İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Hasan Fırat Başvurusu (B. No: 2015/9496)

(Başvuru

Başvuru No2015/9496Tarih31 Ekim 2019Okuma35 dk · 7.015 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Hasan Fırat Başvurusu

Başvuru No
2015/9496
Karar tarihi
31 Ekim 2019
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.015 kelime·35 dk okuma·27 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2015/9496)

Karar

Tarihi: 31/10/2019

R.G.

Tarih ve Sayı: 10/12/2019-30974

GENEL

KURUL

KARAR

Başkan : Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili : Hasan

Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili : Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler :

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan

ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Hicabi

DURSUN

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Kadir

ÖZKAYA

Rıdvan

GÜLEÇ

Recai

AKYEL

Yusuf

Şevki HAKYEMEZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Raportör : Hüseyin MECEK

Başvurucu : Hasan

FIRAT

Vekili : Av. Ercan

KANAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin bir gösteriye yaptığı müdahale

neticesinde meydana gelen yaralanmanın kötü muamele yasağını ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 29/5/2015 ve 13/6/2016 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. 2016/11226 numaralı başvuru dosyasının hukuki irtibat nedeniyle

2015/9496 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2015/9496

numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar

verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

9. İkinci Bölüm tarafından 10/10/2019 tarihinde yapılan toplantıda,

niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli

görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

A. Olayla İlgili Olarak Yapılan Soruşturmalar

11. 1957 doğumlu olan başvurucu, Gezi Parkı olayları sırasında

yaralandıktan sonra vefat eden B.E.nin 12/3/2014 tarihinde İstanbul Okmeydanı

Feriköy Kabristanı’ndaki cenaze merasimine katılmıştır.

12. Başvuru formundaki bilgiler ile başvurucunun soruşturmada verdiği

dilekçe ve ifadelere göre olayın gelişimi şöyledir:

- Cenaze törenine katılanlar daha sonra Taksim

Meydanı’na yürümek istemiştir. Kurtuluş-Dolapdere mevkiinden Taksim Meydanı’na

çıkan yollar güvenlik güçlerince kesilmiştir. Saat 17.30 sıralarında polis,

verilen emir üzerine basınçlı su, biber gazı ve plastik mermiyle hiçbir ikaz

yapmadan müdahalede bulunmuştur.

- Osmanbey Metro Durağında sıkışanlara polisin

yaptığı müdahale sonucunda başvurucu yaralanmıştır. Ulusal basında da haber

olan bu müdahaleyle ilgili olarak başvurucu birkaç fotoğraf sunmuştur.

- Müdahale sebebiyle başvurucu sırtından, başından

ve bacağından yaralanmıştır.

- Yere ne zaman düştüğünü hatırlamayan başvurucuyu

iki üniversite öğrencisi hastaneye götürmüştür.

13. Başvurucu hakkında Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesince 12/3/2014 tarihinde saat 20.50’de rapor düzenlenmiştir. Beyoğlu

Polis Merkezine hitaben düzenlenen geçici raporda şu bilgiler yer almaktadır:

“Vücudunun çeşitli

bölgelerine plastik mermi isabet ettiğini ifade eden hastanın sağ kruris

posteriorda [bacak arka kısım] 3x3

cm ortası soluk, etrafı kırmızı ekimoz, interscapular [kürek kemiği arası] bölgede

3x3 cm kırmızı ekimoz, sağ temporal [şakak kemiği] ve sol temporal

bölgelerde 2x2 cm kırmızı ekimoz görülmüştür.”

14. İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü 3/3/2016 tarihli raporunda

zikredilen yaraların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif

olduğunu bildirmiştir.

15. Başvurucu; Başbakan, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul

Valisi, İstanbul İl Emniyet Müdürü, olay yerinde gaz bombası ve basınçlı suyla

müdahalede kullanılan T34, T60, T52 ve T74 No.lu toplumsal olaylara müdahale

araçlarında (TOMA) görevli polisler ile biber gazı ve plastik mermi kullanan

polisler hakkında 2/5/2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

(Savcılık) suç ihbarında bulunmuştur.

16. Başvurucunun şikâyeti 2014/66170 soruşturma numarasına

kaydedilmiştir. Başbakan, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul

Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü hakkındaki soruşturma tefrik edilerek

Savcılığın 2014/76070 numaralı soruşturma dosyası üzerinden sürdürülmüştür.

17. Savcılık 23/5/2014 tarihli yazısıyla İstanbul İl Emniyet

Müdürlüğünden şu hususların araştırılmasını istemiştir:

“…

1-Şikayete konu

gösteri yürüyüşü için katılımcıların yürüyüş öncesinde yasal bildirimde bulunup

bulunmadıklarının tespiti,

2-Müştekinin

şikayetine konu ettiği zor kullanma öncesinde gösteri yürüyüşüne katılanların

şiddet içerikli hareket ve davranışlar sergileyip sergilemediklerini tespiti,

şayet müdahale öncesinde şiddet içerikli hareket ve davranışlar varsa bunları

gösteren kamera görüntüsü, tutanak vb. tüm delillerin toplanması,

3-Şikayete konu

gösteri yürüyüşünü trafik karışıklığına yol açmak dışında başkalarına zarar

verme ya da başkalarının hiç bir güçlükle karşılaşmadan halk içinde dolaşma

hakkı gibi hakları ihlal edip etmediğinin tespiti, şayet böyle bir ihlal varsa

buna ilişkin kamera görüntüsü, tutanak vb. tüm delillerin toplanması, (Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösterinin

günlük yaşamın akışını bir ölçüde bozacağını, bir karışıklığa ve düşmanca

tepkilere yol açabileceğini ancak bu orandaki düzen bozukluğunun tek başına

toplanma özgürlüğü hakkına yönelik müdahaleyi haklı kılmayacağı görüşündedir.)

4-Gösteri

yürüyüşü müdahale öncesi şiddet içermiyorsa diğer bir ifade ile barışçıl bir

gösteri yürüyüşü ise müdahale öncesi makul bir süre beklenip beklenilmediği, bu

süre geçtikten sonra dağılma uyarısı yapılıp yapılmadığının tespiti, buna

ilişkin kamera görüntüsü,tutanak gibi tüm delillerin toplanması. (Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi Oya ATAMAN kararında toplantının başlayıp gözaltı ile bittiği

yarım saatlik süreyi sabırsızlık olarak nitelendirmektedir.)

5-Olay yeri ve

zaman dilimindeki zor kullanmanın kaçınılmaz olup olmadığına ve aşırı

(orantılı) olup olmadığına ilişkin tespit yapılması, buna ilişkin kamera

görüntüsü, tutanak vb. tüm delillerin tespiti,

6-Olay yeri ve

zaman diliminde kayıt yapan toma aracı kamerası, mobese kamerası, banka şubesi

kamerası vb. kameraların olaya ilişkin kaydetmiş olduğu görüntüler CD ya da DVD

ortamına aktarılarak ve de üzerilerinde inceleme yapılarak gerektiğinde

müştekinin de ifadesi alınıp toma aracı numarası vb. bilgiler alınarak ya da

teşhis işlemi yaptırılarak olay tarih ve yerinde müştekiye yönelik zor kullanan

polis memurlarının tespiti.”

