İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cihan Aydın Başvurusu (B. No: 2013/3355)

1. Başvuru, cezaevinde hükümlü olarak bulunan başvurucuya karşı

Başvuru No2013/3355Tarih21 Nisan 2016Okuma28 dk · 5.688 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cihan Aydın Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/3355
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.688 kelime·28 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, cezaevinde hükümlü olarak bulunan başvurucuya karşı

infaz ve koruma memurları tarafından işkence ve kötü muamele yapıldığı

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2013 tarihinde Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 13/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

15/10/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu olay tarihinde Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

1. İnfaz ve Koruma

Memurları Hakkında Yapılan Soruşturmalar

9. 13/7/2011 tarihinde başvurucu Cihan Aydın ile hükümlüler Z.K.

ve H.T. Ceza İnfaz Kurumu B1 açık görüş mahallinde haftalık sohbet

faaliyetinden sonra İnfaz ve Koruma Memuru Z.S.nin

yönlendirmesiyle bir grup infaz ve koruma memuru tarafından darbedildiklerini,

olayın üzerinden iki gün geçtikten sonra sağlık kontrolüne götürüldüklerini,

olayın güvenlik kameralarının bulunduğu alanda cereyan ettiğini ileri sürerek

15/7/2011 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda

bulunmuşlardır. Aralarında başvurucunun da bulunduğu müştekilerin şikâyeti,

Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/5605 sayılı soruşturmasına kaydedilmiştir. Aynı

olayla ilgili olarak hükümlüler M.Ş.K., E.Ö. ve A.Y. ise 15/7/2011, hükümlüler

K.Ş., A.O. ve H.B. 19/7/2011 tarihinde suç duyurusunda bulunmuşlardır.

10. Başvuruya konu olmayan ve 14/7/2011 tarihinde meydana gelen

başka bir olayla ilgili olarak hükümlü M.S.nin

15/7/2011 tarihinde suç duyurusunda bulunması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığının

2011/5447 sayılı soruşturma dosyası üzerinden işlem başlatılmıştır. Hükümlüler

F.Z., C.K. ve R.F. de aynı tarihte farklı bir dilekçeyle suç duyurusunda

bulunmuşlardır.

11. Yapılan suç duyuruları üzerine infaz ve koruma memuru

şüpheliler S.Ö., Ş.A., Z.S., U.Ö., V.K.T., H.S. ve B.A. hakkında görevi kötüye

kullanma ve kasten yaralama suçlarından soruşturma başlatılmıştır. Tüm dosyalar

Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/5445 sayılı soruşturma dosyasında

birleştirilmiştir.

12. İnfaz ve koruma memurları S.Ö., Ş.A., Z.S., U.Ö., V.K.T.,

H.S. ve B.A. tarafından tanzim edilen 13/7/2011 tarihli tutanakta özetle

13/7/2011 tarihinde saat 13.30-16.30 arasında B1 açık görüş mahallinde

hükümlülerin sohbet faaliyetlerinin bitmesinden sonra başvurucunun da aralarında

bulunduğu dokuz hükümlünün infaz ve koruma memurları tarafından güvenlik

gerekçesiyle oda numarasına göre ayrı ayrı odalarına dönmelerinin istendiği,

hükümlülerin görevlilerin bu taleplerini “Biz bu şekilde çıkmıyoruz, toplu

çıkarız, bizi böyle oda oda götüremezsiniz.” diyerek

reddettikleri, hükümlüler Cihan Aydın, H.T. ve Z.K.nin

ellerinden ve kollarından tutulup orantılı bir şekilde kuvvet kullanılarak

sohbet alanından çıkarılmak istendiği fakat bu sırada başvurucu Cihan Aydın ile

hükümlü E.Ö.nün çıkmamak için direniş gösterdikleri,

görevlilere karşı elleri ve kollarıyla fiziki müdahalede bulundukları, onları

gören diğer hükümlülerin birbirlerine sarılıp kenetlenmek suretiyle odalarına

götürülmelerine engel olmaya çalıştıkları, herhangi bir üzücü olaya sebebiyet

verilmeden hükümlülerin odalarına götürüldükleri belirtilmiştir.

2. Adli Raporlar ve

Soruşturmada Yapılan Diğer İşlemler

13. Şüpheli İnfaz ve Koruma Memuru Z.S.nin

Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Cezaevi Reviri tarafında düzenlenen 14/7/2011 tarihli ve

11.40 saatli raporunda boyunda ense kısmında 5-6 cm uzunluğunda ekimoz, sağ ve sol kol ön bilek sırtında 5-6 cm uzunluğunda

yüzeysel ekimozlar bulunduğu, mevcut yaranın basit

tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu yazılıdır.

