İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yavuz Ateş Başvurusu (B. No: 2013/5412)

1. Başvuru, taşınmaz zilyetliğine müdahalenin men'i kararının iptaline yönelik mahkeme kararının uygulanmaması

Başvuru No2013/5412Tarih20 Nisan 2016Okuma17 dk · 3.393 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yavuz Ateş Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5412
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.393 kelime·17 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmaz zilyetliğine müdahalenin men'i kararının iptaline yönelik mahkeme kararının uygulanmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/7/2013 tarihinde İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 6/9/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 4/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.

6. Başvuru ile ilgisi olarak Fatih Kaymakamlığı ve Vakıflar

Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğünden elde edilen bilgi ve belgeler

4/4/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu söz konusu bilgi ve

belgeler hakkında 19/4/2016 tarihinde cevap vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veFatih Kaymakamlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul

1. Bölge Müdürlüğünden elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Mülkiyeti, Vakıflar Genel Müdürülüğüne

ait olan İstanbul ili Fatih ilçesi Kazgani Sadi

Mahallesi Türkeli Caddesi 1178 ada 24 parsel üzerinde bulunan 129 kapı numaralı

taşınmaz, Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü tarafından

24/10/2003 tarihli noter tasdikli kira sözleşmesi ile Ö.G.ye kiralanmıştır.

9. Ö.G. 21/6/2007 tarihinde kayda alınan dilekçesiyle Vakıflar

Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş ve yanında çalışan başvurucu Yavuz Ateş

ile S. Ateş ve M. Ateş tarafından işyerinin işgal edildiğini belirterek işgalin

sonlandırılması için gereğinin yapılmasını talep etmiştir.

10. Vakıflar Bölge Müdürlüğü 21/8/2007 tarihli yazıyla Eminönü

Kaymakamlığından 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun

hükümlerine istinaden işgalin sonlandırılmasını istemiştir.

11. Eminönü Kaymakamlığı 31/8/2007 tarihli kararıyla 3091 sayılı

Kanun gereğince tecavüzün men edilerek yerin müşteki idareye teslim edilmesine

karar vermiştir. Bu karar 20/9/2007 tarihinde infaz edilmiş ve söz konusu

taşınmaz boş olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Vakıflar

Bölge Müdürlüğü, taşınmazı 14/1/2008 tarihli noter senediyle Ö.G. nin ortağı olduğu bir limited şirkete

kiralamıştır.

12. Başvurucu, Kaymakamlıkça tesis edilen söz konusu men'i müdahale kararının iptali istemiyle 5/10/2007

tarihinde dava açmıştır.

13. İstanbul 9. İdare Mahkemesi 26/5/2008 tarihli ve

E.2007/1954, K.2008/1106 sayılı kararıyla davayı reddetmişse de itiraz üzerine

kararı inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5/2/2009 tarihli ve

E.2008/12084, K.2009/3029 sayılı kararıyla itirazı kabul ederek dava konusu

işlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Olayda uyuşmazlık

konusu taşınmazın mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olduğu ve davacı

[başvurucu] ile malik arasında yapılmış herhangi bir kira sözleşmesinin mevcut

bulunmadığı tartışmasızdır. Ancak, davacı söz konusu dükkanı

Vakıflar Bölge Müdürlüğünden kiralayan Ö.G.den

kiraladığını öne sürmekte ve adli yargıda bu konuya ilişkin uyuşmazlığın

sürdüğü anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacının olaydaki eyleminin 2004

yılından beri sürdüğü, bu durumun mülkiyet sahibince bilinmemesinin hayatın

olağan akışına uygun olmadığı hususu da dikkate alındığında bu eylemin 3091

sayılı Yasanın Uygulama Yönetmeliğinin "Damlı Yapılar"a

ilişkin olan ve yukarıda alıntısı yapılan 15. maddesindeki [bkz. 24 ]

"fuzuli işgal" tanımına uymadığı; diğer bir deyişle, davacı

uyuşmazlık konusu dükkanı tasarruf hakkına sahip kişiden devralması nedeniyle

eyleminin fuzuli işgal olarak tanımlanmasının mümkün olmadığı sonucuna

varılmıştır."