18. Savcılığın yazısı üzerine olayla ilgili olarak disiplin soruşturması

başlatılmıştır. Aşağıda aktarılan bilgiler disiplin soruşturmasında yapılan

incelemeler sonucunda elde edilmiştir.

19. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Polis Teftiş Kurulu İstanbul Bölge

Başkanlığı (Teftiş Kurulu) tarafından olayla ilgili tutanaklar, gösteriye

müdahale eden rütbeli ve rütbesiz polislerin isimleri, yakalama tutanakları,

MOBESE kayıtları, polis ve TOMA’larla kaydedilen görüntüler istenerek başvurucu

hakkında toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet ya da görevliye direnme

suçundan soruşturma yapılıp yapılmadığı ile diğer bazı bilgiler sorulmuştur.

Başvurucu hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmadığı, Haydarpaşa Numune

Hastanesinin 12/3/2014 tarihinde saat 20.50’de düzenlediği raporun işlem

yapılmak üzere Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderildiği bildirilmiştir.

20. 12/3/2014 tarihinde saat 22.30’da otuz dört polis amir ve memuru

tarafından Olay Değerlendirme ve Müdahale Tutanağı düzenlenmiştir.

Tutanağı imzalayanlardan altısının savunma tüfeği (Tip-1, FN 303) kullanıcısı,

sekizinin Zed tüfeği (Emniyet Genel Müdürlüğünün verdiği bilgiye göre savunma

tüfeği Tip-2, Tippmann olarak da isimlendirilmektedir) kullanıcısı olduğu sicil

numaralarının yanında yazılıdır. Başvurucunun yaralandığını söylediği Osmanbey

Metro Durağında vuku bulan olaylara ilişkin değerlendirmeler şöyledir:

“Saat 19:30

civarında 150-200 kişilik eylemci grubun Rumeli Caddesine barikat kurması ve

yolu trafiğe kapatması nedeniyle Osmanbey Metro civarında bekleme görevini ifa

eden 38 110 (1. Grup) grubumuz Rumeli Caddesine intikal ettirilmiş, intikal

sonrasında eylemci grup 'Katil Polis, [B.]

ölmedi. Her Yer Taksim Her Yer Direniş' şeklinde slogan atarak Çevik Kuvvet

unsurunu taşlamaya başlamış, buradaki eylemci gruplara ve çevredeki

vatandaşlara dağılmaları yönünde defaten anonslar yapılmış ancak yapılan

anonslara rağmen gereken süre tanındığı halde dağılmayan ve uyarıya taş atarak

karşılık veren eylemci grubun üzerine TOMA 59 marifetiyle tazyikli su sıkılmış,

ancak grubun dağılmayıp taşlamayı sürdürmesi üzerine kademeli bir şekilde

savunma tüfeği ve Zed diye tabir edilen göz yaşartıcı mühimmat ile eylemci

gruba müdahale edilmiş ve eylemci grubun dağılması sağlanmıştır.”

21. İki polis memuru tarafından 25/11/2014 tarihinde düzenlenen

tutanakta, TOMA’larda görüntü cihazlarının kapasitesinin yetersiz olması, yeni

görüntülerin öncekilerin üzerine kaydedilmesi, olayın üzerinden geçen sürenin

fazla olmasından dolayı beş TOMA'nın dördünde görüntü kaydı bulunmadığı

bildirilmiştir. T14 No.lu TOMA'da bulunan kayıtlar ise Teftiş Kuruluna

gönderilmiştir.

22. Olayla ilgili olarak yirmi polis memuru ve amirinin ifadesi

alınmıştır. Polislerin savunmaları şu noktalarda yoğunlaşmıştır:

- Gösteriye katılan kalabalık polise taş, sopa,

sapan, molotofkokteyli, havai fişek vb. cisimlerle saldırmış; bazı kişilerse

yüzlerini gizlemiştir.

- Polis, grubu saldırıyı sonlandırmaları ve

dağılmaları konusunda ses yayın aracından defalarca ikaz etmiştir.

- İkaza aldırmayan göstericilere basınçlı su ve gaz

bombası kullanılarak müdahale edilmiştir. Bu yüzden toplantı barışçıl nitelikte

değildir.

- Müdahale sırasında kimsenin yaralanmaması için

önlemler alınmış fakat o karışıklıkta yere düşenler, birbirinin üzerine

basanlar olmuştur. Bu karmaşada bazı kişiler yaralanmış olabilir. Müdahale

esnasında insanların izdiham ve panik olmadan dağılmasını sağlamak için Çevik

Kuvvet personeli yürüyerek, TOMA’lar da yürüme hızında müdahaleye devam

etmiştir.

23. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü T14 No.lu TOMA'daki fotoğraf ve

video kayıtlarını Teftiş Kuruluna göndermiştir. Bu kayıtlar üzerinde bilirkişi

incelemesi yaptırılmıştır. Başvurucuyla ilgili bir açıklama içermeyen raporda

TOMA'nın su sıktığı, polisin gaz bombası attığı, bazı göstericilerin taş ve

sopalarla saldırdığı, havai fişek attığı, barikat kurarak ateş yaktığı,

göstericilerle polis arasında çatışmalar çıktığı ifade edilmiştir. Bazı görüntü

çıktıları rapora eklenmiştir. Başvurucunun bulunduğu metro durağındaki

görüntülerde ise polis araçlarından sıkılan su ve atılan gaz bombasının

etkisiyle kalabalığın caddeden uzaklaşarak dağıldığı, metro girişinde bekleyen

bir gruba TOMA'dan basınçlı su ve gaz bombasıyla müdahale edildiği, bazı

göstericilerin ellerindeki sapanla polise taş atarak polisle çatıştığı

kayıtlıdır.