14. Olayın üzerinden iki gün geçtikten sonra 15/7/2011

tarihlinde başvurucu, adli raporunun aldırılması için İnfaz Kurumuna dilekçe

yazmıştır. Tekirdağ Devlet Hastanesinin aynı tarihli ve 26192 sayılı raporunda;

başvurucunun her iki kol üst iç kısımlarında eski hematom,

1x1 cm. çapında 2-3 adet ekimoz bulunduğu, yaranın

basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olduğu kayıtlıdır.

15. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayla ilgili bilgi talep

edilmesi üzerine İnfaz Kurumunun 3/8/2011 tarihli ve 2011/7584 sayılı yazısıyla

olaya karışan hükümlüler hakkında disiplin soruşturması yapıldığı, başvurucu

hakkında 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanun’un 44. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (h) bendi

uyarınca 1 gün hücre cezası verildiği bildirilmiş olayla ilgili görüntülerin

yer aldığı CD gönderilmiştir. Dosyada bu CD’nin incelendiğine dair tutanak ya

da bilirkişi raporu bulunmamaktadır.

16. Başvuru tarihinden sonra Anayasa Mahkemesinin talebi üzerine

yaptırılan inceleme sonucunda alınan 23/11/2015 tarihli bilirkişi raporunda;

CD’nin 13/7/2011 günü saat 16.00-16.30 aralığındaki yaklaşık otuz dakikalık

görüntü içerdiği, görüntü kalitesinin iyi olmaması nedeniyle kayıtların çok net

olmadığı, kameranın hükümlü ve tutukluların bulunduğu bir odayı çektiği, oda

içinde toplam dokuz hükümlünün bulunduğu, saat 16.23’te hükümlülerin infaz ve

koruma memurlarıyla tartıştıkları, 16.25 ile 16.29 arasındaki görüntülerde

infaz ve koruma memurlarının hükümlülerin kollarından tutarak tek tek dışarı

çıkardıkları, hükümlülerin buna engel olmak için infaz ve koruma memurlarının

ellerinden tutmaya çalıştıkları, görüntülerde hükümlü ve tutuklulara yönelik

herhangi bir darp, cebir, saldırı ya da kötü muameleye rastlanmadığı

bildirilmiştir.

3. Şüpheli İnfaz ve

Koruma Memurlarının Savunmaları

17. Soruşturma kapsamında şüpheli infaz ve koruma memurlarının

11/8/2011 tarihinde Cumhuriyet Savcılığında savunmaları alınmıştır. Şüpheli

İnfaz ve Koruma Baş memuru Z.S.nin savunması

şöyledir:

“… 13/07/2011 tarihinde saat 13.30-16.50 arası

B44 no.lu B48 no.lu, B58 no.lu odalarda kalan 9 hükümlü tutukluyu haftalık

sohbet faaliyetine çıkardık. Sohbet faaliyeti bittikten sonra oda oda tutuklu hükümlüleri sohbet odasından alıp odalarına

götürmek istedik. Cihan AYDIN ve E.Ö. görevli memurlara ‘Biz oda oda gitmeyiz, hepimiz birlikte 9 kişi gidiceğiz.’

demeleri üzerine ben sohbet faaliyetinin olduğunu B1 açık görüş mahalline

gittim. Alanda bulunan tutuklulara kurumun ve kendi güvenlikleri için alanların

oda oda boşaltıldığını kendilerine izah etmeme rağmen

dikkate almadılar. ‘Biz hep beraber gideceğiz, keyfi uygulama yapıyorsun.’

dediler. Ben kabul etmeyince yanımda olan 44 no.lu odada kalan Z.K.yi kolundan çektim, görevli

memurlara alın odasına götürün dedim. Bu arada diğer 8 hükümlü tutuklu

birbirlerine sarılıp kenetlendiler. Görevli arkadaşlara 44'te kalan H.T. ve

Cihan AYDIN'ı almalarını söyledim. Bu arada görevli

arkadaşlarım bu tutukluları dışarı almak isterken özellikle Cihan AYDIN ve E.Ö.

aşırı derecede mukavemet gösterdi. Ben E.Ö.yü

tuttum, etkisiz hale getirdim. Diğer görevli arkadaşlarım adı geçen mahpusları

oda oda götürdüler. Bu sırada ben de yaralandım.

