İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cumali Karaşahin Başvurusu (B. No: 2014/2927)

1. Başvuru, tapuda Maliye Hazinesi adına kayıtlı taşınmaz üzerinde

Başvuru No2014/2927Tarih1 Şubat 2017Okuma26 dk · 5.181 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cumali Karaşahin Başvurusu

Karar tarihi
1 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/2927
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.181 kelime·26 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapuda Maliye Hazinesi adına kayıtlı taşınmaz üzerinde

başvurucu tarafından yetiştirildiği belirtilen kayısı ağaçları ile üzüm

asmasının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce (DSİ) sulama kanalı geçirilmesi

sırasındazarar görmesi ve bu zararın tazmini istemiyle açılan tazminat

davasının da reddedilmesi nedenleriyle eşitlik ilkesinin ve mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/3/2014 tarihinde Malatya İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 15/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 22/2/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında bu aşamada bir

görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, tapuda Maliye Hazinesi adına kayıtlı bulunan

Malatya ili, Battalgazi ilçesi, Hatunsuyu köyünde bulunan 1241 parsel sayılı

taşınmazı kayısı bahçesi olarak kullanmaktadır.

8. Başvurucu bu taşınmaz için; 1995-1996 yıllarına ilişkin

olarak 30/12/1999 tarihinde 160.875.000 TL, 8/2/1999 tarihinde 42.750.000 TL,

12/1/2000 tarihinde 67.350.000 TL, 2/1/2002 tarihinde 217.500.000 TL, 12/2/2001

tarihinde 436.500.000 TL, 18/2/2002 tarihinde 569.620.000 TL ve 24/12/2003

tarihinde de 261.000.000 TL ile 630.000.000 TL tutarlarında ecrimisil bedeli

ödediğini gösteren maliye vezne alındıları sunmuştur (belirtilen tutarlar eski

Türk Lirası üzerindendir).

9. Başvurucunun ecrimisil ödeyerek kullandığı taşınmazdan DSİ

tarafından sulama kanalı geçirilmesi üzerine başvurucu, Malatya 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 2009/342 Değişik İş sayılı dosyasında delil tespiti talebinde

bulunmuş, Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen 7/11/2009 tarihli ziraat

uzmanı teknik bilirkişi raporunda, DSİ tarafından 23 adet 15 yaşında, 4 adet 8

yaşında ve 1 adet 2 yaşında olmak üzere toplam 28 adet kayısı ağacının ve 1

adet de 5 yaşında üzüm asmasının sökülmesi nedeniyle başvurucunun toplam 10.914

TL tutarında zararının olduğu belirtilmiştir.

10. Başvurucu, kanal yapımı sırasında sökülen ağaçların ve üzüm

asmasının bedelinin ödenmesi için 17/11/2009 tarihinde DSİ Malatya Şube

Müdürlüğünden talepte bulunmuştur. Şube Müdürlüğü 18/11/2009 tarihli cevap

yazısında, yargı kararına dayalı olarak ödeme yapılabileceğini başvurucuya

bildirmiştir.

1. Adli Yargı Süreci

11. Başvurucu kayısı bahçesi olarak kullandığı taşınmazdan

sulama kanalı geçirilmesi sırasında kayısı ağaçları ve üzüm asmasının sökülmesi

nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle 9/12/2009 tarihinde Malatya 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

12. Mahkeme, 26/5/2010 tarihli ve E.2009/576, K.2010/274 sayılı

kararıyla davanın kabulüne ve 10.914 TL tutarındaki maddi tazminatın 24/11/2009

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak

davacıya ödenmesine karar vermiştir.

13. Davalı idarenin kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 4.

Hukuk Dairesi'nin 4/7/2011 tarihli ve E.2010/7947, K.2011/7807 sayılı ilamıyla "...davacı, baraj yapımı sırasında zarar verilen

ağaçların bedelini istediğine göre, dava dilekçesinin yargı yolu bakımından

reddedilmemiş olması doğru değildir..." gerekçesiyle hükmün

bozulmasına karar verilmiştir.

