İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ebubekir Keskin Başvurusu (B. No: 2014/2430)

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi ve kanunda öngörülen azami

Başvuru No2014/2430Tarih29 Haziran 2016Okuma19 dk · 3.734 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ebubekir Keskin Başvurusu

Karar tarihi
29 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/2430
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.734 kelime·19 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi ve kanunda öngörülen azami

süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/2/2014 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 24/7/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/8/2014 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK mülga

250. madde ile görevli) 2007/636 Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen

soruşturma kapsamında 10/3/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250. Madde ile görevli) 14/3/2008 tarihli ve

2008/50 Sorgu sayılı kararı ile yağma, kasten öldürme, tehdit, kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma suçlarından tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19/6/2008 tarihli ve

E.2008/851 sayılı iddianamesiyle başvurucunun kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme, yağma,

tehdit, kasten öldürme, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, basit

yaralama, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, ruhsatsız ateşli silahlarla

mermileri satın alma, taşıma veya bulundurma, resmî belgede sahtecilik

suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

9. Davaya bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi E.2008/190

sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamada 13/12/2013 tarihli celsede

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

10. Başvurucu 20/12/2013 tarihinde karara itiraz etmiş; İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2013 tarihli ve 2013/700 Değişik İş sayılı

kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

11. Başvurucu, anılan kararı 15/1/2014 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

12. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2013 tarihli ve

E.2008/190, K.2013/221 sayılı kararı ile başvurucunun suç işlemek amacıyla

kurulan örgüte üye olma suçundan 1 yıl 10 ay 6 gün hapis, kasten öldürme

suçundan 13 yıl 4 ay hapis, (iki ayrı) yağma suçundan toplam 15 yıl 15 ay

hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan 2 yıl 1 ay hapis, (iki

ayrı) resmi belgede sahtecilik suçundan toplam 4 yıl 2 ay hapis, ruhsatsız

silah taşıma suçundan 1 yıl 3 ay hapis ve 375 TL adli para cezaları ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme hüküm ile birlikte "hükmolunan ceza miktarları ve tutuklu

kaldıkları sürelere göre" başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına da karar vermiştir.

13. Anılan karar, başvurucuya ve başvurucunun müdafiine duruşmada tefhim edilmiştir.

14. Başvuru formu ve eklerinde, hüküm ile birlikte verilen

tutukluluğun devamı kararına karşı itiraz yoluna gidildiğine dair bilgi ve/veya

belge sunulmamıştır. UYAP üzerinden yapılan incelemede de başvurucunun hükümle

birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına yönelik itiraz yoluna

başvurduğuna ilişkin bir kayda rastlanmamıştır.

15. Başvurucu, hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü 30/12/2013

tarihinde temyiz etmiştir.

16. Başvurucu 14/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 19/11/2015 tarihli ve

E.2015/4214, K.2015/5591 sayılı ilamı ile başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet

hükümlerinin onanmasına karar verilmiştir.

B. İlgili Hukuk

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten öldürme" kenar başlıklı

81. maddesi şöyledir:

"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet

hapis cezası ile cezalandırılır. "

19. 5237 sayılı Kanun'un "Kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma" kenar başlıklı 109. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Kişi, fiili işlemek için veya işlediği

sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis

cezasına hükmolunur. "

20. 5237 sayılı Kanun'un "Nitelikli

yağma" kenar başlıklı 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Yağma suçunun;

a) Silahla,

...

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya

bunların eklentilerinde,

...

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin

oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

...

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

21. 5237 sayılı Kanun'un "Resmî

belgede sahtecilik" kenar başlıklı 204. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bir resmi

belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak

şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

22. 5237 sayılı Kanun'un "Suç

işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar başlıklı 220. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan

örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

"

23. 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar

İle Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak

ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya

bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne

kadar adlî para cezasına hükmolunur."

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama kararı" kenar

başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

25. 5271 sayılı Kanun'un

"Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı

geçemez."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 29/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu, tutukluluğun makul süreyi ve kanunda ağır cezalık

suçlar için öngörülen beş yıllık azami süreyi aştığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliyesine

karar verilmesi ile birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

28. Somut olayda öncelikle başvuruda süre aşımının bulunup

bulunmadığı belirlenmelidir.

29. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma durumunda,

tutukluluk süresinin kanuni süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla

yapılacak bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun

devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya

serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç, B. No: 2013/5267,

7/3/2014, § 28).