B. Soruşturmalar Neticesinde Verilen Kararlar

24. Savcılığın yazısı doğrultusunda yapılan disiplin soruşturması

5/7/2015 tarihinde işlemden kaldırılmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

11/03/2014

tarihinde hastanede vefat eden [B.E.]

isimli şahsın cenazesinin Feriköy Mezarlığında defnedileceğinden dolayı,

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 12/3/2014 tarihinde Şişli ve Beyoğlu

ilçelerinde çıkması muhtemel toplumsal olaylara karşı emniyet tedbirlerinin

alındığı, müştekinin yaralandığını beyan etliği Şişli-Pangaltı’da bulunan

Osmanbey Metro istasyonunun bulunduğu mevkide, Taksim istikametine yürümek

isteyen gruplar olması halinde kapama noktası oluşturulduğu, cenaze kortejinin

16:00-16:30 saatleri arasında Pangaltı’dan Feriköy Mezarlığına geçtiği, bu

sırada kortejden görevli polislere taş ve sopalarla saldırılmasına rağmen

polisin müdahale etmediği, kortejin Feriköy Mezarlığına varmasından sonra

yaklaşık 30-40 bin kişilik bir grubun mezarlıktaki cenaze törenine katılmayıp

Taksim istikametine yürüyüş yapmak istedikleri, kapama noktasında bulunan ses

yayın aracıyla yaklaşık 45 dakika kadar sürekli olarak kalabalığa anons

yapıldığı, kalabalığın polislere taş, sopa ve havai fişeklerle saldırmasına

rağmen önce ses yayın aracıyla uyarılara devam edildiği, saldırıların devam

etmesi üzerine Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı gruplarca önce TOMA

aracından su sıkarak başlayan ve gaz fişekleri ile yapılan müdahalede bir kısım

grubun Osmanbey Metro istasyonu ve Çağdaş Büfe arasında dağılmadıkları için

birbiri üzerine yığıldıkları, Çevik Kuvvet görevlilerinin yürüyerek grubu takip

ettikleri, TOMA araçlarının yürüme hızında su sıkarak yine aynı yerde sıkışan

kalabalığın yanından Şişli Camii istikametine doğru gittiğinin kamera

kayıtlarında açık şekilde görüldüğü, müştekinin ifadesinde beyan ettiği gibi kalabalığın

demokratik hak arayan barışçı bir grup olmadığı, Osmanbey Metro İstasyonu

yanında başlayan müdahale sırasında ve devamında kalabalığın taş, sapan, havai

fişek ve şişelerle polise saldırdığının açıkça görüldüğü, Hasan FIRAT isimli

şahsın 12/3/2014 tarihinde Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinden

almış olduğu doktor raporunda, 3x3 ve 2x2 cm ebatlarında olmak üzere vücudunda

(2) adet kırmızı 'ekimoz' görüldüğü belirtmekle birlikte, kamera kayıtlarında

görülen kalabalığın birbiri üstüne yığılmasından dolayı şahsın vücudunda bu

hasarın oluşabileceğinin değerlendirildiği, sonuç olarak alınan emniyet

tedbirlerinde görev yapan personelin sonuna kadar sağduyulu davrandıkları,

kanunların verdiği yetkiyi kullanarak kanunsuz yürüyüş ve eylem yapan gruba

müdahale ettikleri ve herhangi bir kusurlarının bulunmadığı belirtilmiştir.

…”

25. Başbakan, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Valisi ve

İstanbul Emniyet Müdürü hakkında ayrılarak Savcılığın 2014/76070 soruşturma

numarasına kaydedilen dosya 14/11/2014 tarihinde işlemden kaldırma ve

kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanmıştır. Kararın ilgili kısımları

şöyledir:

“…yukarıda

isimleri yazılı İstanbul Valisi, Emniyet Genel Müdürü ve İstanbul İl Emniyet

Müdürü'nün eyleme doğrudan katıldığına, olay yerinde bulunduklarına veya

müştekinin yaralanması ile sonuçlanan eylem için sözlü veya yazılı talimat

verdiklerine dair bir iddia ve delil bulunmamaktadır.

Olayın henüz suç

işlenmeden veya adli göreve dönüşmeden gerçekleşmesi karşısında hakkında

inceleme yapılan kişiler için 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin göz önünde tutulması ve ilgili

maddelere göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Çünkü 4483 sayılı

kanunun 4. maddesinde görüleceği gibi, yetkili ve görevli C.Başsavcılığına

herhangi bir şikayet veya ihbar yapıldığında, ivedilikle toplanması gerekli ve

kaybolma ihtimali bulunan deliller tespit edildikten sonra, hiçbir işlem

yapmadan kamu görevlisinin ifadesi alınmaksızın evrak örneğinin soruşturma izni

vermeye yetkili makama gönderilmesi ve soruşturma izni istenmesi; maddenin 3.

fırkasında da, 'Memur ve diğer Kamu Görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve

şikayetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar ve şikayetlerde kişi

ve/veya olayın belirtilmesi' gerekmektedir. Aksi halde 4483 sayılı kanunun 4/4

maddesinde açıkça belirtildiği üzere, dilekçede bulunması gereken ve yasanın

düzenleniş amacı itibariyle zorunlu unsurlardan olması gereken hususların

bulunmaması durumunda '...ihbar ve şikayetler Cumhuriyet Başsavcıları ve izin

vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum ihbar veya

şikayette bulunan bildirilir.'

Her ne kadar

müşteki vekili tarafından sunulan şikayet dilekçesinde olayın maddi delillerini

teşkil edebilecek fotoğraflar ile doktor raporu örneği sunulmuş ise de, olayı

doğrudan gerçekleştiren kamu görevlileri hakkında, kasıtlı veya taksirli oluşu

soruşturma sonucu belirlenmek üzere evrakın bir örneği ayrılarak Memur Suçları

Bürosu'na gönderilmiştir. Ancak haklarında inceleme yapılan kişiler hakkında

soruşturma izni talebini haklı gösterecek 'uygun illiyet bağı'nın ne şekilde

kurulduğu veya kurulabileceği açıklanamamıştır.

Şikayet

dilekçenin sonuç bölümünde yapılacak soruşturma sonucuna göre tespit edilecek

görevli memurlar ve olayda sorumluluğu bulunan kolluk ve idari görevliler ile

siyasi sorumlular hakkında soruşturma açılması, bu kapsamda diğer üst

derecedeki kişilerinde siyasi sorumluluğu açısından yorumla veya disiplin

hükümleri gibi kıyaslamadan yararlanarak soruşturma açılmasının istendiği,

ancak yukarıda da değinildiği gibi, siyasi sorumluluğu bulunmakla birlikte

somut olaya ne şekilde iştirak ettiklerinin maddi delillerinin gösterilmediği;

Ceza Hukuku bakımından kişiler aleyhine kıyas yasağı bulunduğu gibi, disiplin

hukuku açısından soruşturulması gereken her eylemin Ceza Hukuku açısından

soruşturulması da her zaman mümkün değildir. Bununla birlikte İstanbul gibi

büyük bir şehirde meydana gelen toplumsal olayların mahiyeti ve kapsamı

itibariyle, en üst düzeydeki mülki amir ve kolluk amirinin her olayda

sorumluluğunun bulunması gibi bir sonuca ulaşmak ve ani meydana gelen her

olayda uygun illiyet bağını kurmak mümkün görülmemiştir.

