İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Deniz Özfırat Başvurusu (B. No: 2013/7929)

1. Başvuru; yakalandıktan sonra yakalama nedenlerinin

Başvuru No2013/7929Tarih1 Aralık 2015Okuma30 dk · 5.980 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Deniz Özfırat Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/7929
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.980 kelime·30 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakalandıktan sonra yakalama nedenlerinin

bildirilmemesi, gerekçesiz kararlarla devam ettirilen tutukluluğun makul süreyi

aşması, kısıtlama kararından dolayı delillere erişememe nedeniyle Anayasa’nın

19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 21/10/2013 tarihinde İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

1. Başvurucunun Tutuklanması Süreci

5.

Başvurucu, olay tarihi itibarıyla Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrenci İşleri Daire

Başkanlığında şube müdür vekili olarak görev yapmaktadır.

6.

Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/50 Soruşturma sayılı dosyası ile

yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 14/5/2013 tarihinde gözaltına

alınmıştır.

7.

Başvurucu 15/5/2013 tarihinde kollukta müdafii ile

birlikte ifade vermiştir. Başvurucuya ifade alma işlemi sırasında suçlandığı

olaylar açıklanmış, diğer şüphelilerin ifadeleri okunmuş, suçlamaya ilişkin

banka hesap hareketleri ve para transferleri ile suçlamaya dayanak iletişimin

tespiti tutanaklarının içerikleri ve konuşma detayları bildirilmiştir.

Başvurucunun kolluk görevlilerince alınan ifadesi 104 sayfalık bir ifade

tutanağı ile kayıt altına alınmıştır.

8.

Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı 16/5/2013 tarihinde başvurucunun ifadesini

aldıktan sonra başvurucuyu,, tutuklanması istemiyle

Bolvadin Sulh Ceza Mahkemesine sevk etmiştir.

9.

Bolvadin Sulh Ceza Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli ve 2013/8 Sorgu sayılı kararı

ile başvurucunun “suç işleme amacıyla örgüt kurma ve kamu kurumu zararına

dolandırıcılık” suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin

tutuklama gerekçesi şöyledir:

“Dosya içerisinde mevcut Bolvadin Sulh Ceza

Mahkemesinin 15/02/2013 tarih ve 2013/35 sayılı iletişimin dinlenilmesi

kararına istinaden alınan tape kayıtları, suça konu

hesaplardan para yatırma ve çekme işlemlerine ilişkin banka ATM'lerinden alınan

fotoğraflar, şüphelilerin beyanları ve tüm soruşturma evrakı bir arada

değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların

bulunması, müsnet eylemlerin kapsamı ve meydana gelen

kamu zararının miktarı atılı suçların hapis ve para cezası olarak kanundaki

yaptırımının alt ve üst hadleriyle delillerin henüz tam olarak toplanmamış

olması hususları bir arada değerlendirildiğinde şüphelilerin kaçma, delilleri

karartma ve tanıklar üzerinde baskı yapacaklarına dair kuvvetli şüphenin

varlığı, eylemi kapsamı ve mahiyeti itibariyle işinin öneminin verilmesi

beklenen ceza ile orantılı olması,ayrıca müsnet suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun CMK'nın 100/3-a,9. maddesinde yer alan katalog suçlardan

olması, eylemi kapsamı ve mahiyeti ile meydana gelen zararın miktarı nazara

alındığında şüphelilerin bırakılmasının toplumda infial oluşturabileceği, CMK'nın 100. ve devamı maddelerindeki tutukluluk için

aranan şartların bu olayda oluştuğu oluş ve kanaatine varılmakla...”

10.

Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 26/6/2013 tarihli ve K.2013/70 sayılı

kararında soruşturmaya ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yetkili

olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir.

11.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 4/9/2013 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 108. maddesi uyarınca başvurucu ile birlikte

tutuklu bulunan tüm şüphelilerin tutukluluğunun devamına karar verilmesini

talep etmiştir. Talebi değerlendiren İzmir 3. Sulh Ceza Mahkemesi 4/9/2013

tarihli ve 2013/539 Değişik İş sayılı kararı ile “üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyetleri, mevcut delil durumu,

tutuklanma tarihleri ve delillerinin henüz tam olarak toplanmamış olması”

gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

12.

Başvurucu 19/9/2013 tarihinde karara itiraz etmiş ancak İzmir 14. Asliye Ceza

Mahkemesinin 19/9/2013 tarihli ve 2013/260 Değişik İş sayılı kararı ile bu

itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

13.

