İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şirin Asi Başvurusu (B. No: 2013/5794)

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Başvuru No2013/5794Tarih14 Nisan 2016Okuma15 dk · 2.953 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şirin Asi Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5794
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.953 kelime·15 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun reddedilmesi ve ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

sürecinin adil olmaması, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru ve

yargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmaması nedenleri ile adil yargılanma

ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Komisyonca aynı tarihte başvurucunun adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Batman ili Sason ilçesi Dikbayır

köyünde yaşanan terör olayları nedeniyle oluştuğunu iddia ettiği zararların

tazmin edilmesi amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman 1 No.lu Zarar

Tespit Komisyonuna (Komisyon) 3/7/2006 tarihinde başvuruda bulunmuştur.

8. Komisyonca yapılan değerlendirme sonucu 27/1/2011 tarihli ve

2011/1-830 sayılı kararla bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar

ve dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu Sason

ilçesi Dikbayır köyü boşaltılmadığından, kişiye

yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından, köyde korucu aileleri dışında

yaşayan aileler de olduğundan, 1990 ile 2000 yılları arasında köyde ciddi bir

nüfus yaşadığından başvuru reddedilmiştir.

9. Başvurucu, ret işleminin iptali istemiyle 18/8/2011 tarihinde

Batman İdare Mahkemesinde iptal davası açmış; yapılan değerlendirme sonucu

Batman İdare Mahkemesi 25/11/2011 tarihli ve E.2011/861, K.2011/1381 sayılı

kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Batman İli Sason İlçesi Dikbayır

Köyü'ne aitdava dosyasında ve Mahkememizde yer alan

bu köye ait E.2011/246 dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelere göre, Batman

İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve [TELEFON]/Ter.Suç.Ks sayılı Batman

Valiliği'ne hitaben yazılı boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısından; Dikbayır Köyü'nün1993-2000 tarihleri arasında kısmen

boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığının

01/10/2009 tarih ve 3700-63966-09/GKK/Ks. sayılı ve

eki 17.11.2009 tarihli tutanağa göre, 1987-2000 yılları arasında Dikbayır Köyü'ndeGKK veGÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu,

korucu aileleri dışında köyde 15 hanenin ikamet ettiği,köy

nüfusunun 1990 yılında 210, 1997 yılında 210, 2000 yılında, 278 Kişi olduğu,

Batman/Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 04.09.2009 tarih ve 185 sayılı

yazısına göre; yapılan araştırmalarda, 1990-2000 yılları arasında muhtarlık

seçimlerinin yapıldığı,ancak evrakların imha edilmek

üzere SEKA'ya gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da sandık kurularak seçimlerin

düzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 27.04.2006

tarihli yazısından, Dikbayır Köyü İlköğretim

Okulu'nun1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalıolduğunun ifade edildiğigörülmektedir.

Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Dikbayır Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da

olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen

boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının

yaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması nedenleriyle, 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece

karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda

tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.

..."

10. Temyiz talebi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 23/1/2013 tarihli ve E.2012/4070,K.2013/40

sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.

11. Karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine İlk Derece

Mahkemesi kararı 23/1/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

12. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

23/1/2013 tarihli onama ilamı başvurucuya 10/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,

başvurucu 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu; ikamet ettiği yer olan Batman ili Sason ilçesi Dikbayır köyünde 1990 yılından itibaren yaşanan terör

olayları nedeniyle uğramış olduğu zararlar için 5233 sayılı Kanun kapsamında

başvuruda bulunduğunu, başvurunun reddi üzerine açtığı davanın da kabul

edilmediğini; Komisyona başvuru ve yargılama sürecinde idare tarafından köy

halkına "Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde baskı ve zorlama yapıldığının,

köyde bulunan ilköğretim okulunun 1994 ile 1998 yılları arasında

kapatıldığının, köyün terör örgütünün geçiş güzergahında olduğunun, köy

halkının göç etmek zorunda kaldığının dikkate alınmadığını; Danıştayın

tazminat istemlerinin kabulü için köyün tamamen boşaltılmış olması kıstasının

hayatın olağan akışına uygun olmadığını, ilgili yerde yaşanan terör olayları

nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ve mülklerine erişiminin engellendiğini, tarafınca sunulan bilgi ve belgelerin

dikkate alınmadığını, idarece sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen bilgi ve

belgelere göre karar verildiğini, Mahkeme kararlarının şablon gerekçelere

dayandığını oysa ileri sürülen temel argümanların karşılanması gerektiğini,

yargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmadığını belirterek tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesinin,

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının ve Anayasa'nın 2., 7.,

125. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile 39.123

TL maddi tazminata hükmedilmesini istemiş ve adli yardım talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

16. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun

tarafsız mahkemede yargılanma hakkının, çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkesinin, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının ve

Anayasa'nın 2., 7., 125. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki

başlıklar altında incelenmiştir:

a. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ

edilmeyen bilgi ve belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını

iddia etmiştir.

