İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/15305)

1. Başvuru, imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine

Başvuru No2016/15305Tarih23 Ekim 2019Okuma25 dk · 5.001 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İbrahim Tuncer Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2016/15305
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.001 kelime·25 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine

ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/8/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, Ankara Yenimahalle İlçesi, Şentepe Barıştepe

Mahallesi 41225 ada 3 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Anılan taşınmaz,

Yenimahalle Belediyesi tarafından yapılan Şentepe Kentsel Değişim, Dönüşüm ve

İyileştirme Projesi 1. Etap İmar Planı'nda (imar planı) çocuk parkı olarak

belirlenmiştir. Başvurucu 13/4/2005 tarihinde imar planının düzeltilmesi

istemiyle başvurmuştur. Başvurucunun talebi 21/7/2005 tarihli işlemle

reddedilmiştir. Başvurucu 8/9/2005 tarihinde imar planına ve bu planının

düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin işleme karşı Ankara 1. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır.

9. Ankara 1. İdare Mahkemesince (Mahkeme) 30/11/2006 tarihli

karar ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinde, başvurucunun ilan süresi içinde yapmış olduğu itiraz üzerine son

ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerek

istek reddedilmiş sayıldığından bu tarihi izleyen altmış günlük dava açma

süresi (son gün 5/9/2005 tarihi) geçirildikten sonra 8/9/2005 gününde açılan

davada süre aşımı bulunduğu belirtilmiştir.

10. Söz konusu karar Danıştay Altıncı Dairesi tarafından

3/3/2009 tarihinde oyçokluğuyla verilen kararla bozulmuştur. Bozma kararının

gerekçesinde; imar planının 8/4/2005-8/5/2005 tarihleri arasında askıya

çıkarıldığı, başvurucunun askı süresi içinde 13/4/2005 tarihinde itiraz ettiği,

itirazının askı tarihinin son gününden itibaren altmış gün içinde

cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine, altmış günlük dava açma

süresinin son gününün çalışmaya ara verme zamanına (5/9/2005) rastlaması nedeniyle

dava açma süresi 12/9/2005 tarihine kadar uzayacağı, 8/9/2005 tarihinde açılan

davada süre aşımı bulunmadığı belirtilmiştir.

11. Karşıoy görüşünde ise ilk derece

mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, dilekçede ileri sürülen

temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

ifade edilmiştir.

12. Davalı idarenin karar düzeltme istemi de aynı Daire

tarafından reddedilmiştir.

13.

Mahkeme bozma kararına uymamış, davanın süre aşımı nedeniyle reddiyönündeki 30/11/2006 tarihli kararlarında ısrar

etmiştir. Israr kararının gerekçesinde başvurucunun 13/4/2005 tarihinde yaptığı

itirazını, imar planının askı tarihleri olan 8/4/2005-8/5/2005 tarihleri içinde

yaptığı, isteminin reddi üzerine 8/9/2005 tarihinde bakılmakta olan davayı

açtığı belirtilmiştir. Dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme

süresinin ağustos ayının birinden eylül ayının beşine kadar sürmesi, diğer bir

ifade ile 5 Eylül tarihinin çalışmaya ara verme süresi içinde olmaması

nedeniyle çalışmaya ara verme zamanına rastlamadığı, dolayısıyla sürelerin yedi

gün daha uzamış sayılacağı kuralının burada uygulanmasının mümkün olmadığı

vurgulamıştır. Başvurucunun ilan süresi içinde yapmış olduğu itiraz son ilan

tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerek

reddedilmiş sayıldığından bu tarihi izleyen altmış günlük dava açma süresi (son

gün 5/9/2005 tarihi) geçirildikten sonra 8/9/2005 tarihinde açılan davada süre

aşımı bulunduğu sonucuna varmıştır.

14. Israr kararı başvurucu tarafından, 5 Eylül tarihinin

çalışmaya ara verme süresine dâhil olduğu, adli yıl başlangıç tarihinin 6 Eylül

olarak kabul edildiği belirtilerek temyiz edilmiştir. Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulu (İDDK), Mahkeme kararındaki gerekçeyle ısrar kararlarını

onamıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de İDDK tarafından

reddedilmiştir.

15.

