İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burhan Yaz Başvurusu (B. No: 2016/67047)

1. Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe

Başvuru No2016/67047Tarih11 Eylül 2019Okuma34 dk · 6.786 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Burhan Yaz Başvurusu

Karar tarihi
11 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2016/67047
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.786 kelime·34 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe

teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama,

gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı olarak mal varlığı hakkında verilen tedbir

kararı nedeniyle mülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar

nedeniyle kötü muamele yasağının, soruşturma aşamasındaki bazı işlemler

nedeniyle de özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/10/2016 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

8. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunların bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak olduğu değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

9. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

10. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler, Selçuk Özdemir kararında ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır

(Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

11. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir

soruşturma kapsamında 4/8/2016 tarihinde Emniyet Müdürlüğünce gözaltına

alınmıştır.

12. Başvurucu 8-9/8/2016 tarihlerinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucunun ifadesi özetle

şöyledir:

"...Ben ilkokul, ortaokul ve liseyi

Kırşehir'de ailemin yanında okudum. Ailem sosyal demokrat bir yapıya sahiptir.

Hatta babam E. hayranıdır. Ben üniversiteye gelene kadar alnım secdeye bile

gelmedi. Üniversiteye geldikten sonra namaz kılmaya başladım. 1988 yılında

Marmara Hukuk Fakültesini kazandım. İstanbul'a kayıt için geldim. Kredi Yurtlar

Kurumuna başvurdum. 4500. yedekte kaldım. Devlet yurduna giremeyince okulun

panosunda Pendik Sakarya Öğrenci Yurdunun ilanını gördüm. Bu yurda gittim.

Yedek sıram gelene kadar burada kalmak istedim, yedek sıram gelmeyince yaklaşık

bir yıl burada kaldım. İkinci yıl Üsküdar Ridaniye

yurdunda kaldım. Bu yurt F.G. cemaatine yakın bir yurt olduğunu daha sonra

öğrendim, İlk girdiğim anda da bu yurdun cemaate ait olduğunu bilmiyordum. Bu

yurtta kaldığım süre içerisinde F.G.ye ait kitaplar okunduğu gibi sohbet toplantılanda yapılıyordu. ... Evlerde yapılan sohbet

toplantılarına sıcak bakmadığım için gitmiyordum. Yurtta kaldığım süre

içerisinde F.G.nin kasetlerini izlettiriyorlardı. Ben

insanlarla orada ilk defa tanıştığım için benim katıldığım sohbet

toplantılarında F.G.nin kaseti videoya konuyor ve

seyrettiriliyordu. Bu konuşmalarda dini içerikli konuşmalardı.

...Hukuk Fakültesini 1992 yılında bitirdim ve

Kırşehir'e ailemin yanına dönerek Avukatlık stajına başladım. Bu dönem

içerisinde F.G.ye yakın kişilerle bir araya gelmedim. Hakimlik sınavına

hazırlandım. İlk yazılıda 73 puan aldım. Ancak mülakatta elendim. İkinci

yapılan sınavda 70 puan aldım. Bu sınavın mülakatına o dönem Kırşehir Belediye

Başkanına SHP'li C.G. isimli başkanının yanına

gittim. Onun verdiği kart ile o dönem Müsteşar olan Y.K.D.nin

yanına geldim ve Belediye Başkanının bana vermiş olduğu mektubu ona verdim. O

yıl mülakatını kazanıp 1994 yılında Ankara'da staja başladım. ... Ankara'da

staj yaptığım dönem içerisinde beni herhangi bir sohbet evine veya yere kimse

götürmedi. Bu dönem içerisinde eğitim merkezine gittiğim zamanda da F.G.ye

yakın kişilerin daveti üzerine sohbet toplantılarına gitmedim. Beni de kimse

bir yere davet etmedi.

...

Ben Pınarhisar İlçesine kura ile Hakim olarak atandım. Daha askerligimi

yapmadığım için askere gideceğim düşüncesiyle eşimi götürmemiştim. Daha sonra

buradan askere gittim. Hatta askerlik süresince 28 Şubat olayları oldu. Ben

yedek subaylık görevini yaptıktan sonra Pınarhisar'a geri döndüm. Pınarhisar

kaldığım süre içerisinde R.T.E.nin cezaevine

gelmesinden dolayı tanıma fırsatı buldum. Hatta kendisini desteklediğimi

belirttim. Hatta kendisi bu jestlerimize karşılık bize cezaevinde teşekkür

yemeği vermişti. Burada ki görev sürem dolunca Yahyalı'ya atandım. Gerek

Pınarhisar gerekse Yahyah'da cemaatin bir

yapılanmasını görmedim. Burada yaklaşık 3 yıl kaldıktan sonra Midyat Ilçesine atandım. Eğitim Merkezinden tanıdığım S.M. beni

telefonla aradı, müfettiş olup olmayacağımı sordu. Ben düşüneyim dedim. Eşimde

konuştum. Müfettiş olunca Ankara'ya gideceğimizi ve teftişin yapısının mesleği

olarak yüksek seviyede olmasını da değerlendirerek teklifi kabul ettim. Ankara'ya

geldim, Hakim S.M. ile buluştum. Onun söylemesi

üzerine Yargıtay Üyesi H.M.nin yanına gittim. H.M.nin kendisine referans olmasını ilettim. O da not aldı.

