İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cihanpa Cihaner İç ve Dış Tic. Paz. A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/15208)

1. Başvuru, tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi

Başvuru No2016/15208Tarih23 Ekim 2019Okuma23 dk · 4.602 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cihanpa Cihaner İç Ve Dış Tic. Paz. A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2016/15208
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.602 kelime·23 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/8/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, ithalat ve ihracat yapan bir anonim şirkettir. Başvurucu Şirket

28/10/1999 tarihli "Dahilde İşleme İzin

Belgesi" kapsamında deri ithal etmiştir.

9. İthal edilen deri, ihraç taahhüdü kapsamında işlenmesi için

verildiği firmanın fabrikasında çıkan yangında tümüyle telef olmuştur. Bu

nedenle başvurucu Şirket, ihracatın fiilen gerçekleştirilmesi koşulu

aranmaksızın taahhüdün kapatılmasını istemiştir. Başvurucu Şirket, isteminin

davalı idare tarafından reddedilmesi üzerine idari yargı yoluna gitmiştir.

Yangının mücbir sebep olarak kabulü ile dava konusu işlemin iptaline karar

verilmiş, anılan karar kesinleşmiştir.

10. Başvuru Şirkete teminat bedelinin 18/6/2009 tarihinde ödendiği

ancak yargı kararı uyarınca ödenen teminat bedeline aradan uzun bir süre

geçmesine karşın faiz tahakkuk ettirilmediği anlaşılmaktadır.

11.

Başvurucu Şirket 28/10/1999 tarihli "Dahilde

İşleme izin Belgesi" uyarınca davalı idare tarafından alınan

teminatın süresinde geri ödenmemesi nedeniyle 1.500.000,00 TL maddi zararın

ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.

12. Ankara 4. İdare Mahkemesince (Mahkeme) 7/7/2010 tarihli

karar ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinde, geçici teminatın 18/6/2009 tarihinde başvurucu Şirkete faizsiz

olarak ödenmesi üzerine faiz ya da yoksun kalınan kârın ödenmesi istemiyle ya

altmış gün içinde doğrudan dava açılması ya da davalı idareye başvuruda bulunulduktan

sonra başvuruya kadar geçen süre de hesaba katılarak altmış gün içinde dava

açılması gerektiği ifade edilmiş; 18/6/2009 tarihinde ödeme yapılması üzerine

altmış günlük dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması nedeniyle

en geç 11/9/2009 tarihine kadar doğrudan dava açma yolunu seçen başvurucu

Şirket tarafından davanın açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra

14/9/2009 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu belirtilmiştir.

13. Başvurucu Şirket bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.

Başvurucu Şirket temyiz dilekçesinde; uygulamanın adli yılın 6 Eylül'de

başlaması şeklinde olduğunu, Danıştayın adli tatil

nedeniyle uzayan dava açma süresinin son gününün 12 Eylül olduğu yönünde çok

sayıda kararının bulunduğunu, bu sebeple yerleşik uygulamaya güvendiğini ifade

etmiştir. Dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması ve 12 Eylül'ün

Cumartesi günü olması nedeniyle 14/9/2009 tarihinde

kayda giren dilekçeyle süresinde dava açtıklarını ileri sürmüştür. Temyiz istemini

inceleyen Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) tarafından ilk derece mahkemesi

kararı 27/10/2014 tarihinde onanmıştır.

14. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından

13/6/2016 tarihli kararla reddedilmiştir.

15. Nihai karar 29/7/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 25/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Sürelerle ilgili genel

esaslar" kenar başlıklı 8. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi

çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği

günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır."

18. 2577 sayılı Kanun'un "Çalışmaya

ara verme" kenar başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesinin bireysel başvuruya dayanak davaların açıldığı tarihte

yürürlükte olan şekli şöyledir:

"(Değişik birinci cümle:

14/7/2004-5219/11 md.) Bölge idare, idare ve vergi

mahkemeleri her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara

verirler."

19. Söz konusu cümlenin 2577 sayılı Kanun'un yürürlüğe ilk

girdiği 20/1/1982 tarihindeki şekli şöyledir:

"Bölge idare mahkemeleri, idare

mahkemeleri ve vergi mahkemeleri her yıl Temmuz ayının

yirmisinden Eylül ayının altısına kadar çalışmaya ara verirler."