Nihai karar 28/7/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 26/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Sürelerle ilgili genel

esaslar" kenar başlıklı 8. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi

çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği

günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır."

18. 2577 sayılı Kanun'un "Çalışmaya

ara verme" kenar başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesinin bireysel başvuruya dayanak davaların açıldığı tarihte

yürürlükte olan şekli şöyledir:

"(Değişik birinci cümle:

14/7/2004-5219/11 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri

her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verirler."

19. Söz konusu cümlenin 2577 sayılı Kanun'un yürürlüğe ilk

girdiği 20/1/1982 tarihindeki şekli şöyledir:

"Bölge idare mahkemeleri, idare

mahkemeleri ve vergi mahkemeleri her yıl Temmuz ayının

yirmisinden Eylül ayının altısına kadar çalışmaya ara verirler."

20. Belirtilen cümlenin yürürlükte olan şekli şöyledir:

"(Yeniden düzenlenen birinci cümle:

27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergi

mahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir

ağustosa kadar çalışmaya ara verirler."

2. Danıştay İçtihadı

21. Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/10/2008 tarihli ve

E.2008/1080, K.2008/3641 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"[2577 sayılı

Kanun'un] 61. maddesinde de;

bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin her yıl Ağustos'un birinden Eylül'ün

beşine kadar çalışmaya ara verecekleri belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler

uyarınca idari yargı yerleri her yıl Ağustos ayının

birinci gününden Eylül ayının beşinci günü mesai saati bitimine kadar çalışmaya

ara vermektedirler. Bu nedenle sürenin son gününün anılan tarihler arasına

rastlaması hâlinde 12 Eylül günü mesai bitimine kadar sürenin uzadığı kabul

edilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemin

davacıya 23.7.2007 tarihinde tebliği üzerine davanın 12.9.2007 tarihinde

açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, sürenin son gününün çalışmaya ara

verme zamanına rastlaması nedeniyle, 12.9.2007 tarihi mesai bitimine kadar dava

açılması mümkün olup dava bu tarihte açıldığından [davanın

süre aşımı nedeniyle reddine dair] vergi

mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

22. Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve

E.2009/8980, K.2010/3763 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"[2577 sayılı

Kanun'un 61. maddesinde] ara vermenin son

günü Eylül'ün dördü olarak belirlenmiştir.

Dava dosyasındaki tebliğ alındısının ve tebliğ

tarihlerine ilişkin kayıtların incelenmesinden, Dairemiz kararının davacı

vekilinin bizzat kendisine, 20.8.2009 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük

karar düzeltme süresinin bitiminin çalışmaya ara verme süresi içinde kaldığı

Eylül ayının 4 ünü izleyen tarihten itibaren ve karar düzeltme süresinin

11.9.2009 gününe kadar uzamasına rağmen davacının bu süreyi geçirdikten sonra

14.9.2009 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, tebliğ tarihini izleyen onbeş günlük yasal süre geçirildiğinden süre aşımı

nedeniyle karar düzeltme isteminin incelenmesi mümkün değildir."

23. Danıştay Altıncı Dairesinin 3/3/2009 tarihli ve E.2007/3391,

K.2009/2028 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Yukarıda anılan Yasa maddesinin

değerlendirilmesinden "Eylül'ün beşine kadar" ibaresinden, Eylül'ün beşinin

de ara verme zamanına dâhil olarak, dolayısıyla dava açma süresinin son gününün

Eylül'ün beşine rastlaması hâlinde, dava açma süresinin altı Eylül'den itibaren

yedi gün uzamış sayılacağının kabulü gerekmektedir.

Bu durumda, 1/1000 ölçekli imar planının

8.4.2005-8.5.2005 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacının askı süresi

içinde 13.4.2005 tarihinde yaptığı itirazın askı tarihinin son gününden

itibaren 60 gün içinde cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine 60

günlük dava açma süresinin son günü çalışmaya ara verme zamanına (beş Eylül)

rastlaması nedeniyle dava açma süresi 12.9.2005 tarihine kadar uzayacağından

8.9.2005 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunmadığı açıktır.

Bu itibarla uyuşmazlığın esası hakkında karar

verilmesi gerekeceğinden, davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin mahkeme

kararında isabet görülmemiştir."

24. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 14/6/2012 tarihli ve

E.2010/2825, K.2012/4080 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...çalışmaya ara vermenin

"...Eylül'ün beşine kadar..." süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi

çalışmaya ara vermenin sona erdiği gün olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla

Danıştay dairelerinin Eylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda

duraksama bulunmamaktadır. Nitekim sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği

tarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu bilinen gerçektir.

Diğer taraftan, Türk yargı sisteminin bir kolu

olan idari yargı kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5.günü,diğer kanadı olan adli yargı yerlerinde ise yıllardır

uygulanan ve tartışmasız olan Eylül'ün 6. günü biteceği şeklindeki bir yorum,

yargılama usulünde bir karmaşaya da yol açacaktır.

Bu durumda 12 Eylül tarihinde açılan dava

süresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süre aşımı

yönünden reddinde isabet görülmemiştir."

25. İDDK'nın 22/11/2016 tarihli ve

E.2014/111, K.2016/304 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"... davacı tarafından

başvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği ve itiraz edildiği 01/04/2011

tarihinden itibaren 60 gün içinde (en son 31/05/2011 tarihine kadar) cevap

verilmemesi nedeniyle itiraz reddedilmiş sayılacağından ve bu tarihten itibaren

60 gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle

01/08/2011 tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en

son 11/09/2011 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten

sonra 12/09/2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine

hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle "davanın süre aşımı yönünden

reddine" karar verilmiştir.

Davacı, anılan kararı temyiz etmekte ve

bozulmasını istemektedir.

...

Dosyanın incelenmesinden; davacının,

01/04/2011 tarihinde, davalı idareye yaptığı başvurunun reddedildiğini

öğrendiği ve aynı tarihte davalı idareye itiraz ettiği;31/05/2011 tarihine

kadar davalı idarenin cevap vermemesi nedeniyle davacının itirazının zımnen

reddedildiğinin kabul edilmesi gerektiği ve davacının, bu tarihten itibaren 60

gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/08/2011

tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son

11/09/2011 tarihine kadar dava açması gerektiği, fakat bu tarihin de tatil

gününe yani pazar gününe rastladığı;bu nedenle dava

açma süresinin 12/09/2011 tarihine uzadığı anlaşıldığından bu haliyle dava

süresinde olduğu sonucuna varıldığından temyize konu kararda, usul hükümlerine

uygunluk görülmemiştir."

26. Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) 5/3/2014 tarihli ve

E.2013/111, K.2014/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"... Davayı inceleyen Antalya 1.Vergi

Mahkemesi, 8.10.2009 günlü ... kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun 7 ve 8'inci maddeleri ile 14'üncü maddesinin 3. fıkrasının (e) bendi,

15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ve 61'inci maddesine değinerek;

dava konusu encümen kararının 21.7.2009 tarihinde tebliği üzerine 14.9.2009

tarihinde dava açıldığı, 2577 sayılı Kanunun sözü edilen hükümleri uyarınca,

davanın, otuz günlük dava açma süresinin bitiminin çalışmaya ara verme zamanına

rastlaması nedeniyle ara vermenin sona erdiği günü, yani Eylül ayının dördünü

izleyen tarihten itibaren yedi gün içinde olmak üzere, en son 11.9.2009 (Cuma

günü) tarihine kadar açılması gerekirken, bu sürenin bitiminden sonra 14.9.2009

tarihinde açılan davanın süreaşımı nedeniyle inceleme olanağı bulunmadığı

gerekçesiyle davayı süreaşımı nedeniyle reddetmiştir.

Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay

Dokuzuncu Dairesi 14.6.2012 günlü ... kararıyla; ... her sene Ağustos ayının

birinden Eylül'ün beşine kadar çalışmaya ara vermelerinin öngörüldüğü, bu

kuralda çalışmaya ara verme süresinin, bu sürenin başladığı ve sona erdiği gün

açıkça gösterilerek belirlendiği,... çalışmaya ara vermenin "...Eylül'ün

beşine kadar..." süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara

vermenin sona erdiği gün olarak gösterildiği, dolayısıyla Danıştay dairelerinin

Eylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmadığı,

sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da bu

doğrultuda olduğu, öte yandan, Türk yargı sisteminin bir kolu olan idari yargı

kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5'inci günü, diğer kanadı olan

adli yargı yerlerinde ise yıllardır uygulanan ve tartışmasız olan Eylül ayının

6'ncı günü biteceği şeklindeki bir yorumun, yargılama usulünde bir karmaşaya da

yol açacağı, bu durumda 12 Eylül günü dava açma süresinin son günü olup bu

tarihin Cumartesi gününe rastlaması nedeniyle 14 Eylül tarihinde açılan dava

süresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süreaşımı

yönünden reddinde isabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Bozma kararına uymayan Antalya 1. Vergi