İlgileneceğim dedi. Daha sonra teftiş kurulu başkanı A.C. beyin yanına gittim,

bana terfılerim konusunda sorular sordu. Ben yanından

ayrıldım. Yaklaşık 7 ay sonra Midyat Başsavcısının telefonuyla teftiş kurul

başkanlığına atandığımı duydum.

Ben Adalet Müfettişi olarak 2005 yılında

Ankara'ya geldiğimde beni kimin çağırdığını bilmemekle birlikte bir sohbet

grubumuz vardı. Bu grupta M.E.Ö., F.U., M.A., halen Cumhuriyet savcısı olan

E.G., T.Ş., H.K. vardı. Bu arkadaşlar F.G.ye sempati duyan arkadaşlardı. 2010

yılı HSYK yapılanmasına kadar bu arkadaşlarla birlikte dönüşümlü olarak

evlerimizde bır araya geliyorduk. Bir abi diye

nitelendirdiğimiz bir kişi yoktu. Ancak kiminle irtibat kurduğunu ve nasıl

haber aldığını bilmediğim bir hakim o gün

toplandığımız eve geliyordu. Bu şahsın 2010 yılına kadar hakim

oldugunu biliyorduk. Ancak nerede görev yaptığını,

isminin ne olduğunu bilmiyordum. Bu kişinin gruptan kimin tanıdığını da

bilemiyorum. Bana bu hususta bilgi vermiyorlardı. Eve gittiğimiz zaman bizden

sonra gelen bu şahıs bize mesajlar iletiyordu. Bu mesajlarda genellikle ne

kadar cevşen okunacağını, ne

kadar Kur'an okunacağını, ne kadar La İlahe İllallah söyleneceği belirtiliyor,

F.G.ye ait kitapları ve fotokopileri bize okuyordu. 2010 yılına bu şekilde 3

değişik kişi geldi. Bunlar kıdemce bizden büyük olduğu gibi yaş itibariyle

bizimle aynı kıdemde olduğunu anlıyabiliyordum. Bu

kişinin hakim olduğunu biliyordum. Ancak İdari Yargı

mı, Adli Yargı hakimi mi kendiside

belirtmediği gibi bende anlayamamıştım. Bu kişilerinde meslek hayatım boyunca

kimliklerini öğrenemedim. Kendileriyle karşılaşmadım.

2005 yılından 2010 yılına kadar sohbet

grubumuz değişmedi. Ancak M.E.Ö, M.A. ve H.K. ile aynı dönem teftişe

geldiğimizden dolayı sohbete de aynı zamanda katıldık. Diğer arkadaşlar bizden

kıdemli idi. Ancak bizi kim sohbete çağırdı inanın şuan

hatırlayamıyorum. Bu arkadaş grubu dışında bir arkadaşı sohbete götürme yetkim

yoktu. Kimse de getirmezdi. Bu kuralı kim koydu bilmiyorum. Kendimi götürme

yetkisi görmediğim için kimseyi bu sohbete davet etmedim. Bana bu şekilde

davranılması konusunda bir talimat verilmedi. Ancak ben götürülmemesine

inandığım için kimseyi sohbete götürmüyorum. Ben 5 yıl boyunca da yabancı bir

kimseyi sohbete götürmedim. ... Staja başladığım zaman ve hakimlik mesleğine

başladığım zaman herhangi bir şekilde bir aylığımı bağış veya himmet parası olarak

kimseye vermedim. Ancak aylık %5 himmet parası olarak sohbete katılan mesajları

okuyan hakime bu para veriliyordu. Ben düzenli olarak

bu parayı vermedim. Bu bir himmet oldugu için

mecburiyet yoktu.

Tüm değerlerim üzerine yemin ederim ki verilen

talimat üzerine gidip teftiş yaptığım hakim ve

savcılara haksız olarak fazla not veya eksik not vermiş değilim. Bana hiçbir

zaman böyle bir talimat verilmiş değildir. ... Benim denetim yaptığım tüm hakim savcılara verdiğim not incelenirse tarafsız olduğum anlaştlacaktır.

...

2014 HSYK seçimlerine kadar bu arkadaşlarla

birlikte sohbet toplantılarımız devam etti. ... 2010 yılından sonra

dershanelerin kapatılması gündeme gelince sohbetin konusu hükumetin tasarruflarıda oluyordu. Bu şekilde hareketlerin iki tarafada zarar verebileceğini sohbetler sırasında dile

getiriyorduk. Hoca diye hitap ettiğimiz kişi siyasi mesajlar bize iletmiyordu.

Sohbetlerimiz daha önceki sohbetler şeklinde devam ediyordu. Ancak gündemdeki olaylarıda sohbet konusu yapıyordu. Cemaatin bir

yapılmasından söz etmek istiyorum. Cemaat kendisine güven vermeyen, itaatkar kabul etmediği kişilere fazla sır ve bilgi vermez.