14. Yargıtay bozma ilamına uyan Mahkeme 20/10/2011 tarihli ve

E.2011/566, K.2011/783 sayılı kararı ile uyuşmazlığın çözümü bakımından idari

yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden

reddine karar vermiş, bu karar 16/12/2011 tarihinde temyiz edilmeksizin

kesinleşmiştir.

2. İdari Yargı Süreci

15. Başvurucu bu defa, aynı olay nedeniyle 11.576,26 TL

tutarındaki maddi zararının tazmini istemiyle 22/12/2011 tarihinde Malatya

İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

16. Mahkeme, 24/12/2013 tarihli ve E.2013/1581, K.2013/1783

sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin

2011/566 esas sayılı dosyasına sunulan ecrimisil ihbarnameleri ile ecrimisil

ödendiğini gösteren belgeler dikkate alındığında davacının, mülkiyeti Hazineye

ait ve sulama kanalı yapımı için DSİ Genel Müdürlüğü'ne tahsis edilen taşınmazı

kira, geçit hakkı, mecra hakkı vb. hukuki ilişkiye dayanmadan ağaç dikmek

suretiyle kullanması nedeniyle işgalci konumunda bulunduğu sabittir.

Bu durumda, mülkiyeti Hazineye ait ve sulama

kanalı yapımı için davalı idareye tahsis edilen taşınmazı herhangi bir hukuki

ilişkiye dayanmadan (fuzuli şagil olarak) ağaç dikmek suretiyle kullanıldığı

için herhangi bir hukuki korumadan faydalanamayan davacı tarafından dikilen

ağaçların, Kanunla kendisine verilen sulama kanalı yapım görevini hukuka uygun

olarak yine kendisine tahsis edilen taşınmaz üzerinde yerine getirmesi

sırasında sökülmesi nedeniyle uğranılan zararının tazminine hükmedilmesi için

gerekli olan hukuka aykırı fiil şartı gerçekleşmediğinden davalı idarenin

tazminle sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşılmıştır."

17. Başvurucu tarafından itiraz edilen bu karar, Malatya Bölge

İdare Mahkemesinin 5/7/2013 tarihli ve E.2013/1057, K.2013/997 sayılı ilamıyla

onanmış, başvurucunun karar düzeltme talebi ise Bölge İdare Mahkemesinin

24/12/2013 tarihli ve E.2013/1581, K.2013/1783 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar başvurucu vekiline 4/2/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 5/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

718. maddesi şöyledir:

"Arazi üzerindeki mülkiyet,

kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz

katmanlarını kapsar.

Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar

saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer."

21. 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 75.

maddesi şöyledir:

“Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan

taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut

vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine,

fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle,

idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden oluşan

komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve

takdir edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, Hazinenin

işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru

aranmaz.

(Ek cümle: 23/7/2010-6009/24 md.) Ecrimisile

itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde

onbeş indirim uygulanır. Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmez ise,

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre

tahsil olunur.

Kira sözleşmesinin bitim tarihinden itibaren,

işgalin devam etmesi halinde, sözleşmede hüküm varsa ona göre hareket edilir.

Aksi halde ecrimisil alınır.

İşgal edilen taşınmaz mal, idarenin talebi

üzerine, bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye

ettirilerek, idareye teslim edilir.

(Ek fıkra: 23/7/2010-6009/24 md.)Köy sınırları içerisinde yer alan Hazinenin özel

mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların

işgalcilerinden tahsil edilen ecrimisil gelirlerinin yüzde beşi, 442 sayılı Köy

Kanununda belirlenen görevlerde kullanılmak kaydıyla, tahsilatı izleyen ay

içinde bu gelirlerin elde edildiği köy tüzel kişiliği hesabına aktarılmak üzere

emanet nitelikli hesaplara kaydedilir. Maliye Bakanlığı bu oranı iki katına

kadar artırmaya yetkilidir.”

22. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun "Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların

tescili ve zilyedin hakları" kenar başlıklı 19.

maddesine26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı Maden Kanunu'nda ve Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 35. maddesi ile eklenen onuncu fıkra

şöyledir:

“Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap

edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların

ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir.”