14. Bu arada 6/3/2008 tarihli ve 5757 sayılı Kanun'un 2.

maddesiyle Eminönü ilçesi Fatih ilçesiyle birleştirilmiş; başvurucu, Bölge

İdare Mahkemesi kararını uygulamadığı iddiasıyla Fatih ilçe Kaymakamı hakkında

suç duyurusunda bulunmuştur. İstanbul Valiliği tarafından soruşturma izni

verilmemesi üzerine başvurucu İstanbul Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmiş,

Mahkeme 8/7/2010 tarihli ve E.2010/316, K.2010/537 sayılı kararıyla soruşturma

izni verilmesine karar vermiştir.

15. Bu karar üzerine İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan

yargılamada Fatih ilçe Kaymakamı hakkında 24/5/2012 tarihli ve E.2010/8610,

K.2012/1874 sayılı kararla suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı

gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.

16. Başvurucu, daha sonra Mahkeme kararının uygulanmadığı

iddiasıyla Fatih ilçe Kaymakamı hakkında yeniden suç duyurusunda bulunmuş,

İstanbul Valiliği tarafından yeniden soruşturma izni verilmemiştir. Bunun

üzerine başvurucu, bu karara karşı Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmiş;

Mahkeme bu sefer 8/5/2013 tarihli ve E.2013/187, K.2013/231 sayılı kararıyla

itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar 6/6/2013 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 5/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Bu arada başvurucu hakkında söz konusu taşınmazla ilgili

olarak sahte özel evrak tanzim edip kullanmak suçundan "Ö.G. tarafından işten çıkarılmasından sonra Ö.G.nin başka kurumlara vermiş olduğu imzalı belgelerden

birini ele geçirerek belge içeriğinin yazılı olduğu kısmı kesip imzasının ve

isminin ve "saygılarımla" ibaresinin bulunduğu yerin üst kısmına

"Vakıflar Genel Müdürlüğünde kiralamış olduğum Türkeli cad.

129 nolu işyerime karşılık Yavuz Ateşten 450.000 USD

(dörtyüz ellibin Amerikan

doları) aldım, almış olduğum 450.000 USD nin 250.000

USD (Amerikan doları) Yavuz Ateşe 01/02/2007 tarihinde kendisine nakit olarak

ödeyeceğim. Ayrıca Yavuz Ateşe bu iş yerinde bana ait olan bütün haklarımı da

devrediyorum yani kendi adına vergi levhası asmasına izin veriyorum."

ibaresini bilgisayar ortamında yazarak şikayetçiyi [Ö. G.] 250.000 USD doları

miktarında borç altına sokan belge haline dönüştürüp bu belgeyi suç tarihinde İstanbul

3. İcra Müdürlüğünün 2007/3261 sayılı dosyasında takibe koymak suretiyle

kullandığı" iddiasıyla İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesinde

yargılama yapılmış ve Mahkemenin 20/12/2010 tarihli ve E.2007/494, K.2010/855

sayılı kararıyla başvurucunun on ay hapis cezası ile mahkûmiyetine ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

19. Öte yandan başvurucu, Mahkeme kararının uygulanmadığı

iddiasıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Fatih Kaymakamlığı aleyhine maddi ve

manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmıştır. İstanbul 2. İdare

Mahkemesi, 8/6/2012 tarihli ve E. 2011/1580, K.2012/1077 sayılı kararıyla

davayı reddetmiştir. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve

E.2012/6254, K.2015/4111 sayılı ilamıyla onanmıştır. Kararının gerekçesi

şöyledir:

"Uyuşmazlık konusu olayda davacı

tarafından uygulanmadığı belirtilen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nin