Mahkemesi ... ilk kararında ısrar etmiştir.

...

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi

yukarıda açıklanan Antalya 1. Vergi Mahkemesinin... ısrar kararı, aynı hukuksal

nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesinde

ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda

görülmemiştir."

3. Yargıtay İçtihadı

27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/1/2009 tarihli ve

E.2008/14-831, K.2009/3 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu’nun 175. maddesi "Her sene bilumum mahkemeler Ağustos'un birinden

Eylül'ün beşine kadar tatil olunur."hükmünü

taşımakta; 177. maddede ise "Bu kanunun tayin ettiği mühletlerin bitmesi

tatil zamanına tesadüf ederse bu müddetler ayrıca bir karar vermeğe lüzum

olmaksızın tatilin bittiği günden itibaren yedi gün evvel uzatılmış

addolunur." hükmü bulunmaktadır.

(...)

Yukarıda belirtildiği üzere, Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 175.maddesi uyarınca adli tatil, her yılın Eylül ayının

beşinci günü sona erer. Dolayısıyla, yeni adli yıl, o yılın altı Eylül günü

başlar (...)"

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ...davasının makul bir süre içinde

... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

29. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için

bkz. E-Ba İnşaat

Taahhüt Ticaret Ltd. Şti. (B. No: 2015/13921, 27/6/2018, §§ 33-37)

başvurusuna ilişkin karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine

ilişkin işlemin istemiyle açtığı davanın süre aşımından reddedildiğini,

karmaşık bir dosya olmamasına ve sadece usulden karar verilmesine karşın

yargılama sürecinin yaklaşık 11 yıl sürdüğünü belirterek makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

32. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

33. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

34. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§

11-14).

35. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018

tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

36. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun

incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

37. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu 5 Eylül gününün adli tatile dâhil olduğunu, adli

yılın 6 Eylül'de başladığını, nitekim adli tatilden faydalanan yargı

mensuplarının altı eylül itibarıyla görevlerinin başına döndüklerini

belirtmektedir. Başvurucu, adli yılın altı eylülde başladığını hatırlatarak Danıştayın adli tatil nedeniyle uzayan dava açma süresinin

son gününün 12 Eylül olduğu yönünde çok sayıda kararı olduğuna dikkat çekmekte

ve bu yöndeki yerleşik uygulamaya güvenerek 8/9/2005 tarihinde dava açtıklarını

ifade etmektedir. İmar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine ilişkin

işlemin istemiyle açtığı davanın hukuk kurallarının hatalı şekilde yorumlanması

nedeniyle süre aşımından reddedildiğini belirterek, mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

45. Somut olayda davaların süre aşımından reddedilerek esasının

incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

müdahalede bulunulduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

47. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi

bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim

Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014,§ 33).

48. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

(a) Genel

İlkeler

49. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen13. maddesi ise "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini"

temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yapılan

müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı

olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından

inceleme yapılmaksızın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49).

50. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan,

B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

51. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir

kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı

altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale

edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici

işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM

tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan

müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali

Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

52. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

53. Dava açma süresine ilişkin kanun hükümlerinin belirliliği ve öngörülebilirliği bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanması

bakımından önem arz etmektedir. Bu itibarla söz konusu ölçütler mahkemeye

erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması zorunluluğunun alt

ölçütleri olarak kabul edilebilir.

54. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermeyi ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

55. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla

yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği

derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük

tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını

yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin

kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun

hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir

(Mehmet Arif Madenci, B. No:

2014/13916, 12/1/2017, § 81).

56. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görev

bakımından farklı durumda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşması

doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin

tamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün

olmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki

uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,

§ 54; Uğur Çelik, B. No:

2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin fonksiyonlarından biri de

yargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm

getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında

olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanı

gerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],

B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

57.Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle

gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde

yorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin

sağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar

içermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi âlemde gerçekleşen

olaylarla bire bir örtüşmesi ve bunlara uygulanması ise her zaman mümkün

olmayabilmektedir. Öte yandan hukuk kurallarının kapsamının tespitinde kural

koyucu ne kadar titiz davranırsa davransın kuralın yürürlüğe girmesinden ve

uygulanmaya başlanmasından sonra öngörülemeyen bazı yeni durumların ortaya

çıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın yetkili otoritelerce ve

özellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralı

yorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazla

yorumlanmasını önlenemez kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının bu

niteliği dikkate alındığında bir kanun hükmünün yargı organlarınca farklı

biçimlerde yorumlanabilmesi ve kurala ilişkin farklı içtihatların varlığı tek

başına kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz.

Bununla birlikte birden fazla içtihadın varlığı hukuk kurallarının temel bir

özelliği olan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir

boyuta ulaşmışsa kamu düzeninin bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda

bireylerin davranışlarını hangi içtihada göre yönlendirecekleri belirsizleşeceğinden

öngörülebilirlik ortadan kalkar (Mehmet Arif

Madenci, § 84).

58. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, § 64).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Olayda başvurucu, uyuşmazlık konusu işlemlere karşı dava

açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması nedeniyle 8/9/2005 tarihinde

kayda giren dilekçe ile dava açmıştır. Derece mahkemesi, adli tatilin son

gününün 4 Eylül olduğunu, sürelerin adli tatilin sona erdiği günden itibaren

yedi gün uzayacağını, dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme

süresi içinde olmadığını (5 Eylül), dolayısıyla dava açma süresininuzamayacağını

ve davanın en geç 5 Eylül'de açılması gerektiğini belirterek 8/9/2005 tarihinde

açılan davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.

60. Yukarıda yer verilen Danıştay kararları değerlendirildiğinde

başvurucunun bireysel başvuruya dayanak davayı açtığı tarih itibarıyla idari

yargıda çalışmaya ara verme zamanın hangi tarihte sona erdiği hususunda bir

uygulama belirsizliği bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 21-27). Söz konusu

uygulama belirsizliğinin 2577 sayılı Kanun'un 61. maddesinin adli tatilin sona

erdiği tarihi belirleyen "Eylül'ün

beşine kadar" ibaresinden hangi tarihin anlaşılması gerektiğine

ilişkin yorum farklılığından kaynaklandığı, bu yorum farklılığının ise "kadar" kelimesinin

anlamlandırılmasına bağlı olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Danıştayın bazı dairelerinin adli tatilin 4 Eylül'de sona

erdiği, buna göre son günün adli tatile denk gelmesi nedeniyle yedi gün uzayan

dava açma süresinin son gününün 11 Eylül olduğu yaklaşımını benimserken bazı

dairelerinin ise 5 Eylül'ün de adli tatile dâhil olduğu, buna göre uzayan dava

açma süresinin son gününün 12 Eylül olduğu yaklaşımını kabul ettiği

görülmektedir. Öte yandan 27/6/2013 tarihinde maddenin yeniden düzenlenen

şeklinde (bkz. § 20) kanun koyucu tarafından adli tatil sonrasında çalışmaya

başlama tarihi net bir şekilde ifade edilmek suretiyle "kadar" kelimesinden kaynaklanan

tartışmalı duruma son verildiği not edilmelidir.

61. Anayasa Mahkemesi, anılan maddenin 27/6/2013 tarihinde yeniden

düzenlenmeden önce yürürlükte olan ve somut davayı uygulanan şeklinin

yorumlanmasıyla ilgili olarak yukarıda yer verilen görüşlerden hangisinin daha

isabetli olduğu hususunda bir değerlendirme yapmayacaktır. Esasen Anayasa

Mahkemesinin böyle bir görevi bulunmadığı gibi bu yöndeki bir saptama Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki yetkisinin de dışındadır. Ancak

Anayasa Mahkemesi bu yorum farklılığının hukuk sistemi üzerinde meydana

getirdiği sonuçları ve etkileri görmezden gelemez. Anayasa Mahkemesi Danıştayın farklı dairelerinin aynı kanun hükmüne ilişkin

farklı yorumlarının hukuk kuralının belirliliği ve öngörülebilirliğini

etkileyip etkilemediğini inceler. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin bu

yöndeki denetimi sırasında belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından

değerlendirme yapması bu yorumlardan birini benimsediği veya bunlardan birine

üstünlük tanıdığı biçiminde anlaşılmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirme için

bkz. Ford Motor Company,

§ 66).