Bu nedenle bende bu grup içinde yer aldığıma inanıyorum. Cemaat içinde bana

fazla sır vermezlerdi. Ben bunu o dönemlerde de hissediyordum.

Kamu oyunda 17-25 Aralık 2013 tarihli olaylardan sonra teftişteki ve gruptaki

arkadaşlarla bir araya geldik. O dönem arkadaşlarla operasyonda çıkan ses kayıt

çözümlerinin gerçek olduğuna inanıyorduk. Ancak bunun o dönem dershane

kapatılmasının rövanşı olduğuna kanaat getiriyordum. Hatta bu dönemlerdeki

sohbetlerde dışarıdan gelen şahıs evlerde bulunan F.G.ye ait dokümanların yok

edilmesini istemişti. ... Bu toplantı esnasında adaylar açıklanmamıştı. Ancak

biz cemaat hangi adayı gösterirse iyi olur, kimlerin aday olması gerektiğini

konuştuk. Ben, E.G., Y.A. ve M.Ş. cemaate yakın kişiler oldugunu

değerlendiriyorum. Bir araya geldigimize göre de cemaaten oldukları anlaşılmaktadır. Her iki toplantıda da

bizim anlattıklarımızı Y.A.nın

değerlendirdiğini görüyordum. Ben HSYK'dan

gönderilmemi kendim için haksızlık olarak nitelendirdim. Bu nedenle Yargıda

Birlik adı altına toplanan tüm adaylar dışında diger

adayların desteklenmesini düşünmüştüm. ... Ben sadece kızgınlıkla Yargıda

Birlik dışındaki adaylara oy verilmesini istedim. ... Seçim günü de seçimi

kişiselleştirdiğimden sandıklar açılmadan önce ve sonrası seçim mahallinde

bulundum. Ben sadece gözlem yaptım.

...

F.S. Van'daki olaylar nedeniyle açığa

alınarak, meslekten ihraç edilince Ankara'ya geldiğini biliyorum. Okuldan benim

samimi arkadaşım olduğu için kendisiyle görüştük. ... Ancak ilk konuşmamızda

kendisi bana hayatının tehlike altında olduğunu, kendisinin öldürüleceğini

söylüyordu. Hatta bu sohbetimizde Amerika'ya gitmek istediğini bana söylemişti.

Bu konuşmalardan sonra ben kendisini abisinin Sincan'da bulunan evine bıraktım.

Bu konuşmadan sonra 3-4 defa daha bir araya geldik. Bana daha önce verdiği

telefon numarası değil başka bir numarayı vermişti. Ben bu telefon numarasından

kendisini anyordum. Bu konuşmalardan sonra kendisinin

kaldığı Sincan'a gidip alıp geziyorduk. Bu dönemlerde de Amerika vizesi

alamadığını bana söyledi. Daha sonra bana Afrikaya

gitmek istediğini söyledi. Buraya niye gitmek istediğini ve buna kimin karar

verdiğini söylemedi. Ancak bana cemaatın kendisine Afrikaya gitmesi gerektiğini söylediğini, aynca cemaatin kendisine maaş bağladığını söylemişti. Bunu

anlatmasının nedeni ise biraraya geldiğimizde nasıl

geçiniyorsun diye sordum. O da bana cemaatin kendisine yardım ettiğini, maaş

verdiğini ve bu paranın yeterli olduğunu söyledi. Ben cemaat deyince F.G.

cemaati olduğunu anlamıştım. ... Ben ona bir poşet içinde para götürdüm. Ancak

bu parayı bana getiren kişi nasıl ulaştı şu an hatırlamıyorum. Ancak gelen kişi

bana F.S.nin Afrika'ya biletini ayarladığını,

İstanbul'dan geldiğini ve vereceği parayı ona götürmesini benden istedi. Bu

şahıs beni nasıl buldu, niye buldu, niye kendi götürüp parayı direk vermedi bu

sorulara o zamanda cevap bulamamıştım. Şimdi de cevap bulamıyorum. Tek bildiğim

burada kullanıldığımdır. Bu şahıs verdiği için içi para dolu poşeti götürüp

F.S.ye verdim.

...

F.S. Afrika'ya gittikten 3-4 ay sonra

Ankara'da yanıma biri geldi. Kendisinin Afrika'da Türk okullarında öğretmen oldugunu söyledi. Ben o zaman bu okulun F.G.ye yakın okul

olduğunu anlamıştım. İsmini hatırlayamadığım bu şahıs bana F.S.nin

eşinin rahatsız oldugunu, Afrika'ya kendisiyle

geldiği takdirde ona destek olabileceğini ve kendisinin de bu seyahatte eşlik

edebileceğini söyledi. Bu durumu eşimle görüştüm. O da Afrika'ya gider gezer

geliriz dedi. Bu şahıs kendi gideceği günü ve saati bana bildirdi. Bende tüketici

kredisi çektim ve bu şahsa benim ve eşim için aldığı biletin parasını ödedim.

Bu şahısla birlikte ben ve eşim Afrika'ya gittik. Başkente kadar birlikte

gittik. Daha sonra aynı kişinin yardımıyla F.S.nin

bulunduğu yere bilet aldık. Biz o şehire gittiğimizde

F.S. havaalanında yanında bir öğretmenle birlikte bizi karşıladı.