Başvurucu ret kararını 10/10/2013 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

2. Kısıtlama Kararı Verilmesi Süreci

14.

Başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma dosyasına ilişkin olarak Bolvadin Sulh

Ceza Mahkemesinin 10/1/2013 tarihli ve 2013/8 Değişik İş sayılı kararı ile 5271

sayılı Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca “müdafilerin dosya içeriğini incelemesi veya

belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceğinden

müdafilerin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması

yetkilerinin soruşturma aşamasında KISITLANMASINA” karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Şüpheliler hakkında

yürütülmekte olan hazırlık soruşturmasında eylemin vasfından kaynaklanan zorluk

ile beraber kovuşturmada süratle ve de sağlıklı neticeye ulaşılabilmesi için

“soruşturmanın genel gizliliği” ilkesi dışında, 5271 sayılı CMK"nun

153 maddesinde ve yine yasanın uygulanmasına ilişkin olan Yakalama, Gözaltına

Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’ nin 22. maddesinde

açıkça düzenlendiği üzere soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesine engel

olunması amacına matuf olmak üzere şüpheliler ve müdafilerinin dosya içeriğini

incelemesi ve belgelerden örnek almasının, yakalanan kişi ya da kişilerin veyahutta şüphelilerin ifadesini içeren tutanak ile

bilirkişi raporları ve adı geçen kimselerin hazır bulunmaya yetkili oldukları

diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hariç olmak üzere kısıtlanmasına dair

karar verilmesinin gerekli olduğu, Cumhuriyet Savcısının bu husustaki talebinin

hukuki ve de fiilsel yerindelik taşıdığı saptanılmakla birlikte verilen kısıtlama kararının yükümlülükleri

ve de haklarıyla beraber suçtan zarar görenin vekili açısından da geçerli

olduğu hususunda hüküm fıkrası oluşturulmasına ilişkin karar verilmesi

gerektiği anlaşılmıştır.”

15.

Başvurucu 6/8/2013 tarihinde kısıtlama kararının kaldırılması için İzmir 4.

Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuş, Mahkemenin 14/8/2013 tarihli ve 2013/528

Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun talebi reddedilmiştir.

16.

Başvurucu 28/8/2013 tarihinde ret kararına itiraz etmiş, İzmir 12. Asliye Ceza

Mahkemesinin 5/9/2013 tarihli ve 2013/254 Değişik İş sayılı kararında “iletişimin tespitine ilişkin kayıtların kanıt

toplama niteliğinde olduğu, bu kayıtlar aracılığıyla yeni kanıtlara

ulaşılabileceği, kısıtlama kararının kaldırılmasının soruşturmaya ve kanıtların

toplanmasına engel oluşturabileceği, bu tür kayıtların bilirkişi raporu

kapsamında kabul edilemeyeceği, ayrıca soruşturma konusu suçun örgütlü suç

kapsamında yürütülmesi, suçların niteliği, şüpheli sayısı, suçta kullanılan

yöntemlerin açığa çıkarılması ile kanıtların sağlıklı şekilde toplanabilmesi

amacıyla kısıtlama kararı verildiği” gerekçesiyle itirazın kesin

olarak reddine karar verilmiştir.

17.

Öte yandan başvurucu 6/8/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına

başvurarak soruşturma dosyasının kısıtlama kararı kapsamında olmadığını ileri

sürdüğü bir kısım belge, rapor ve delillerin kendisine verilmesini talep

etmiştir. Başsavcılık “yakalama,

arama, el koyma ve ifade tutanakları” yönünden talebi kabul ederken diğer

belgeler yönünden talebin reddine karar vermiştir.

18.

Başvurucu, Başsavcılık tarafından verilen karara karşı 28/8/2013 tarihinde

İzmir 20. Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuş ve teknik araçlarla izleme

yapıldıysa teknik araçla izleme tutanaklarının, ayrıca soruşturma kapsamında

bulunan tüm delillerin ve iletişimin tespitine dair tape

kayıtlarının kendisine verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin 29/8/2013 tarihli

ve 2013/544 Değişik İş sayılı kararında “şüphelinin

talep ettiği belgelerin gizlilik (kısıtlama) kararı çerçevesinde verilmesinin

mümkün bulunmadığı” gerekçesiyle bu itirazın ve talebin reddine

karar verilmiştir.

19.

Başvurucu 10/9/2013 tarihinde anılan karara itiraz etmiş ancak İzmir 13. Asliye

Ceza Mahkemesinin 13/9/2013 tarihli ve 2013/521 Değişik İş sayılı kararı ile bu

itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

3. Bireysel Başvuru Süreci

20.

