İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bünyami Arıkan Başvurusu (B. No: 2013/9559)

1. Başvurucu, yargı kararının

Başvuru No2013/9559Tarih16 Ekim 2014Okuma19 dk · 3.852 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bünyami Arıkan Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/9559
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.852 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargı kararının

uygulanmaması sebebiyle açtığı manevi tazminat davasında lehine verilen

kararın, dava dosyasında ve davalı idarenin itiraz dilekçesi ekinde olmayan ve

üzerinde inceleme yapılmayan belgeler sanki varmış ve incelenmiş gibi ifade

edilmek ve var olmayan belgelere dayanmak suretiyle bölge idare mahkemesi

tarafından kaldırılması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek yargılamanın

yenilenmesi ve zararının tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 20/12/2013 tarihinde

Derinkuyu Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 24/2/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, Nevşehir ili,

Derinkuyu ilçesi, Til köyü, Kepezaltı

mevkiinde kendisine ait tarımsal sulama kuyusu ile ilgili olarak yeraltı su

seviyesinde azalmaya sebep olan bölgedeki diğer kuyular gerekçe gösterilerek

kendisine ruhsat verilmediğinden bahisle bu kuyuların faaliyetinin önlenmesi,

bu amaçla bölgedeki kuyuların denetlenerek ruhsatlı olup olmadıklarının

tespiti, ruhsatsız kuyuların kapatılması, yasal yükümlülüklerini yerine

getirmeyenler yönünden müeyyide uygulanması ve bölgenin kamu yararı

doğrultusunda yeni belge ve tahsis taleplerine açılması istemiyle 26/4/2010

tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne başvurmuştur.

6. DSİ Genel Müdürlüğü Kayseri

12. Bölge Müdürlüğünün 7/6/2010 tarihli işlemiyle, 167 sayılı Yeraltı Suları

Hakkında Kanun doğrultusunda DSİ Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan yeraltı

sularının yeniden tahsisi ve yapılan ve yapılmış tahsislerin kontrolü ile

ilgili yeni yasa çalışmalarının tamamlanmasının beklenildiği, bahse konu yasa

çalışmalarının tamamlanmasından ve yayımlanmasından sonra taleplerinin

değerlendirileceği gerekçesiyle başvurucunun talebi reddedilmiştir.

7. Söz konusu işlemin iptali

istemiyle açılan davada, Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 27/10/2011 tarih ve

E.2010/511, K.2011/1048 sayılı kararıyla “başvuru

hakkında yürürlükteki mevzuat hükümlerinin davalı idareye verdiği görev ve

yetkiler çerçevesinde bölgede ruhsatsız olduğu ileri sürülen kuyular bulunup

bulunmadığı, bu kuyuların tahsis fazlası su kullanıp kullanmadığı, bölgenin

kamu yararı doğrultusunda yeni belge ve tahsis taleplerine açılıp açılamayacağı

yönünde gerekli kontroller ve araştırmalara ilişkin bilgilerin verilmesi

gerekirken davacının başvurusunun mer’i mevzuat uyarınca her hangi bir

araştırma ve tespit yapılmaksızın yeni yasa çalışmalarının tamamlanmasının

beklenildiği gerekçe gösterilmek suretiyle reddine ilişkin dava konusu işlemde

hukuka uyarlık bulunmadığı” gerekçesiyle dava konusu işlem iptal

edilmiştir. Bu karar, temyiz üzerine Danıştay 10. Dairesinin 11/4/2013 tarih ve

E.2012/1545, K.2013/3224 sayılı kararıyla onanmıştır.

8. Başvurucunun, anılan kararın

uygulanması amacıyla 24/2/2012 tarihinde yaptığı başvuru, DSİ Genel Müdürlüğü

12. Bölge Müdürlüğünün 15/3/2012 tarihli işlemiyle “bölgede 206 belgeli kuyu ve 23 adet ruhsatsız kuyunun tespit edildiği

ve bunlar için idari para cezalarının uygulandığı, ayrıca mevzuat değişikliği

sonrası oluşan yeni duruma göre kuyularını belgelendirmeyenlerin kuyularının

tespit edilerek kapatılacağı, eksikliklerin tamamlanması durumunda başvurucuya

ait kuyuların belgelere bağlanabileceği” belirtilerek

reddedilmiştir.