...

Ankara Hakimliğine atandıktan sonra sohbet

toplantıları için beni kimse çağırmadı, o dönemde bir gruba girmedim. Ancak

daha önce de anlattığım gibi Ankara savcısı E.G. seçimden önce hakim Y.A.nın evinde buluşacağız diye

kapımın zilini çaldı, beni çağırdı. Ben bu toplantıyı sohbet toplantısı olarak

algıladım. Ancak gittiğimde evde ev sahibi Y.A, Ankara savcısı M.Ş. vardı.

Sohbetin konusunun da dini şekil değil, 2014 yılında yapılacak HSYK seçimleri

ile ilgiliydi. Bu şekilde bir defa daha bir araya geldik.

Ben Ankara 2. İcra Hakimi

olduğum dönemde sorumlu olduğum icra dairesi 25. İcra Dairesidir. 25. İcra

Dairesine yapılan itirazlar ve şikayetler benim mahkemeye gelir. Kamu oyunda MHP Kurultayının durdurulmasına yönelik Gemerek

ve Tosya Hakimlerinin tensiben verdiği tedbir

kararlarının infazı için MHP merkezinin avukatları Ankara İcra Dairelerine bu

kararı infazını gerçekleştirmek için başvurmuşlar. Bu tedbirin infazı UYAP

ortamında 25. İcra Dairesi Müdürlüğünü düşmüş, bu icra talebinin yerinde

olmadığına ilişkin karşı tarafın avukatları itiraz ve şikayet

dilekçeleri vermiş. Bu dilekçeler bana bu nedenle geldi. Geldiğinde itirazlara

baktım. İtirazlar arasında yetkili icra dairesinin Ankara olmadığı, Akyurt

İlçesi olduğu, Gemerek ve Tosya mahkemelerinin kararlarının yok hükmünde olduğu

belirtildiği. Ayrıcı diğer bir itiraz sebebi olarak da tensip kararı ara

karardır, bu nedenle ilamlı takip yapılamayacağı mutlak suretle ilamsız takip

yapılacağı, bu nedenle takibin usule aykın olarak

yapıldığı belirtildiğini gördüm. Bu itirazın Perşembe

günü yapıldığını biliyorum. Karşı tarafın bu itiraza karşi

cevap vermek istediklerini kaleme sözlü olarak belirtmişler. Bu nedenle ben o

cevabı da bekledim. Cuma günü cevap gelince, mevcut duruşmalar bittikten sonra

bu dosyayı inceledim. Yapmış olduğum incelemede gerçekten de ilamsız takip

yapılması gerekirken ilamlı takip yapıldığını gördüm. Aynca

tedbir kararı veren mahkemelerin Ankara İcra Dairelerinin infaz için

yetkilendirilmediğini gördüm. Bu nedenle şeklen yapılan takiben iptaline karar

verdim. Yargıtay'ın bu yönünde kararlarında olduğunu biliyorum. Aynca Tosya Mahkemesinin kararını infaza verildiğini de karanmda belirttim.

...

Ben KPSS sorularını cemaat tarafından

sızdırıldığını ilk önce medyadan öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımla yapmış

olduğum sohbetlerde bu inancımın güçlendiği hissettim. KPSS sorulan sızdıran ve

kontrolsüz güçlenen F.G. cemaatinin tehlikeli olabileceğini ve diğer cemaatlerden

farklı bir yapıya bütündüğüne inandım. 17-25 Aralık

olarak belirtilen operasyonda da amacın yolsuzluk olmadığı, farklı amaçların

güdüldüğüne inandım. MİT tırlarının durdurulması, Başbakanın açıklamaları

bendeki şüpheleri yoğunlaştırmaya başladı. 2015 yılı başından itibaren de bu cemaaten tamamen ilgimi kestim. Herhangi bir sohbet

toplantılarına katılmadım.

Ben 2014 HSYK seçimlerinde beni daha önce

mağdur ettiklerini düşünerek Yargıda Birlik dışında kimi desteklerseniz

destekleyin diye yönlendirdim. Yoksa burada cemaatin adaylarını desteklemek

niyetinde değildim. Bu tamamen benim haksız olarak HSYK müfettişliğinden

gönderilmem üzerine mevcut yönetime kızgınlığımdır. Ben HSYK'da

çalıştığım dönemde UYAP'ın teftiş ekranının

hazırlanması için yaklaşık 8 yıl çalıştım. Proje ürettim. Bu çalışmalanm göz ardı edilip, teftişteki görevime son

verilmesi beni üzmüştü, Bu nedenle 2014 HSYK

seçimlerinde mevcut yapıyı desteklememiştim. ... Daha önce de belirttiğim gibi

bu insanlarla 2015 yılı başından itibaren de ilgimi tamamen kestim.."

13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 9/8/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "... üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;

şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça

dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak CMK'nın

100. vd. maddeleri uyarınca" tutuklanmasına karar verilmesi

istenmiştir.

14. Başvurucunun sorgusu Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince

9/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasındaki

ifadesinde de Cumhuriyet Savcılığında verdiği beyanı tekrar ederek tutuksuz

yargılanmayı talep etmiştir.

15. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... üzerine atılı bulunan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, şüphelinin kaçma ve

delilleri karartma ihtimali bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının

yetersiz kalacağı, şüpheliye isnat edilen suçun ağır cezayı gerektiren suçüstü

hallerinden olması nedeniyle CMK'nın 2/1-j ve 2802

sayılı kanunun 94. maddesi ve CMK'nın 100. maddesiyle

ilgili düzenlemeler ve AİHS'nin 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında,

isnat olunan suç ile orantılı bir tedbir kapsamında şüphelinin CMK'nın 101 maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA ... [karar

verildi.]"

16. Başvurucu 14/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 8/9/2016 tarihinde "... tutuklama kararı ve bu karara dayanak dosya

kapsamının incelenmesinde, Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/104 Sorgu

sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı ..." gerekçesiyle

itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

17. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2016 tarihinde öğrendiğini

beyan etmiş ve 17/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 27/12/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin

açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirme

özetle şöyledir:

"... Soruşturma aşamasında elde edilen ve

yukarıda detaylı şekilde belirtilen delillerin değerlendirilmesi neticesinde ve

özellikle şüphelinin müfettiş olmasına karşın diğer hakimler ile ev

toplantılarına gelen kişinin de hakim olduğunu sandığı şeklindeki hayatın

olağan akışı ile çelişen unsurlar da içeren ifadesindeki dolaylı ikrarları ile

şüphelinin aleyhine isnatlar içeren beyanlar bulunduğu; şüphelinin bilgisayar

ve bilgisayar özelliği bulunan cihazlarının program ve kütüklerinde arama ve

kopyalama işlemlerinin devam ettiği, başka şüpheliler hakkındaki benzer isnatlı soruşturmlarda

gerçekleştirilen dijital arama işlemleri neticesinde şüphelilerin cihazlarında bylock vb. program artıklarının tespit edilebildiği

dolayısı ile şüpheli yönünde de bu ihtimalin bulunduğu ve şüphelinin tutukluluk

hali de dikkate alındığında, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi

olduğuna dair hususunda yeterli şüphe oluştuğundan ..."

19. İddianamede, başvurucu hakkındaki bu değerlendirmeye esas

olmak üzere tanık beyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda

başvurucuyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanık beyanları özetle şöyledir:

- M.G., M.Ö. ve A.Ş. beyanlarında, başvurucunun örgüt mensubu

olduğunu belirtmişlerdir.

- F.S. beyanında, ...meslekten ihraç edildiğinde örgütün

kendisine ekonomik destek sağladığını ve bu kapsamda şüpheli Burhan Yaz'ın

kendisine para verdiğini ifade etmiştir.

20. Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 8/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2018/50 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı

gün yapılan tensip incelemesinde "atılı

suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun CMK 100/3-a maddelerinde sayılan katalog

suçlardan olması, tanık ifadeleri teşhisler ve tüm dosya kapsamı birlikte

gözetildiğinde, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç

şüphesinin ve somut olguların bulunması, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak

bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı ancak tutuklama

tedbirlerinin isnat edilen suçla orantılı olduğu" gerekçesiyle

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

21. Mahkemece 13/3/2018 tarihinde ilk duruşma yapılmış ve "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, tanık F.S.nin beyanları, atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile

sanığın örgütteki konumu ve eylemlerinin ağırlığı, tanık beyanlarında geçen

hususların dosyadaki kayıtlar ve sanığın tevil yollu ikrarı ile de sabitolması karşısında kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut olguların soruşturma dosyasında var olması, yargılama sırasında

henüz diğer tanıkların dinlenmemiş olması, tanık F.S.nin

beyanlarında geçtiği üzere sanığın diğer tanıklar üzerine baskı kurma

ihtimalinin olması, atılı suçun CMK 100/3.a maddesinde belirtilen katalog

suçlardan olması, tutuklu kaldığı süre de nazara alındığında bu aşamada sanık

hakkında adli kontrol tedbirlerinin uygulanması halinde yetersiz kalacağı"

gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

22. Mahkemenin 27/11/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin

devamına karar verilmiştir. Kararın ilgi kısmı şöyledir:

" ...

Sanığın açıklanan örgütsel faaliyetlerinin ve

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı yapılanması kapsamındaki faaliyetlerinin

