilen yeniden yargılama kavramı, ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın

yenilenmesi kurumundan belli yönlerden farklılık taşımaktadır.

Kuşkusuz ki Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılamaya hükmettiği durumlarda da

derece mahkemesi kesin hükme bağlanmış bir yargılamayı yeniden ele almaktadır.

Bu yönüyle ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi

müessesesi ile Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilmesi arasında

bir farklılık bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin

giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili

usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

derece mahkemesinin yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve

önceki kararın kaldırılması hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmak yükümlülüğündedir.

78. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapar. Bu çerçevede

ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir işlemden veya

yerine getirilmeyen yöntemsel bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usule

ilişkin işlemin hak ihlaline yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç

yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık ilgili idari

işlem veya uygulamanın kendisinin veya derece mahkemesi kararının sonucunun hak

ihlaline yol açtığı Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmişse bu takdirde

derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan dosya

üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarını

ortadan kaldırması gerekebilir.

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

79. Başvurucular ayrı ayrı 300.000 TL maddi, 300.000 TL manevi

manevi tazminat talep etmiştir.

80. Anayasa Mahkemesi başvurucuların müdafi yardımından

yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin Mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

81. Bu durumda müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna

göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ikinci

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan

mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK

250. madde ile görevli) yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

82. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından diğer tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı

olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkıyla

bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Diyarbakır

6. Ağır Ceza Mahkemesinin (E.2006/294, K.2013/8) yerine bakan Mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Başvurucular hakkında gözaltı ve tutuklama işlemlerinin

yürütüldüğü, kollukta ifade alma işlemlerinin cereyan ettiği tarihte (1994

yılında) 1412 Sayılı Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun müdafi tayini ile ilgili

135, 136, 138 ve 144 üncü maddelerinin 2845 Sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin

Kuruluş Ve Yargılama Usulülleri Hakkındaki Kanun

kapsamındaki suçlar yönünden uygulanmayacağı 18.11.1992 tarih ve 3842 Sayılı

“Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu İle Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun Bazı

Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 31 nci maddesinin birinci fıkrası ile hüküm altına

alındığından, o tarih itibariyle başvurucuların gözaltında ve kolluk ifadesi

sırasında müdafi yardımından yararlandırılmamalarında mevcut mevzuat açısından

bir hukuka aykırılık olmadığı, yargılamanın devam ettiği aşamada yürürlüğe

giren 4.12.2004 tarih ve 5271 sayılı Kanun 148 nci

maddesinin (4) ncü fıkrasının geçmişe teşmilinin

mümkün olmadığı ve o zamanki mevzuata uygun şekilde cereyan eden adli

işlemlerin ihyasına imkân tanımayacağı, derece mahkemesince verilen ve onanan

mahkûmiyet hükmünün sadece kolluktaki sanık ifadelerine dayalı olmayıp, tüm

dosya kapsamının birlikte değerlendirilip tek tek gösterilen diğer delil ve

olgulara dayandırıldığı, dolayısiyle hakkaniyete

aykırı bir yargılamanın varlığından söz edilemeyeceği ve adil yargılanma

hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki

kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucular

:

1. Behzet ÇAKAR

2. Erdoğan

YAKIŞAN

3. Ümit IŞIK Vekili : Av. Muhammed Neşet GİRASUN Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/16277, 13 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucu Erdoğan Yakışan Hakkındaki
  7. B. Başvurucu Behzet
  8. C. Başvurucu Ümit Işık Hakkındaki Soruşturma
  9. D. Yargılama Süreçleri
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Müdafi Yardımından
  15. B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli
  16. B. Makul Sürede
  17. C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  18. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  19. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkıyla
  21. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Karşı Oy Gerekçesi
  24. Özgüldür
  25. Yıldırım
  26. Yakışan
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/16277
Tarih
13 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Aydın Başvurusu (B. No: 2015/9267)
  • Hüseyin Karaca Başvurusu (B. No: 2015/6160)
  • Süleyman Araç Başvurusu (B. No: 2015/7985)
  • Hatice Bolat Başvurusu (B. No: 2014/13335)
  • Ali Rıza Akarsu Başvurusu (B. No: 2015/6999)
  • Rıza Doğan Başvurusu (B. No: 2015/5099)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.