Her ne kadar olay

tarihi itibariyle T.C. Hükümeti Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN ve İçişleri

Bakanı Efkan ALA hakkında da siyasi sorumluluklarının bulunduğu öne sürülerek

şikayet dilekçesi verilmiş ise de;

Şikayet

dilekçesinde yazılı ve müştekinin ifadesinde belirttiği fiilin, Ceza Hukuku

kapsamında suç teşkil edip etmediğini tartışmadan önce, şikayet edilen

kişilerin (şikayet tarihinde T.C. Başbakanı ve daha sonra Cumhurbaşkanı seçilip

yemin ederek görevine başlaması sebebiyle Recep Tayyip ERDOĞAN ile İçişleri

Bakanı Efkan ALA) hakkında soruşturma yapılıp yapılamayacağının, soruşturma

açılması gerekiyorsa soruşturma yapmaya, kimin ve hangi merciin yetkili ve

görevli olduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü T.C. Anayasası 100.

Maddesinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 107. Maddesinde

görüleceği gibi 'Başbakan veya Bakanlar hakkında Türkiye Millet Meclisinin üye

tam sayısının en az onda birinin vereceği önerge ile soruşturma açılması

istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla

karara bağlar.' Doktrinde ve emsal uygulamalarda karşılaşıldığı gibi,

Başbakanlığı veya Bakanlığı döneminde işlediği öne sürülen bir eylemden dolayı

ilgili kişi hakkında ceza hukuku kapsamındaki soruşturmanın ancak Türkiye Büyük

Millet Meclisi tarafından açılabileceği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi

üyelerinin gizli oylaması sonunda ve tasvibi halinde soruşturma komisyonunun

kurularak, sonucuna göre işlem yapılabileceği bilinmektedir. Dolayısıyla

Türkiye Büyük Millet Meclisine tanınan anayasal bir yetkinin bir başka kişi

veya kurum tarafından kullanılması hukuken mümkün bulunmamaktadır.

Bu itibarla

hakkında şikayet dilekçesi verilen ve olay tarihi itibariyle Başbakan ve

Bakanlar Kurulu Üyesi Bakan oluşu itibariyle, hakkında İstanbul C. Başsavcılığı

tarafından soruşturma açmak ve soruşturma yapmak hukuken mümkün değildir.

…

Haklarında

inceleme yapılan (Eski Başbakan) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN, İçişleri

Bakanı Efkan ALA, Emniyet Genel Müdürü Mehmet KILIÇLAR, İstanbul (Eski) Valisi

Hüseyin Avni MUTLU ile İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami ALTINOK hakkındaki

şikayet evrakının İŞLEMDEN KALDIRILMASINA ve KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA, kararın

bir örneğinin şikayetçi vekiline tebliğine, tebliğden itibaren 15 gün içinde

İstanbul Sulh Ceza Hakimliği'ne itiraz etmekte muhtariyetine, CMK'nun 172-173

ve 4483 sayılı kanunun 4/4 maddesi uyarınca karar [verilmiştir.]”

26. Bu karara başvurucunun yaptığı itiraz, İstanbul 3. Sulh Ceza

Hâkimliğince 13/4/2015 tarihinde reddedilmiştir. 29/4/2015 tarihinde tebliğ

edilen karara karşı 29/5/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

27. Savcılığın gösteriye müdahale eden kolluk görevlileri hakkında

yaptığı 2014/66170 sayılı soruşturma, 23/3/2016 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararla sonuçlanmıştır. Anılan kararın "şüpheli"

kısmında ilgili kolluk görevlileri, herhangi bir isim yazılmadan yer

almaktadır. Kararda müştekinin (başvurucu) şikâyet dilekçesine ve Teftiş Kurulu

Başkanlığının soruşturma raporunun sonuç kısmına aynen yer verildikten sonra

yapılan değerlendirmeler şöyledir:

“…

C.

Başsavcılığımızca toplanan deliller ışığında toplantının barışçıl olup

olmadığı, müdahalenin gerekliliği ve şikayete konu müdahalenin orantılı olup

olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Müşteki

şikayetinde de belirttiği üzere her toplantı ve gösteri için izin alınması

gerekli olmamakla birlikte bu hakkın özellikle geniş katılımlı toplantı ve

gösterilerde sınırsız bir şekilde kullanılması da mümkün değildir. Olay

tarihinde protesto yürüyüşü müştekinin belirtmiş olduğu zaman dilimi olan saat

17:30 da başlamış değildir. Yaşamını yitiren [B.E.] isimli vatandaşımızın evinden başlayan kortej herhangi bir

izin olmamasına karşın saat 13:45 te yola çıkmış,oluşturulan kortej Darülaceze

Caddesini takiben E5 Çevre yolu üzerinden ilerlemişsaat 15:00 sıralarında Şişli

İlçesi Camii önünde intikal etmiş ve burada bekleyen toplulukla birleşmiştir.

Topluluğun büyük bir kısmı defin işlemi için Polisin belirlediği güzergah

üzerinden Feriköy Mezarlığına yönelirken bir kısım gösterici hiç bir izin

olmadığı halde Taksim Meydanına gitmek istemiştir. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin Disk ve Kesk v. Türkiye (38676/08) kararında belirtildiği üzere

Taksim Meydanı İstanbul şehrinin kalbinde yer almaktadır. Bu bölgede yapılacak

geniş katılımlı toplantı ve gösteriler büyük ölçekli bir gösterinin kamu

düzenini aksatacağı açıktır. Bu kapsamda Polisin tüm uyarılarına rağmen ve

makul süre beklemesine karşın gösterici grubun Taksim istikametine ilerlemek

istemesi, sonrasında topluluk içerisinden bir kısım kişilerin Polis memurlarına

yönelik taş, sopa vb. cisimlerle saldırılması dikkate alındığında müştekinin de

katıldığı gösterinin müdahale anı itibariyle barışçıl bir gösteri olduğunu

kabul etmek mümkün değildir.

2911 sayılı

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 24. maddesi Toplantı veya Gösteri

Yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri

mensuplarına topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılacakları

ihtarında bulunma ve topluluk dağılmazsa zor kullanma yetkisi vermektedir.

Bunun yanında 2559 S.Y. m. 16 uyarınca görevlerini yaparken direnişle

karşılaşmaları halinde Polisin bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde

zor kullanmaya yetkisi bulunmaktadır.