9. Başvurucunun, söz konusu

işlemin iptali istemiyle açtığı davada, Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 8/1/2013

tarih ve E.2012/523, K.2013/5 sayılı kararıyla, “davalı idare tarafından her ne kadar mevzuat değişiklikleri sonucunda

YAS Eylem Planı doğrultusunda konu hakkında gereğinin yapılacağı öne sürülmekle

birlikte davaya konu başvurudaki ‘bölgedeki ruhsatsız açılan kuyuların tespit

edilerek kullanıma kapatılması ve kendilerine tahsis yapılan kuyu sahiplerince

tahsis fazlası su kullanıp kullanmadığının denetlenmesi ve sonucunda işlem

tesis edilmesi’ istemi yönünden anılan mahkeme kararı gerekçesi gözetilerek

uygulama yapılması gerekirken, karar ile tespit edilen hukuka aykırılık

nedenlerine benzer şekilde işlem tesis edilmesi yoluna gidilmesinin mevzuatta

öngörülen idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan

bir yargı kararını uygulamakla yükümlü olduğu kuralının ihlal edildiği sonucuna

varıldığı” gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

10. Başvurucu tarafından,

Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 27/10/2011 tarih ve E.2010/511, K.2011/1048

sayılı iptal kararının uygulanmadığından bahisle 10.000,00 TL manevi tazminatın

ödenmesine hükmedilmesi istemiyle tam yargı davası da açılmış, Kayseri 2. İdare

Mahkemesinin 22/1/2013 tarih ve E.2012/522, K.2013/57 sayılı kararıyla, “davacının yargı kararının yerine getirilmesi

istemiyle idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle

açtığı davanın Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 8/1/2013 tarih ve E.2012/523,

K.2013/5 sayılı kararıyla iptal edildiği, dolayısıyla uygulanması istenen yargı

kararının bütün hukuki sonuçlarıyla yerine getirilmediğinin yargı kararıyla da

ortaya konulduğu ve idarenin ağır hizmet kusuru olduğu sonuç ve kanaatine

varıldığı” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek

2.500,00 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.

11. Bu karara başvurucunun

tazminat miktarının yetersiz olduğu, davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün

ise başvurucunun uğradığı bir zararın bulunmadığı gerekçesiyle yaptıkları

itiraz üzerine Kayseri Bölge İdare Mahkemesi, 12/6/2013 tarih ve E.2013/291,

K.2013/665 sayılı kararıyla “dosyadaki bilgi ve belgeler ile davalı idare itiraz

dilekçesinin eklerinin incelenmesinden, Kayseri 2. İdare

Mahkemesinin 27/10/2011 tarih ve E.2010/511, K.2011/1048 sayılı iptal kararının

davalı DSİ Genel Müdürlüğü 12. Bölge Müdürlüğüne 26/1/2012 tarihinde tebliğ edilmekle

birlikte iş bu davanın açıldığı tarihten sonra 25/2/2011 tarihinde yürürlüğe

giren 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun

Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 167 sayılı

Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 10. maddesine eklenen 2. fıkra hükmüne

dayanılarak çıkarılan ve 3/6/2011 tarihinde yürürlüğe giren DSİ Ölçüm

Sistemleri Yönetmeliği hükümleri ile ruhsatlı kuyuların tahsis fazlası

çekimlerinin önlenmesi amacıyla sondaj kuyularına ölçüm sistemi takma

zorunluluğu için verilen 2 yıllık sürenin henüz dolmaması nedeniyle yasal

zorunluluk nedeniyle İdare Mahkemesi kararının yerine getirilemediği gibi bu

çalışmalar kapsamında ilk pilot bölge olarak Kayseri Yeşilhisar ve Derinkuyu

arasında kalan bölgenin hidrojeolojik etüd raporu

doğrultusunda çalışmalar yapılarak 7/9/2011 tarihinden itibaren Tilköy Havzası yeraltı tahsislerine açılmış; davacının Kepezaltı mevkiinde tarımsal sulama yapmak için talep

