İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Berat Ağardan Başvurusu (B. No: 2014/11076)

1. Başvuru; başvurucunun babasının, tedavi gördüğü Devlet

Başvuru No2014/11076Tarih27 Ekim 2016Okuma13 dk · 2.688 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Berat Ağardan Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/11076
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.688 kelime·13 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucunun babasının, tedavi gördüğü Devlet

Hastanesinde yaşamını yitirmesi üzerine sorumlular hakkında Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/7/2014 tarihinde Ermenek Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle, Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun babası olan Hasan Çatıktaş

2/10/2011 tarihinde Ermenek ilçesinde ağaçtan düşerek yaralanması nedeniyle

önce Ermenek Devlet Hastanesine kaldırılmış, ileri tetkik ve tedavisinin

yapılabilmesi için buradan sevk edildiği Karaman Devlet Hastanesinde (Devlet

Hastanesi) 3/10/2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

6. Başvurucu, babasının hatalı tıbbi müdahale sonucu yaşamını

yitirdiği iddiasıyla Karaman Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) 4/11/2011 tarihinde müracaat ederek sorumluların cezalandırılması

talebiyle şikâyetçi olmuştur.

7. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından taksirle ölüme neden olma

ve görevi ihmal suçlarından yapılan soruşturma sonucunda, Devlet Hastanesinde

doktor ve hemşire olarak görev yapan şüpheliler hakkında 26/3/2014 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"...Soruşturma kapsamında şüphelilerin

müştekiye yönelik uyguladıkları müdahalede tıbbi gerekliliklere uygun davranıp

davranmadıkları, kusur ve ihmallerinin bulunup bulunmadığı, müteveffanın

ölümüne etki edip etmedikleri hususlarında hazırlanan bilirkişi raporunda ve

İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulundan alınan heyet

raporunda, müteveffanın Karaman Devlet Hastanesinde muayene takip ve tedavisine

katılan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin atfı kabil kusurunun

bulunmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Tüm soruşturma kapsamında toplanan

deliller ışığında şüpheliler hakkında müsnet suçları

işlediklerine dair müşteki iddiası dışında kamu davası açılması için yeterli

şüphe oluşturacak delil bulunmadığından kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına

(karar verilmiştir)"

8. Başvurucunun bu karara itirazı, Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin

9/5/2014 tarihli ve 2014/362 Değişik İş sayılı kararı ile kesin olarak

reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"...Dosyanın incelenmesinde; müteveffa

Hasan Çatıkkaş'ın 02/10/2011 tarihinde Karaman ili

Ermenek ilçesinde ceviz toplarken ağaçtan düşmesi sonucu gerekli tedavinin

yapılabilmesi için Ermenek Devlet Hastanesinden Karaman Devlet Hastanesine

sevkinin yapıldığı, burada müteveffanın tedaviye yanıt vermeyerek yüksekten

düşme ile husulü mümkün beyin ödemi, iç organ hasarı ve yelken göğse bağlı

solunum yetmezliğinin müşterek etkisi neticesinde vefat ettiği, ilgili hastane

personeli hakkında başlatılan soruşturma neticesinde Karaman İl İdare Kurulu

Müdürlüğü'nün 31/01/2012 tarihli 03 K. numaralı kararıyla soruşturma izni

verilmemesine karar verildiği, bu karara müşteki tarafından itiraz edildiği,

Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 28/03/2012 tarihli, 2012/96 E. 2012/92 K.

numaralı kararıyla, Karaman İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 31/01/2012 tarihli 03

