İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cüneyt Alemdar Başvurusu (B. No: 2018/25075)

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

Başvuru No2018/25075Tarih16 Aralık 2020Okuma18 dk · 3.521 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cüneyt Alemdar Başvurusu

Karar tarihi
16 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2018/25075
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.521 kelime·18 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açılan davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 1/8/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş.de (PTT)

9/6/2008 tarihi ile 21/11/2014 tarihi arasında posta dağıtım elemanı olarak

çalışmıştır.

9. Başvurucu, kamu personeli olduğunu ileri sürerek

4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan

İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık çalışma

süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye alacağının

ödenmesi amacıyla PTT aleyhine dava açmıştır.

10. Bursa 7. İş Mahkemesi (Mahkeme) 14/12/2017 tarihli

kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun davalının

anlaşma sağladığı alt işverenin işçisi olduğu ifade edilmiştir. Davalı ile alt

işveren arasında asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin bulunduğu, bu ilişkinin

muvazaa şartlarını taşımadığı belirtilmiştir. Başvurucunun asıl işveren olan

PTT'nin işçisi olmaması nedeniyle 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığı ve

ilave tediye alacağına hak kazanmadığı sonucuna varılmıştır.

11. Başvurucu istinaf yoluna başvurmuştur. Bursa Bölge

Adliye Mahkemesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 9. Hukuk Dairesinin 25/5/2018 tarihli

kararıyla istinaf talebi reddedilerek mahkeme kararı kesin olarak onanmıştır.

12. Nihai karar başvurucuya 16/7/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 1/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

Hükümleri

13. 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Umumi, mülhak ve hususi bütçeli

dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlası

Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller,

3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve

diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardan İş

Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çalışmakta olan ve İş Kanununun

muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere, ücret

sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkakları tutarında

ilave tediye yapılır.''

14. 6772 sayılı Kanun’un 2. maddesi şu şekildedir:

"Birinci maddede sözü geçen

işçilerden maden işletmelerinin munhasıran yeraltı işlerinde çalışanlarına bu

işlerde çalıştıkları müddetle mütenasip olarak her yıl için ayrıca birer aylık

istihkakları tutarında bir ilave tediye daha yapılır.''

15. 6772 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Birinci ve ikinci maddelerde

yazılı olan işçilere mezkür maddeler gereğince yapılan tediyelerden ayrı olarak

her yıl için bir aylık istihkakları tutarını geçmemek üzere Cumhurbaşkanı

karariyle aynı nispette bir ilave tediye daha yapılabilir.''

16. 6772 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:

"Bu kanun neşri tarihinden itibaren

mer'idir.''

2. Yargıtay

Kararları

17. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14/1/2020 tarihli ve

E.2019/8139, K.2020/219 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyada mevcut taraflar arasındaki

hizmet alım sözleşmesi posta taşıma işlerinin yürütülmesine yönelik olup

davacıya ait iş sözleşmesinde yapılacak iş olarak, PTT kargo yükleme ve taşıma

işi, gösterilmiştir. Yine dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından davacının

kargo teslimi işinde yükleme, teslim alma, taşıma işlerinde çalıştığı

anlaşılmaktadır.

Yukarıda özetlenen bozma ilamında da

belirtildiği üzere 5584 sayılı Posta Kanununda özel hüküm olup 2. ve 10.

maddelerindeki hükümler nedeniyle davacının yaptığı iş alt işverene

verilebilecek bir iştir. Mutemet olarak çalıştığı iddiası da ispatlanamamıştır.

Bu açıklamalara göre davalı idare ile feri müdahil arasındaki ilişkinin asıl

işveren-alt işveren ilişkisi olduğu kabul edilerek ilave tediyeye yönelik

talebin reddine karar verilmesi gerekirken çelişkili gerekçe ile kabul edilmesi

hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."