ettiği kuyu ruhsatı ile yapılan müracaatının incelenmesinden de, kuyu açma

talebinde bulunulan tarlanın Bünyami Arıkan’ın

babasına ait olup babasının 1997 yılında vefatı nedeniyle 54 parçaya bölünmesi

suretiyle bir çok varislerinin bulunduğunun tespit edilerek DSİ Genel Müdürlüğü

12. Bölge Müdürlüğünün 14/10/2011 – 15/11/2011 tarihli yazılarıyla gerekli

belgelerin getirilmesi istendiği, ayrıca da Bünyami

Arıkan’a 20/2/2012 günlü yazı ile yasal düzenlemelerden bahsedilerek Kayseri

Yeşilhisar ve Derinkuyu (Tilköy) arasında kalan

bölgede 2012 yılına kadar toplam 206 belgeli kuyu ve 23 kaçak kuyunun tespit

edilerek kaçak kuyular ile ilgili olarak idari para cezalarının uyglandığı, yeni duruma göre kuyularını

belgelendirmeyenlerin kuyularının tespit edilerek kapatılacağının

bildirildiğinin belirlendiği; bu durumda, davalı idarece gerek yeni yasal

düzenlemeler nedeniyle, gerekse ruhsatsız kuyuların tespit çalışmalarının uzun

sürmesi nedeniyle Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 27/10/2011 tarih ve E.2010/511,

K.2011/1048 sayılı kararının 30 günlük yasal süresi içerisinde yerine

getirilmediği, daha sonraki çalışmalarla bu kararın gereğinin yerine

getirildiği, durumun da davacıya bildirildiği anlaşıldığından, yargı kararının

uygulanmamasından söz edilemeyeceği gibi hizmet kusurunun da olmadığı açık

bulunduğundan davacının manevi tazminatın gerekçesi olan üzüntü ve eleme

uğradığından bahisle adına tazminata hükmedilmesinde hukuka uyarlık

bulunmadığı” gerekçesiyle başvurucunun itirazını reddetmiş; davalı

idarenin itirazını ise kabul ederek Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 22/1/2013

tarih ve E.2012/522, K.2013/57 sayılı kararını kaldırarak davanın reddine karar

vermiştir.

12. Başvurucunun karar düzeltme

talebi ise Kayseri Bölge İdare Mahkemesinin 22/10/2013 tarih ve E.2013/1039,

K.2013/1039 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucu vekiline

3/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

13. Anayasa’nın 138. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

14. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların

sonuçları” başlıklı 28. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları

şöyledir:

“ (1) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve

vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının

icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya

mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz

günü geçemez. …”

“ (3)

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre

işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine

Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.”

15. 16/12/1960 tarih ve 167

sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 5. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“İlan edilmiş yer altı suyu işletme sahaları

dışında her arazi sahibi; arazisinde yeraltı suyu aramak, suyu bulduktan sonra,

bunun kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmak hakkına maliktir.

Ancak bu işler 8 inci

maddenin şümulüne girdiği takdirde belge alınması mecburidir.”

16. 167 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin 6111 sayılı Kanun ile eklenen ikinci fıkrası şöyledir:

“Kuyu, galeri, tünel

ve benzerlerine çekilecek yeraltı suyu miktarının tespitini sağlayacak ölçüm

sistemleri kurulmadan, kullanma belgesi verilemez. Bu ölçüm sisteminin

özellikleri yönetmelikle belirlenir.”

17. 167 sayılı Kanun’un 6111

sayılı Kanun ile eklenen geçici 2. maddesi şöyledir:

“10 uncu maddenin

ikinci fıkrasında öngörülen yönetmelik, üç ay içinde hazırlanarak Devlet Su

İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur.”

18. 167 sayılı Kanun’un 6111

sayılı Kanun ile eklenen geçici 3. maddesi şöyledir:

“Bu maddenin yayımı tarihinden önce yeraltı

suyu temini maksadıyla kuyu, galeri, tünel ve benzerleri için kullanma belgesi

almış olanlar, iki yıl içerisinde 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen

ölçüm sistemini kurarlar. Bu süre içerisinde ölçüm sistemi kurmayanların

kullanma belgeleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından iptal edilir ve

belgeye konu yer kapatma masrafları sahibinden alınarak kapatılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 16/10/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 20/12/2013 tarih ve 2013/9559 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, bölgedeki diğer