K. numaralı kararı kaldırılarak ilgili hastane personeli hakkında soruşturma

izni verilmesine karar verildiği, ilgili hastane personeli şüphelilerin alınan

ifadelerinde yüklenen suçlamayı kabul etmediklerini beyan ettikleri, Adli Tıp

Uzmanı Doç.Dr. Ş... D... tarafından tanzim edilen

01/08/2013 tarihli bilirkişi raporu ile müteveffanın durumu ile ilgili olarak

hasta yakınlarına aydınlatmanın yapıldığı, tedavi ile ilgili iznin alınmış

olduğu, kayıtların düzenli tutulmuş olduğu, tıbbi müdahalenin hukuka uygun

olduğu, müteveffanın tanı, tedavi ve tıbbi girişimlerinin tıp bilimi ve dünya

tıp standartlarına uygun olarak yapıldığı, ilgili hastane personelinin

kusurlarının bulunmadığı hususlarının mütalaa edildiği, Adli Tıp Kurumu

1.İhtisas Kurulu'nun 19/02/2014 tarihli,

26865286-101-01-02-14/28.01.2014/14954/585 sayılı raporu ile müteveffanın

travmaya yönelik muayene ve tetkiklerinin yapıldığı, uygun konsültasyonların ve

gerekli filmlerin istendiği, takip ve tedavi amaçlı yoğun bakıma yatırıldığı,

müteveffanın muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık

personeline atfı kabil kusur bulunmadığı hususlarının mütalaa edildiği

anlaşılmış, bu itibarla Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26/03/2014 tarihli,

2014/1607 K. numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı usul ve yasaya

uygun bulunmuştur."

9. Bu karar başvurucuya 3/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup

başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde 3/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

10. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

11. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/4/2011 tarihli ve

E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı şöyledir:

"(...)

Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal

açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak

HUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.

Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen

bölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını

ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik

sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK. 386-390). Vekil

vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden

sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için

gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli

olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel

olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle

davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK.321/1.md.). O

nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa,

sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi

için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan

zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri

eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak

zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve

bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri

arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde

tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı ve en

emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören

doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat

göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi

ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla

birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.

(...)"

13. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarihli ve E.

2011/4-592, K.2012/25 sayılı kararı şöyledir:

“Dava, desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğü

iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisi

doktorun eylemi nedeniyle açılan eldeki tazminat davasında husumetin adı geçen

doktora yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasında

kanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahalede

bulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece,

dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğu

iddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmışlardır.

Davalının görevi dışında kalan kişisel

kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin

görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde

bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye

düşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye

yöneltilmesi gerekir. Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılan

davanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur.

…”

14. Danıştay 15. Dairesinin 9/4/2014 tarihli ve E.2013/5560,

K.2014/2559 sayılı kararı şöyledir:

"(...)

Dava; davacı tarafından, 04/01/2008 tarihinde

Trabzon Numune ve Araştırma Hastanesi'nde gerçekleşen guatır

ameliyatı sonucu ses tellerinin kesilmesi ve felç olmasında idarenin hizmet

kusuru bulunduğundan bahisle 30.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi olmak

üzere toplam 70.000,00 TL tazminatın davalı idareden olay tarihinden itibaren

işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmininekarar

verilmesi istemiyle açılmıştır.

Trabzon İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp 3.

İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 03/09/2010 gün ve 8034 sayılı bilirkişi

raporunda; "hasta hakkında, tiroid

sintigrafisinde multinodüler olduğu USG hafif diffüz sol lopta 15x10 mm.lik

nodüllerin küçük olduğu, sağda 6,5 mm.lik kistik solid ufak nodül olması

dikkate alındığında ameliyat endiksiyonunun uygun

olmadığı, ameliyattan önce biyopsi yapılmamasının eksiklik olduğu, hipoparatroidizim tablosunun, calsiyum

ve parat hormon düzeylerinin eplasman

tedavisini gerektirmediği, geçici hipoparatirodi

olduğu, bilaüteral total operasyonunun tıbbi

uygulamalarının uygun olduğu, bilatüreal kord vokal paralizisinin komplikasyon olduğu, operasyon