E:2008/12084, K:2009/3029 sayılı kararında özetle; (...) davacı uyuşmazlık konusu

dükkanı tasarruf hakkına sahip kişiden devralması nedeniyle eyleminin fuzuli

işgal olarak tanımlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle Kaymakamlık işleminin

iptaline karar verildiği anlaşılmakla birlikte davacılar tarafından, Ö. G.

aleyhine İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/294 Esas sayılı dosyasında

tedbir istemli açmış oldukları müdahalenin meni davasının, 14.12.2007 tarihinde

müracaatta kaldığı ve akabinde 13.3.2008 tarihinde davanın açılmamış

sayılmasına karar verilmesi karşısında, davacıların anılan vakıf taşınmazı

üzerinde tasarruf edebilmeleri konusunda hukuken korunabilir bir haklarının

mevcut olmadığı, öte yandan davacıların uygulanmadığını öne sürdükleri İstanbul

Bölge İdare Mahkemesi kararının, zilyetliğe müdahalenin menine ilişkin bir

karar olduğu dikkate alındığında iptal kararının uygulanarak tekrar davacılara

teslimi hukuken mümkün olmadığından, davacıların tazminat taleplerinin de

hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır."

B. İlgili Hukuk

20. 3091 sayılı Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Bu Kanun; gerçek veya

tüzelkişilerin zilyed bulunduğu taşınmaz mallarla

kamu idareleri, kamu kurumları ve kuruluşları veya bunlar tarafından idare

olunan veya Devlete ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz

yerlere veya menfaati umuma ait olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya

müdahalelerin, idari makamlar tarafından önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin

güvenliği ve kamu düzenini sağlar."

21. Aynı Kanun'un 2. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz mallara tecavüz

veya müdahale edilmesi halinde; taşınmaz mal merkez ilçe sınırları içinde ise,

il valisi veya görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde ise

kaymakamlar tarafından bu tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilir ve

taşınmaz mal yerinde zilyedine teslim edilir."

22. Aynı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:

"Bu Kanuna göre verilen

kararlar idari yargı yolu açık olmak üzere kesindir. Ancak, açık olan yazı ve

hesap hataları karar veren yetkili makamca kendiliğinden düzeltilir. Taşınmaz

mal üzerinde üstün sayılabilecek bir hakkı olduğunu iddia edenlerin yargı

yoluna başvurması gerektiği kararda belirtilir."

23. 31/7/1985 tarihli ve 18828 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında

Kanun'un Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmelik'in (Yönetmelik)

"Ortaklık ve kira sözleşmeleri" kenar başlıklı14. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz mal

üzerindeki anlaşmazlığın ortaklıktan veya kira sözleşmesinden kaynaklanmış

olması idarenin taşınmaza eylemli olarak kimin veya kimlerin zilyet olduklarını

araştırarak karar vermesine engel değildir. Ortaklığın veya kira sözleşmesinin

sona erip ermediği, bulunduğu aşamada geçerliliği olup olmadığı adli yargının

çözümleyeceği üstün hak iddiası niteliğindedir."

24. Aynı Yönetmelik'in "Damlıyapı ve fuzuli işgal" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Konut, dükkan, depo ve ahır gibi damlı yapılarda bu Kanunun

uygulanabilmesi taşınmazın fuzulen işgal edilmiş

olmasına bağlıdır.

Fuzuli işgal; bir taşınmazı, sahibinin izin ve

rızası olmayarak işgal etme, başka bir deyişle bir taşınmazın maliki veya onun

yerine bu konuda işlem yapmaya yetkili vekil veya mümessil gibi kimselerle

hukuki bir bağlantı kurmadan rıza dışı, henüz boşaltılmamış veya herhangi bir

suretle boşalan damlı bir yapıya, eylemli bir durum yaratarak kendiliğinden

girme durumudur."