23. 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz

Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu'nda Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun’un 5. maddesinin onbirinci fıkrasının Anayasa

Mahkemesince kısmen iptal edilmeden önceki hali şöyledir:

"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten

sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesisler,

başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazineye intikal eder. Yapı ve tesisleri

yapanlar herhangi bir hak ve tazminat talep edemezler.”

24. Anayasa Mahkemesinin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/9,

K.2014/121 sayılı kararı ile 4706 sayılı Kanun'un 5. maddesinin onbirinci

fıkrasının ikinci cümlesi iptal edilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"A- Kanun’un 5. Maddesinin Onbirinci

Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi

...

İtiraz

konusu kuralın birinci cümlesinde, Kanun’un 5. maddesinin yürürlüğe girdiği

19.7.2003 tarihinden sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü

yapı ve tesislerin, başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazineye intikal edeceği

hükme bağlanmıştır.

...

İtiraz

konusu kuralın birinci cümlesinin, 19.7.2003 tarihinden sonra Hazineye ait

taşınmazlar üzerinde her türlü yapı ve tesis yapanların mülkiyet haklarının

sınırlanması sonucunu doğurduğu açıktır. Bu sınırlamanın Anayasa’ya uygun

olabilmesi için Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen temel hakların

sınırlandırılmasına ilişkin ilkelere uygun olması ve bu bağlamda kamu yararı ile

malikin bireysel yararı arasında makul bir denge gözetmesi gerekir.

Kanun

gerekçesinde itiraz konusu kuralın, Kanun’un yürürlük tarihinden sonra Hazine

taşınmazları üzerinde kaçak yapılaşmanın önlenmesi amacıyla kabul edildiği

belirtilmiştir. Bu nedenle, kuralın mülkiyet hakkını kamu yararı amacıyla

sınırlandırdığında kuşku bulunmamaktadır.

Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapı ve

tesis yapılması, kamuya ait mülkiyet hakkını ihlal etmektedir. Hazinenin söz

konusu yapı ya da tesislerin yapılmasına izni ya da muvafakati bulunmadığından,

bu hakkından vazgeçmesi ya da kişiler lehine fedakârlıkta bulunması beklenemez.

Ayrıca, itiraz konusu kuralda, söz konusu sınırlamanın kuralın yer aldığı 5.

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için geçerli olduğu belirtilerek,

geçmişe etkili uygulamanın yol açabileceği hak kayıplarının önüne geçildiği

görülmektedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde kuralın, birey hakları ile kamu

yararı arasında açık bir dengesizlik yarattığı söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın

birinci cümlesi Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal

isteminin reddi gerekir.

B- Kanun’un 5. Maddesinin Onbirinci Fıkrasının

İkinci Cümlesinin İncelenmesi

...

İtiraz

konusu kuralın ikinci cümlesinde, birinci cümlede belirtilen yapı ve tesisleri

yapanların herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyecekleri hükme

bağlanmıştır.

Anayasa’nın 36. maddesinde 'Herkes, meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir

mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.' denilmektedir.

Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya

zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama

veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını

giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde dava

hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması

adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.

İtiraz

konusu kuralın ikinci cümlesi ile maddenin yürürlüğe girdiği 19.7.2003

tarihinden sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapı ve tesis yapanların,

söz konusu yapı ve tesislerin başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazineye

intikal etmesi nedeniyle herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyecekleri

hüküm altına alınmıştır. Bu kural, Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapı ya da

tesis yapan kişilerin haklılıklarını ileri sürüp kanıtlayabilmelerine ve

zararlarını giderebilmelerine engel olmakta, böylece hak arama özgürlüğünü

ortadan kaldırmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın

ikinci cümlesi Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."

25. 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel

Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 2. maddesi şöyledir:

"Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün

vazife ve salahiyetleri şunlardır:

...

n) Umum Müdürlüğün vazifesi içinde bulunan

işlerin yapılmasına lüzumlu arazi ve gayrimenkulleri kanunlarına göre muvakkat

olarak işgal etmek veya istimlak etmek veya satın almak;

..."

26. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

"Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan

malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı

olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz

sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde,

taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı

olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar

verilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 1/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, tapuda Hazine adına kayıtlı taşınmazı ecrimisil

ödeyerek kayısı bahçesi olarak kullandığını, ancak DSİ'nin sulama kanalı

geçirmesi nedeniyle bu taşınmazdaki kayısı ağaçları ile üzüm asmasının

söküldüğünü, uğradığı zararın tazmini için başvurduğu idari ve yargısal

süreçlerden ise bir sonuç alamadığını belirterek, eşitlik ilkesi ile mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi

tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

30. Başvurucu, eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmüş ise de bu iddianın ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisi ile

benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele

arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli

olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb. ayrımcı bir

nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekmekte olup somut olayda

ise başvurucunun bu yöndeki iddialarını temellendirecek somut bulgu ve

kanıtları ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır.

31. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, kayısı ağaçlarının ve üzüm

asmasının DSİ tarafından yürütülen kanal yapım çalışmaları sırasında tazminat

ödenmeksizin söküldüğü iddiası olduğundan, başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Bakanlık tarafından başvuru hakkında bir görüş

bildirilmemiştir.

34. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

35. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet

hakkına” yönelik bir müdahale olup olmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda,

varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, meşru

amaçlara dayanıp dayanmadığı, müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile

başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi

gerekir.

a. Mülkün Varlığı

36. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile

Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

37. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

ortak koruma alanındaki mülkiyet hakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166,

25/6/2015, § 31).

38. Mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir

güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini

kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa

ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası

olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir

"alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti" Anayasa

ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden

yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir

bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya

başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir

yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.

Meşru beklentiden söz edilebilmesi için bir uyuşmazlık ya da ciddi bir iddianın

varlığı yeterli değildir, iç hukukta yasa ya da yerleşik içtihada dayalı

yeterli temeli olan bir beklenti bulunması gerekir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,

15/4/2014, §§ 36, 37).

39. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruması kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

40. Başvuru konusu olayda dava konusu taşınmazın başvurucuya ait

olmayıp Hazine adına tapuda tescilli olduğu tartışma konusu değildir. Nitekim

başvurucu da taşınmaz üzerinde bir hak iddiasında bulunmamaktadır. Başvurucu

esas itibarıyla, söz konusu taşınmazı ecrimisil ödeyerek kayısı bahçesi olarak

kullandığını ve üzerindeki kayısı ağaçları ile üzüm asmasının DSİ tarafından

yapılan sulama kanalı çalışmaları sırasında söküldüğünü belirtmektedir.

Dolayısıyla söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan ve DSİ tarafından söküldüğü

anlaşılan başvurucunun yetiştirdiği kayısı ağaçları ile üzüm asması yönünden

başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında

korunmaya değer bir menfaatinin mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekmektedir.

41. 4721 sayılı Kanun'un 718. maddesine göre arazi üzerindeki

mülkiyet -kullanılmasında yarar olduğu ölçüde- üstündeki hava ve altındaki arz

katmanlarını kapsamakta olupyasal sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla yapılar,

bitkiler ve kaynaklar da bu mülkiyetin kapsamına girmektedir. Diğer bir deyişle

kural olarak taşınmazın üzerindeki yapılar ve bitkiler de arazinin mülkiyetine

tabidir.

42. Başvurucu taşınmaz için ecrimisil ödediğini belirterek hak

iddiasında bulunmakta ise de 2886 sayılı Kanun'un 75. maddesine göre ecrimisil;

devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan

taşınmazların, gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, işgalciden (fuzuli

şagilden) alınan tazminat niteliğindedir. Başvurucu, Hazine adına kayıtlı

taşınmazı kullanmakta olduğundan haksız zilyet konumundadır. Haksız işgal

tazminatı olarak da adlandırılan ecrimisil bedelinin ödenmesi ise anılan

mevzuata göre taşınmaz üzerinde, kural olarak işgalci yararına tek başına

doğrudan herhangi bir hak meydana getirmez.

43. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun'un 19. maddesinin onuncu

fıkrasında, başkası adına tapulu taşınmazların kamulaştırılmasında ağaçların

takdir olunan bedelinin zilyedine ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Bu

maddenin uygulanmasına ilişkin çok sayıda Yargıtay kararı bulunmaktadır.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23/9/2014 tarihli ve E.2014/6321, K.2014/21931

sayılı kararı da şöyledir:

"Dava, zemini Hazineye ait olan taşınmaz

üzerinde bulunan muhtesat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Zemini

Hazineye ait taşınmaz üzerindeki fıstık ağaçlarına değer biçilmesi yöntem

itibarıyla doğru olduğu halde mahkemece ağaçların dikili olduğu zeminin özel

mülkiyete konu olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm,

davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Kamulaştırma Kanunu'nun değer biçmeye ilişkin

hükümleri kıyasen kamulaştırmasız el atmaya dayanan tazminat istemine ilişkin

davalarda da uygulanır. Bu nedenle 2942 sayılı Kanun'un 19. maddesine 5177

sayılı [Kanun] ile eklenen fıkrada yer alan ... hükmü uyarınca dava konusu

meyve ağaçlarının davacı tarafından yetiştirilip yetiştirilmediği

araştırılarak, davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde, hesaplanacak

bedelin davalı idareden tahsili yerine, yazılı gerekçeler ile davanın reddine

karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir..."

44. Yine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22/6/2015 tarihli ve

E.2015/3499, K.2015/14580 sayılı ilamı da şöyledir:

"Dava, zemini Hazineye ait olan taşınmaz

üzerinde bulunan muhtesat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş;

hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Kamulaştırma Kanununun değer biçmeye ilişkin hükümleri kıyasen kamulaştırmasız el atmaya

dayanan tazminat istemine ilişkin davalarda da uygulanır. Bu nedenle 2942

sayılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesine 5177

sayılı Yasa ile eklenen fıkrada yer alan ... hükmü uyarınca dava konusu meyve

ağaçlarının davacı tarafından yetiştirilip yetiştirilmediği araştırılarak,

davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde, hesaplanacak bedelin davalı

idareden tahsili yerine, yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir..."

45. 4706 sayılı Kanun’un 5. maddesinin on birinci fıkrasında bu

maddenin yürürlüğe girdiği 19/7/2003 tarihinden sonra Hazineye ait taşınmazlar

üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesislerin, başka bir işleme gerek

kalmaksızın Hazineye intikal edeceği hükme bağlanmıştır. Ancak fıkranın "Yapı ve tesisleri yapanlar herhangi bir hak ve

tazminat talep edemezler” şeklindeki ikinci cümlesi Anayasa

Mahkemesinin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/9, K.2014/121 sayılı kararıyla iptal

edilmiştir.

46. Öte yandan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 28/3/2016

tarihli ve E.2014/1450, K.2016/1083 sayılı ilamı şöyledir:

"... dava konusu taşınmazı davacının ....

tarihinden itibaren fuzuli şagil olarak kullandığı ve

bu işgalden dolayı kendisine ecrimisil tahakkuk ettirilerek davacıdan tahsil

edildiği belirtilmiş olup, davacının söz konusu taşınmazı ecrimisil bedelleri

ödeyerek kullandığı, mülki idare amirince, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca

davacının tahliye edilmediği de anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayda, davacının ... köyünde ...

parsel sayılı tarlaya buğday ve beyaz lahana ektiği açık olup; söz konusu

tarlanın davacının mülkiyetinde olmayıp Hazineye ait bulunması, yani davacının

işgalci olması, buğday ve lahana ürününün, davalı DSİ Genel Müdürlüğü'nün

hizmet kusuru nedeniyle su baskınına uğradığının tespiti halinde, idarenin

tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira buğday ve lahana ürününün,

davacı tarafından ekildiği, davacının mülkiyetinde olduğu tartışmasızdır.

Dolayısıyla su baskınına uğrayan buğday ve lahana ürününde ortaya çıkan

davacının uğradığı zararın, hizmet kusurunun tespiti halinde, davalı idarece

tazmini gerekmektedir. Ancak, davacının işgal ettiği Hazine arazisine ekim

yapmak suretiyle sağladığı bu yararın, davacıdan tahsil olunacak ecrimisil

hesabında dikkate alınacağı da tabiidir.