30. Başvurucu 10/3/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve 14/3/2008

tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devam eden yargılama sonunda, İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2013 tarihli kararı ile başvurucunun suç

işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, kasten öldürme, yağma, kişiyi

hürriyetinden yoksun bırakma, resmî belgede sahtecilik ve ruhsatsız silah

taşıma suçlarından toplam 36 yıl 35 ay 6 gün hapis ve 375 TL adli para cezaları

cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karar ile başvurucu hakkında

verilen mahkûmiyet hükümleri, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 19/11/2015 tarihli

ilamı ile onanmış ve bu tarih itibarıyla kesinleşmiştir. Tutuklu olarak devam

eden yargılamada İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararının açıklandığı

26/12/2013 tarihinde, başvurucunun tutukluluk hâli bu anlamda sona ermiştir.

31. Kural olarak bir suç isnadına bağlı tutuklulukla ilgili

şikâyetleri içeren bireysel başvurunun, ilk derece mahkemesince hüküm ile

birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise kararın

verildiği tarihten itibaren itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen kararın

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

32. Bununla birlikte başvurucunun yargılandığı davada, Mahkeme

13/12/2013 tarihli celsede başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiş;

başvurucunun anılan karara yönelik itirazı, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

25/12/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

33. Başvurucu, bireysel başvuru konusu ettiği İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesinin 25/12/2013 tarihli itirazın reddi kararını 15/1/2014

tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

34. Dolayısıyla hüküm ile birlikte verilen tutukluluğun devamı

kararına itiraz etmeyen başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararının

verildiği 26/12/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda

bulunmamış ise de başvurunun yargılama aşamasında verilen tutukluluğun devamı

kararına yönelik (olağan kanun yolu olan) itiraz yolu tüketildikten sonra

itirazın sonucuna ilişkin kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

(14/2/2014 tarihinde) yapıldığının anlaşılması nedeniyle başvuruda süre

aşımının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

35. Başvurucunun şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun olmayıp

başkaca bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

1. Esas Yönünden

a. Kanuni Tutukluluk

Süresinin Aşıldığına İlişkin İddia

36. Başvurucu kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin

aşıldığını ileri sürmüştür.

37. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikinci

ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

38. Başvurucunun kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin

şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

39. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi

şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim

kararıyla tutuklanabilir."

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde

temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda

gösterilmesi ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin

ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kural ile uyumludur (Murat Narman, § 43).

41. Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî şekilde

hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması gerekir. Bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer

alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi

kuralı gereğince başvurucunun tutukluluk durumunun "kanuni"

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun hürriyetten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise kanunun -hukuk devleti ilkesi gereği- keyfîliği

önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir

olup olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (Murat Narman, § 44).

42. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin

en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek

uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin

azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Hamit

Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 40). Öte yandan bireyler

hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya

üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu

soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne

alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların

tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk

süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla

beş yıl olması gerektiği anlaşılmaktadır (Burak

Döner, B. No: 2012/521, 2/7/2013 § 48).

43. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu "bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu" olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM), mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak

nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin

hesabında dikkate almamaktadır Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da

benimsenmiş ve temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine

hükmedilmiştir (Hamit Kaya, §

41).

44. Somut olayda başvurucu 10/3/2008 tarihinde gözaltına alınmış

ve 14/3/2008 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında tutuklu olarak

sürdürülen yargılamada İlk Derece Mahkemesinin 26/12/2013 tarihli kararı ile

başvurucunun suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, kasten öldürme,

yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, resmî belgede sahtecilik ve

ruhsatsız silah taşıma suçlarından toplam 36 yıl 35 ay 6 gün hapis ve 375 TL

adli para cezaları cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karar Yargıtay 1.

Ceza Dairesinin 19/11/2015 tarihli ilamı ile onanarak bu tarih itibarıyla

kesinleşmiştir.

45. Bu belirlemelere göre başvurucu 10/3/2008

- 26/12/2013 tarihleri arasında bir suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılmıştır. Başvurucunun 22/9/2014 tarihinden sonraki

hürriyetinden yoksun kalması ise mahkûmiyet kararına bağlı olarak

gerçekleşmiştir. Başvurucu, bir suç isnadına bağlı olarak 10/3/2008 ile

26/12/2013 tarihleri arasında 5 yıl 9 ay 16 gün süreyle hürriyetinden yoksun

bırakılmıştır. Bu itibarla başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak tutulduğu

süre, 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır cezalık

işler için öngörülen beş yıllık azami tutukluluk süresini aşmıştır.