25. Aynı Yönetmelik'in "Men

kararlarının geçerlilik süresi" kenar başlıklı 47. maddesi

şöyledir:

"Yürürlükten kalkmış

olan 2311 ve 5917 sayılı Kanunlara veya 3091 sayılı Kanuna göre yetkili makamlarca

verilmiş ve infaz edilmiş olan tecavüz veya müdahalenin önlenmesi hakkındaki

kararlar, taşınmaz malın hiç el değiştirmemiş ve hukuki durumunun değişmemiş

olması koşuluyla geçerliliğini korurlar.

Karar tarihinden itibaren geçen zaman içinde

tarafların aralarında anlaşmış olmaları, mütecaviz lehine kesin bir mahkeme

kararı veya bir ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması veya başka bir nedenle

taşınmazın el değiştirmesi hallerinde, lehine karar verilenin taşınmazla fiili

ilgisi tamamen kesilmiş olduğundan, daha önce verilen kararın geçerliliği

kalmaz ve tekrar uygulanması mümkün olamaz.

Men kararı verildikten sonra mütecavizin üstün

hak iddiası ile mahkemeye başvurarak Medeni Kanuna

göre dava açmış olması halinde, daha sonuçlanmamış veya davacı lehine bir

ihtiyati tedbir kararı verilmemiş ise idarece verilen kararlar geçerliliğini

korurlar."

26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Kararların sonuçları"

kenar başlıklı 28. maddesi şöyledir:

"Danıştay, bölge idare

mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye

veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye

tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez...."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu;

kaymakamlık işleminin iptaline ilişkin yargı kararının otuz gün içinde söz

konusu iş yerinin tekrar kendi kullanımına sunulmak suretiyle uygulanması

gerektiğini, bu yönde yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını, kararı

uygulamakla görevli Fatih Kaymakamı hakkında yaptığı ikinci suç duyurusunda

soruşturma izni verilmediğini, buna yaptığı itirazın da reddedildiğini, lehine

olan yargı kararının uygulanmamasının Anayasa'nın 2. ve 138. maddelerine aykırı

olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkını da ihlal ettiğini, yargı kararını

uygulamayan kamu görevlilerinin suç işlediğini belirterek kararı uygulamayan

görevliler hakkında soruşturma yapılmasını, söz konusu iş yerinin tekrar

kendisine iade edilmesini ve maddi ve manevi kaybının tazmini için genel

mahkemelerde dava açma yolunun gösterilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

29. Başvurucunun temel şikâyeti 3091 sayılı Kanun kapsamında

tesis edilen kaymakamlık işleminin iptali yönündeki mahkeme karanın

uygulanmadığı şikâyeti olup başvurucu bunun yanında yargı kararını uygulamadığını

ileri sürdüğü Fatih Kaymakamı hakkında soruşturma izni verilmemesidir.

Başvurucunun bu iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında iki başlık altında

incelenmiştir:

1. Mahkeme Kararının Uygulanmadığına İlişkin

İddia

30. Başvurucu, 3091 sayılı Kanun kapsamında kaymakamlık

tarafından tesis edilen men'i müdahale kararının

iptali istemiyle açtığı davada kaymakamlık işleminin iptaline karar verildiğini

bu kararın söz konusu iş yerinin tekrar kendi kullanımına sunulmak suretiyle

uygulanması gerektiği hâlde bunun yapılmadığını belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel

hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın, yasama ve yürütme organları ile

idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının

değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138.

maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi

gerektiği açıktır (Arman Mazman,

B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 57).

32. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü

ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak

iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde

etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

33. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

34. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye

erişim hakkından yola çıkarak kararların icrası hakkını adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. Mahkemeye erişim hakkı,

bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın

uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması,

yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir

unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, §

40).