18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 7/5/2019 tarihli ve

E.2017/10389, K.2019/10147 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Somut uyuşmazlıkta mahkemece gerekçede

“ davacının Posta ve Telgraf müdürlüğüne bağlı değişen taşeron firmalarda

aralıksız olarak çalıştığı anlaşılmakla, Yargıtay içtihatlarında alt işveren

işçilerinin üstlenilen iş dışında başka bir işte çalıştırılmaları halinde asıl

işveren işçisi olarak işlem göreceği, işçi teminine yönelik sözleşmelerin

muvazaa kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, kamu işverenleri için farklı

bir uygulamaya gidilmesinin hukuken korunmayacağı belirtilmekte olup davacı

işçinin 4857 sayılı İş Kanunun 2/6 maddesi gereği davalının işçisi olarak

çalıştığının kabulü gerekmektedir.” şeklinde hüküm kurulmuş ise de, gerekçede hem

davacının4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6 maddesi gereği davalı kurumun işçisi

olarak çalıştığının kabulünün gerektiği belirtildiği hem de ilave tediye

alacağının reddine karar verildiği anlaşıldığından kendi içinde çelişkili olan,

davalı kurum ile taşeron şirketler arasındaki alt işverenlik sözleşmesinin

muvazaalı olup olmadığı hususunda mahkemenin kabulünün ne olduğu belirlenemeyen

ve anlamlı bir bütünlük oluşturmayan kararın bozulması gerekmiştir."

19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/9/2018 tarihli ve

E.2018/5933, K.2018/15732 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Somut uyuşmazlıkta; Dairemizin

bozma kararı sonrasında Mahkemece yapılan araştırmaya göre dosya içeriği

dikkate alındığında, davacı işçinin davalı kurumun posta ve kargo dağıtım

işinde alt işveren işçisi olarak (şoför) çalıştığı, yapılan alt işverenlik

sözleşmelerinin muvazaalı bir ilişkiye dayandığının davacı tarafından somut

olarak kanıtlanmadığı, aksine davalı kurum ile ihbar olunan şirketler

arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisine dayandığı anlaşılmakta

olup, baştan beri davalı Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş. Genel Müdürlüğü

nezdinde kamu işçisi olduğu kanıtlanmayan davacının ilave tediye alacağından

yararlanamayacağı ortadadır. Mahkemece de bu durumun tespit edilmesine karşın,

karar gerekçesi ile çelişki yaratılarak davacının ilave tediye alacağı

talebinin hüküm altına alınması 6100 sayılı HMK’nun 298/2. maddesine aykırı

olup, bozmayı gerektirmiştir."

20. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 30/11/2017 tarihli ve

E.2017/7054, K.2017/19527 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkemece, 5584 Sayılı Posta

Kanununun 10. maddesine eklenen fıkra ile, “PTT idaresinin postaların ayrım ve

dağıtım işlerini ihale yolu ile üçüncü şahıslara gördürebileceği” şeklindeki

düzenleme gerekçe gösterilerek, muvazaa bulunmadığı gerekçesiyle davacının

ilave tediye alacağı talebinin reddine karar verilmiş ise de, yukarıda

belirtilen açıklamalara göre yeterli araştırma yapılmadığı anlaşılmıştır.

Mahkemece, yapılan alt işverenlik

sözleşmelerinin iş hukukunun öngördüğü kamusal yükümlülüklerden kaçınmayı

amaçlayıp amaçlamadığı, işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut

mevzuattan kaynaklanan bireysel veya kolektif haklarını kısıtlamaya ya da

ortadan kaldırmaya yönelik yapılıp yapılmadığı, araştırılmalı, davalı idare ile

dava dışı şirketler arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi mi,

yoksa muvazaalı bir ilişki mi bulunduğu açıkça tespit edilip sonucuna göre bir

karar verilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.''