öncesi biyopsi yapılmaması ve endiksiyonun ameliyat

kararı alınmasında yeterli olmadığı nedeniyle (doktor) A. B.'nin uygulamasının tıp kurallarına uygun olmadığı

oybirliğiyle mütalaa olunur." görüşlerine yer verildiği, hazırlanan rapor doğrultusunda,davacının fonksiyon kaybına uğramasında

idarenin yürütülen tedavide hizmet kusurunun bulunduğu,sonucuna

varılarak kusurlu eylemi ile davacının fonksiyon kaybına uğramasına neden olan

davalı idarenin, davacının bu nedenle uğradığı zarara karşılamakla yükümlü

olduğu, davacının uğradığı efor kaybının belirlenmesi amacıyla yaptırılan

bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişi tarafından düzenlenen 23.11.2012 kayıt

tarihli raporundan, tüm vücut fonksiyon kaybı olan %40 oranına göre 109.898,00

TL olarak hesaplandığı bu durum karşısında, bilirkişi raporunda belirtilen efor

kaybı miktarının davacı tarafından talep olunan şekliyle 30.000,00 TL maddi ve

30.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte, davalı idarece ödenmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

(...)

Trabzon İdare Mahkemesi'nin 28/12/2012 tarih

ve E:2009/595; K:2012/1509 sayılı kararının ONANMASINA."

15. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 7/10/2008 tarihli ve

E.2008/11477, K.2008/11825 sayılı kararı şöyledir:

"(...)

Dava konusu olay nedeniyle davacıların

Cumhuriyet Savcılığına yaptığı şikayet başvurusunda

bulundukları anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu 53. maddesine göre hukuk hakimi ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlı

değilse de verilecek mahkumiyet kararı ve tespit edilen maddi olguları ile

bağlıdır. Bu durumda mahkemece hazırlık soruşturması sonucunun eğer dava

açılmış ise ceza davasının sonucunun beklenerek, hasıl olacak sonuca uygun bir

karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde, hüküm kurulması usül ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, Karaman Devlet Hastanesinde doktor ve hemşire

olarak görev yapan şüphelilerin hatalı tıbbi müdahalede bulunarak babasının

ölümüne neden olmalarına rağmen Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen soruşturmada yeterli araştırma yapılmadan ve tanıkları dinlenmeden

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirterek Anayasa’nın 17.

ve 36. maddelerinde güvence altına alınan yaşam ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş, olay hakkında yeniden soruşturma başlatılması ve

sorumluların cezalandırılması talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucunun temel olarak yaşam hakkı kapsamında etkili bir

soruşturma yürütülmemesinden şikâyet ettiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucu

tarafından adil yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen tüm

iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

19. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda müteveffa Hasan Çatıktaş, başvurucunun babasıdır. Bu nedenle başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

21. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

22. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin "herkesin hayatını(,)

beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak (...) amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini"

düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal

kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerek yerine getireceği kurala

bağlanmıştır.

23. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının korunmasına

yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek

zorundadır (Nail Artuç,

B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

24. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin bir de usule ilişkin yönü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının

esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine

bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre yaşam hakkının ihlaline kasten

sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu

ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları için de

geçerlidir. Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari, hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59;

Nail Artuç, § 37).

25. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki yaşam hakkının ihlaline

kasten sebebiyet verildiği durumlarda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında

devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif

yükümlülük sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek

nitelikte soruşturmaların yürütülmesini mecburi kıldığından bu tür durumlarda

mağdurlara sadece tazminat ödenmesi yaşam hakkı kapsamındaki ihlali gidermek ve

mağdur sıfatını ortadan kaldırmak bakımından yeterli değildir. Ancak yaşam

hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda, özellikle tıbbi

ihmal nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının bulunduğu hâllerde

mağdurlara yalnızca hukuk mahkemelerine ya da hukuk mahkemeleri ile birlikte

ceza mahkemelerine başvurma imkânının sağlanmasıyla etkili bir yargısal sistem

kurma yönündeki pozitif yükümlülük yerine getirilmiş sayılabilir (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78).