35. Bununla birlikte yargı kararlarının icrasındaki gecikmenin

kural olarak adil yargılanma hakkına bir müdahale olduğu kabul edilmekle

beraber yargı kararının niteliği ve kapsamı, mahiyeti, icra edilebilme şekli,

icra edilebilirlik hususunda açık ve fiilî bir engelin varlığı gibi hususların

da somut davanın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

36. Nitekim AİHM de kesinleşmiş bir yargı kararıyla getirilen

yükümlülüğün idare tarafından uygulanmasının imkânsızlığını haklı gösterecek

koşulların olabileceğini kabul etmektedir (Süzer

ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B. No: 6334/05, 23/10/2012, § 123).

37. Öte yandan kural olarak mahkeme kararlarının uygulanması,

ilam zamanaşımı dolmadığı sürece her zaman talep edilebilir. Bu yöndeki bir

talebe rağmen mahkeme kararı uygulanmamışsa olumsuz kamu gücü işleminden kaynaklanan

bir süregelen ihlalden söz edilebilir. Bu durumda başvurucu, mahkeme kararının

uygulanması talebini müteakiben makul bir süre bekledikten sonra Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilir. Başvurucunun talebinden vazgeçtiği

ya da takipsiz bıraktığı anlaşılmadıkça bu tür başvuruların süresinde

yapıldığını kabul etmek gerekir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkili

olup olmadığının ve başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığının da bu çerçevede

belirlenmesi gerekir (Ahmet Yıldırım,

B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 29). Somut olayda İstanbul Bölge İdare Mahkemesi

kararının başvuru tarihi itibarıyla uygulanmadığı yönündeki iddianın süregelen

bir duruma ilişkin olduğu dikkate alınarak başvurunun Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisi içinde olduğu anlaşılmaktadır.

38. Olayda Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan ve Ö.G.ye

kiralanan taşınmaz üzerinde başvurucunun tecavüzünün bulunduğu tespit edilerek

Kaymakamlık tarafından başvurucunun tecavüzünün men'ine

karar verilmiş ve karar infaz edilerek taşınmaz 20/9/2007 tarihinde Vakıflar

Bölge Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Vakıflar Bölge Müdürlüğü de taşınmazı

14/1/2008 tarihinde Ö.G.nin ortağı olduğu bir limited şirkete kiraya vermiştir. Taşınmaz tecavüzünün men'ine dair karara karşı açılan iptal davasında İstanbul

Bölge İdare Mahkemesi, 5/2/2009 tarihli kararıyla ortada fuzuli işgal

bulunmadığı gerekçesiyle Kaymakamlık kararını iptal etmiştir. Bu arada söz

konusu taşınmazla ilgili olarak özel evrak tanzim edip kullanmak suçundan

açılan ceza davasında 20/12/2010 tarihli kararla başvurucunun on ay hapis

cezası ile mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir. Söz konusu ceza mahkemesi kararında (bkz. § 18)belgenin

sahteliğinin ortaya konulduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu tarafından

Ö.G. aleyhine açılan müdahalenin men'i davasının ise

14/12/2007 tarihinde takipsiz bırakıldığı ve 13/3/2008 tarihinde de davanın

açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.

39. 3091 sayılı Kanun, gerçek veya tüzel kişilerin zilyet

bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu kurumları ve kuruluşları veya

bunlar tarafından idare olunan veya devlete ait veya devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma ait olan

taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari makamlar tarafından

önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlamak

amacıyla çıkarılmıştır. Kanun'un genel amacı, taşınmaz mal zilyedliğine

yapılan herhangi bir tecavüz ya da müdahale nedeniyle kamu düzeninin

bozulmasını önlemek, güvenlik ve asayişi sağlamaktır.

40. 3091 sayılı Kanun kapsamında taşınmaz mal zilyetliğinin

olduğu gibi korunmasına karar verilmekle birlikte üstün hak iddiasında bulunan

kimseye kanun yoluna başvurabileceği de tebliğ edilmekte ve bu durumda vali ve

kaymakamlara verilen müdahalenin men'iyetkisinin

hukukî mahiyetinin, kamu düzenini korumak için alınan geçici bir idarî önlem

niteliğinde olduğu, taşınmaz malın mülkiyeti hakkında hüküm verme yetkisinin

mahkemelerde bulunduğu anlaşılmaktadır.