21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 28/5/2019 tarihli ve

E.2016/13315, K.2019/11884 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"6475 sayılı Posta Hizmetleri

Kanunu'nun 25/3-e. maddesinde yönetim kurulunun görev ve yetkileri arasında

'Faaliyet ve iş alanlarına ilişkin olarak gerçek ve tüzel kişilerle sözleşme

imzalanması veya ortaklıklar kurulmasına, postaların ayırım ve dağıtım işleri

için iş satın alınmasına karar vermek' hüküm altına alınmış olduğundan, davalı

işverenler arasında geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir asıl işveren-alt

işverenlik sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin

kanuni unsurlarını taşıması durumunda, işçinin asıl işverenin taraf olduğu

toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün değildir.

Somut olayda; davalı Posta ve Telgraf

Teşkilatı Anonim Şirketi ile dava dışı Asgün Tur Tek. İnş. ve Oto. San. ve Tic.

Ltd. Şti. arasında 4734 sayılı İhale Kanunu uyarınca 'Posta Hizmet Alımlarına

İlişkin Pazarlık Usulü Tip İdari Şartname' imzalanmıştır. Konusu, posta gönderilerinin

işlenmesi ve taşınıp dağıtılması işidir. Verilen işin ihale usulü yapılmasında

engel bulunmamasına göre, 4857 sayılı Kanun'un 2/6. maddesine uygundur. Bu

durumda, mevcut olgulara göre davalılar arasındaki asıl işveren-alt işveren

ilişkisi kanuna uygun ve muvazaaya dayanmadığı, alt işveren ile sendika

arasında imzalanmış herhangi bir toplu iş sözleşmesinin bulunmadığı, bu sebeple

alt işveren işçilerinin, asıl işverenin kadrolu işçileri için sendika ile

imzaladığı toplu iş sözleşmesi ile sağlanan haklardan yararlanması mümkün

olmadığından, davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı

olup bozmayı gerektirmiştir.''

22. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 24/11/2016 tarihli ve

E.2016/30942, K.2016/25867 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Muvazaa Borçlar Kanunu'nda

düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve kendi gerçek

iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesi arzu

etmedikleri görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Üçüncü kişileri

aldatmak kastı vardır ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaanın

ispatı genel ispat kurallarına tabidir. Bundan başka 4857 sayılı Kanun’un 2.

maddesinin 7. fıkrasında sözü edilen hususların adi kanuni karine olduğu ve

aksinin ispatlanmasının mümkün olduğu kabul edilmelidir.

Alt işverene verilmesi mümkün olmayan

bir işin bırakılması veya muvazaalı bir ilişki içine girilmesi halinde

işçilerin baştan itibaren asıl işverenin işçileri olarak işlem görecekleri 4857

sayılı Kanun'un 2. maddesinin 7. fıkrasında açık biçimde öngörülmüştür. Kamu

işverenleri bakımından farklı bir uygulamaya gidilmesi hukuken korunmaz.

Muvazaaya dayanan bir ilişkide işçi, gerçek işverenin işçisi olmakla kıdem ve

unvanının dışında bir kadro karşılığı çalışması ve diğer işçilerle aynı ücreti

talep edememesi 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine

aykırılık oluşturur. Yine şartların oluşmasına rağmen işçinin toplu iş

sözleşmesinden yararlanamaması Anayasal temeli olan sendikal hakları engelleyen

bir durumdur.

6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun

25/3-e. maddesinde yönetim kurulunun görev ve yetkileri arasında 'Faaliyet ve

iş alanlarına ilişkin olarak gerçek ve tüzel kişilerle sözleşme imzalanması

veya ortaklıklar kurulmasına, postaların ayırım ve dağıtım işleri için iş satın

alınmasına karar vermek' hüküm altına alınmış olduğundan, davalı işverenler

arasında geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir asıl işveren-alt işverenlik

sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin

kanuni unsurlarını taşıması durumunda, işçinin asıl işverenin taraf olduğu

toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün değildir.