Başvurucu 21/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

4. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç

21.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 23/10/2013 tarihli ve K.2013/5016 sayılı

kararı ile soruşturmaya ilişkin olarak Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının

yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir.

22.

Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2013 tarihli ve 2013/2860 Değişik İş

sayılı kararı ile Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 26/6/2013 tarihli

yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

23.

Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 8/11/2013 tarihli ve E.2013/610 sayılı

iddianamesi ile başvurucu hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, zimmet ve

resmî belgede sahtecilik” suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianamede

başvurucu ile birlikte toplam 132 sanık hakkında cezalandırma talep edilmiştir.

24.

Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi 12/11/2013 tarihinde, iddianameyi kabul etmiş

ancak 12/11/2013 tarihli ve E.2013/201, K.2013/210 sayılı kararı ile davaya

bakma hususunda İzmir ağır ceza mahkemelerinin yetkili oluğundan bahisle

yetkisizlik kararı vermiştir. Mahkeme aynı kararda başvurucunun tutukluluğunun devamına

da karar vermiştir.

25.

Dava dosyasının gönderildiği İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi 13/3/2014 tarihli ve

E.2014/103, K.2014/75 sayılı kararı ile davaya bakma hususunda Bolvadin Ağır

Ceza Mahkemesinin yetkili oluğundan bahisle (karşı) yetkisizlik kararı

vermiştir. Mahkeme aynı kararda başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.

26.

Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi ile İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki yetki

uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin olarak Yargıtay 5. Ceza Dairesinin

16/10/2014 tarihli ve E.2014/8728, K.2014/9797 sayılı ilamı ile İzmir 5. Ağır

Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

27.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi ilamı sonrasında dava, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2014/188 sayısını almış olup inceleme tarihi itibarıyla İlk Derece

Mahkemesinde derdesttir.

B. İlgili Hukuk

28.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Resmi belgede sahtecilik” kenar

başlıklı 204. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi

sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde

değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”.

29.

5237 sayılı Kanun'un “Suç işlemek amacıyla

örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt

kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç

ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan

altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için

üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”

30.

5237 sayılı Kanun'un “Zimmet” kenar

başlıklı 247. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Görevi nedeniyle zilyedliği

kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı

kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik

hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında

artırılır.”

31.

5271 sayılı Kanun’un “Yakalama ve yakalanan

kişi hakkında yapılacak işlemler” kenar başlıklı 90.

maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya

başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan

kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.”

32.

5271 sayılı Kanun’un “Yakalama tutanağı” kenar başlıklı 97. maddesi

şöyledir:

“Yakalama işlemi bir tutanağa bağlanır. Bu tutanağa

yakalananın, hangi suç nedeniyle, hangi koşullarda, hangi yer ve zamanda

yakalandığı, yakalamayı kimlerin yaptığı, hangi kolluk mensubunca tespit

edildiği, haklarının tam olarak anlatıldığı açıkça yazılır.”

33.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama nedenleri”

kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa.

b) Şüpheli veya

sanığın davranışları;

1. Delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

...”

34.

5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı”

kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe

gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve

fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.”

35.

5271 sayılı Kanun’un “Şüpheli veya sanığın

salıverilme istemleri” kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.”

36.

5271 sayılı Kanun’un “Tutukluluğun

incelenmesi” kenar başlıklı 108. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre

içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının

gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza

hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde

bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek

suretiyle karar verilir.”

37.

5271 sayılı Kanun’un “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

...

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki

suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde

sözle açıklanmayan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

38.

5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin

dosyayı inceleme yetkisi” kenar başlıklı 153. maddesinin (2), (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Müdafiin dosya içeriğini

inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla

kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen

soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

...

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren

tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili

oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü

uygulanmaz.

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği

tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir;

bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

39.

Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 21/10/2013

tarihli ve 2013/7929 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

40.