kuyuların aşırı su çekimi yapması gerekçe gösterilerek 2006 yılından bu yana

kendi kuyusunun ruhsatlandırılmadığını ve kapalı tutulduğunu, söz konusu

kuyular yönünden gerekli denetimin yapılması ve bölgenin yeni tahsis

taleplerine açılması istemiyle yaptığı başvurunun reddedildiğini, bu ret

işleminin mahkemece iptal edildiğini, ancak kararın idare tarafından

uygulanmadığını belirterek açtığı tam yargı davasının yargı kararının

uygulandığı gerekçesiyle reddedildiğini, mahkemenin gerekçesine esas aldığı

dosyadaki bilgi ve belgeler ile davalı idarenin itiraz dilekçesine ekli olduğu

belirtilen belgelerin dava dosyasında bulunmadığını, davalı idarenin itiraz

dilekçesinde ekli herhangi bir belgenin de olmadığını, dolayısıyla dosyada

bulunmayan ve inceleme yapılmayan belgeler incelenmiş gibi gösterilerek açık

bir keyfilikle davanın aleyhine sonuçlandırıldığını ve mahkeme kararının

birbirine aykırı hükümlere dayandırıldığını, iptal davası sonucunda verilen

lehine yargı kararının da idarece uygulanmadığını belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

a. Kayseri Bölge İdare Mahkemesinin Tam Yargı Davasında

İtiraz Üzerine Verdiği Karar Yönünden

i. Mahkemenin Dava Dosyasında Olmayan ve İncelenmeyen Bilgi

ve Belgelere Göre Karar Verdiği İddiası

21. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

23. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“1. Herkes medeni hak

ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine

yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız

ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete

uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

25. Başvuru konusu olayda,

başvurucu tarafından Kayseri Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesine esas aldığı

ve dava dosyası ile davalı idarenin itiraz dilekçesi ekinde olduğunu belirttiği

bilgi ve belgelerin dosyada olmadığı, dolayısıyla mahkeme tarafından olmayan

bilgi ve belgelere göre karar verildiği, üzerinde inceleme yapılmayan

belgelerin sanki varmış ve incelenmiş gibi ifade edilerek adaleti ve sağduyuyu

hiçe sayan tarzda bir keyfilikle davanın aleyhine sonuçlandırıldığı ileri

sürülmüştür.

26. Kayseri Bölge İdare

Mahkemesinin başvuruya konu kararında, karar gerekçesinin dava dosyası ile

davalı idarenin itiraz dilekçesinin eklerinde yer alan bilgi ve belgelere

dayandırıldığı ifade edilmektedir. Bu bilgi ve belgeler arasında 3/6/2011

tarihinde yürürlüğe giren DSİ Ölçüm Sistemleri Yönetmeliği ile ruhsatlı

kuyulara ölçüm sistemi kurma zorunluluğu getirilmesi ve bunun için verilen iki

yıllık sürenin henüz dolmamış olması hususu ile başvurucunun kuyu ruhsatına

ilişkin müracaatı, başvurucudan gerekli belgelerin istenilmesine ilişkin DSİ

Genel Müdürlüğü 12. Bölge Müdürlüğünün 14/10/2011 ve 15/11/2011 tarihli

yazıları ile başvurucuya yasal düzenlemelerden bahsedilerek kuyusunun bulunduğu

bölgede 2012 yılına kadar toplam 206 belgeli kuyu ve 23 kaçak kuyunun tespit

edildiğinin, kaçak kuyular ile ilgili olarak idari para cezalarının

uygulandığının ve yeni duruma göre kuyularını belgelendirmeyenlerin kuyularının

tespit edilerek kapatılacağının bildirildiği 20/2/2012 tarihli DSİ Genel

Müdürlüğü 12. Bölge Müdürlüğü yazısı yer almaktadır. Başvurucu tarafından

başvuru formuna ek olarak sunulan dava dosyasının fotokopisi içinde söz konusu

belgelerin tamamının yer aldığı, ancak gerekçeye esas bu bilgi ve belgelerin

davalı idare itiraz dilekçesi ekinde değil, dava dilekçesine karşı 25/6/2012

tarihinde Mahkemeye sunulan davalı idare cevap dilekçesi ve eklerinde yer

aldığı görülmüştür.

27. Buna göre, başvurucu

tarafından, dosya içeriğinde bulunmadığı halde Mahkemece incelenmiş gibi

gösterildiği ileri sürülen bilgi ve belgelerin dava dosyası içerisinde yer aldığı,

Mahkeme kararında sehven bu bilgi ve belgelerin davalı idare cevap dilekçesi

yerine davalı idare itiraz dilekçesinde yer aldığının belirtilmiş olmasının da

bu sonucu değiştirmeyeceği açıktır.

28. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü yargılama

işlemlerinde açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurunun, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Mahkeme

Kararının Birbirine Aykırı Hükümlere Dayandırıldığı İddiası

29. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

31. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti, hukuku ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular

açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

32. Başvurucu, başvuruya konu

kararda Mahkemece bir yandan yargı kararlarının geç uygulanmasının tazmin

sorumluluğu doğurduğuna vurgu yapılırken bir yandan da davaya konu yargı

kararının geç uygulanmasına rağmen bu durumun tazminatı gerektirmediğinin

belirtilmesi suretiyle birbirine aykırı hükümlere göre karar verildiğini ileri

sürmüştür.

33. Başvuru konusu olayda başvurucu,

yargı kararının uygulanması istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin

işlemin iptali için açtığı dava sonucunda verilen iptal kararının

uygulanmadığından bahisle 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle

dava açmış, ilk derece mahkemesinin davayı kısmen kabul eden kararı Bölge İdare

Mahkemesi tarafından kaldırılarak “davalı

idarece gerek yeni yasal düzenlemeler nedeniyle, gerekse ruhsatsız kuyuların

tespit çalışmalarının uzun sürmesi nedeniyle Kayseri 2. İdare Mahkemesinin

27/10/2011 tarih ve E.2010/511, K.2011/1048 sayılı kararının 30 günlük yasal

süresi içerisinde yerine getirilmediği, daha sonraki çalışmalarla bu kararın

gereğinin yerine getirildiği, durumun da davacıya bildirildiği anlaşıldığından,

yargı kararının uygulanmamasından söz edilemeyeceği gibi hizmet kusurunun da

olmadığı açık bulunduğundan davacının manevi tazminatın gerekçesi olan üzüntü

ve eleme uğradığından bahisle adına tazminata hükmedilmesinde hukuka uyarlık

bulunmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

34. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B. No:2013/2767,

2/10/2013, § 22).

35. Bölge İdare Mahkemesi, karar

gerekçesinde yargı kararının Kanun’da belirtilen otuz günlük sürede

uygulanmadığını ifade etmekle birlikte bu durumun idarenin keyfi davranmasından

değil, başvuru konusu olaya özgü yeni yasal düzenlemeler ve ruhsatsız kuyuların

tespit çalışmalarının uzun sürmesi gibi haklı nedenlere dayalı olduğunu

belirterek Anayasa ve 2577 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinde geçen ve

tazminat sorumluluğu doğuran yargı kararlarının uygulanması zorunluluğunun

somut olayda yerine getirildiği sonucuna varmıştır. Başvurucu ise Mahkemenin

olayın koşulları çerçevesinde mevzuata ilişkin yapmış olduğu bu

değerlendirmenin çelişkili olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun iddiasının

mevzuatın yorumlanmasına ve delillerin değerlendirilmesine ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararının açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası

da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 27/10/2011 Tarih ve

E.2010/511, K.2011/1048 Sayılı Kararının Uygulanmadığı İddiası Yönünden

37. Başvurucu, kendisine ait

tarımsal sulama kuyusunun yeraltı su seviyesinde azalmalara sebep olan

bölgedeki diğer kuyular gerekçe gösterilerek kendisine ruhsat verilmediğinden

bahisle bu kuyuların faaliyetinin önlenmesi, bu amaçla bölgedeki kuyuların

denetlenerek ruhsatlı olup olmadıklarının tespiti, ruhsatsız kuyuların

kapatılması, yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyenler yönünden müeyyide

uygulanması ve bölgenin kamu yararı doğrultusunda yeni belge ve tahsis

taleplerine açılması istemiyle idareye yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin

işleme karşı açtığı iptal davasında lehine verilen yargı kararının hâlâ uygulanmadığını,

söz konusu karara rağmen idarece hiçbir su kuyusunun kapatılmadığını ileri

sürmektedir.

38. Başvurucunun iddialarının

özü mahkeme kararının uygulanmadığı şikâyetine dayanmaktadır. Adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim

hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen

kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının

uygulanması, yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa

yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (B. No:2012/144, 2/10/2013, § 28).

39. Bununla birlikte,

Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekmekte olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38); söz konusu

maddede adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve

bir “suç isnadının” esasının

karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu

konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak arama hürriyetinin ihlal

edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya

medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da

başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamı dışında

kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2012/917, 16/4/2013, §

21).