Bu durumda, dosyadaki bilgi ve belgelere göre,

... davacının fuzuli şagil olmasının tek başına davalı idarenin sorumluluğunu

ortadan kaldırmayacağı gözetilmeden verilen temyize konu ısrar kararında hukuki

isabet görülmemiştir."

47. Somut olayda taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olmakla

birlikte başvurucunun bu taşınmazdan ilgili mevzuat hükümlerine göre tahliyesi

yoluna gidilmediği gibi bu taşınmazın başvurucu tarafından uzun yıllar boyunca

kayısı bahçesi olarak kullanıldığı ve başvurucunun yaşı 15'i bulan çok sayıda

kayısı ağacı ve üzüm asması yetiştirdiği anlaşılmaktadır. Bu kayısı ağaçlarının

ve üzüm asmasının başvurucu yararına ekonomik bir değerinin mevcut olduğu

açıktır. Anılan mevzuat hükümleri ve yargısal içtihatlar da birlikte

değerlendirildiğinde söz konusu taşınmaz üzerinde başvurucu tarafından

yetiştirilen, ancak DSİ tarafından sulama kanalı yapımı çalışmaları sırasında

söküldüğü anlaşılan "kayısı ağaçları ile üzüm asması" yönünden

başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin

olduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

48. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme'ye ek (1) No.lu

Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir.

Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk cümlesi

herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa, daha geniş manada

mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin

hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait

mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 45).

49. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken

Sözleşme’ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrası, devletlerin

mülkiyeti kamu yararı amacıyla düzenleme, vergiler ve diğer katkılar ile

cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri kanunları uygulama konusundaki

haklarını saklı tutarak taraf devletlerin kamu yararına uygun olarak

“mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir.

Ayrıca Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete, mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 46).

50. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ikinci ve

üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen

birinci kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci

kuralın ışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79,

21/2/1986, § 37).

51. Başvuru konusu olayda Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

2009/342 Değişik İş sayılı dosyasında yapılan delil tespitinde ve Malatya 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/576 esas sayılı dosyasında başvurucunun Hazineye

ait taşınmaz üzerindeki kayısı ağaçları ile üzüm asmasının DSİ tarafından

yapılan sulama kanalı çalışmaları sırasında söküldüğü kabul edilmiştir. İdari

yargı sürecinde de Malatya İdare Mahkemesinin 24/12/2013 tarihli davanın

reddine ilişkin kararında, başvurucunun meyve ağacı dikmek suretiyle ecrimisil

ödeyerek taşınmazı kullandığının sabit olduğu belirtilmiştir. Bu durumda

başvurucunun yetiştirdiği ve kullanımında olan kayısı ağaçları ile üzüm

asmasının bir kamu kuruluşu olan DSİ tarafından sökülmesi suretiyle

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edildiği açık olup sökme eylemi dolayısıyla

bu ağaçların ve asmanın bir daha kullanılamayacak olması nedeniyle başvurunun

mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi

gerekmektedir.

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

i. Genel İlkeler

52. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek

ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren bir

haktır. Anayasa'ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. (Mustafa Asiler,

B. No: 2013/3578, 25/2/2015, § 35).

53. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

54. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun

bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası

sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. Anayasa, tüm

sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme'den

daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

55. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu,

hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

56. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 55). Hukuki

belirlilik ilkesinin alt ilkeleri olan "ulaşılabilirlik" ilgili

hukuki düzenlemenin aleni olması yani yayımlanmasını ifade etmekte (Spaček, s.r.o./Çek Cumhuriyeti, B.

No: 26449/95, 9/11/1999, §§ 56-61),"öngörülebilirlik" ise hukuk

kuralının uygulanması hâlinde doğabilecek sonuçların önceden tahmin

edilebilmesi anlamına gelmektedir (Hentrich/Fransa,

B. No: 13616/88, 22/9/1994, § 42).

57. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

58. Başvurucu, ecrimisil ödeyerek kullandığı Hazine taşınmazı

üzerinde bulunan kayısı ağaçları ile üzüm asmasının DSİ tarafından, sulama

kanalı yapılırken bir kamulaştırma yapılmadan ve tazminat ödenmeden

sökülmesinden yakınmaktadır.