Başvurucu; kolluk görevlilerince yakalandıktan sonra yakalama nedenlerinin

kendisine bildirilmediğini ve kendisine yalnızca suç isminin yazılı olduğu bir

tutanağın imzalatıldığını, tutukluluğa ilişkin kararların somut ve hukuki

gerekçelerden yoksun olduğunu ve kararlarda adli kontrolün yetersiz kalma

nedenlerinin belirtilmediğini, suçun vasıf ve mahiyetine dayanılarak

tutukluluğa karar verilmesinin masumiyet karinesine aykırı olduğunu, delillerin

toplanması görevinin Cumhuriyet savcısına ait olması nedeniyle delillerin

toplanmadığından bahisle tutukluluğun sürdürülemeyeceğini, tutukluluğa yönelik

itirazlarının soyut ve matbu gerekçelerle reddedildiğini, kararlarda

kişiselleştirme yapılmadığını; delilleri etkilemeye, tanık veya mağdurlar

üzerinde baskı oluşturmaya yönelik bir girişiminin ve kaçma şüphesinin

bulunmadığını, tutukluluğun makul süreyi aştığını, tutuklu bulunduğu sürede

soruşturmanın ilerletilmediğini, hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere

ilişkin tutanakların kendisine verilmesi taleplerinin kabul edilmediğini,

kısıtlama kararı nedeniyle tutuklanmasına dayanak yapılan delillere

erişemediğini ve bu durumun silahların eşitliği ilkesi ile bağdaşmadığını

belirterek Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinin ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5., 6., 13. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş; tedbiren tahliyesine karar verilmesi ve

tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

41.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü; yakalandığı sırada yakalama nedenlerinin

kendisine bildirilmediğine, tutukluluğun makul süreyi aştığına ve kısıtlama

kararı nedeniyle delillere erişemediğine yöneliktir. Bu nedenle başvurunun

Anayasa’nın 19. maddesi ile koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Yakalama Nedenlerinin Bildirilmediği İddiası

42.

Başvurucu, kolluk görevlilerince yakalandığında yakalama nedenlerinin kendisine

bildirilmediğini ve yalnızca isnat edilen suçun yazılı olduğu bir tutanağın

imzalatıldığını ileri sürmüştür.

43.

Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya tutuklanan kişilere

yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların hemen yazılı

olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak

derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar

bildirilmesini öngörmektedir.

44.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

45.

30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru

hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

46.

Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

47.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin

derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte

bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini, öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

48.

Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması yanında,

telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede

makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer

verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun

gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

29).

49.

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/9/2012 tarihli ve E.2012/20227, K.2012/18818

sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“... 5271 sayılı CMK’nın;

“Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat

nedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir kararın

verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı

istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça

anlaşılmaktadır.

Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça belirtilmiş olup,

yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,

çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı

gibi bu konudaki talep konusunda karar verilmesi için davanın esası hakkında

karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî hakları

hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine

getirilmeden tutuklanan, Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm

verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır.

Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna

bağlı talepler değildir.

...”

50.

Buna göre yakalandığında yakalama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar

kendilerine, yazıyla veya bunun hemen mümkün bulunmadığı hâllerde sözle

açıklanmayan kişilerin tazminat istemleri konusunda karar vermek için asıl

davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek

bulunmamaktadır. Dolayısıyla yakalanan bir kişinin, yakalama nedenlerinin ve

hakkındaki suçlamaların kendisine bildirilmemesi hâlinde asıl davanın

sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göre

tazminat talep etmesi mümkündür.

51.

Somut olayda başvurucu 14/5/2013 tarihinde saat 11.45’te yakalanmıştır.

Başvurucunun yakalanması işlemine ilişkin olarak aynı gün saat 13.10’da

düzenlenen “yakalama tutanağı” içeriğinde, başvurucuya “konu” hakkında bilgi

verildiği ve 5271 sayılı Kanun’un 147. maddesindeki hakların başvurucuya

okunduğu belirtilmiştir. Başvurucu, anılan tutanağı imzalamıştır. Yine

başvurucuya kanuni haklarının yazılı olduğu “Şüpheli ve Sanık Hakları Formu”

başlıklı bir belge imzalatılmıştır.

52.

Bir suç isnadıyla yakalanan başvurucunun yakalanması sırasında yakalama

nedenleri ve hakkındaki suçlamaların kendisine bildirilmemesinin, başvurucunun

hürriyetinden yoksun kalması üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.

Yakalandığında başvurucuya yakalama nedenleri ve hakkındaki suçlamaların

bildirilmediği yönünde Anayasa Mahkemesince yapılacak bir tespit ve ihlal kararının

tazminat dışında bir sonucu olmayacaktır. Dolayısıyla bireysel başvuru

kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak başvurucu lehine

tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir.

53.