19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, başvurulara konu yargılamalarda, hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).

20. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

21. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddine

karar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarda, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında

karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

24. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

28. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında

Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup

olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler

kapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun

bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek (bkz. §§ 13,

14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların -hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi hususu

dışında- gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiği iddiasının da diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

d. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu, komisyona başvuru ve yargılama sürecinde idare

tarafından köy halkına "Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde

baskı ve zorlama yapıldığının, köyde bulunan ilköğretim okulunun 1994 ile 1998

yılları arasında kapatıldığının, köyün terör örgütünün geçiş güzergahında

olduğunun, köy halkının göç etmek zorunda kaldığınındikkate

alınmadığını; Danıştayın tazminat istemlerinin kabulü

için köyün tamamen boşaltılmış olması kıstasının hayatın olağan akışına uygun

olmadığını belirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

31. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

32. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesindeterör

dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik

kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu

sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

33. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

34. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması kapsamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, B. No:

2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu

konudaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir

temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı

bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).

35. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, dava dosyasında ve

Mahkemenin dava ile ilişkili gördüğü bir başka dava dosyasında yer alan bilgi

ve belgelerden, Batman ili Sason ilçesi Dikbayır

köyünün 1993-2000 yılları arasında kısmen boşaltıldığının anlaşıldığı, Batman

İl Jandarma Komutanlığının bildirdiğine göre köyde 1987-2000 yılları arasında

Geçici Köy Korucusu ve Gönüllü Köy Korucusu görevlendirildiği, korucu aileleri

dışında 15 hanenin ikamet ettiği, köy nüfusunun 1990 ve 1997 yıllarında 210,

2000 yılında 278 kişi olduğu, Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının

bildirdiğine göre köyde 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimi yapıldığı,

2000 yılı sonrasında seçimlerin düzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe Milli

Eğitim Müdürlüğünün bildirdiğine göre Dikbayır Köyü

İlköğretim Okulunun 1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebi ile

eğitim-öğretime kapalı olduğunun belirtildiği; bu bağlamda, aralarında

başvurucunun da bulunduğu Dikbayır köyü halkının bir

kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayı

uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyle

anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya

yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararın, 5233

sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı

sonucuna ulaşıldığı ve başvurucunun davasının reddedildiği görülmüştür.

Mahkemenin davanın reddi yönündeki bu hükmü temyiz incelemesi neticesinde

kesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun anılan iddiaları bakımından derece

mahkemesi kararlarında açık bir keyfilik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

37. Öte yandan başvurucunun, ilgili yerde yaşanan terör olayları

nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ve mülklerine erişiminin engellendiğini

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının yargılamanın sonucuna

dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan

değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 30-36) başvurucunun delillerini ve

iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânınınelinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığı

anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkının gereklerine

uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir

(Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263,

26/6/2014, § 43).

e. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,

6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,

B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal

Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha

uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir

kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucu

tarafından 3/7/2006 tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında, 5233

sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir kısım işlemlerin yapılması akabinde

27/1/2011 tarihinde talebin reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 18/8/2011

tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucunun temyiz talebinin

Danıştay Onbeşinci Dairesinin 23/1/2013 tarihli ilamı

ile tamamlandığı, toplamda geçen 6 yıl 7 aylık sürede uyuşmazlığın karara

bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına

atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresinin

makul olduğu sonucuna varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle makul sürede yargılanma hakkına yönelik

açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama

giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı

anlaşıldığından ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

339. maddesi uyarınca tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 198,35 TL

harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucu

:

Şirin ASİ

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5794, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal
  12. A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. Perdecioğlu
  18. Bozkurt
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5794
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Yavuz Ateş Başvurusu (B. No: 2013/5412)
  • Vahap İlhan Başvurusu (B. No: 2013/7311)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/4957
  • Mehmet Rahim Tayfur Başvurusu (B. No: 2013/2676)
  • Hasibe Duluklu Başvurusu (B. No: 2014/10249)
  • Meltem Sukan Başvurusu (B. No: 2013/9459)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.