59. Başvuru konusu olayda başvurucunun kayısı bahçesi olarak

kullandığı mülkiyeti Hazineye ait taşınmaz üzerinde başvurucu tarafından

yetiştirildiği adli ve idari yargı süreçlerinde mahkemelerce de sabit görülen

23 adet 15 yaşında, 4 adet 8 yaşında ve 1 adet 2 yaşında olmak üzere toplam 28

adet kayısı ağacının ve 1 adet de 5 yaşında üzüm asmasının DSİ tarafından

taşınmazdan sulama kanalı geçirilirken söküldüğü anlaşılmaktadır.

60. Başvurucu yetiştirdiği ağaçların ve asmanın sökülmesi

nedeniyle uğradığı zararın tespiti için Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden delil

tespiti talebinde bulunmuş, yapılan delil tespiti üzerine 17/11/2009 tarihinde

DSİ'ye başvurarak tazminat talebinde bulunmuş, 18/11/2009 tarihinde

başvurucuya, ancak yargı kararına dayalı olarak ödeme yapılabileceği

bildirilmiştir. Başvurucunun 26/5/2010 tarihinde Malatya 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı tazminat davası ise Yargıtay bozma ilamı sonrası Mahkemenin

20/10/2011 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümü bakımından idari yargı yerinin

görevli olduğu gerekçesiyle yargı yolu yönünden reddedilmiştir. Başvurucu bunun

üzerine 22/12/2011 tarihinde Malatya İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmış,

Mahkemenin 24/12/2013 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz Malatya Bölge İdare Mahkemesinin 5/7/2013

tarihli ilamıyla reddedilerek hüküm onanmış, başvurucunun karar düzeltme talebi

de Bölge İdare Mahkemesince 24/12/2013 tarihinde reddedilmiştir.

61. İdare Mahkemesinin davanın reddine ilişkin 24/12/2013

tarihli kararının temel gerekçesi, başvurucunun taşınmazı kira, geçit hakkı,

mecra hakkı vb. hukuki ilişkiye dayanmadan kullanması nedeniyle tazminat talep

edemeyeceği yönündedir. Gerçekten de taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olup

Hazine ile başvurucu arasında taşınmazın kayısı bahçesi olarak kullanılmasına

ilişkin herhangi bir sözleşmenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak bu

kullanma biçimi, kayısı bahçesini kullanan başvurucu ile taşınmazın mülk sahibi

olan Hazine arasındaki ilişkide önem taşımaktadır. Taşınmazın mülk sahibi olan

Hazine başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirebileceği gibi bu yolu tercih

etmeyip haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talep etmekle de yetinebilmektedir.

Nitekim somut olayda da Hazine başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirmemiş,

başvurucunun taşınmazdaki kullanımı nedeniyle ecrimisil bedeli tahsil etmeyi

tercih etmiştir.

62. Öncelikle belirtmek gerekir ki delillerin değerlendirilmesi

ve hukuk kurallarının yorumlanması, derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk

alanındadır. Buna göre ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi

olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun

adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

63. Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin görevi Anayasa

veSözleşme'nin ortak koruma alanında kalan haklar kapsamındaki güvencelerin

somut olayda sağlanıp sağlanmadığını incelemektir.

64. 2942 sayılı Kanun'un 19. maddesinin onuncu fıkrasında,

başkası adına tapulu taşınmazların kamulaştırılmasında ağaçların ve yapıların

takdir olunan bedelinin zilyedine ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay

da zemini Hazineye ait olan taşınmaz üzerinde bulunan ağaçlar ve diğer

muhdesatlar yönünden tazminat istemine konu müdahaleleri kamulaştırmasız el

atma olarak nitelendirmiş ve anılan hüküm uyarınca dava konusu ağaçların davacı

tarafından yetiştirilmesi durumunda bedelinin kamulaştırma esaslarına göre

tespit edilerek davacıya ödenmesine karar vermiştir (bkz. §§ 43, 44).