Başvurucunun yakalandıktan sonra yakalama nedenlerinin kendisine bildirilmediği

iddiası, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak davada da

incelenebilir. Nitekim Yargıtay içtihadı, bu kapsamdaki taleplerle ilgili

olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun yakalanmasından sonra

yakalama nedenlerinin kendisine bildirilmediğinin tespiti hâlinde görevli

mahkemece tazminata da hükmedilebilecektir.

54.

Somut olayda 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu

olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun

incelenmesinin bireysel başvurunun “ikincil niteliği” ile bağdaşmadığı sonucuna

varılmıştır.

55.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun yakalandıktan sonra yakalama nedenlerinin

kendisine bildirilmediği iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası

56.

Başvurucu; tutukluluğa ilişkin kararların somut ve hukuki gerekçelerden yoksun

olduğunu ve kararlarda adli kontrolün yetersiz kalma nedenlerinin

belirtilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının soyut ve matbu gerekçelerle

reddedildiğini, kararlarda kişiselleştirme yapılmadığını; delilleri etkilemeye,

tanık veya mağdurlar üzerinde baskı oluşturmaya yönelik bir girişiminin ve

kaçma şüphesinin bulunmadığını, tutukluluğun makul süreyi aştığını, tutuklu

bulunduğu süre içerisinde soruşturmanın ilerletilmediğini ileri sürmüştür.

57.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

58.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme

bağlanmıştır (Mustafa Ali Balbay,

B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

59.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

60.

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında

tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu

güvence altına alınmıştır (Murat Narman, §

60).

61.

Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu

sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre

değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen

Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda

haklı bulunabilir (Murat Narman, §

61).

62.

Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini

etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konması

gerekir (Murat Narman, § 62).

63.

Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama

nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse

de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin

devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp

yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair

olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler, sürecin işleyişinde gösterilen

özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesinden sonra sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (Murat Narman, §

63).

64.

Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip

edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine

ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler

tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin suç işlediği

yönünde kuvvetli bir belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece

ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi

gerekir (Murat Narman, §§ 64,

65).

65.

Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

66.

Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve

tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan

gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfî olduğunu

söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir

yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam

ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).

67.

İtiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme

kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda buna ilişkin kararını

ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına

aykırılık teşkil etmez (Hanefi Avcı,

§ 71).

68.

Somut olayda, Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 8/11/2013 tarihli

iddianamesinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı kayıt

kabul bölümünde şube müdür vekili olarak görev yapan başvurucunun dava konusu

edilen çıkar amaçlı suç örgütünün lideri olduğu, üniversitenin bir kısım banka

hesaplarına örgün öğretim, ikinci öğretim ve tezsiz yüksek lisans öğrenci

harçları şeklinde paraların yatırıldığı, yatırılan paraların hesaplarda

yaklaşık on beş gün bekletildikten sonra Üniversite yönetiminden gelen talimat

doğrultusunda Üniversitenin bir başka bankadaki kurumsal hesabına aktarıldığı,

bu aktarım işleminden önce ve on beşer günlük periyotlar arasında liderliğini

başvurucunun yaptığı suç örgütünün faaliyetleri kapsamında başvurucunun bankaya

hitaben harç iadesi konulu yazıları ve eklerini hazırladığı, yüksek rakamlı

harç iadelerinin aslında gerçek harç iadesi işlemi olmadığı, suç örgütünün

faaliyeti kapsamında bir zamanlar Üniversitede öğrenim görmüş öğrenci isim ve

numaralarının farazi şekilde kullanılması suretiyle sanki harç iade hakları

bulunuyormuşçasına belirtilen rakamların usulen hak sahibi öğrenci ismine

yatırılmak yerine temin edilen üçüncü kişilere ait banka kartları ve

hesaplarına aktarıldığı, aktarılan paraların şüphelilerce paylaşıldığı, bu

şekilde zimmete geçirilen paranın 7 milyon TL’yi geçtiği iddialarıyla

başvurucunun cezalandırılmasının talep edildiği görülmektedir.

69.

Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece

mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara

dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk

konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz

şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik

hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel

başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah

Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 39).

70.

Somut olayda, soruşturma aşamasında İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/7/2013

tarihli ve 2013/486 Değişik İş sayılı kararı ile “üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti mevcut delil durumu tutuklama

tarihi evrak kapsamına göre delillerin henüz toplanmamış olması dikkate

alınarak” başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

71.