Yapılan

soruşturma sonunda;

1-Polisin olay

tarihinde saat 13:45'te [B.E.nin] evinden

başlayan Darülaceze Caddesini takiben E5 Çevre yolu üzerinden ilerleyen Abide-i

Hürriyet Caddesi üzerindenŞişli İlçesi Camii önünde intikal ve sonrasında Polis

ile yapılan görüşme sonrasında belirlenen istikamette Feriköy Mezarlığına

ilerleyen yoğun katılımlı izinsiz yürüyüşe herhangi bir müdahalede bulunmamış

olması,

2-Müştekinin de

katıldığı gösterinin müdahale anı itibariyle yukarıda açıklanan nedenlerle

yasal olmaması, Polis memurlarına yönelik saldırı gerçekleştirilmiş olması,

3-Şüphelilerin

ifa ettikleri görev müdahale ettikleri olayın niteliğine göre zor kullanma

yetkilerinin bulunması,

4-Müştekilerden

raporlarındaki bulguların niteliği,

Dikkate

alındığında müştekinin soyut iddiası dışında görevli polis memurlarınınzor

kullanırken orantılı davranmadıklarına, zor kullanma yetkisinde sınırı aşarak

sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle müştekiyi kasten

yaraladıklarına ilişkin kamu davası açmak için yeterli şüphe oluşturacak delil

elde edilemediği...[anlaşıldığından

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.]”

28.Bu karara başvurucunun yaptığı itiraz, İstanbul 9. Sulh Ceza

Hâkimliğince 11/5/2016 tarihinde reddedilmiştir. 17/5/2016 tarihinde tebliğ

edilen karara karşı 13/6/2016 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesi

ile 86. ve 265. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

“Zor kullanma

yetkisine ilişkin sınırın aşılması

Madde 256- (1) Zor

kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere

karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Kasten yaralama

Madde 86- (1)

Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin

bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

…

Görevi yaptırmamak

için direnme

Madde 265- (1)

Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya

tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

…”

30. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 16. maddesi şöyledir:

“Zor ve silah

kullanma

Madde 16 - Polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla

ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma

yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri

etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet,

maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada

yer alan;

a) Bedenî kuvvet;

polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı

bedenî gücü,

b) Maddî güç;

polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında

kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî

engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan

önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor

kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde

bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor

kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç

ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak,

toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile

kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve

tespit edilir.

Polis, kendisine

veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara

bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma

hakkının kullanılması kapsamında,

b) Bedenî kuvvet

ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu

direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,

c) Hakkında

tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş

olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla

ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya

yetkilidir.

Polis, yedinci

fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği

şekilde 'dur' çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam

etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen

kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde

ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş

edilebilir.

Polis, direnişi

kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken,

kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya

teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde

duraksamadan silahla ateş edebilir."

31. EGM’nin "Çevik Kuvvet Personeli" konulu,

26/6/2013 tarihli ve 55 sayılı Genelgesi'nin ilgili kısımları şöyledir:

“…

- Orantısız güç

ve aşırı gaz kullanımı iddialarını önlemek için, müdahale ve gözaltı

işlemlerinin kamera ile kayıt altına alınması ilgili birimlerce sağlanacaktır.

…”

32. EGM’nin Toplumsal Olaylarda Hareket Tarzları konulu, 22/7/2013

tarihli ve 64 sayılı Genelgesi’nin ilgili kısmı şöyledir:

“…müdahalenin

kamera ile kayıt altına alınmasının sağlanması...”

B. Uluslararası Hukuk

33. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No:

2014/5218, 19/4/2018, §§ 26-38.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 31/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiği İddiası

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; Gezi Parkı olaylarında yaralanıp vefat eden B.E.nin

cenaze merasimine katıldıktan sonra Taksim Meydanı’na yöneldikleri sırada

polisin biber gazı, plastik mermi, basınçlı suyla yaptığı müdahaleden dolayı

yaralandığını, barışçıl olarak yapılan toplantıya polisin gereksiz ve ölçüsüz

müdahalede bulunduğunu, ölüm gerçekleşmese de ölümle sonuçlanma ihtimali

barındıran olayda biber gazı ve plastik mermi kullanımının yaşamını tehlikeye

soktuğunu, olayla ilgili olarak yapılan soruşturmanın asgari kurallara riayet

edilmeden yürütüldüğünü, delillerin toplanmadığını, taraflı soruşturma yürütüldüğünü,

verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu

belirterek yaşam hakkı, kötü muamele yasağı, toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini öne

sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde, polis memurları hakkında yapılan soruşturma

hususunda Anayasa Mahkemesinin Ali Ulvi Altunelli (B. No: 2014/11172,

12/6/2018) başvurusuna gönderme yapılarak başvurucunun müdahale sırasında

oluşan kargaşa ve panik ortamından etkilendiği ifade edilmiştir. Sorumluluğu

öne sürülen bürokrat ve bakanlarla ilgili olarak da Anayasa Mahkemesinin Elif

Güneş Yıldırım (B. No: 2014/12391, 5/4/2017) kararına atfen kolluğa verilen

emirlerle meydana gelen yaralanma arasında ceza hukuku bağlamında bir illiyet

bağının bulunduğunun savunulabilir düzeyde gösterilmediği belirtilmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki

bilgileri tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısımları ile 5. maddesi şöyledir:

“Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı

Madde

17 - Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.

…

Kimseye

işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya

veya muameleye tabi tutulamaz.

…"

"Devletin

temel amaç ve görevleri

Madde

5 - Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve

bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

a. Uygulanabilirlik Yönünden

39. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi için

gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla birlikte

bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı çerçevesinde

incelenebilmesi mümkündür (Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014,

§ 20).

41. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru, mağdura karşı

gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları

dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme yapılırken

eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliği ve eylemin mağdurun fiziki

bütünlüğü üzerindeki etkisi önem taşımaktadır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).

42. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka

müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmelerine neden

olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı

gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve

diğerleri,B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

43. Kötü muamele oluşturan her eylemin aynı zamanda bireylerin

fiziksel ve/veya psikolojik bütünlüğüne zarar vererek özel hayatına da menfi

yansımaları olması beklenebilir. Kötü muamele yasağı ile özel hayata saygı

hakkının bir parçası olarak fiziksel ve ruhsal bütünlüğün korunması hakkına

Anayasa’nın aynı maddesinde yer verilmesi de bunu göstermektedir (Tuna

Ayçiçek, B. No: 2014/6526, 24/1/2018, § 51).

44. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate

alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel ve

ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

45. Başvurucunun yaralandığını öne sürdüğü yer, herkesin gelip geçtiği

metro durağının girişine yakın bir sokaktır. Burada maruz kalınan bir

muamelenin, üçüncü kişilerin bulunmadığı yerde gerçekleştirilenlere oranla

başvurucunun onur ve haysiyetinde meydana getirebileceği zedelenmenin yoğunluk

ve derinliğinde belirli derecede farklılığın oluşabileceği muhakkaktır.