20. Belirtilen cümlenin yürürlükte olan şekli şöyledir:

"(Yeniden düzenlenen birinci cümle:

27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergi

mahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir

ağustosa kadar çalışmaya ara verirler."

2. Danıştay İçtihadı

21. Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/10/2008 tarihli ve

E.2008/1080, K.2008/3641 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"[2577 sayılı

Kanun'un] 61. maddesinde de;

bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin her yıl Ağustos'un birinden Eylül'ün

beşine kadar çalışmaya ara verecekleri belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler

uyarınca idari yargı yerleri her yıl Ağustos ayının

birinci gününden Eylül ayının beşinci günü mesai saati bitimine kadar çalışmaya

ara vermektedirler. Bu nedenle sürenin son gününün anılan tarihler arasına

rastlaması hâlinde 12 Eylül günü mesai bitimine kadar sürenin uzadığı kabul

edilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemin

davacıya 23.7.2007 tarihinde tebliği üzerine davanın 12.9.2007 tarihinde

açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, sürenin son gününün çalışmaya ara

verme zamanına rastlaması nedeniyle, 12.9.2007 tarihi mesai bitimine kadar dava

açılması mümkün olup dava bu tarihte açıldığından [davanın

süre aşımı nedeniyle reddine dair] vergi

mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

22. Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve E.2009/8980,

K.2010/3763 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"[2577 sayılı

Kanun'un 61. maddesinde] ara vermenin son

günü Eylül'ün dördü olarak belirlenmiştir.

Dava dosyasındaki tebliğ alındısının ve tebliğ

tarihlerine ilişkin kayıtların incelenmesinden, Dairemiz kararının davacı

vekilinin bizzat kendisine, 20.8.2009 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük

karar düzeltme süresinin bitiminin çalışmaya ara verme süresi içinde kaldığı

Eylül ayının 4 ünü izleyen tarihten itibaren ve karar düzeltme süresinin

11.9.2009 gününe kadar uzamasına rağmen davacının bu süreyi geçirdikten sonra

14.9.2009 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, tebliğ tarihini izleyen onbeş

günlük yasal süre geçirildiğinden süre aşımı nedeniyle karar düzeltme isteminin

incelenmesi mümkün değildir."

23. Danıştay Altıncı Dairesinin 3/3/2009 tarihli ve E.2007/3391,

K.2009/2028 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Yukarıda anılan Yasa maddesinin

değerlendirilmesinden 'Eylül'ün beşine kadar' ibaresinden, Eylül'ün beşinin de

ara verme zamanına dâhil olarak, dolayısıyla dava açma süresinin son gününün

Eylül'ün beşine rastlaması hâlinde, dava açma süresinin altı Eylül'den itibaren

yedi gün uzamış sayılacağının kabulü gerekmektedir.

Bu durumda, 1/1000 ölçekli imar planının

8.4.2005-8.5.2005 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacının askı süresi

içinde 13.4.2005 tarihinde yaptığı itirazın askı tarihinin son gününden

itibaren 60 gün içinde cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine 60

günlük dava açma süresinin son günü çalışmaya ara verme zamanına (beş Eylül)

rastlaması nedeniyle dava açma süresi 12.9.2005 tarihine kadar uzayacağından

8.9.2005 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunmadığı açıktır.

Bu itibarla uyuşmazlığın esası hakkında karar

verilmesi gerekeceğinden, davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin mahkeme

kararında isabet görülmemiştir."

24. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 14/6/2012 tarihli ve

E.2010/2825, K.2012/4080 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...çalışmaya ara vermenin '...Eylül'ün

beşine kadar...' süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara vermenin

sona erdiği gün olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla Danıştay dairelerinin

Eylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama

bulunmamaktadır. Nitekim sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu

yana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu bilinen gerçektir.

Diğer taraftan, Türk yargı sisteminin bir kolu

olan idari yargı kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5.günü,diğer kanadı olan adli yargı yerlerinde ise yıllardır

uygulanan ve tartışmasız olan Eylül'ün 6. günü biteceği şeklindeki bir yorum,

yargılama usulünde bir karmaşaya da yol açacaktır.