Yargılama aşamasında Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin 12/11/2013 tarihli yetkisizlik

kararında “üzerlerine atılı suçların vasıf

ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığı, mevcut delil durumu, bir takım delillerin toplanmamış olması nedeniyle delillerin

karartılması ihtimalinin bulunması ve kaçma şüphelerinin bulunması” gerekçesiyle

başvurucunun tutukluluğu devam ettirilmiştir.

72.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak kaçmalarını,

delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar

gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilir. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin

gösterilmesi gerekir (Burhan İsmailoğlu,

B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37)

73.

Somut olayda başvurucu 14/5/2013 tarihinde gözaltına alınmış, Bolvadin Sulh

Ceza Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli kararı ile tutuklanmış, İzmir 5. Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/3/2014 tarihli kararı ile tahliye edilmiştir. Buna göre

başvurucunun özgürlüğünden yoksun kaldığı süre, yaklaşık 10 aydır.

74.

Dava dosyasının incelenmesinde iletişimin tespiti tutanakları, suça konu

hesaplardan para yatırma ve çekme işlemlerine ilişkin banka ATM’lerinden alınan

fotoğraflar ve şüpheli beyanları gibi delillere dayanılarak kuvvetli suç

şüphesi altında olduğu kabul edilen ve suçun niteliği; kaçma, delilleri

karartma ve tanıklar üzerinde baskı yapma ihtimali nedeniyle tutuklanmasına

karar verilen başvurucunun (bkz. § 9) tutukluluğunun devamına ilişkin derece

mahkemelerinin gerekçelerinde genel olarak suçun niteliğine, kuvvetli suç

şüphesinin varlığına, delillerin karartılması ihtimalinin ve kaçma şüphesinin

bulunmasına değinildiği görülmektedir. Mahkemelerce kuvvetli suç şüphesi

altında bulunduğu kabul edilen başvurucu hakkında verilen tutukluğun devamına

ilişkin kararların gerekçeleri, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir. Öte yandan

başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma, örgütlü olarak işlendiği iddia edilen

suçlara ilişkin olup soruşturma sonucunda Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından düzenlenen 8/11/2013 tarihli iddianame ile toplam 132 sanık hakkında

cezalandırma talebinde bulunulmuştur. Dolayısıyla dava, organize suçlara

ilişkin olup karmaşık bir niteliğe sahiptir.

75.

Başvurucunun tutuklu olduğu süre içinde Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/6/2013

tarihinde yetkisizlik, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ise 23/10/2013

tarihinde karşı yetkisizlik kararı verilmiştir. Yetki uyuşmazlığının Karşıyaka

2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2013 tarihli kararı ile giderilmesi üzerine

yetkili kılınan Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 8/11/2013 tarihli

iddianame ile kamu davası açılmıştır. Açılan davada Bolvadin Ağır Ceza

Mahkemesi 12/11/2013 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir. Dava dosyasının

gönderildiği İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise 13/3/2014 tarihinde verdiği karşı

yetkisizlik kararı ile birlikte başvurucunun tahliyesine de karar vermiştir.

Soruşturma sürecinde Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı ile İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığı arasında yetki uyuşmazlığı yaşanmasına rağmen başvurucu hürriyetinden

yoksun kaldıktan yaklaşık 6 ay sonra iddianame düzenlenerek kamu davası

açılmıştır. Yargılama sürecinde ise bu kez Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi ile

İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi arasında yetki uyuşmazlığı yaşanmış, İzmir 5. Ağır

Ceza Mahkemesi yetki uyuşmazlığının giderilmesini beklemeden başvurucuyu

tahliye etmiştir.

76.

Soruşturma sürecinde Cumhuriyet başsavcılıkları veya yargılama sürecinde

mahkemeler arasında görev ya da yetki hususunda uyuşmazlık yaşanması, tek

başına soruşturma veya yargılama süreçlerinin özensizce yürütüldüğünün kabulünü

gerektirmemektedir. Bu itibarla başvurucunun tutuklu olduğu dönemde soruşturma

ve yargılama mercilerinin işlemlerinde bir özensizlik gösterildiği tespit

edilmemiştir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin derece

mahkemelerince açıklanan gerekçeler, davanın karmaşık niteliği ve sanık sayısı

dikkate alındığında yaklaşık 10 aylık tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterlidir.

İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum

bırakıldığı dikkate alındığında, tutukluluk süresinin makul olduğu

görülmektedir.

77.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma

Dosyasına Erişimin Kısıtlandığı İddiası

78.

Başvurucu, kısıtlama kararı nedeniyle tutuklanmasına dayanak teşkil eden

delillere erişemediğini ileri sürmüştür.

79. Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

80. Anayasa’nın

anılan hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada

öngörülen bu prosedürde adil yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak

mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

81.

Tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde

“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargı” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet Yayğın,

B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).

82.

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar

bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre

daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde

mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir.

Taraflardan birine tanınıp diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir

sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal

edilmiş sayılır (Bülent Karataş, B.

No: 2013/6428, 26/6/2014, § 70).

83.

Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi

olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın

bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi,

silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini

tamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi

durumunda, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge

bozulacaktır (Bülent Karataş, §

71).

84.

Somut olayda, başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma dosyasına ilişkin olarak

Bolvadin Sulh Ceza Mahkemesinin 10/1/2013 tarihli kararı ile 5271 sayılı

Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca müdafilerin dosya

içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması yetkilerinin kısıtlanmasına

karar verilmiştir. Başvurucunun, kısıtlama kararının kaldırılması talebi İzmir

4. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/8/2013 tarihli kararı ile reddedilmiş ve bu karara

yönelik itiraz da İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 5/9/2013 tarihli kararında

ret ile sonuçlanmıştır (bkz. §§ 14-16). Soruşturma dosyasında verilen kısıtlama

kararı, 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca Bolvadin

Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 12/11/2013 tarihi itibarıyla

kanun gereği kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

85.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), müdafiin dosya

içeriğini incelemekten mahrum bırakılmasını silahların eşitliği ilkesinin

ihlali olarak değerlendirmektedir (Ceviz/Türkiye,

B. No: 8140/08, 17/7/2012, § 41). Ancak AİHM’e göre

millî güvenlik, suçların araştırılmasına ilişkin polisiye yöntemlerin gizli

kalma gerekliliği ya da üçüncü bir kişinin temel haklarının ve kamu düzeninin

korunması için gerektiği ölçüde çelişmeli dava hakkı kısıtlanabilir. Bununla

birlikte savunmanın haklarının kısıtlanmasıyla sebep olunan zorlukların

yargılama sırasında yeteri kadar giderilmesi gerekir (A. ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

3455/05, 19/2/2009, § 205).

86. AİHM’e göre yakalanan bir kimseye, yakalanmasının temel

maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde

açıklanmalı ve böylece kişi, eğer uygun görürse yakalanmasının Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek

üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Sözleşme’nin 5.

maddesinin (2) numaralı fıkrası, verilen bilgilerin yakalanan kişiye isnat

edilen suçların tam bir listesini içermesini gerektirmemektedir (Bordovskiy/Rusya, B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna, B. No: 60846/10, 31/3/2011, §

63).

87.

AİHM, ifadesi alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan belgelerin içeriğine

ilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun tutukluluk kararına yönelik itirazında

bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması durumunda başvurucunun,

tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin olduğuna, içerikleri

hakkında yeterli bilgiye sahip olduğuna ve bu nedenle de tutukluluk hâlinin

gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde ettiğine karar

vermektedir (Ceviz/Türkiye, § 43;

Hebat Aslan ve Firas

Aslan/Türkiye, B. No: 15048/09, 28/10/2014, § 62). Böyle bir durumda

kişi, tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir (Hidayet Karaca, B. No:

2015/144, 14/7/2015, § 107).

88.

Somut olayda, başvurucunun kolluk görevlilerince alınan 15/5/2013 tarihli

ifadesine ilişkin 104 sayfalık şüpheli

ifade verme tutanağının içeriği incelendiğinde başvurucunun ifadesinin müdafii ile birlikte alındığı, başvurucuya suçlandığı

olayların detaylı bir şekilde açıklandığı, diğer şüphelilerin ifadelerindeki

başvurucuyla ilgili kısımların okunduğu, suçlamaya ilişkin banka hesap

hareketleri ve para transferleriyle ilgili bilgi verilerek sorular sorulduğu,

suçlamaya dayanak iletişimin tespit tutanaklarının içeriklerinin ve konuşma

detaylarının başvurucuya bildirildiği görülmektedir. Bolvadin Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından 16/5/2013 tarihinde başvurucunun ifadesinin müdafiinin refakatinde alınması sırasında da başvurucuya,

suçlamaya dayanak olan ve bankaca gönderilen “harç ödeme emri” ve ekindeki

belgelerin okunup bu belgelere ilişkin savunmasının sorulduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca Bolvadin Sulh Ceza Mahkemesinin 17/5/2013 tarihli ve 2013/106 Değişik İş

sayılı el koyma kararında başvurucunun suçlandığı olaylara ilişkin açıklamalara

yer verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

89.