2016 yılı içerisinde devam ettiğine yönelik olarak Hakimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu 3. Dairesinin 13.02.2017 tarih 2016/5561 Esas, 2017/956 Karar sayılı

kurul müfettişi görevlendirilmesine yönelik kararının ve bu kararda yer verilen

iddiaların da dikkat çekici olduğu, bu kapsamda Milliyetçi Hareket Partisinin

Büyük Kurultayının tüzük değişikliği gündemi ile olağanüstü toplantıya davet

edilmesine ilişkin Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/280 esas sayılı

dosyasında 8.4.2016 tarihinde 4721 sayılı TMK'nun

75/2 maddesi gereğince üç kişilik çağrı heyeti görevlendirilmesi kararı

verildiği, kararın Yargıtay 18. Hukuk Dairesi nezdinde temyiz edildiği, henüz

karar kesinleşmeden 6100 sayılı HMK'nun 367/2 maddesi

uyarınca kişiler hukuku kapsamındaki hükümlerin kesinleşmeden uygulanması

mümkün olmadığı, dolayısıyla çağrı heyeti yasal olarak yetkili hale gelmeden

15/5/2016 tarihi belirlenerek Milliyetçi Hareket Partisi Büyük Kurultayı tüzük

değişikliği gündemiyle olağanüstü toplantıya çağrılan üst kurul delegelerinin

bir kısmının 4721 sayılı TMK'nın 24 ve 25 inci

maddeleri uyarınca kendi ikametgahları asliye hukuk mahkemelerine başvurarak

hukuki koruma talep etmeleri üzerine Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemeleri

tarafından Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmeden uygulanması

mümkün olmayan kararlardan olduğu gerekçesi ile Yargıtay denetimi sonuna kadar

infazının ve çağrı heyeti tarafından 15/5/2016 tarihinde Milliyetçi Hareket

Partisi Büyük Kurultayının toplanmasına ilişkin işlemlerin ihtiyati tedbir

yoluyla durdurulmasına karar verildiği, bu kararın 6/5/2016 tarihinde Ankara

25. İcra Müdürlüğünde uygulamaya konulmasının hemen sonrasında sanık tarafından

yapılan icra takibine yönelik olarak açılan bir dava ya da şikayet olmaksızın

icra müdür yardımcısından dosyaların fotokopisinin istendiği, bu durumun

yargısal faaliyetler ile teamüllere aykırı olduğu, zira yasal olarak görev

yaptığı mahkemeye usulüne uygun olarak açılan bir dava bulunmaksızın bir

hakimin resen harekete geçerek işlem yapma hazırlığı içerisine girmesinin

sanığın örgütsel bağı dışında açıklanamayacağı, hakim olarak görev yapan

sanığın mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava

taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve

artıracak davranışlar içerisinde olması gerektiği, bunun yanında önündeki veya

önüne gelme ihtimali olan bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, davanın

sonucunu etkilemesi veya sürecin aşikâr adillik vasfını zayıflatması

beklenebilecek hiçbir yorumda bulunmaması, kamuya açık olsun veya olmasın,

herhangi bir şahıs ya da mesele konusunda adil yargılamayı etkileyebilecek

herhangi bir yorum da yapmaması, bu yönde bir davranış da gerçekleştirmemesi

gerekirken bu yönde hareket etmediği, sanığın bu husus kendisine sorulduğunda

ise bir dava açılırsa hazırlıklı olmak için bu evrakları istediğini beyanda

bulunduğu, sanığın meslek hayatı içerisinde az önce yer verilen ve örgütün amaçlarına

hizmet eden hakim ve savcı denetimleri sırasında yaptığı işlemler nazara

alındığında başka her hangi bir dava, dosya ya da teftiş incelemesi sırasında

bu şekilde titiz hareket etmediği de gözetildiğinde değinilen türden

faaliyetlerinin örgütsel olduğunda şüphe olmadığı, açıklanan tüm bu hususlara

göre sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yargı yapılanması

içerisinde yer aldığı, her ne kadar sanık hakkında ByLock

tespiti bulunmamakta ise de sanıktan ele geçirilen ve incelenen dijital materyaller

içeresinde yer alan Apple Iphone 4s marka cep

telefonunda, açıklandığı üzere soruşturma aşamasından önce ByLock

isimli programın indirildiğinin anlaşıldığı, bu programın teknik özellikleri,

indirilme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle bir kısım

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve

münhasıran bu suç örgütü mensupları tarafından kullanılan program olduğu da

gözetildiğinde; eğitim düzeyi, edindiği bilgi, tecrübe ve konumu itibariyle örgütün

nihai amacını, Devlet kurumlarında, emniyet silahlı kuvvetleri ile yargı

teşkilatı içerisindeki yapılanmasını ve burada devletin her türden silahını

elinde bulunduran örgüt mensuplarının gerektiğinde bu gücü örgütün amacı

doğrultusunda kullanacaklarını bilmesi beklenen sanığın gerçekleşen

faaliyetlerin örgütsel nitelikte olduğundan, içerdikleri çeşitlilik, yoğunluluk ve süreklilik nedeniyle örgüt üyeliği suçu sübut

bulmakla sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi uyarınca

cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir."

23. Başvurucunun hükme karşı yaptığı istinaf talebi Ankara Bölge

Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin 24/6/2019 tarihli kararıyla esastan

reddedilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Yargıtay'da temyiz aşamasındadır ve başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

25. Öte yandan başvurucu 27/12/2016 tarihinde yaptığı 2016/76312

numaralı bireysel başvuruda münhasıran hukuka aykırı bir şekilde mal varlığı

hakkında tedbir kararı verildiği iddiasıyla ilgili olarak başvuru yapmıştır.