40. Bu nedenle, somut başvuru

açısından öncelikle, uygulanmadığı ileri sürülen yargı kararına ilişkin

uyuşmazlık yönünden adil yargılanma hakkına ilişkin güvence ve ilkelerin

uygulanabilir olup olmadığının, daha açık bir ifadeyle, başvuruya konu

uyuşmazlığın “medeni hak ve yükümlülükler

ile ilgili uyuşmazlıkların” ya da bir “suç isnadının” esasının karara bağlanmasına ilişkin olup

olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

41. Başvurucu tarafından

uygulanmadığı ileri sürülen yargı kararı ile sonuca bağlanan uyuşmazlık,

başvurucuya ait tarımsal sulama kuyusunun bulunduğu bölgedeki aşırı çekim yapan

diğer kuyuların faaliyetinin önlenmesi, bu amaçla bölgedeki kuyuların

denetlenerek ruhsatlı olup olmadıklarının tespiti, ruhsatsız kuyuların

kapatılması, yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyenler yönünden müeyyide

uygulanması ve bölgenin kamu yararı doğrultusunda yeni belge ve tahsis

taleplerine açılması istemine ilişkin olup, söz konusu uyuşmazlığın başvurucu

hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasına ilişkin olmadığı açıktır.

42. Bu durumda, somut başvuruya

ilişkin uyuşmazlığın “medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar” kapsamında olup olmadığının

tespiti gerekmektedir.

43. Bir başvurunun “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar”

kapsamında ele alınabilmesi için öncelikle bir mevzuat hükmü ya da içtihat

yoluyla tanınmış ve savunulabilir şekilde ileri sürülebilen medeni bir hak ile ilgili uyuşmazlığın

bulunması gerekmektedir. Bu uyuşmazlık, hakkın varlığı, kapsamı ya da

kullanılma şekillerine ilişkin gerçek ve ciddi bir uyuşmazlık olmalı; davanın

sonucu da söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır (bkz. AİHM, Vilho Eskelinen ve

Diğerleri/Finlandiya, B. No: 63235/00, 19/4/2007, § 40; Kienast/Avusturya, B.No:23379/94,

23/6/2003, §38).

44. Yargılamanın sonucunun hak

üzerinde belirleyici olabilmesi için ise kararın ilgilinin medeni hak ve

yükümlülükleri üzerinde doğrudan bir etki ve sonuç doğurması gerekmekte olup

dolaylı, uzak etkiler, zayıf bağlantılar ya da daha sonra ortaya çıkan sonuçlar

adil yargılanma hakkının uygulanabilirliği bakımından yeterli değildir (bkz.

AİHM, Kök/Türkiye, B. No:1855/02,

19/10/2006, § 32; Bouloıs/Lüksemburg [BD], B. No:37575/04, 3/4/2012, §90).

45. Somut olayda, başvurucunun,

kendisine ait tarımsal sulama kuyusunun, yeraltı su seviyesinde azalmalara

sebep olan bölgedeki diğer kuyular nedeniyle belgeye bağlanamadığından bahisle

bu kuyuların faaliyetinin önlenmesi, bu amaçla bölgedeki kuyuların denetlenerek

ruhsatlı olup olmadıklarının tespiti, ruhsatsız kuyuların kapatılması, yasal

yükümlülüklerini yerine getirmeyenler yönünden müeyyide uygulanması ve bölgenin

kamu yararı doğrultusunda yeni belge ve tahsis taleplerine açılması istemiyle

yaptığı başvurunun yeraltı sularının yeniden tahsisi ve tahsislerin kontrolü

ile ilgili yasa çalışmalarının tamamlanmasından ve yayımlanmasından sonra

taleplerinin değerlendirileceği gerekçesiyle idarece reddi üzerine açtığı iptal

davasında Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 27/10/2011 tarih ve E.2010/511,

K.2011/1048 sayılı kararıyla “başvuru

hakkında yürürlükteki mevzuat hükümlerinin davalı idareye verdiği görev ve

yetkiler çerçevesinde bölgede ruhsatsız olduğu ileri sürülen kuyular bulunup

bulunmadığı, bu kuyuların tahsis fazlası su kullanıp kullanmadığı, bölgenin

kamu yararı doğrultusunda yeni belge ve tahsis taleplerine açılıp açılamayacağı

yönünde gerekli kontroller ve araştırmalara ilişkin bilgilerin verilmesi

gerekirken davacının başvurusunun mer’i mevzuat uyarınca her hangi bir

araştırma ve tespit yapılmaksızın yeni yasa çalışmalarının tamamlanmasının

beklenildiği gerekçe gösterilmek suretiyle reddine ilişkin dava konusu işlemde

hukuka uyarlık bulunmadığı” gerekçesiyle dava konusu işlem iptal

edilmiştir.