Bu durumda 12 Eylül tarihinde açılan dava

süresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süre aşımı

yönünden reddinde isabet görülmemiştir."

25. İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 22/11/2016 tarihli ve

E.2014/111, K.2016/304 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"... davacı tarafından

başvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği ve itiraz edildiği 01/4/2011

tarihinden itibaren 60 gün içinde (en son 31/5/2011 tarihine kadar) cevap

verilmemesi nedeniyle itiraz reddedilmiş sayılacağından ve bu tarihten itibaren

60 gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/8/2011

tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son

11/9/2011 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra

12/9/2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine

hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle 'davanın süre aşımı yönünden reddine'

karar verilmiştir.

Davacı, anılan kararı temyiz etmekte ve

bozulmasını istemektedir.

...

Dosyanın incelenmesinden; davacının, 01/4/2011

tarihinde, davalı idareye yaptığı başvurunun reddedildiğini öğrendiği ve aynı

tarihte davalı idareye itiraz ettiği;31/5/2011 tarihine kadar davalı idarenin

cevap vermemesi nedeniyle davacının itirazının zımnen reddedildiğinin kabul

edilmesi gerektiği ve davacının, bu tarihten itibaren 60 gün içinde (30/7/2011

tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/8/2011 tarihine kadar, bu

tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son 11/9/2011 tarihine kadar

dava açması gerektiği, fakat bu tarihin de tatil gününe yani pazar gününe rastladığı;bu nedenle dava açma süresinin 12/9/2011

tarihine uzadığı anlaşıldığından bu haliyle dava süresinde olduğu sonucuna

varıldığından temyize konu kararda, usul hükümlerine uygunluk

görülmemiştir."

26. Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) 5/3/2014 tarihli ve

E.2013/111, K.2014/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"... Davayı inceleyen Antalya 1.Vergi

Mahkemesi, 8.10.2009 günlü ... kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun 7 ve 8'inci maddeleri ile 14'üncü maddesinin 3. fıkrasının (e) bendi,

15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ve 61'inci maddesine değinerek;

dava konusu encümen kararının 21.7.2009 tarihinde tebliği üzerine 14.9.2009

tarihinde dava açıldığı, 2577 sayılı Kanunun sözü edilen hükümleri uyarınca,

davanın, otuz günlük dava açma süresinin bitiminin çalışmaya ara verme zamanına

rastlaması nedeniyle ara vermenin sona erdiği günü, yani Eylül ayının dördünü

izleyen tarihten itibaren yedi gün içinde olmak üzere, en son 11.9.2009 (Cuma

günü) tarihine kadar açılması gerekirken, bu sürenin bitiminden sonra 14.9.2009

tarihinde açılan davanın süreaşımı nedeniyle inceleme olanağı bulunmadığı

gerekçesiyle davayı süreaşımı nedeniyle reddetmiştir.

Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay

Dokuzuncu Dairesi 14.6.2012 günlü ... kararıyla; ... her sene Ağustos ayının

birinden Eylül'ün beşine kadar çalışmaya ara vermelerinin öngörüldüğü, bu

kuralda çalışmaya ara verme süresinin, bu sürenin başladığı ve sona erdiği gün

açıkça gösterilerek belirlendiği,... çalışmaya ara vermenin '...Eylül'ün beşine

kadar...' süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara vermenin sona

erdiği gün olarak gösterildiği, dolayısıyla Danıştay dairelerinin Eylül'ün

altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmadığı, sözü edilen

düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultuda

olduğu, öte yandan, Türk yargı sisteminin bir kolu olan idari yargı kanadında

çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5'inci günü, diğer kanadı olan adli yargı

yerlerinde ise yıllardır uygulanan ve tartışmasız olan Eylül ayının 6'ncı günü

biteceği şeklindeki bir yorumun, yargılama usulünde bir karmaşaya da yol

açacağı, bu durumda 12 Eylül günü dava açma süresinin son günü olup bu tarihin

Cumartesi gününe rastlaması nedeniyle 14 Eylül tarihinde açılan dava süresinde

olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süreaşımı yönünden reddinde

isabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Bozma kararına uymayan Antalya 1. Vergi

Mahkemesi ... ilk kararında ısrar etmiştir.