Yine Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması

üzerine 3/1/2017 tarihinde 2017/13781 numaralı ve Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması üzerine de 30/1/2017

tarihinde 2017/17528 numaralı bireysel başvurularda gözaltındaki kötü muamele

iddialarıyla ilgili olarak başvuru yollarını tükettikten sonra bu iddialarını

ileri sürdüğü bireysel başvurularda bulunmuş olup belirtilen başvuruların

inceleme aşaması devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

26. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.Özel Hayata Saygı ve Konut Dokunulmazlığı

Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu -hâkim olarak- hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla

görevsiz mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerinde

arama yapıldığını belirterek özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

30. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama kararına

dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu,

bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının

ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde

etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

31. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi,

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun bir zaman devam ettiği veya hedeflenen amaca

ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

32. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

33. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun bulunması gerektiği değerlendirilmiştir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; hukuka aykırı olarak mal varlığı hakkında tedbir

kararı verildiğini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) kararıyla

meslekten ihraç edildiği için maaşının da kesildiğini ve haksız olarak konulan

tedbir nedeniyle de ailesinin ihtiyaçlarının karşılanamadığını hatta bu sebeple

oğlunun üniversite eğitimine ara vermek zorunda kaldığını belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

35. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetlerine

ilişkin olarak başvuru yollarını tükettikten sonra 27/12/2016 tarihinde yaptığı

2016/76312 numaralı bireysel başvuruda münhasıran bu iddialarını ileri sürdüğü

anlaşılmıştır. Anılan 2016/76312 numaralı başvuruda mülkiyet hakkına yönelik

belirtilen şikâyetlerin inceleneceği dikkate alınarak mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiası bu başvuru kapsamında incelenmemiştir (bkz.§ 25).

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; ailesinin, akrabalarının ve muhtarın önünde

ellerine metal kelepçe takıldığını, kaçma şüphesi ve orada bulunanlara zarar

verme ihtimali bulunmadığı hâlde arama süresince dört saat boyunca kelepçeli

bekletildiğini, bu şekilde teşhir edildiğini, küçük bir arabanın arka bagajına

yapılan bölmede yine kelepçeli olarak, aşırı sıcağa ve havasızlığa rağmen uzun

süre ara verilmeden yolculuk yaptırıldığını, muayene sırasında elleri arkadan

kelepçeli olduğu hâlde duvara karşı bekletildiğini, nezarethanede yetersiz

koşullarda kaldığını ve ihtiyaçlarının giderilmediğini, yasak sorgu yöntemiyle

ifadesinin alındığını, gözaltına alındıktan sonra tutuklanıncaya kadar kendisine

yapılan bazı uygulamalar nedeniyle insan onur ve haysiyetiyle bağdaşmayan

işkence, eziyet ve hakaret içeren davranışlara maruz kaldığını belirterek kötü

muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

37. Kötü muamele yasağının ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin

olarak başvurucunun Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun

sonuçlanması üzerine 3/1/2017 tarihinde 2017/13781 numaralı ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması üzerine de

30/1/2017 tarihinde 2017/17528 numaralı bireysel başvurularda bulunduğu

görülmektedir. Başvurucunun yaptığı suç duyuruları üzerine yapılan

soruşturmalarda başvuru yollarını tükettikten sonra bu iddialarını ileri

sürdüğü anlaşılmıştır. Anılan 2017/13781 ve 2017/17528 numaralı başvurularda

özellikle soruşturma aşaması ve gözaltı işlemleri sırasındaki kötü muamele

şikâyetlerinin inceleneceği dikkate alınarak kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiaları da bu başvuru kapsamında incelenmemiştir (bkz. § 25).

D. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

38. Başvurucu; suçüstü hâli bulunmamasına karşın yetkisiz

mercilerce hukuka aykırı bir şekilde hakkında yakalama ve gözaltı kararı

verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

39. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

40. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631,

17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve

Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

41. Somut olayda, başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu; gerçekleşen darbe teşebbüsüyle hiçbir ilgisi,

bağlantısı ve irtibatı olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak hakkında tutuklama

kararı verildiğini, olayda ağır cezalık suçüstü koşullarının oluşmadığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte hâkim olması dolayısıyla hakkında soruşturma veya

kovuşturma yapılabilmesi için 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve

Savcılar Kanunu'na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma yürütülmüş,

yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmıştır.

b. Değerlendirme

45. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

46. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

47. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

48. Öte yandan başvurucu 10/8/2017 ile 9/1/2018 tarihleri

arasında verdiği on adet ek dilekçedeki beyanlarında; daha önce bireysel

başvuru formunda dile getirmediği tutukluluğun devamına ilişkin kararların

tebliğ edilmediği, tutukluluğun makul süreyi aştığı, tutukluluğun devamına dair

incelemelerin duruşmasız yapıldığı ve avukatıyla yaptığı görüşmelerin

sınırlandırılarak kayda alındığı şikâyetlerini de ileri sürmüştür.

49. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma durumunda

tutukluluğun makul süreyi aştığı veya tutukluluk incelemeleri sırasında usule

ilişkin güvencelerin sağlanmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun

başvurucu hakkında soruşturma veya ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun

devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya

serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç, B. No: 2013/5267,

7/3/2014, § 28). Buna göre Ankara Bölge Adliye Mahkemesinde yargılaması devam

eden başvurucunun hakkında ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğunun

devamına karar verilen her aşamada başvuru yollarını tükettikten sonra, başvuru

süresi içinde yeniden bireysel başvuruda bulunarak -yeni bir bireysel başvuru

formunu doldurmak, başvuru harcını yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine

getirmek koşuluyla- tutukluluğun makul süreyi aştığı ya da tutukluluk

incelemelerinin usulüne ilişkin şikâyetlerini bireysel başvuru konusu etmesi

mümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci ve sekizinci fıkraları kapsamında başvurucunun tutukluluğunun makul

süreyi aşıp aşmadığı veya usule ilişkin diğer şikâyetler yönünde bir inceleme

yapabilir (Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §§

118-120).

50. Belirtilen nedenle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü ve

ayrı bir başvuru konusu yapılması gereken bu şikâyetler yönünden ayrıca bir

değerlendirme yapılmamıştır.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

51. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

52. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

53. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek; aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk

Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

54. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (§§ 99-104) başvurusu

hakkında verilen karar.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

56. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da hâkimlerle

ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet

edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia

etmektedir.

57. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bu şikâyetleri

incelemiştir. Bu kararlarda, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde

görülmeyerek uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağının bulunduğu kabul

edilmiştir (Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

53-59; Salih Sönmez, §§ 107-121).

Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

58. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan kararlarda da

belirtildiği üzere başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında çıkarılan

yakalama kararı uyarınca (4/8/2016 tarihinde) yakalanarak gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi

olma suçundan tutuklandığı dikkate alındığında, başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili

yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu

durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmasının

olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün

görülmemiştir.

59. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

61. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suç

şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu ifade

edilmiş (bkz. § 15) fakat buna ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.

62. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun

FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran

tanık anlatımlarına, HSYK'nın meslekten çıkarılması

kararına ve hayatın olağan akışı ile çelişen unsurlar içerdiği belirtilen

ifadesindeki dolaylı ikrarlarına dayanılmıştır (bkz. §§ 18, 19). Mahkûmiyet

kararında ise belirtilen delillerle birlikte kendisinde ele geçirilen cep

telefonuna ByLock

isimli programın indirilmesi ve bu uygulamanın teknik özellikleri dikkate

alındığında başvurucunun kullanıcı vasfında bulunduğunun kabul edildiği

belirtilmiştir (bkz. § 22).

63. Soruşturma dosyasında, Cumhuriyet savcısı olduğu anlaşılan

ve FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan F.S.nin hakkında

yürütülen bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak

istediğini belirterek verdiği ifadesinde, hâkim olarak görev yapmakta olan

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir. Tanık F.S., daha önce

meslekten ihraç edildiğinde örgütün kendisine ekonomik destek sağladığını ve bu

kapsamda başvurucu aracılığıyla kendisine para verildiğini, başvurucunun

kendisinin Afrika'ya gönderilmesine aracılık ettiğini ve burada eşiyle birlikte

kendisini ziyaret ettiğini beyan etmiştir (bkz. §§ 12, 19). Tanık F.S.nin anlatımları başvurucu tarafından da doğrulanmıştır

(bkz. §§ 12, 14). Yine ifadeleri alınan diğer tanıklar da başvurucunun söz

konusu örgüte üye olduğuna ilişkin beyanlarda bulunmuşlardır (bkz. § 19). Bu

itibarla Cumhuriyet Savcılığında verdiği ve sonrasında Sulh Ceza Hakimliğinde

tekrar ettiği savunmalar da dikkate alındığında başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 12,

14). Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk

Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

64. Başvurucu hakkında Mahkemece verilen mahkûmiyet kararında;

başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade

edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir (bkz. § 22).

65. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir; § 74, Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, § 57).

66. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında soruşturma

mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna

dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının, bu anlamları doğrulayan

savunmaların ve başvurucunun cep telefonuna ByLock uygulaması indirmesi

nedeniyle Mahkemece bu uygulamanın kullanıcısı sayılmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

67. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

68. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

69. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§

78, 79).

70. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 26) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

71. Somut olayda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın

ağırlığına, delillerin karartılması ile kaçma şüphesinin varlığına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 15).

72. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 9. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ve

delilleri karartma ihtimaline yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olduğu söylenebilir.

73. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

74. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)

de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

75. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 15) keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

77. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yakalama ve gözaltı kararının hukuka aykırı olması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu : Burhan YAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/67047, 11 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. B. Mülkiyet Hakkının
  11. C. Kötü Muamele Yasağının
  12. D. Kişi Hürriyeti ve
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Gökcan
  15. Özgüldür
  16. Menteş
  17. Başpınar
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/67047
Tarih
11 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Mustafa Baysal Başvurusu (B. No: 2016/58482)
  • Ahmet Boran Başvurusu (B. No: 2015/16263)
  • Mustafa Kaya Başvurusu (B. No: 2015/19388)
  • Halil Özkan Başvurusu (B. No: 2015/17443)
  • Tuğrul Demir Başvurusu (B. No: 2015/11480)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Veli Çelebi Başvurusu (B. No: 2016/5785)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.