Boynumda ve kollarımda kızarık ve çizikler oluştu. Mahpusları odalarına benim

talimatımla infaz ve koruma memurları S.Ö., V.K.T., U.Ö., Ş.A., B.A. ve H.S.

götürdüler. Sohbet alanında dokuz mahkûm olduğu için şu an isimlerini

hatırlamadığım müdahale ekibindeki infaz ve koruma memurları da bize yardıma

gelmişti. Mahpuslar birbirlerine kenetlendiği için, güçlükle birbirlerinden

ayırdık. Sohbet görüş alanındaki kamera kayıtlarından da olay net bir şekilde

görülebilir. Cihan AYDIN’daki yaraların eski olduğu

raporda belirtilmiştir. M.Ş.K.nin ise kendisinin

alınması sırasında saati çıkmıştır. Bu nedenle elindeki yara saatten

kaynaklanmış olabilir. Ben ve diğer görevliler mahpuslara saldırmadık. Onların

aşırı derecede direnmesi neticesinde biz de görevimizi yapmak için ellerinden

ve kollarından çekerken yaralanmışlardır. Ben üzerime atılı suçlamayı kabul

etmiyorum.”

18. Şüpheli İnfaz ve Koruma Memuru V.K.T.nin

savunması da aynı içeriktedir.

19. Şüpheli İnfaz ve Koruma Memuru U.Ö.nün savunması şöyledir:

“…Başmemur Z.S.ye

haber verdik. Z.S. mahpuslarla konuştu. İkna olmadılar, bunun üzerine

bağrışmaların duyulması üzerine müdahalede görevli infaz ve koruma memurları da

geldiler. Başmemurun talimatıyla 9 mahpusu odalarına

götürmek için tek tek çıkarmaya başladık. Çünkü hepsi kenetlenmişlerdi. Biz

kendilerine saldırmadık. Odalarına gitmemek için direnmeleri sırasında mahpuslarda

çizikler meydana gelmiş olabilir. Biz görevimizi yaptık. Odalarına gitmeyen

mahpusları zorla odalarına götürdük. Bende herhangi bir yara olmadı. Başmemur da bu sırada yaralandı. Ben suçlamayı kabul

etmiyorum.”

20. Şüpheli İnfaz ve Koruma Memuru B.A,

S.A. ve S.Ö.nün savunmaları da aynı içeriktedir.

21. Şüpheli İnfaz ve Koruma Memuru H.S.nin

savunması şöyledir:

“Ben 13/7/2011 tarihinde B blokta telefon

görevlisiydim. Bir mahkûma telefon görüşmesi yaptırırken B1 açık görüş

alanından sesler geldi. Bu sırada mahkûmun telefon görüşmesi bitti. Bu kişiyi

odasına aldım. Gürültünün geldiği yere gittim. İlk gittiğimde B-48 no.lu odada

kalan H.B., A.O. ve K.Ş. sohbet alanından çıkartılıyordu. Bu üç mahkûm herhangi

bir direniş göstermeden çıkıyorlardı. Ben üst aramalarını yaptım. Odalarına

götürdüm. Daha önceden diğer mahkûmların direnmesini görmedim. Ben infaz ve

koruma memurlarının görüş alanına çıkmak istemeyen mahkûmlara karşı

saldırdıklarını görmedim. Daha sonradan duyduğum kadarıyla ilk başta mahkûmlar

hep birlikte 9 kişi olarak odalarına gitmek istemişler, birbirlerine

kenetlenmişler. Arkadaşlarımız kollarından tutmak suretiyle birbirlerinden

ayırarak odaya götürmüşler. Ben herhangi bir suç işlemedim.”

22. Soruşturmada başvurucunun ifadesinin alındığına dair başvuru

formunun ekinde ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtlarında

herhangi bir belge bulunmamaktadır.

4. Soruşturma Sonucunda

Verilen Karar

23. Yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığının

21/12/2012 tarihli ve 2012/5445 soruşturma, K.2012/4922 sayılı kararıyla

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Kapalı Cezaevinde

tutuklu/hükümlü olarak kalan müştekiler, 15/7/2011 tarihli benzer başvuruları

ile, suç tarihinde, sohbet sonrası idare tarafından, odalarına tek tek

götürülmek istenmesine karşı çıktıklarını, bu nedenle şüpheli infaz ve koruma

memurlarının kendilerine saldırdıklarını, darp izlerinin olduğunu ileri

sürmüşler, Cihan Aydın ve M.Ş.K. isimli tutuklu/hükümlüler ile infaz ve koruma

memuru Z.S.nin adli raporlarına göre basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilir ölçüde yaralandıkları görülmüşse de; müştekilerin,

sohbet sonrası odaya götürülme işlemine direndikleri yönündeki beyanları,

şüphelilerin, söz konusu yaralanmaların, orantılı güç kullanımı sırasında

direnç nedeniyle gerçekleştiği yönündeki, yaralanma bölgeleri ve yaralanma

nitelikleri ile uyumlu savunmaları, şikayet konusuna ilişkin idarece yapılan

yazılı açıklama ve ekli belgelere göre, idarenin yetkisi dahilinde yapılan

müdahalenin yetki aşılarak ve suç kastıyla yapıldığına dair, müştekilerin dosya

içeriğiyle ve birbirleriyle uyumsuz iddialarından başka kanıt elde

edilemediğinden … şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına (karar

verilmiştir.)”