Bu açıklamalar ışığında ve dosya

içeriğine göre, somut olayda, davalı Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi

ile dava dışı Asgün Tur Tek. İnş. ve Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 4734

sayılı İhale Kanunu uyarınca 'Posta Hizmet Alımlarına İlişkin Pazarlık Usulü

Tip İdari Şartname' imzalanmış olup, konusu, posta gönderilerinin işlenmesi ve

taşınıp dağıtılması işidir. Davalı Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi

ile dava dışı Asgün Tur Tek. İnş. ve Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki

asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna uygun olduğu ve muvazaaya

dayanmadığı açıktır. Bu itibarla, alt işveren ile sendika arasında imzalanmış

toplu iş sözleşmesi bulunmamasına göre, alt işveren işçilerinin davalı asıl

işverenin sendika ile imzaladığı toplu iş sözleşmesi ile sağlanan haklardan

yararlanmasının mümkün olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi

gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı

gerektirmiştir."

B. Uluslararası

Hukuk

23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak

ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir...”

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma

hakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini

belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki

durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere

olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal

sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen

birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni

azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet

Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

25. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri ve

bireylerin meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde bir

hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet

Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve

evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden

kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya

Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

26. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam da

yargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm

getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında

olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana

ihtiyaç duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve

digerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ...34173/96, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf

ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

27. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusal

mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığına

dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalarda

verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak da

prensipte AİHM'in görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığına

saygı göstermek durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §

50).

28. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasının

incelenen gerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkili

içtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Ucar/

Türkiye (k.k.) B. No: 12960/05, 29/9/2009).

29. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her

biri kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına

dayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip

uyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi

içinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz, B.

No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,

24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet

Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

30. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin

dayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin

içtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup olmadığı, iç hukukta bu

tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma bulunup bulunmadığı, bu

mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandı ise ne ile sonuçlandığının

tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya, B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§

37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

31. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında

tutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar

oluşturulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine

zıt kararlar verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin

sorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'in

incelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemenin

birleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarak

yargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğü

belirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55, 80).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 16/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

33. Başvurucu kurumun işçisi olmasına rağmen davasının

haksız bir şekilde reddedildiğini belirtmiştir. Kendisi ile aynı durumda

bulunan işçilerin açmış olduğu davaları kabul edilirken kendisinin davasının

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.

Yüklenici firma ile alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğu Yargıtay

tarafından kabul edilmesine rağmen kendi davasının tam tersi gerekçe ile

reddedilmesinde bariz takdir hatası bulunduğundan yakınmıştır. Öte yandan

istinaf aşamasında duruşma talebi bulunmasına rağmen davasının duruşmasız

görülmüş olması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

34. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu

ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

37. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal

sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip

olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma

hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).

38. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların

çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk

devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında

gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

39. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de

hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

40. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya

birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip

etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 81).

41. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun

dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama

kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği

sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer

davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması bir

kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire

tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine

zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik

ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi

hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen

güven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §

64).

42. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin

hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir

hâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde uygulamada

birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları ortadan

kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.

43. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin

Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).

44. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını

değerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattan

ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olan

güvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekilde

uygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucunda

benimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemeler

tarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal

edebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021,

17/5/2018, § 48).

45. Anayasa Mahkemesi sosyal yardımlaşma ve dayanışma

vakfı çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda

süregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur kararında içtihat

farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumun

davaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı ve bu durumun ortadan

kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli bir

mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için öngörülemez

olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşmıştır (Yasemin

Bodur, B.No:2017/29896, 25/12/2018, § 52).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Başvuruya konu somut davanın niteliği aslında ilave

tediye alacağına ilişkindir. Derece mahkemeleri önce başvurucuların PTT'nin

işçisi olup olmadığını tespiti amacıyla muvazaa olgusunu değerlendirmiştir.