46. Maruz kaldığı muamelenin fiziksel etkisinin mahiyetine gelince;

başvurucu baş bölgesi de dâhil olmak üzere vücudunun dört yerinden basit tıbbi

müdahaleyle giderilecek biçimde yaralanmıştır. Anayasa Mahkemesi, basit tıbbi

müdahaleyle giderilecek şekilde yaralanmanın meydana getirildiği Mustafa

Rollas (B. No: 2014/7703, 2/2/2017), Arif Haldun Soygür (B. No:

2013/2659, 15/10/2015), Muhterem Turantaylak (B. No: 2014/15253,

9/5/2018), Vedat Şorli ve Bilal Şorli; Zeki Bingöl (2) (B. No:

2013/6576, 18/11/2015), Özge Özgürengin, Erdal İmrek (B. No:

2015/4206, 17/7/2019) başvurularında kötü muamele yasağının asgari eşiğinin

geçildiğini değerlendirmiştir.

47. Başvuru konusu olayda da yukarıda anılan kararlardaki tespitlerden

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Ancak başvurucunun hayati

tehlike geçirmediği, baş bölgesi de dâhil olmak üzere vücudunun dört yerinden

yaralandığı ve bunların basit tıbbi müdahaleyle giderildiği dikkate alındığında

yaşam hakkı kapsamında inceleme yapılmasını gerektiren bir durum görülmemiştir.

48. Adil yargılanma ve etkili başvuru hakkına ilişkin şikâyetler, kötü

muamele yasağının usul yükümlülüğü kapsamında kaldığından bu iddialar yönünden

ayrıca inceleme yapılmamıştır.

b. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Bakanlar Kurulu Üyeleri ve Üst Düzey Bürokratlar

Bakımından

49. Başvurucu olayla ilgili yaptığı suç ihbarında

Başbakan, İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Valisi ve İstanbul

Emniyet Müdürü hakkında soruşturma yapılmasını talep etmiştir.

50. Savcılık; Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Valisi ve

İstanbul Emniyet Müdürü'nün eyleme doğrudan katıldığına, olay yerinde

bulunduğuna veya başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan eylem için talimat

verdiğine dair delil bulunmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.

51. Başbakan ve İçişleri Bakanı'nın görevleriyle ilgili

suçlarda ceza hukuku anlamında soruşturmanın Anayasa'nın 100. ve TBMM

İçtüzüğü'nün 107. maddelerine göre ancak meclis soruşturması usulüyle

başlatılabileceği gerekçesiyle işlemden kaldırma ve kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiştir.

52. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak Anayasa’nın 17. maddesini ihlal edecek biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde olay

hakkında etkili resmî bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir (Tahir

Canan, § 25). Ancak bu konuda bir soruşturmanın başlayabilmesi için

öncelikle kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul şüpheden

uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık

ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de

oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde bir soruşturma

yükümlülüğünün bulunduğundan bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394,

6/3/2014, § 28).

53. Başvurucunun bu başlıktaki iddialarının doğrudan eylemi

gerçekleştiren kolluk görevlilerine yönelik değil olayın siyasi sorumlusu

olduğunu ifade ettiği Bakanlar Kurulu üyeleri ile kolluk kuvvetlerine müdahale

talimatı veren kolluk amirlerine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

54. Kolluğun müdahalesinden dolayı cezalandırılması talep edilen

kolluk amirleri ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası gereğince devletin etkili bir soruşturma yükümlülüğünden

bahsedilebilmesi için öncelikle savunulabilir bir iddianın ortaya konulması

gerekmektedir. Savunulabilir bir iddianın esasını, hakkında soruşturma

yapılacak kişilerin mağdurun yaralanmasından ceza hukuku anlamında sorumlu

olabilme ihtimalinin ortaya konulması oluşturmaktadır. Aksi takdirde devletin

ceza hukuku kapsamında sorumlu olmayan kişiler hakkında da makul kabul

edilemeyecek bir şekilde soruşturma yükümlülüğü altına sokulması söz konusu

olacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. İbrahim Akan, B.

No: 2014/10628, 16/11/2016, § 36; Bülent Barmaksız, B. No: 2014/9771,

21/9/2016, § 28; Elif Güneş Yıldırım, B. No: 2014/12391, 5/4/2017, § 25;

Onur Cingil (2), B. No: 2014/2976, 9/5/2018, § 60; Gamze Elvan ve

diğerleri, B. No: 2015/5718, 9/5/2019, § 60; Davut Yıldız, B. No:

2014/14147, 24/1/2018, § 33).

55. Başvurucu, cenaze törenine katıldıktan sonra Taksim'de yapılmak

istenen yürüyüşe engel olunması için kolluk amirlerinin verdiği somut bir

talimattan söz etmemiş; genel olarak polisin müdahalesi sonucunda vücudunun

dört yerinden basit tıbbi müdahaleyle giderilecek biçimde yaralandığını ileri

sürmüştür. Başvurucu, kolluk görevlilerinin ölçüsüz müdahalede bulunduğu

iddiası ile kolluk amirlerinin talimatları arasında ceza hukuku bağlamında

illiyet bağını gösteren savunulabilir bir bilgi veya belge de ortaya koymamış;

verilen emirlerin kolluk görevlilerinin yetkisini aşacak ve suç oluşturacak

nitelikte hareket etmelerine yönelik olduğunu gösteren herhangi bir somut kanıt

da gösterilmemiştir.

56. Bu açıklamalar ışığında başvurucunun kötü muamele iddiaları

yönünden kolluk amirleri ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında soruşturma

yapılmasını gerekli kılan nitelikte, kolluğun orantısız müdahalesiyle verilen

talimatlar arasında illiyet bağını gösterir hiçbir kanıt unsuru bulunmadığı,

dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki iddialarının

soyut ve temellendirilmemiş şikâyet niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

57. Öte yandan Bakanlar Kurulu üyelerinin aldığı kararlar

sonucunda cezai sorumluluklarından bahsedilebilmesi ancak Anayasa'nın mülga

100. ve TBMM İçtüzüğü'nün 107. maddesindeki koşullar gerçekleştiğinde

mümkündür. Somut olay açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında meydana

gelen ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

değerlendirilebilecek olaylar açısından Bakanlar Kurulu üyelerinin her türlü

kararından ötürü soruşturulması gerektiği şeklinde bir pozitif yükümlülüğün

olduğu söylenemez. Zira ceza hukuku bağlamında kötü muamele yasağına aykırı

fiillerin cezalandırılması için illiyet bağının ortaya konulması gerekmektedir.

Aksi hâlde ortaya çıkan durum Başbakan ve bakanların uyguladıkları genel

siyasetin ve bakanlıkların görevleri ile ilgili şikâyetlerin Cumhuriyet

başsavcılıkları tarafından incelenmesi sonucuna yola açar ki TBMM'ye ait olan

bu yetkinin Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından kullanılması mümkün değildir

(Onur Cingil (2), § 61).

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Kolluk Görevlileri Bakımından

59. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

60. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için

hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

61. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir

soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün

olmazsa anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek

ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

62. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma veya cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları

mahkûmiyetle veya belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 113).

63. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma makamlarının

resen harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir.

Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmeli, bir şikâyet olmasa bile işkence

veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirti olduğunda soruşturma

açmalıdır(Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).

64. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

65. Gezi Parkı olaylarında B.E. isimli bir çocuk yaralandıktan uzun

bir süre sonra 11/3/2014 tarihinde hayatını kaybetmiştir. 12/3/2014 tarihinde

yapılan cenaze merasimine başvurucu da katılmıştır. Teftiş Kurulu raporunda

açıklandığı üzere B.E.nin cenazesine on binlerle ifade edilen sayıda bir

katılım gerçekleşmiştir. Olaydan önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü, çıkması

muhtemel toplumsal olaylara karşı güvenlik önlemleri almıştır. Raporda otuz

kırk bin civarında kişinin cenaze merasimine katılmak yerine Taksim Meydanı’na

yöneldiği ifade edilmiştir.

66. İstanbul’un farklı yerlerinde kanuna aykırı olarak yapılan

gösterilere polis müdahale etmiştir. Başvurucunun da içinde yer aldığı,

Osmanbey Metro Durağında meydana gelen hadiselerle ilgili olarak düzenlenen

tutanağa Olay ve Olgular kısmında yer verilmiştir (§ 20). Anılan

tutanakta saat 19.30’da yaklaşık 150-200 kişinin barikat kurup yolu trafiğe

kapattığı, dağılmaları konusunda yapılan ikazlara aldırmayan ve polise taş

atarak saldıran kalabalığa TOMA 59 marifetiyle basınçlı su sıkıldığı,

taşlamanın sürdürülmesi yüzünden kademeli biçimde savunma tüfekleriyle gruba

müdahale edildiği kayıtlıdır. Dosyada bulunan DVD’ler üzerinde yaptırılan

inceleme neticesinde göstericilerden bazılarının polise taş ve sapanla

saldırdığı teyit edilmiştir.

67. Soruşturmanın etkililiği ele alınırken öncelikle soruşturmaya

başlandığı anda başvurucunun iddialarının savunulabilir (makul şüphe uyandıran)

düzeyde olup olmadığı ve soruşturmanın seyrinin buna uygun bir şekilde

yönlendirilip yönlendirilmediği tespit edilmelidir.

68. Başvurucunun adli muayene raporunda belirtildiği üzere

basit tıbbi müdahaleyle giderilecek şekilde yaralandığı konusunda bir

belirsizlik bulunmamaktadır. Kötü muamele vakalarında fiziki bulgular

bakımından doktor raporlarının anahtar role sahip olduğunun altı çizilmelidir.

Başvurucunun iddialarının karine hâline dönüşmesine yol açacak nitelikte olan

adli muayene raporundaki bulgular, bunların savunulabilir düzeyde olduğunu

sergilemektedir. Nitekim bu durum Savcılıkça da kabul edilerek başvurucunun

ihbarı üzerine soruşturmaya başlanmıştır.

69. Ne var ki başvurucunun yaralandığını tespit eden

Beyoğlu Polis Merkez Amirliğine hitaben 12/3/2014 tarihinde düzenlenen doktor

raporunun mevcudiyetine karşın soruşturma, olayın üzerinden yaklaşık bir buçuk

ay geçtikten sonra başvurucunun suç ihbarı üzerine başlatılabilmiştir.

Başvurucunun şikâyet dilekçesi vermeden önce gösteri yürüyüşü sırasında

yaralandığından haberdar olan kamu makamlarının hareketsiz kalması, resen ve

derhâl soruşturma açılması ilkesine aykırı görülmüştür (aynı doğrultudaki karar

için bkz. Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 101; Süleyman

Göksel Yerdut [GK], B. No: 2014/788, 16/11/2017, § 63; benzer yöndeki karar

için bkz. Evin Barış, B. No: 2016/172, 28/5/2019, § 38).

70. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme,

her soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili

bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate

alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her

olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri

bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri,

B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68).

71. Başvuru konusu olaydaki gibi, olayın nasıl

gerçekleştiğine ve faillerinin kimler olduğuna dair somut bir bilginin

bulunmadığı durumlarda şüpheli herhangi bir şey görmesi ya da duyması olası

kişilerin kısa süre içinde sorgulanması fiziksel şiddet olayının nedeninin veya

sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması açısından büyük bir önem arz etmektedir

Geçen zamanla birlikte delillerin kaçınılmaz bir şekilde kaybolması, tanıkların

yer değiştirmesi ve yaşananları hatırlamanın güçleşmesi gibi nedenlerle delil

toplama ve olayın gerçekleşme şeklini belirlemenin giderek zorlaşacağı açıktır

(Yavuz Durmuş ve diğerleri, B. No: 2013/6574, 16/12/2015, §§ 61, 62).

72. Kolluğun gösteri yürüyüşüne müdahalesi sonucunda yaralanmanın

ileri sürüldüğü somut olayda kötü muamelenin kamu gücünün kullanımından ötürü

mü yoksa başka bir nedenle mi gerçekleştiği sorusunun yanıtının aranması

hususunda yeterli çaba gösterilmemiştir. Bu sorunun muhtemel cevabına göre

soruşturmanın seyrinin yönlendirilmesi bakımından önem taşıyan, olay

tutanağında sicil numaraları yazılı, savunma tüfeği kullanan polis memurlarının

ifadelerinin alınması için bir adım atılmadığı görülmüştür. Şüphelilerin

beyanları özünde savunmaya ilişkin olmakla birlikte bunların aynı zamanda

-ikrar vb. bir durum bulunmaması hâlinde dahi- kanıt unsuru olarak

kullanılmasını kısıtlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Kovuşturmaya yer

olmadığı kararında şüphelilerin İlgili Kolluk Görevlileri biçiminde,

anonim olarak adlandırılması da bunu teyit etmektedir (benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Tuna Ayçiçek, § 87; Ali Çerkezoğlu ve

Diğerleri, B. No: 2015/1737, §§ 56, 57).

73. Somut başvuruda TOMA'lardaki cihazların kapasite yetersizliği ve

önceki kayıtların üzerinden geçen sürenin uzunluğu nedeniyle kayıt elde

edilemediği bildirilmiştir. Üzerinde inceleme yaptırılan beş CD’de ise

başvurucunun yaralandığı anı gösteren bir görüntü bulunmamaktadır. Kolluğun düzenlediği

tutanaklar ve bazı görüntü kayıtlarına göre gösterinin barışçıl niteliğinin

bozulduğu, polis ve göstericiler arasında istenmeyen olayların meydana geldiği

anlaşılmaktadır.

74. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerektiği Genel İlkeler

kısmında açıklanmıştır. Kamu makamlarının bu yükümlülüğü yerine getirmek için

kamu kurumları ile özel kişilere ait ev ve işyerlerindeki olay yerini gören

kamera, MOBESE, KYGS kayıtları ile TOMA'larda bulunan video görüntülerinin

temin edilip saklanmasına yönelik gerekli tedbirleri alması gerekir. Bundan

imtina edilmesi, devletin toplumsal olaylarda yaralanan göstericilere yapılan

müdahalenin kaynağını ve nedenini açıklama yükümlülüğünü ortadan

kaldırmayacaktır. Nitekim İlgili Hukuk kısmında yer verilen EGM’nin 55

ve 64 sayılı genelgelerinde de orantısız güç ve aşırı gaz kullanımı iddialarını

önlemek için müdahale ve gözaltı işlemlerinin kayıt altına alınacağı

düzenlenmiştir.

75. Toplantı ve gösteri yürüyüşü esnasında yaralandığı

hususunda tereddüt bulunmayan olayda, başvurucunun kolluk ya da üçüncü

kişilerin müdahalesi sonucunda mı yaralandığı aydınlatılmaksızın kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir.

76. Kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

iddialarına ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın etkililiği için

soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden

yalnızca hiyerarşik ya da kurumsal olarak bağımsız olması yeterli değildir.

Aynı zamanda soruşturmanın uygulamadaki bağımsızlığının ve tarafsızlığının da

sağlanması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle anılan ilke, soruşturmanın hem

hukuki hem de fiilî olarak tarafsızlığının ve bağımsızlığının sağlanmış olmasını

gerektirir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın çatısının -doğruluğu başka

delillerle desteklenmeyen- olayın potansiyel şüphelileri tarafından tanzim

edilen olay tutanakları ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki Teftiş Kurulu

Başkanlığının hazırladığı rapora dayandırılması, soruşturmanın bağımsızlık ve

tarafsızlığına gölge düşürmüştür (aynı yöndeki değerlendirme için birçok karar

arasından bkz. Süleyman Göksel Yerdut [GK], B. No: 2014/788, 16/11/2017,

§ 61; Ali Çerkezoğlu ve diğerleri, § 66; Albına Kıyamova (Alıbaeva),

B. No: 2013/3187, 14/4/2016, § 74).

77. Son olarak soruşturmada toplanan delillerin analizi

incelenecektir.

78. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvurucunun içinde

bulunduğu grubun da şiddet hareketlerine karıştığı varsayımından yola çıkıldığı

izlenimi edinilmektedir. Üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılan görüntü

kayıtlarına dayanılarak varılan bu sonuç, olayın gerçekleştiği zaman diliminin

bütününü kapsayan bir mekânda vuku bulduğu şeklinde bir varsayıma dayalıdır. Bu

varsayıma dayanılarak varılan sonucun sağlam temellere dayandığının kabul

edilmesi güçtür (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Erdal İmrek, §

69).

79. Soruşturma mercii tarafından olayın sebebini aydınlatmak için

atılması gerekli adımların eksik bırakıldığını ve soruşturmanın özenle

yürütülmediğini gösteren yukarıda sıralanan bu tespitler, kötü muamele

iddiasının gerçekleşme koşullarının tespit edilememesine neden olmuştur.

80. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

81. Soruşturmadaki

anılan eksiklikler, kötü muamele yasağının maddi boyutunun tetkik edilmesine

mâni olduğundan bu konuda inceleme yapılmamıştır (benzer değerlendirme için

bkz. Mehmet Güneş, B. No: 2015/16417, 11/12/2018, § 60).

B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

82. Başvurucu, Taksim Meydanı'na yürümek isteyen grubun güç

kullanılarak engellenmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

83. Somut olayda, başvurucunun katıldığı gösteri yürüyüşünün asıl

amacının B.E.nin cenazesine katılmak ve öncesinde onun ölümüne neden olunmasını

protesto etmek olduğu açıktır. Göstericilerin, cenaze törenine katılabildikleri

ve tören öncesinde de yürüyüş düzenleyerek kamuoyunun dikkatini çekebildikleri

anlaşılmaktadır. Kolluk görevlilerinin müdahalesinin, göstericilerin Taksim

Meydanı'na yönelmesinden sonra gerçekleştiği görülmektedir. Kolluk

görevlilerinin göstericileri güç kullanarak dağıtmasının toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmasa

da somut başvurudaki temel meselenin kolluk görevlilerinin gösteriyi dağıtırken

uyguladığı gücün kötü muamele yasağını ihlal edip etmediğinin tespit edilmesi

olduğu değerlendirilmektedir.

84. Bu durumda, kötü muamele yasağına ilişkin olarak yukarıda ihlal

sonucuna ulaşılmış olması karşısında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

85. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

86. Başvurucu, kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle 10.000 TL

maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu ayrıca kolluk

görevlileri hakkında yeniden soruşturma yapılmasını talep etmiştir.

87. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875,

7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

88. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği

vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§

57, 58).

89. Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kötü muamele

yasağının usul yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. İhlalin

soruşturma makamlarının işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

90. Şüphelilerin tespiti için olayın üzerinden geçen zaman da dikkate

alındığında bu aşamadan sonra delillerin toplanması ve faillerin tespitindeki

güçlük nedeniyle yeniden soruşturma yapılmasında fayda görülmemiştir.

91. Kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında talebi de dikkate alınarak

başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

92. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 466,40 TL harç ve 2.475 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.941,40 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Bakanlar Kurulu üyeleri ve üst düzey bürokratlar bakımından

kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kolluk görevlileri bakımından kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının usul yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 466,40 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.941,40 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

31/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2015/9496, 31 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Genel
  4. Kurul
  5. Karar
  6. Arslan
  7. Kömürcü
  8. Üstün
  9. Dursun
  10. Topal
  11. Özkaya
  12. Güleç
  13. Akyel
  14. Seferinoğlu
  15. Fırat
  16. Kanar
  17. I. Başvurunun Konusu
  18. II. Başvuru Süreci
  19. III. Olay Ve Olgular
  20. A. Olayla İlgili Olarak Yapılan Soruşturmalar
  21. B. Soruşturmalar Neticesinde Verilen Kararlar
  22. IV. İlgili Hukuk
  23. A. Ulusal Hukuk
  24. B. Uluslararası Hukuk
  25. V. İnceleme Ve Gerekçe
  26. A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiği İddiası
  27. B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal
  28. C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  29. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2015/9496
Tarih
31 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Erbil Tuşalp Başvurusu (B. No: 2015/2595)
  • Nihat Evren Toprak Başvurusu (B. No: 2016/9326)
  • Şinasi Umaz Başvurusu (B. No: 2016/40621)
  • Abuzer Demir ve Aslı Peksezer Başvurusu (B. No: 2016/73556)
  • Bediha Altun Başvurusu (B. No: 2015/6354)
  • Meki Katar Başvurusu (B. No: 2015/4916)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.