62. Bu noktada 61. maddenin 1982 yılından itibaren yürürlükte

olan ilk şeklinde de (bkz. § 19) adli tatil tarihleri farklı belirlenmiş olsa

da kadar kelimesi bağlamında aynı

nitelikte bir düzenleme bulunduğu hatırlanmalıdır. Bu itibarla anılan Kanun

hükmünün yeni uygulanmaya başlanan bir düzenleme içerdiği söylenemez. Anılan

maddenin bireysel başvurunun temelindeki davanın açıldığı tarih itibarıyla

yirmi yıldan fazla uygulamasının olduğu görülmektedir. Belirtilen süre söz

konusu ibarenin yorumuna ilişkin içtihadın yerleşmesi ve yeknesaklık kazanması

bakımından yeterli uzunluktadır. Bu süre zarfında kanunun yorumunda

yeknesaklığın sağlanamamış olması, dairelerin görev sahasına bağlı olarak

farklı kararların verilmesi sonucunu doğurmaktadır (benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Ford Motor Company, § 68).

63. Aynı Kanun hükmüne ilişkin iki farklı yorumun başvuruya

dayanak davaların açıldığı tarih itibarıyla mevcut olması ve bu yorumlardan

birine geçerlilik sağlayacak şekilde içtihadın birleştirilememiş olması hukuk

kurallarının muhataplarının davranışlarına yön verme kapasitesini ve

dolayısıyla öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır. Bitimi adli tatil dönemine

rastlayan dava açma süresinin uzayacağı son tarihin ne olduğu hususunda bir

kesinliğin bulunmaması, hangi tarih esas alınarak davaların açılacağı

noktasında belirsizliklerin oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum hukuki

belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşeceği gibi bireylerin yargı

sistemine ve mahkeme kararlarına olan güvenini de sarsmaktadır (E-Ba İnşaat Taahhüt Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2015/13921, 27/6/2018, § 64).

64. Buna göre anılan Kanun hükmünün yorumundan hareketle dava

açma süresinin uygulanmasına ilişkin farklı içtihatların bulunması ve Kanun'un

yürürlüğe girmesinin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen ilgili hükmün

yorumunda yeknesaklığın sağlanamaması nedeniyle hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkeleri zedelenmiştir. Bu durumda mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir

kanuna dayanmadığı sonucuna ulaşılmıştır (aynı yöndeki karar için bkz. Muharrem Kılıç, B. No: 2012/1071,

11/3/2015, §§ 33-35).

65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

68. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

69. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

70. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

71. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

72. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 1. İdare Mahkemesine

(Anılan Mahkemenin 15/9/2011 tarihli ve E.2011/374, K.2011/1597 sayılı kararına

ait dava dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/10/2019

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Zeynep

KARAKOÇ

Başvurucu

:

İbrahim

TUNCER

Vekili

:

Av. Mehmet

SAĞLAM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/15305, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Mahkemeye Erişim
  12. B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. VI. Hüküm
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/10/2019
  18. Yıldırım
  19. Kömürcü
  20. Akıncı
  21. Seferinoğlu
  22. Karakoç
  23. Tuncer
  24. Sağlam
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/15305
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Hasan Fırat Başvurusu (B. No: 2015/9496)
  • Erbil Tuşalp Başvurusu (B. No: 2015/2595)
  • Nihat Evren Toprak Başvurusu (B. No: 2016/9326)
  • Şinasi Umaz Başvurusu (B. No: 2016/40621)
  • Abuzer Demir ve Aslı Peksezer Başvurusu (B. No: 2016/73556)
  • Bediha Altun Başvurusu (B. No: 2015/6354)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.