65. Derece mahkemeleri taşınmazın Hazineye ait olması sebebiyle

DSİ'nin tazminat sorumluluğunun bulunmadığını kabul etmişlerse de Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulu, taşınmazın davacının mülkiyetinde olmayıp Hazineye

ait bulunmasının, davacı tarafından yetiştirilen ürünler bakımından zarara yol

açan idarenin hizmet kusuru nedeniyle tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı

ve davacının işgal ettiği Hazine arazisinden sağladığı yararın ise davacıdan

tahsil olunacak ecrimisil hesabında dikkate alınacağı görüşündedir (bkz. § 46).

66. Devlet kendisine ait olan taşınmazlar üzerinde başkaları

tarafından haksız olarak yapılan yapıları yıkabilir ve ağaçları sökebilir.

Devletin kendi taşınmazı üzerindeki yapıları yıkması ve ağaçları sökmesi başka

hiçbir sebep olmasa bile kamuya ait mülkiyeti koruma şeklinde kamu yararına

dayalı meşru bir amacı da taşımaktadır. Bununla birlikte somut olayda

başvurucunun mülkiyet hakkına, mülkün sahibi olan Hazine tarafından herhangi

bir müdahalede bulunulmamıştır. Bunun aksine Hazine, başvurucuyu taşınmazdan

tahliye ettirmediği gibi belirli bir ecrimisil bedeli karşılığında bu

taşınmazın kullanılmasına ve kayısı ağaçları ile üzüm asması dikilerek

yetiştirilmesine izin vermiş, en azından buna müdahale etmemiştir.

67. Öte yandan her ne kadar 4721 sayılı Kanun'a göre taşınmaz

üzerindeki bitki, ağaç ve yapılar da arzın mülkiyetine tabi ise de 2942 sayılı

Kanun'un 19. maddesinde başkasına ait bir taşınmazda bulunan bitki, ağaç ve

yapıların kamulaştırma bedelinin muhdesat sahibine ödenmesi öngörülmüştür.

Yargıtay ve Danıştay içtihatlarıyla uygulama da bu yönde gelişmiş, mülkiyeti

Hazineye ait olsa da taşınmaz üzerindeki muhdesat bedelinin sahibine ödenmemesi

açıkça kanuna aykırı görülerek "kamulaştırmasız el atma" olarak

değerlendirilmiştir.

68. Başvuru konusu olayda da başvurucunun mülkiyet hakkı

kapsamında bulunan kayısı ağaçları ile üzüm asması herhangi bir bedel

ödenmeksizin sökülerek başvurucu mülkiyetten yoksun bırakılmıştır. Hâlbuki

başvurucu belirtilen kanun hükmü ve yargısal içtihatlar doğrultusunda kendisine

tazminat ödeneceği yönünde bir meşru beklenti içerisindedir. Ancak başvurucunun

açtığı tazminat davasında derece mahkemeleri, olaya uygulanan mevzuatın

yorumlanmasında, anılan kanun hükmü ve Yargıtay ile Danıştay içtihatlarından

farklı ve “öngörülemez” nitelikte bir değerlendirme yaparak davayı reddetmiştir.

69. Sonuç olarak mülkiyeti Hazineye ait olan taşınmaz üzerinde

başvurucu tarafından yetiştirilen kayısı ağaçları ile üzüm asmasının DSİ

tarafından, taşınmazdan sulama kanalı geçirilmesi sırasında herhangi bir

tazminat ödenmeksizin sökülmesi suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen güvence ölçütlerinden

kanunilik unsurunu sağlamadığı anlaşılmaktadır.

70. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu

müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale

açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

71. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

73. Başvurucu 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

74. Başvuruda mülkiyethakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

75. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Malatya İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

76. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir..

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Malatya

İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

1/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Cumali

KARAŞAHİN

Vekili

:

Av. Mevlüt

GÜL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2927, 1 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  12. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  13. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Karaşahin
  21. Gül
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2927
Tarih
1 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Kulpu Gıda İnş. Tekstil Pet. Ürü. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/19699)
  • Enver Naci Karaalanlı Başvurusu (B. No: 2014/6046)
  • Mahmut Duran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11441)
  • Mustafa Çotura ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14245)
  • Faraç Öğredik Başvurusu (B. No: 2014/20409)
  • Cemal Duğan Başvurusu (B. No: 2014/19308)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.