46. Başvurucunun idari

başvurusu, kendisine ait tarımsal sulama kuyusunun, yeraltı su seviyesinde

azalmaya sebep olan bölgedeki diğer kuyular nedeniyle ruhsata bağlanamamasından

dolayı tahsis fazlası su kullanımının denetimini, ruhsatsız kuyuların

kapatılmasını ve böylece bölgenin yeni tahsis taleplerine açılarak kendi kuyusu

için kullanma belgesi (ruhsat) talebinde bulunabilmesini sağlamaya yöneliktir.

47. Kuyu kullanım belgesi

(ruhsat) alma hakkı ilgili mevzuatta bir hak olarak tanınmakta (§15) ve

niteliği itibarıyla da medeni bir hak özelliği taşımaktadır. Ancak, uygulanmadığı

ileri sürülen başvuruya konu mahkeme kararı, gerekçesiyle birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun denetim, kuyu kapatma ve yeni tahsis

başvurularının alınmasına ilişkin talepleri hakkında gerekli çalışmaların

yapılması ve başvurucunun bu konuda bilgilendirilmesi sonucunu doğurmakta,

başvurucuya doğrudan kuyu kullanım belgesi alma hakkını ise sağlamamaktadır.

48. Anılan mahkeme kararı

üzerine idarece yapılan kontrollerden sonra mevzuata aykırı su çekimi yapılan

kuyuların tespit edilerek kapatılması ve bunun üzerine başvurucunun kendi

kuyusu için kullanım belgesi talebinde bulunabilmesi olanağı doğsa dahi, bu

talebin sonucu mevzuat hükümleri çerçevesinde idarenin yapacağı değerlendirmeye

bağlı olduğundan, anılan yargı kararının başvurucunun kullanım belgesi alma

hakkı açısından kesin bir sonuç doğurmadığı açıktır.

49. Sonuç olarak, yargı

kararının uygulanmadığına ilişkin başvuru yönünden Kayseri 2. İdare

Mahkemesinin 27/10/2011 tarih ve E.2010/511, K.2011/1048 sayılı kararı ile

hükme bağlanan uyuşmazlık, başvurucunun medeni bir hak olan kuyu kullanım

belgesi alma hakkını ilgilendirmekle birlikte söz konusu hak ile anılan kararın

sonucu arasındaki bağlantının dolaylı ve zayıf olduğu, yargı kararı sonucunun

başvurucunun kuyu kullanım belgesi alma hakkı konusunda doğrudan bir etki ve

sonuç doğurmadığı ve dolayısıyla başvurucunun medeni hakkı konusunda

belirleyici olmadığı tespit edilmiştir.

50. Bu durumda, başvurunun “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ya da bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması çerçevesinde ele

alınabilmesinin ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilke ve güvencelerin

başvurunun bu kısmı yönünden uygulanabilirliğinin mümkün olmadığı

görülmektedir.

51. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargı kararının uygulanmadığı yönündeki ihlal iddiası bakımından

adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin uygulanabilir olmadığı ve

dolayısıyla Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

A. Başvurucunun

1.

Mahkemenin dava dosyasında olmayan ve incelenmeyen bilgi ve belgelere göre

karar verdiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2.

Mahkeme kararının birbirine aykırı hükümlere dayandığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3.

Yargı kararının uygulanmadığı yönündeki iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

16/10/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Elif KARAKAŞ

Başvurucu

:

Bünyami

ARIKAN

Vekili : Av. Özgür ARIKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9559, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. V. Hüküm
  16. A. Başvurucunun
  17. M. Emin KUZ
  18. Arıkan

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9559
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Bayram Altuntaş Başvurusu (B. No: 2014/239)
  • Adalet Mehtap Buluryer Başvurusu (B. No: 2013/5447)
  • Hasan Hüseyin Dal Başvurusu (B. No: 2013/2265)
  • Mehmet Halim Oral Başvurusu (B. No: 2012/1221)
  • Mehmet Savni Kafadaroğlu Başvurusu (B. No: 2013/5996)
  • İhsan Malkara Başvurusu (B. No: 2013/1881)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.