Muvazaa konusu Yargıtay kararlarına da konu olmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi

alt işveren ile asıl işveren arasındaki ilişkinin muvazaa şartlarını taşıyıp

taşımadığını araştırılmasına, muvazaanın tespit edilmesi hâlinde çalışanların

baştan beri asıl işverenin işçisi olan PTT'nin işçisi kabul edilerek ilave

tediye alacağının ödenmesine karar vermiştir. Muvazaanın tespiti amacıyla alt

işverenin işverenden sözleşme ile üstlendiği mal veya hizmet üretimi için

belirli bir organizasyona, uzmanlığa ve hukuksal bağımsızlığa sahip olup

olmadığı, alt işveren uygulamasının işçilik teminine yönelik olup olmadığı gibi

unsurlara bakılmasını istemiştir. Alt işveren ile asıl işveren arasındaki

ilişkinin asıl olduğunun tespit edilmesi hâlinde ise işçilerin alt işverenin

işçisi olması dolayısıyla ilave tediye alacağından yararlanamayacağına karar

vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlar vermiş olup asıl

işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaaya dayanıyor olması

durumunda işçileri baştan beri asıl işveren olan PTT'nin işçisi olarak kabul

edilmesi gerektiğini ve ilave tediye alacağının ödenmesi gerektiğini

söylemiştir (bkz. §§ 15-20). Sonuç olarak Yargıtay Daireleri her bir davanın

koşullarına özgü şekilde değerlendirme yapmakta ve muvazaa iddiasını

inceleyerek karar vermektedir.

47. Somut olaya gelince derece mahkemesi alt işveren ile

asıl işveren arasındaki ilişkinin muvazaa şartını taşımaması nedeniyle

başvurucunun PTT'nin işçisi sayılamayacağını belirtmiştir. 6772 sayılı Kanun

kapsamında olmaması nedeniyle de ilave tediye alacağının ödenemeyeceğini ifade

etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de Mahkeme ile aynı yönde karar vermiştir.

48. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın ilgili Daireleri

tarafından istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz konusu

olmadığından somut olayın yukarıda anılan Yasemin Bodur başvurusundan

farklı olduğuna işaret etmektedir.

49. Yargıtay Dairelerinin vermiş oldukları kararlarda

vardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişiler

tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeler

sunulmaktadır.

50. Somut olayda PTT'de hizmet akdine bağlı olarak

çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda

süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. Aksine Daireler davacılara ait

sözleşmelerde muvazaa bulunup bulunmadığını kendi açılarından değerlendirerek

muvazaa bulunması hâlinde ilave tediye alacağının ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme

de başvurucunun davasına konu iş sözleşmesinde muvazaa bulunup bulunmadığını

incelemiş ve muvazaa bulunmadığı kanaatine varmıştır. Muvazaa bulunmadığı

kanaatine varılmasıyla başvurucunun kamu işçisi olmadığı sonucuna varılarak

başvurucunun ilave tediye alacağına hak kazanamadığı tespiti yapılmıştır.

Yapılan tespit ve varılan sonucun öngörülemez olmadığı gibi bu hususun

yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ortada

içtihat farklılığı olarak değerlendirilecek bir hususun da bulunmadığı

görülmektedir. Kararlarda sonuç itibarıyla derin ve süregelen farklılığın

bulunmaması nedeniyle ortaya çıkan durumun başvurucu için öngörülemez olmadığı

ve bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Eren Can BENAKAY Başvurucu : Cüneyt ALEMDAR Vekili : Av. Ayşe BATUMLU KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/25075, 16 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  18. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  19. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  20. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/25075
Tarih
16 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Nazife Onay Başvurusu (B. No: 2017/33436)
  • Bülent Çelebi Başvurusu (B. No: 2018/3397)
  • Yusuf İslibi Başvurusu (B. No: 2018/29224)
  • Ahmet Yağan ve Halid Aslan Başvurusu (B. No: 2018/6051)
  • Turgay Dabakoğlu Başvurusu (B. No: 2018/27010)
  • Abdulhalık Can ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/331)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.