Başvurucu, kısıtlama kararı verilen dosyada erişimleri kısıtlanamayan hazır

bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin tutanakların kendisine verilmesi

taleplerinin kabul edilmediğini ileri sürmüştür. 5271 sayılı Kanun’un 153.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarına kısıtlama kararı “yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren

tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili

oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında” uygulanmayacaktır.

Başvurucunun bu yönde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu talep

incelendiğinde soruşturma dosyasındaki yakalama, arama ve el koyma işlemlerine

ilişkin tutanaklar, varsa bilirkişi raporları, iletişimin tespiti tutanakları,

varsa teknik araçlarla izleme işlemine ilişkin tutanaklar, banka havalelerini

gösterir dekontlar, kamera kayıtları ile birlikte (müşteki ve tanık beyanlarına

ilişkin tutanaklar haricinde) tüm delillerin tarafına verilmesini istediği

görülmektedir. Başsavcılık, başvurucunun talebini “yakalama, arama, el koyma ve

ifade tutanakları” yönünden kabul ederken diğer belgeler yönünden reddetmiştir.

Başvurucunun, bu karara karşı İzmir 20. Sulh Ceza Mahkemesine yaptığı

itirazında dile getirdiği teknik araçlarla izleme yapıldıysa kendisine ilişkin

teknik araçlarla izleme tutanaklarının, soruşturma kapsamında bulunan tüm

delillerin ve kendisine ait iletişimin tespitine dair tape

kayıtlarının verilmesi talebi Mahkemece kabul edilmemiştir (bkz. §§ 17, 18).

Dolayısıyla başvurucuya ifadesini içeren tutanakların ve hazır bulunmaya yetkili

olduğu yakalama, arama ve el koyma işlemlerine dair tutanakların verilmemesi

söz konusu değildir. Başvurucunun şikâyetine konu ettiği iletişimin tespitine

ve varsa teknik araçlarla izleme işlemlerine ilişkin tutanaklar ile diğer

delillere erişme talebi ise bu delillerin 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin

(3) numaralı fıkrası kapsamında bulunmaması nedeniyle kabul edilmemiştir.

90.

Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece

mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara

dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz (bkz. § 68).

Soruşturma aşamasında verilen kısıtlama kararlarının uygulanmasına ilişkin

olarak hukuk kurallarının yorumu ve somut olaylara uygulanması soruşturma makamları

ile derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Somut olayda, derece

mahkemelerinin 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasını

yorumlayıp uygulamalarında ve soruşturma dosyasındaki hangi belge veya

delillerin anılan kuralın kapsamında bulunduğuna yönelik değerlendirmelerinde

bariz bir takdir hatası ya da açık keyfîlik

bulunmadığı tespit edilmiştir. Diğer yandan iletişimin tespitine dair görüşme

içeriklerinden başvurucunun suçlanmasına dayanak kabul edilen bir kısım görüşme

içerikleri, kolluk görevlilerince alınan ifade işlemi sırasında başvurucuya

açıklanmıştır (bkz. § 7).

91.

Bu itibarla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun

bırakılmanın soruşturma aşamasını kapsayan yaklaşık ilk 6 aylık aşamasında

yapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel

unsurların ve delillerin başvurucuya ve müdafiine

bildirilmiş olması dikkate alındığında başvurucunun salt kısıtlılık kararına ve

kısıtlılık kapsamındaki bir kısım delillere erişememesi nedeniyle soruşturma

dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığının ve bu itibarla silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğinin kabulü mümkün

görülmemiştir.

92. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin bir

kısım tutanakların kendisine verilmediği ve kısıtlama kararı nedeniyle

tutuklanmasına dayanak yapılan delillere erişemediği iddialarına ilişkin olarak

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Yakalama nedenlerinin bildirilmediğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın

hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

1/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Deniz ÖZFIRAT Vekili : Av. Ahmet Sinan SÜRÜCÜ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7929, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37)
  12. M. Emin KUZ
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7929
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Fatma Gören ve Zahide Haspolat Başvurusu (B. No: 2015/9000)
  • Şafi İçiğen Başvurusu (B. No: 2014/4319)
  • Sait Yalçın Başvurusu (B. No: 2013/8961)
  • Arif Yücedağ Başvurusu (B. No: 2013/8937)
  • Abbas Emre Başvurusu (B. No: 2014/5005)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/655

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.