24. Bu karara başvurucu tarafından itiraz edilmesi üzerine Çorlu

1. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/2/2013 tarihli ve 2013/145 Değişik İş sayılı kararı

ile itirazın reddine karar verilmiştir.

25. Ret kararı 25/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

30/4/2013 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımının bulunmadığı

anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı

86. maddesi şöyledir:

"...

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin

basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde,

mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para

cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

...

işlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında

artırılır."

27. 5237 sayılı Kanun'un “Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” kenar başlıklı 256.

maddesi şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

28. 5237 sayılı Kanun’un “Görevi

yaptırmamak için direnme” kenar başlıklı 258. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını

engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.”

29. 5275 sayılı Kanun’un “Kurumların

iç güvenliği” kenar başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Kurumların iç güvenliği, Adalet Bakanlığına

bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik görevlileri,

gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği

yapar.”

30. 4/6/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük’ün (İnfaz Tüzüğü) “Güvenlik ve gözetim servisi“ kenar başlıklı 22.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“İnfaz ve koruma başmemuru

ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan,

rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya

pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki

meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni

ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla

izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor

kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz.”

31. Aynı Tüzük’ün “Kurumların iç güvenliği” kenar başlıklı

44. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Kurumların iç güvenliği, Bakanlığa bağlı

infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik görevlileri,

gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği

yapar.

(2) Açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerindeki

idare ile infaz ve koruma görevlileri; firarların önlenmesi, asayiş ve

disiplinin sağlanması için gözetim ve denetimle yükümlüdürler.”

32. Aynı Tüzük’ün “Kapıların açılmaması ve temasın önlenmesi”

kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir

“(1) Kapalı kurumlarda oda ve koridor kapıları

kapalı tutulur. Kapılar aşağıdaki hâllerde açılır:

a) Cezaevi tabibine, revir, hamam ve berbere

gitme, başka odaya nakil,

b) Hastane ve duruşmaya gönderme ve başka

kuruma nakil,

c) Salıverilme, ziyaret, arama, sayım,

denetim, eğitim, öğretim, spor ve iyileştirme çalışmaları, kurumda çalıştırma,

d) Kurullara çağrılma,

e) Ölüm, deprem veya yangın gibi olağanüstü

hâller,

f) Kurum idaresince gerekli görülen hâller.

(2) Hükümlüler, yukarıda sayılan hâller

dışında, diğer odalardaki hükümlüler ve kurum görevlileri ile temasta

bulunamazlar.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu, Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Kapalı Cezaevinde hükümlü

olduğunu, 13/7/2011 tarihinde diğer hükümlülerle birlikte haftalık sohbet

alanından odalarına dönerken infaz ve koruma memurlarının kendilerini tek tek

odalara götürmek istemelerine karşı çıktıklarını, daha sonra İnfaz ve Koruma

Baş memuru Z.S.nin yönlendirmesiyle bir grup infaz ve

koruma memuru tarafından darbedildiğini, yapılan

soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini,

olaydan ancak iki gün geçtikten sonra adli raporunun aldırıldığını, olayın

güvenlik kameralarının bulunduğu alanda cereyan etmesine rağmen bunların incelenmediğini,olay sırasında ne kendisi ne de diğer

hükümlüler tarafından infaz ve koruma memurlarına karşı herhangi bir fiziksel

temaslarının bulunmadığını, bu nedenle İnfaz ve Koruma Memuru Z.S.nin darbedildiğine dair

raporun gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğini, Cumhuriyet Savcılığı tarafından

ifadesinin alınmadığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

35. Başvurucu ayrıca bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

36. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak, UYAP üzerinden yapılan SGK kaydı ve TAKBİS mal kaydı