26. Somut olayda ölüm olayı ile ilgili olarak başvurucunun

kullanabileceği birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu,

yaşanan olay hakkında bir ceza soruşturması başlatılmasını ve kusurlu olan

personel hakkında kamu davası açılmasını yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından

talep edebilir. İkinci bir yol olarak başvurucu, babasının ölümünden sorumlu

olduğunu düşündüğü kişiler aleyhine haksız fiilden ya da vekâlet sözleşmesinden

kaynaklanan sorumluluk kapsamında yetkili hukuk mahkemesinde tazminat davası

açabilir. Üçüncü bir yol olarak ise başvurucu, yaşanan olayda hizmet kusuru

bulunduğu gerekçesiyle ilgili kamu idaresi aleyhine idari yargıda tam yargı

davası açabilir.

27. Başvurucu, somut olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü

görevliler hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması

talebinde bulunmuş olmakla birlikte hastanenin veya ilgili görevlilerin

sorumluluklarına ilişkin herhangi bir hukuki yola başvurmamıştır. Bu durumda

üzerinde durulması gereken husus -somut olayın koşulları çerçevesinde- yaşam

hakkı kapsamında devletin sahip olduğu "etkili

bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülüğün

anılan hukuki çarelerden herhangi biri ile yerine getirilip getirilmediğidir

(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anna Todorova/Bulgaristan, B. No:

23302/03, 24/5/2011, § 74; Nurettin Demir ve

Çiçek Demir/Türkiye, B. No: 34885/06, 13/11/2012, § 71).

28. Bireysel başvuru formu ve eklerinde sunulan bilgi ve

belgeler ışığında mevcut başvurunun koşulları incelendiğinde, olayın kasti bir

tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir bulgu olmadığı ve olayın meydana

geldiği koşulların bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucu da söz konusu olayın ilgili kamu görevlileri

tarafından babasına zarar vermek kastıyla gerçekleştirildiği yönünde bir iddia

ileri sürmemiştir.

29. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında devletin

sahip olduğu "etkili bir yargısal

sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda

mağdura adli ya da idari yargı mercileri önünde açabileceği bir tazminat ya da

tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

30. Başvurucu, babasının ölümüyle neticelenen olayda ihmali

olduğunu ileri sürdüğü görevliler hakkında suç duyurusunda bulunarak

cezalandırılmaları talebinde bulunmuş olmakla birlikte Türk hukuk sistemindeki

mevcut hukuki yollardan olan ve hem ilgili personelin veya idarenin

mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde meydana geldiği ileri

sürülen zararın ödenmesini sağlayabilecek olan hukuk mahkemelerinde tazminat

davası ya da idari yargıda tam yargı davası açma imkânını kullanmamıştır.

31. Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulara ilişkin verdiği

kararlarında sıklıkla belirttiği üzere ilgili mevzuat ile Yargıtay ve Danıştayın konu hakkındaki içtihatları (bkz. §§ 10-15)

dikkate alındığında ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere

karşı da ilgili kişi veya kurumlar aleyhine adli ya da idari yargı önünde

açılacak davalar ile uğranılan zararların tazmininin mümkün olduğu

görülmektedir (Kenan Sayın, B.

No: 2013/5376, 14/10/2015, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B.

No: 2013/9597, 21/4/2016, § 64). Bu nedenle başvuru konusu olay açısından

ihlale neden olduğu ileri sürülen eylem için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

32. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun, yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

29/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

Berat

AĞARDAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11076, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurucunun, yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeki
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. M. Emin KUZ
  17. Ağardan
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/11076
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Hasan Omaç Başvurusu (B. No: 2014/1297)
  • Semra Özel Üner Başvurusu (B. No: 2014/12009)
  • E. G. Başvurusu (B. No: 2014/12428)
  • İsmail Budakbeyoğlu Başvurusu (B. No: 2014/18834)
  • Ö. A. Başvurusu (B. No: 2014/4868)
  • Yıldırım Ataş Başvurusu (B. No: 2014/4459)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.