41. Somut olayda başvurucu, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi

kararının söz konusu taşınmaz kendisine teslim edilmek suretiyle uygulanması

gerektiğini ve bu durum sağlanmadığı için adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir. Söz konusu Mahkeme kararı incelendiğinde Bölge

İdare Mahkemesinin başvurucunun olaydaki eyleminin 2004 yılından beri sürdüğü,

bu durumun mülkiyet sahibince bilinmemesinin hayatın olağan akışına uygun

olmadığı ve eyleminin fuzuli işgal tanımına uymadığı, diğer bir deyişle,

başvurucunun, uyuşmazlık konusu taşınmazı tasarruf hakkına sahip kişiden

devralması nedeniyle eyleminin fuzuli işgal olarak tanımlanmasının mümkün

olmadığı gerekçesine dayandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte yukarıda

açıklandığı üzere, başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazı tasarruf hakkına

sahip kişiden devralıp almadığı hususunda bir takım

sorunların bulunduğu, bu kapsamda ceza mahkemesi kararıyla sahte evrak

tanziminin ortaya konulduğu da anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel

başvurularda yargılama aşamasında öngörülen usule ilişkin tüm güvencelerin tek

tek ihlal edilip edilmediğini değil, somut başvuruya konu olaylara bir bütün

olarak bakmak suretiyle ve sürecin bütününü dikkate alarak Anayasa ve Sözleşme'de korunan hakların ihlal edilip edilmediğine

karar vermektedir.

42. Somut olay 3091 sayılı Kanun'un amacı ve müdahalenin men'i yetkisinin mahiyeti çerçevesinde incelendiğinde ve

üstün hak iddiasında bulunan başvurucunun adli yargıda Ö.G. aleyhine açtığı

müdahalenin men'i davasını takip etmemesi nedeniyle

davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği de gözetildiğinde geçici bir

tedbir mahiyetinde olan Kaymakamlık kararının iptali yönündeki Bölge İdare

Mahkemesi kararının, doğrudan taşınmazın başvurucuya teslim edilmek suretiyle

uygulanmasının mümkün olmadığı ve bu hususta kamu makamlarına yüklenebilecek

bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

ihlal bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Suç Duyurusunun Sonuçsuz Kaldığına İlişkin

İddia

44. Başvurucu, yargı kararının yerine getirilmemesi sebebiyle

ilgili kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet Savcılığına yaptığı suç duyurusunun

sonuçsuz kalmasından şikâyet etmektedir.

45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

46. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

ise bireysel başvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya

da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından

yapılabileceği düzenlenmiştir.

47. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir.

48. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme

kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

49. AİHM içtihatlarına göre bir ceza davasında üçüncü kişilerin

suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler; Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma

alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak

talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş olması veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(Perez/Fransa, B No: 47287/99, 12/2/2004, § 70).

50. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni

haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca soruşturma izni

verilmemesine dair kararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup

hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

51. Başvurucu, suç işlediğini düşündüğü üçüncü kişiler hakkında

soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup talebi

üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla sınırlıdır.

52. Sonuç itibarıyla başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine

dayanan ihlal iddiasının konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme

kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.

53. Açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç

duyurusunun sonuçsuz kalması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkeme kararının uygulanmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusunun sonuçsuz

kaldığına ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu : Yavuz ATEŞ Vekili : Av. Bektaş Salim TOPBAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5412, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5412
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Vahap İlhan Başvurusu (B. No: 2013/7311)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/4957
  • Mehmet Rahim Tayfur Başvurusu (B. No: 2013/2676)
  • Hasibe Duluklu Başvurusu (B. No: 2014/10249)
  • Meltem Sukan Başvurusu (B. No: 2013/9459)
  • Hakki Aslan Başvurusu (B. No: 2013/6145)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.