...

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi

yukarıda açıklanan Antalya 1. Vergi Mahkemesinin... ısrar kararı, aynı hukuksal

nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesinde

ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir."

3. Yargıtay İçtihadı

27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/1/2009 tarihli ve

E.2008/14-831, K.2009/3 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu’nun 175. maddesi 'Her sene bilumum mahkemeler Ağustos'un birinden

Eylül'ün beşine kadar tatil olunur.' hükmünü taşımakta; 177. maddede ise 'Bu

kanunun tayin ettiği mühletlerin bitmesi tatil zamanına tesadüf ederse bu

müddetler ayrıca bir karar vermeğe lüzum olmaksızın tatilin bittiği günden

itibaren yedi gün evvel uzatılmış addolunur.' hükmü bulunmaktadır.

(...)

Yukarıda belirtildiği üzere, Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 175.maddesi uyarınca adli tatil, her yılın Eylül ayının

beşinci günü sona erer. Dolayısıyla, yeni adli yıl, o yılın altı Eylül günü

başlar (...)"

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

29. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için

bkz. E-Ba İnşaat

Taahhüt Ticaret Ltd. Şti. (B. No: 2015/13921, 27/6/2018, §§ 33-37)

başvurusuna ilişkin karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu Şirket; 5 Eylül gününün adli tatile dâhil olduğunu,

adli yılın 6 Eylül'de başladığını, nitekim adli tatilden faydalanan yargı

mensuplarının 6 Eylül itibarıyla görevlerinin başına döndüklerini

belirtmektedir. 2577 sayılı Kanun'da 14/7/2004 tarihinde yapılan düzenlemenin

yargı kolları arasında uygulama birliğinin sağlanması amacına matuf olduğunu

ifade eden başvurucu Şirket, Yargıtayın yerleşik

uygulamasının adli yılın 6 Eylül'de başlaması şeklinde olduğunu hatırlatarak Danıştayın adli tatil nedeniyle uzayan dava açma süresinin

son gününün 12 Eylül olduğu yönünde çok sayıda kararı olduğuna dikkat çekmekte

ve bu yöndeki yerleşik uygulamaya güvenerek 14 Eylül'de dava açtıklarını ifade

etmektedir. Davalı idare tarafından alınan teminatın süresinde geri ödenmemesi nedeniyleoluşan maddi zararın ödenmesine karar verilmesi

istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle faiz ve kâr

gelirinden mahrum kaldıklarını belirten başvurucu Şirket mahkemeye erişim ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu Şirket her ne kadar mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de şikâyetlerinin özü teminatın

süresinde geri ödenmemesi nedeniyle oluşan maddi zararın ödenmesi istemiyle

açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının

incelenmemesidir. Bu itibarla belirtilen ihlal iddiası adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

38. Somut olayda davaların süre aşımından reddedilerek esasının

incelenmemesi nedeniyle başvurucu Şirketin mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

müdahalede bulunulduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler,

... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

40. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim

Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).

41. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

42. Başvuruya konu olayda mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun’un

8. ve 61. maddelerine dayandığı ve buna göre yapılan müdahalenin kanun

tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı anlaşılmaktadır.

ii. Genel İlkeler

43. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen13. maddesi ise "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini"

temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yapılan

müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı

olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından

inceleme yapılmaksızın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ford Motor Company, B.No:2014/13518, 26/10/2017, § 49).

44. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

45. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir

kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı

altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale

edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici

işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM

tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan

müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

46. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

47. Dava açma süresine ilişkin kanun hükümlerinin belirliliği ve öngörülebilirliği bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanması

bakımından önem arz etmektedir. Bu itibarla söz konusu ölçütler mahkemeye

erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması zorunluluğunun alt

ölçütleri olarak kabul edilebilir.

48. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermeyi ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

49. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci,

B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

50. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görev

bakımından farklı durumda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşması

doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin

tamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün

olmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki

uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,

§ 54; Uğur Çelik, B. No:

2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin fonksiyonlarından biri de

yargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm

getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında

olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanı

gerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],

B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

51.Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle gelmediği

bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde yorumlanabilmesi

hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin sağlanabilmesi açısından

hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar içermesi kaçınılmazdır. Nesnel

hukuk kurallarının maddi âlemde gerçekleşen olaylarla bire bir örtüşmesi ve

bunlara uygulanması ise her zaman mümkün olmayabilmektedir. Öte yandan hukuk

kurallarının kapsamının tespitinde kural koyucu ne kadar titiz davranırsa

davransın kuralın yürürlüğe girmesinden ve uygulanmaya başlanmasından sonra

öngörülemeyen bazı yeni durumların ortaya çıkması da mümkündür. Bu gibi

hâllerde kuralın yetkili otoritelerce ve özellikle yargı organlarınca

yorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralı yorumlayan otoritelerin birden

fazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazla yorumlanmasını önlenemez

kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının bu niteliği dikkate alındığında bir

kanun hükmünün yargı organlarınca farklı biçimlerde yorumlanabilmesi ve kurala

ilişkin farklı içtihatların varlığı tek başına kuralın belirsiz ve öngörülemez

olduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz. Bununla birlikte birden fazla içtihadın

varlığı hukuk kurallarının temel bir özelliği olan bireyin davranışını

yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta ulaşmışsa kamu düzeninin

bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda bireylerin davranışlarını hangi

içtihada göre yönlendirecekleri belirsizleşeceğinden öngörülebilirlik ortadan

kalkar (Mehmet Arif Madenci, §

84).

52. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, § 64).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

53. Olayda başvurucu Şirket, uyuşmazlık konusu tazminat

isteminin kendisine ödeme yapıldığı tarih itibarıyla başlayan dava açma

süresinin son gününün adli tatile rastlaması ve 12 Eylül'ün Cumartesi

günü olması nedeniyle 14/9/2009 tarihindekayda giren

dilekçe ile dava açmıştır. Derece mahkemesi adli tatilin son gününün 4 Eylül

olduğu, sürenin adli tatilin sona erdiği 4 Eylül'ü izleyen günden itibaren yedi

gün uzaması nedeniyle en geç 11 Eylül'de dava açılması gerektiği gerekçesiyle

davaları süre aşımından reddetmiştir.

54. Yukarıda yer verilen Danıştay kararları değerlendirildiğinde

başvurucu Şirketin bireysel başvuruya dayanak davanın açtığı tarih itibarıyla

idari yargıda çalışmaya ara verme zamanın hangi tarihte sona erdiği hususunda

bir uygulama belirsizliği bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 21-27). Söz konusu

uygulama belirsizliğinin 2577 sayılı Kanun'un 61. maddesinin adli tatilin sona

erdiği tarihi belirleyen "Eylül'ün

beşine kadar" ibaresinden hangi tarihin anlaşılması gerektiğine

ilişkin yorum farklılığından kaynaklandığı, bu yorum farklılığının ise kadar kelimesinin anlamlandırılmasına

bağlı olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Danıştayın

bazı dairelerinin adli tatilin 4 Eylül'de sona erdiği, buna göre son günün adli

tatile denk gelmesi nedeniyle yedi gün uzayan dava açma süresinin son gününün

11 Eylül olduğu yaklaşımını benimserken bazı dairelerinin ise 5 Eylül'ün de

adli tatile dâhil olduğu, buna göre uzayan dava açma süresinin son gününün 12

Eylül olduğu yaklaşımını kabul ettiği görülmektedir. Öte yandan 27/6/2013

tarihinde maddenin yeniden düzenlenen şeklinde (bkz. § 20) kanun koyucu

tarafından adli tatil sonrasında çalışmaya başlama tarihi net bir şekilde ifade

edilmek suretiyle kadar

kelimesinden kaynaklanan tartışmalı duruma son verildiği not edilmelidir.