Başvurucunun beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolduğu 10/3/2013 tarihinden

sonra tutuklu bulundurulmasının hukuki dayanağı bulunmadığından, bu tarihten

sonraki tutukluluk, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen

"kanuni"lik şartını taşımamaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

47. Başvurucu tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri

sürmüştür.

48. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, § 60).

49. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine

rağmen Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması

durumunda haklı bulunabilir (Murat Narman, §

61).

50. Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını

sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen

kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından

incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve

olayların ortaya konulması gerekir (Murat

Narman, § 62).

51. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda, tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler "ilgili" ve "yeterli"

görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de

incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya

sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin

değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (Murat Narman, §

63).

52. Dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği

yönünde kuvvetli belirtinin ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece

ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi

gerekir (Murat Narman, §§ 64,

65).

53. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun

ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).

54. Somut olayda başvurucunun tutukluluk süresi 5 yıl 9 ay 16

gün ise de (bkz.§ 45) bu sürenin beş yılı aşan kısmının kanunda öngörülen şekil

ve şartlara uygun olmadığına karar verildiğinden makul sürenin beş yıl

üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir.

55. Başvurucunun yargılandığı davada İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 26/3/2009, 30/7/2009, 8/12/2009, 1/4/2010, 19/8/2010, 22/2/2011,

28/6/2011, 29/11/2011, 20/3/2012, 21/6/2012 tarihli celselerde "üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli

suç şüphesini gösteren olgular bulunması, suçun niteliği, delil durumu,

tutuklama tarihleri ve CMK 100 maddesindeki şartların devam etmesi"

gerekçeleriyle tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Mahkemenin 20/9/2012

ve 20/12/2012 tarihli celselerde daha önceden açıkladığı gerekçelere ilaveten "üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda

olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve teşhisleri, tanık anlatımları,

ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair görüşme kayıtları içerikleri ve

tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular bulunması"na

dayanarak tutukluluğun devamına karar verdiği anlaşılmıştır.

56. Başvurucunun tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

aştığını belirterek yapmış olduğu tahliye talebi, Mahkemece 7/5/2013 tarihli

celsede reddedilmiştir. Mahkemenin ret gerekçesi şöyledir:

"üzerlerine atılı suçu işledikleri

hususunda olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve teşhisleri, tanık

anlatımları, ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair görüşme kayıtları

içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular

bulunması, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde gösterilen tutukluma

nedenlerinin bulunduğu, ayrıca tutuklama nedenlerine göre de adli kontrol

hükümlerinin uygulanması yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğu anlaşılmakla; yine CMK.nun 102 maddesinde Ağır

Ceza Mahkemesinin görevine giren işlerde tutuklu süresinin en çok 2 yıl olduğu,

bu sürenin zorunlu hallerde gerekçesi gösterilmek suretiyle 3 yıl daha

uzatılabileceği, diğer suçlarda tutuklama süresinin 1 yıl olduğu, zorunlu

hallerde 6 ay daha uzatılabileceği düzenlendiği,sanıklara

atılı suçlar gerek 765 Sayılı gerek 5237 Sayılı TCK'nunlarında

bağımsız olarak düzenlenmiş, her biri subutu halinde

ayrı cezayı gerektirdiği, Ceza Muhakemesi Kanununa göre her suç ayrı bir kamu

davasına konu olup, kişisel, hukuki ve fiili bağlantılar nedeniyle kamu

davalarının birleştirilerek görülmesi mümkün bulunduğu,dosyamızda

da sanıklara atılı suçlar fiili, kişisel ve hukuki bağlantı nedeniyle birlikte

kamu davasına konu edilmiş ve aynı dosyada da yargılamaları sürdürüldüğü,

davaların birleştirilmesi halinde de suçlar bağımsızlıklarını koruduğundan her

suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul

edilerek bu nedenle sanıkların birden çok Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren

suçlardan tutuklanmış olmaları ve kamu davasının kapsamı, sanık sayısı dikkate

alınarak yargılamanın alacağı zaman nedeniyle kanunda belirtilen tutukluluk

sürelerinin uzatılmasında zorunluluk bulunması, her suç yönünden gerekli olan

tutukluluk sürelerinin dolmamış olması nedeniyle ..."

57. Her ne kadar bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli

belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekse de özellikle belli bir süre geçtikten sonra tutuklamanın

devamına karar verilirken davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden

kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin

kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 84).