sorgulaması sonucunda geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

38. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumunda görevli

infaz ve koruma memurları tarafından darbedildiğini,

olayın güvenlik kameralarının bulunduğu alanda cereyan etmesine rağmen bunların

incelenmediğini,olaydan

ancak iki gün geçtikten sonra adli raporunun aldırıldığını, Cumhuriyet

Savcılığı tarafından ifadesinin alınmadığını ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde; infaz ve koruma memurları tarafından

uygulanan zor kullanmanın haklı ve gerekli olup olmadığının Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları doğrultusunda değerlendirilmesi

gerektiğini, AİHM’nin yerleşik içtihatlarına göre kötü muamelenin 3. madde

kapsamına girmesi için asgari seviyede bir şiddete ulaşması; bir kimsenin

özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle

karşı karşıya kaldığında, davranışlarından kaynaklanan kesin bir zorunluluk

yoksa kendisine karşı zor kullanılmasının insanlık onuruna aykırı olacağını,

muamelenin 3. madde çerçevesinde “onur kırıcı” olup olmadığına karar verirken,

amacın söz konusu kişiyi aşağılamak ve küçük düşürmek mi olduğu ve yol açtığı

sonuçlarla ilgili olarak muamelenin başvuranın kişiliğini 3. madde ile

uyuşmayan, kötü bir biçimde etkileyip etkilemediğini göz önünde

bulundurulacağını, bu kapsamda yürütülecek ceza soruşturmalarının, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olması gerektiğini, bunun için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek

olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri

toplamaları gerektiğini belirtmiştir.

40. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak, tüm uyarılara

rağmen başvurucunun hükümlülerle birlikte odalarına ayrı ayrı alınmalarına

karşı direnç gösterdiğini, ceza infaz kurumlarında disiplinin yasalara uygun

olarak sağlanması gerektiğini, AİHM içtihatları uyarınca 3. madde kapsamında

müdahalenin gerekli olduğu durumlarda müdahalenin orantılı bir şekilde

yapılması gerektiğini, başvurucunun direnmesi üzerine yeterli sayıda personel

tarafından koğuşa alındığını, başvurucuya karşı kötü muamele olarak değerlendirilebilecek

ve belli bir ağırlık eşiğine ulaşmış somut bulgulardan bahsedilmediğini,

soruşturmanın bağımsız ve tarafsız olarak yürütüldüğünü, bu kapsamda ilgili

personel hakkında Cumhuriyet Savcılığı tarafından adli soruşturma

başlatıldığını, sorumluların tespiti ve kamera kayıtlarının temini amacıyla

cezaevi idaresi ile yazışmalar yapıldığını ve görevli personelin savunmalarının

alındığını, soruşturmanın başvurucuya açık olarak yürütüldüğünü belirterek

başvurucunun şikâyetinin değerlendirilmesi konusunda takdirin Anayasa

Mahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.

41. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinin, devletin negatif ve pozitif sorumluluğuna bağlı olarak maddi ve

usule ilişkin boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekir. Bu nedenle

başvurucunun somut olaydaki şikâyetleri, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında, devletin maddi ve usule ilişkin yükümlülükleri açısından

ayrı şekilde değerlendirilecektir.

a. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiği İddiası

i. Genel İlkeler

42. Başvuru konusu olay, devletin gözetimi altında cezaevinde

bulunan başvurucunun maruz kaldığı yaralama eylemi nedeniyle işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiası ile ilgilidir.

43. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

44. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

45. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

46. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıca,

devletin, pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların,

gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

47. Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete, söz konusu kişilerin

işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye,

bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile maruz

bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıyla

yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gerektiği bir kötü muamele tehlikesinin

gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları durumunda Devletin

17. maddenin üçüncü fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

48. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri

ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır

(Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve

kastı ile ardındaki saik de eklenebilir Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve

duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de dikkate

alınması gereken diğer faktörlerdir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

49. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS/Sözleşme)

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla, Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme altına alınmış olan

“işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı

bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 84).

50. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt” unsuruna da yer verilmiştir

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

51. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler

“eziyet” olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz. AİHM fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi

muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak nitelendirmiştir (İrlanda/Birleşik Krallık, B. No: 5310/71,

18/1/1978; Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya, [BD], B.

No: 48787/99, 8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88, 7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§

41-42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu nitelikleki muameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında “eziyet” olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

52. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak, kişi üzerinde uygulanan muamele,

fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki

oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 89).

53. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele hem

insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da

aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı

muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulma koşulları

tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri

tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı

kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi

aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele olarak ortaya

çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90).

54. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların

ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Selmouni/Fransa [BD],

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 104). Aynı ilke, özgürlükten yoksun bulundukları

ve ceza infaz kurumu yönetiminin sorumluluk ve kontrolüne tabi oldukları

değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlüler için

de geçerli olacaktır (Satık ve diğerleri/Türkiye, B.No: 31866/96, 10/10/2000, § 54).

55. Anayasa'nın 17. maddesi cezaevinde güvenliği sağlamak,

düzeni korumak ve suç işlenmesini önlemek için güç kullanımını

yasaklamamaktadır. Ancak bu kapsamda sınırları belli bazı durumlarda, mevzuata

uygun olarak ve sadece kaçınılmaz hâllerde aşırı olmaması koşuluyla güvenlik

güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilmektedir. Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller

prensip olarak Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu

bağlamda AİHM suçla mücadeleye özgü zorlukların, bireylerin vücut

dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya sınırlar koymasını haklı

kılamayacağını belirtmektedir (Ali Rıza Özer

ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 81, 82).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

56. Cezaevinde oldukları için dış dünyayla ilişkileri kesilen

veya kendilerine destek olabilecek ve gerekli kanıtları oluşturabilecek doktor,

avukat, aile yakını veya arkadaşlarıyla görüşmeleri her an olanaklı olmayan

başvurucuların gözaltı sırasında maruz kaldıkları kötü muamele şikâyetlerini

temellendirmeleri, kanıt toplamanın güçlüğü nedeniyle zor olacağı açıktır.

Başvurucunun bu kapsamdaki iddialarına ilişkin olarak, ancak dosyadaki tüm

verilerin birlikte incelenmesi hâlinde bir sonuca ulaşılması mümkündür (Cezmi Demir ve diğerleri, § 99).

57. Olay tutanağına göre 13/7/2011 tarihinde Ceza İnfaz

Kurumunun açık görüş mahallinde hükümlüler haftalık sohbetlerini yapmışlardır.

İnfaz ve koruma memurları tarafından hükümlüler kaldıkları odalara güvenlik

gerekçesiyle ayrı ayrı götürülmek istenmiş, ancak başvurucunun da aralarında

bulunduğu dokuz hükümlü, odalarına topluca gitmek istediklerini söyleyerek

bulundukları yerden ayrılmak istememişlerdir. Hükümlüler H.T., Z.K. ve

başvurucuya infaz ve koruma memurları tarafından müdahale edildiği sırada

hükümlü E.Ö. ile başvurucu elleri ve kollarıyla görevlilere mukavemet etmişler,

sonrasında bütün hükümlüler birbirlerine sarılıp kenetlenerek götürülmelerine

engel olmaya çalışmışlardır(bkz. § 12). Olayın meydana

geldiği yerde bulunan kamera kayıtlarını inceleyen bilirkişi 23/11/2015 tarihli

raporunda; bu yerde toplam dokuz hükümlünün bulunduğu, saat 16.23’te

hükümlülerin infaz ve koruma memurlarıyla tartıştıkları, 16.25 ile 16.29

arasındaki görüntülerde infaz ve koruma memurlarının hükümlülerin kollarından

tutarak tek tek dışarı çıkardıkları, hükümlülerin buna engel olmak için infaz

ve koruma memurlarının ellerinden tutmaya çalıştıkları, hükümlü ve tutuklulara

yönelik herhangi bir darp, cebir, saldırı ya da kötü muameleye rastlanmadığı

bildirilmiştir (bkz. § 16).

58. Başvurucunun adli raporunda her iki kolda üst iç kısımlarda

eski hematom, 1x1 cm çapında 2-3 adet ekimoz bulunduğu; şüpheli İnfaz ve Koruma Memuru Z.S.nin raporunda, boyunda ense kısmında 5-6 cm uzunluğunda

ekimoz, sağ ve sol kol ön bilek sırtında 5-6 cm

uzunluğunda yüzeysel ekimozlar bulunduğu, her

ikisinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde yaralandıkları tespit

edilmiştir (bkz. §§ 13, 14).

59. Yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun sohbet sonrasında

odaya tek tek götürülmek istenmelerine karşı geldikleri yönündeki ifadesi

başvurucuda oluşan yaranın gösterdiği direnç sırasında kullanılan orantılı güç

sonucunda gerçekleşmesi, yaranın meydana geldiği bölge ve mahiyetinin bunu

teyit etmesi, idarenin yetkisi dahilinde yapılan müdahalenin yetki aşılarak ve

suç kastıyla yapıldığına dair müştekilerin dosya içeriğiyle ve birbirleriyle

uyumsuz iddialarından başka kanıt elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir (bkz. § 23).

60. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil niteliktedir. Bir davadaki

delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olduğundan,

Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıkları

değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir. Yaşam hakkına

ilişkin iddialarla ilgili olarak derece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman,

ceza hukuku sorumluluğunun, Anayasa ve uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrı

tutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa’da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir bulguya

ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan derece mahkemelerinin

bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen, normal şartlar altında

bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için de

önemli nedenlerin var olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 96).

61. Olay tutanağı, başvurucunun şikâyet dilekçesi ve

şüphelilerin beyanları, Anayasa Mahkemesi tarafından CD üzerinde sonradan

yaptırılan bilirkişi incelemesine göre hükümlülerin haftalık sohbetleri sona

erince odalarına ayrı ayrı götürülmek istenmelerine karşı geldikleri, bu sırada

başvurucunun da aralarında bulunduğu hükümlülerle görevliler arasında çıkan

arbede sırasında görevlilerin hükümlüleri tek tek odalarına götürmek için

ellerinden ve kollarından tuttukları, hükümlülerin de aynı şekilde bunu

önlemeye çalıştıkları, hükümlülerin bundan sonra ayrı ayrı odalarına

götürüldükleri, odalarına götürüldükten sonra başkaca bir müdahale yapıldığına

dair bilgi bulunmadığı, görevlilerin zor kullanması sonucunda başvurucunun

elleri ve kollarından basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde

yaralandığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

62. Bu durumda tespit edilmesi gereken ilk husus, infaz ve

koruma memurları tarafından yapılan bu müdahalenin mevzuata uygun olup

olmadığı, ikinci olarak da, görevliler tarafından

kullanılan gücün gerçekleştirilmek istenen amaçla orantılı olup olmadığıdır

(bkz. § 55). Başvurucuda oluşan yaraların sayısı ve niteliği, hangi şartlarda

ne şekilde meydana geldiği, başvurucunun güç kullanımı sırasında takındığı

tutum yapılacak değerlendirmede önem taşımaktadır.

63. 5275 sayılı Kanun’un 33., İnfaz Tüzüğü’nün 22. ve 44.

maddelerinde cezaevlerinde iç güvenliğin infaz ve koruma memurları tarafından

sağlanacağı düzenlenmiştir. İnfaz Tüzüğü’nün 45. maddesinde kapalı

cezaevlerinde oda ve koridor kapılarının kapalı tutulacağı, sadece cezaevi

tabibine, revir, hamam ve berbere gitme, başka odaya nakil, hastane ve

duruşmaya gönderme ve başka kuruma nakil, salıverilme, ziyaret, arama, sayım,

denetim, eğitim, öğretim, spor ve iyileştirme çalışmaları, kurumda çalıştırma,

kurullara çağrılma, ölüm, deprem veya yangın gibi olağanüstü hâller ile kurum

idaresince gerekli görülen hâllerde kapıların açılabileceği ve hükümlülerin

birbiriyle temas sağlayabileceği düzenlenmiştir. Sayılan durumlar dışında

hükümlülerin birbiriyle veya cezaevi görevlileriyle temas kurmaları yasak

olduğundan infaz ve koruma memurlarının sohbet sona erdikten sonra hükümlüleri

güvenlik gerekçesiyle ayrı ayrı odalarına götürmeleri, meşru bir amaca

matuftur.

64. İnfaz Tüzüğü’nün 22. maddesinin (8) numaralı ve 44.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca infaz ve koruma memurları,

görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları hâlinde bu direnişi kırmak

amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidirler. İnfaz ve

koruma memurları fiili bir saldırının varlığı halinde ayrıca 5237 sayılı

Kanun’un 25. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca meşru savunma kapsamında

kalan durumlarda da bu yetkiye sahiptirler. Başvurucunun da aralarında olduğu

hükümlülerin fiziksel direnişini kırmak için infaz ve koruma memurları

tarafından kullanılan cebir sonucunda başvurucu basit tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek şekilde kollarından yaralanmıştır. Şüphelilerin güvenlik

kamerası görüntüleri ile uyumlu savunmaları, başvurucudaki yaranın meydana

geldiği bölge ve niteliği, müdahale sırasında kullanılan kuvvetin

gerçekleştirilmek istenen amaçla orantılı olduğu sonucuna varılmasını

gerektirmiştir.

65. Başvurucu her ne kadar infaz ve koruma memurlarına karşı

herhangi bir fiziksel temaslarının bulunmadığını, bu nedenle İnfaz ve Koruma

Memuru Z.S.nin darbedildiğine

dair raporun gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğini belirtmiş ise de yapılan

müdahale sırasında hükümlülerle görevlilerin karşılıklı olarak el ve

kollarından tutup mücadele ettikleri CD görüntülerinden anlaşılmaktadır.

66. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu

bakımından ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiği İddiası

i. Genel İlkeler

67. Başvurucu, cezaevinde gerçekleşen darp olayından iki gün

sonra adli raporunun aldırıldığını, olayın güvenlik kameralarının bulunduğu

alanda cereyan etmesine rağmen bunların incelenmediğini,olay

sırasında ne kendisi ne de diğer hükümlülerin infaz ve koruma memurlarına

fiziksel temasta bulunmadığını, Cumhuriyet Savcılığı tarafından ifadesinin

alınmadığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen işkence ve kötü

muamele yasağının usul yönünden ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

68. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usule ilişkin boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

69. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde,

Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir

soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu

olanaklı olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle

gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, §

25).

70. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

71. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına

imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve

yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete

geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının

gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli

yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle

öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Bu

amaçla yetkililer mağdurun iddialarıyla ilgili ayrıntılı ifadesini almalı,

tıbbi bulguların özellikle de yaraların sebebine ilişkin objektif bir analiz

yapmalıdır. Soruşturmada yaranın sebebini veya sorumlu kişiyi ortaya çıkarma

yeteneğini sakatlayan bir kusur, bu standartla çelişme riski yaratacaktır (Batı ve diğerleri/Türkiye, 33097/96,

57834/00, 3/6/2004, § 134).

72. İşkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili ceza

soruşturmalarının etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının

kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları

sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 115).

73. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan

soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.

Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen

sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 119).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

74. 13/7/2011 tarihinde cezaevinin açık görüş yerinde haftalık

sohbetini yapan hükümlülerin odalarına ayrı ayrı götürülmek istenmelerine karşı

direnmeleri üzerine infaz ve koruma memurları tarafından zor kullanılmış, bu

sırada hükümlü M.Ş.K., başvurucu ve İnfaz ve Koruma Memuru Z.Ş. yaralanmıştır.

75. Olayla ilgili infaz ve koruma memurları tarafından tutanak

tutulmuş, yaralanan İnfaz ve Koruma Memuru Z.Ş.nin

adli raporu aldırılmış ve hükümlüler hakkında disiplin soruşturması

başlatılmıştır. Konuyla ilgili olarak İnfaz Kurumu tarafından Cumhuriyet

Başsavcılığına suç ihbarında bulunulmamıştır.

76. Başvurucunun 15/7/2011 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunması üzerine infaz ve koruma memurları

hakkında derhal soruşturma başlatılmış, olay tutanağı incelenmiş, tutanakta adı

geçen infaz ve koruma memurlarının şüpheli sıfatıyla savunmaları alınmış, Ceza

İnfaz Kurumuyla yapılan yazışmalar sonucunda İnfaz ve Koruma Memuru Z.S.nin adli raporu ve güvenlik kamerası kayıtları

getirtilmiş, başvurucunun müracaatı üzerine onun da adli raporu aldırılmıştır.

77. Başvurucu Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin

alınmamasının işkence ve kötü muamele yasağının usul boyutunu ihlal ettiğini

ileri sürmüş ise de, suç duyurusu dilekçesinde başvurucunun iddia ve

delillerinin tamamını ortaya koyabilmesi, ifadesinin alınması durumunda

soruşturmanın seyrinin ne şekilde etkileneceğine ilişkin biraçıklamasının

bulunmaması, toplanan diğer delillerin olayın aydınlatılması için yeterli

olması nedeniyle başvurucunun ifadesinin alınmasını gerektiren bir durumun

bulunmadığı anlaşılmıştır.

78. Soruşturmanın yaklaşık on yedi ay gibi makul bir sürede

sonuçlandırılmış, soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya yönelik

işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektiren bir durumun veya yürütülen

soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir

eksiklik bulunmamıştır.

79. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan işkence ve kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Yargılama giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine

neden olacağı anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Hüseyin MECEK Başvurucu : Cihan AYDIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3355, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  12. E. Yargılama giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine
  13. Paksüt
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3355
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Şirin Asi Başvurusu (B. No: 2013/5794)
  • Yavuz Ateş Başvurusu (B. No: 2013/5412)
  • Vahap İlhan Başvurusu (B. No: 2013/7311)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/4957
  • Mehmet Rahim Tayfur Başvurusu (B. No: 2013/2676)
  • Hasibe Duluklu Başvurusu (B. No: 2014/10249)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.