55. Anayasa Mahkemesi, anılan maddenin 27/6/2013 tarihinde

yeniden düzenlenmeden önce yürürlükte olan ve somut davalara uygulanan şeklinin

yorumlanmasıyla ilgili olarak yukarıda yer verilen görüşlerden hangisinin daha

isabetli olduğu hususunda bir değerlendirme yapmayacaktır. Esasen Anayasa

Mahkemesinin böyle bir görevi bulunmadığı gibi bu yöndeki bir saptama Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki yetkisinin de dışındadır. Ancak

Anayasa Mahkemesi bu yorum farklılığının hukuk sistemi üzerinde meydana

getirdiği sonuçları ve etkileri görmezden gelemez. Anayasa Mahkemesi Danıştayın farklı dairelerinin aynı kanun hükmüne ilişkin

farklı yorumlarının hukuk kuralının belirliliği ve öngörülebilirliğini

etkileyip etkilemediğini inceler. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin bu

yöndeki denetimi sırasında belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından

değerlendirme yapması bu yorumlardan birini benimsediği veya bunlardan birine

üstünlük tanıdığı biçiminde anlaşılmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirme için

bkz. Ford Motor Company,

§ 66).

56. Bu noktada 61. maddenin 1982 yılından itibaren yürürlükte

olan ilk şeklinde de (bkz. § 19) adli tatil tarihleri farklı belirlenmiş olsa

da kadar kelimesi bağlamında aynı

nitelikte bir düzenleme bulunduğu hatırlanmalıdır. Bu itibarla anılan Kanun

hükmünün yeni uygulanmaya başlanan bir düzenleme içerdiği söylenemez. Anılan

maddenin bireysel başvurunun temelindeki davaların açıldığı tarih itibarıyla

yaklaşık yirmi beş yıllık bir uygulamasının olduğu görülmektedir. Belirtilen

süre, söz konusu ibarenin yorumuna ilişkin içtihadın yerleşmesi ve yeknesaklık

kazanması bakımından yeterli uzunluktadır. Bu süre zarfında kanunun yorumunda

yeknesaklığın sağlanamamış olması, dairelerin görev sahasına bağlı olarak

farklı kararların verilmesi sonucunu doğurmaktadır (benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Ford Motor Company, § 68).

57. Aynı Kanun hükmüne ilişkin iki farklı yorumun başvuruya

dayanak davaların açıldığı tarih itibarıyla mevcut olması ve bu yorumlardan

birine geçerlilik sağlayacak şekilde içtihadın birleştirilememiş olması hukuk

kurallarının muhataplarının davranışlarına yön verme kapasitesini ve

dolayısıyla öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır. Bitimi adli tatil dönemine

rastlayan dava açma süresinin uzayacağı son tarihin ne olduğu hususunda bir

kesinliğin bulunmaması, hangi tarih esas alınarak davaların açılacağı

noktasında belirsizliklerin oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum hukuki

belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşeceği gibi bireylerin yargı

sistemine ve mahkeme kararlarına olan güvenini de sarsmaktadır (E-Ba İnşaat Taahhüt Ticaret

Ltd. Şti., § 64).

58. Buna göre anılan Kanun hükmünün yorumundan hareketle dava

açma süresinin uygulanmasına ilişkin farklı içtihatların bulunması ve Kanun'un

yürürlüğe girmesinin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen ilgili hükmün

yorumunda yeknesaklığın sağlanamaması nedeniyle hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkeleri zedelenmiştir. Bu durumda mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir

kanuna dayanmadığı sonucuna ulaşılmıştır (aynı yöndeki karar için bkz. Muharrem Kılıç, B. No: 2012/1071,

11/3/2015, §§ 33-35).

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Şirketin Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

62. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

63. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

64. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

65. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

66. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucu

Şirkete ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine (Anılan

Mahkemenin 7/7/2010 tarihli ve E.2009/1393, K.2010/1078 sayılı kararına ait

dava dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onuncu Dairesine

GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Zeynep

KARAKOÇ

Başvurucu : Cihanpa Cihaner İç ve Dış Tic. Paz. A.Ş. Vekili : Av. Fuat Özcan TOKUŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/15208, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim
  13. VI. Hüküm
  14. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  15. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Kömürcü
  20. Akıncı
  21. Seferinoğlu
  22. Karakoç
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/15208
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Kemal Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/6320)
  • İbrahim Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/15305)
  • Hasan Fırat Başvurusu (B. No: 2015/9496)
  • Erbil Tuşalp Başvurusu (B. No: 2015/2595)
  • Nihat Evren Toprak Başvurusu (B. No: 2016/9326)
  • Şinasi Umaz Başvurusu (B. No: 2016/40621)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.