58. Dava dosyasının incelenmesi neticesinde Mahkemece

başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde genel

olarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğuna, isnat edilen suçların niteliğine,

adli kontrolün yetersiz kalacağına ve tutuklamanın ölçülü olduğuna ayrıca (her

bir suç yönünden ayrı ayrı hesaplanan) tutukluluk süresinin kanunda öngörülen

azami süreyi aşmadığına değinildiği; anılan tutuklama nedenlerinin

kişiselleştirilmeksizin tüm celselerde tekrarlandığı görülmektedir. Mahkemece

verilen tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçeler, tutukluluğun devamının

hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte

değildir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin

beş yıllık tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterli olduğu söylenemez.

59. Öte yandan başvurucunun yargılandığı davada, başvurucu ile

birlikte otuz yedi sanık hakkında yargılama yapıldığı, on iki katılanın

bulunduğu görülmektedir. Yargılama "suç işlemek amacıyla örgüt kurup

yönetme, kurulan örgüte üye olma, kasten öldürme, suç örgütlerinin isimlerini

kullanarak tehditte bulunma, birden fazla kişi ile tehdit, ruhsatsız ateşli

silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma, cebir tehdit veya

hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suç örgütüne yarar sağlamak

maksadıyla birden fazla kişi tarafından birlikte silahla ve var olan suç

örgütlerini oluşturdukları korkutucu güçten yararlanarak yağma, örgüte bilerek

isteyerek yardım etme" suçları temelinde yürütülmüş olup sekiz ayrı olayın

yargılamaya konu edildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla davanın karmaşık nitelikte

olduğu söylenebilir. Ancak, yargılamayı yapan İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 20/3/2012 tarihli celsede esas hakkındaki mütalaasını sunması için

dosyanın Cumhuriyet savcısına tevdiine karar verdiği; devam eden 21/6/2012,

20/9/2012, 20/12/2012, 7/3/2013, 7/5/2013, 16/7/2013 tarihli celselerde

duruşmaya katılan Cumhuriyet savcılarının mütalaayı sunmak üzere süre talep

ettikleri, Mahkemenin de bu celselerde "dosyanın

mütalaasını hazırlaması için Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine" karar

verdiği görülmektedir. Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını 19/7/2013

tarihinde yazılı olarak Mahkemeye sunmuş ve mütalaa 22/8/2013 tarihli celsede

okunmuştur. Birleşen davadaki bir sanık yönünden ise esas hakkındaki mütalaanın

13/12/2013 tarihli celsede sunulduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla iddia makamının

başvurucunun da aralarında olduğu asıl davada yargılanan sanıklar yönünden esas

hakkındaki mütalaasını Mahkemeye bildirmesi yaklaşık 1 yıl 4 ay sürmüştür. Bu

tarihten sonra yargılamanın sanıkların ve sanık müdafilerinin esas hakkındaki

savunmalarının alınması, birleşen davadaki bir sanık yönünden Cumhuriyet

savcısının esas hakkındaki mütalaasını sunması, sanık müdafilerinin

mazeretlerinin kabulü nedeniyle yaklaşık beş ay süreyle ertelendiği ve hükmün

ancak 26/12/2013 tarihinde verildiği, yargılama sürecinde ortalama üç dört

aylık aralıklarla duruşma yapıldığı görülmektedir. Bu nedenlere bağlı olarak

ilk derece yargılamasının sonuçlanmasının geciktiği ve başvurucunun bu

gecikmeye neden olacak bir tutum içinde olmadığı anlaşıldığından tutuklu olarak

devam eden yargılamanın süratle sonuçlandırılması konusunda gereken özenin

gösterilmediği sonucuna varılmıştır.

60. İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak

başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı ve yargılama sürecinde

yargılamanın süratle sonuçlandırılması konusunda gereken özenin gösterilmediği

dikkate alındığında beş yılı aşan söz konusu tutukluluk süresi makul olarak

değerlendirilemez.

61. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

63. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesiyle birlikte 20.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Başvuruda, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının; tutukluluğun

makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucu hakkında İlk Derece Mahkemesince

mahkûmiyet kararı verilmekle (bkz. § 12) tutukluluk hâli sona ermiş, anılan

mahkûmiyet hükmü temyiz merciince onanarak kesinleşmiştir. Bu durumda tazminat

dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir

husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

65. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 17.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

66. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aştığı

iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 17.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harçtan ibaret yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Ebubekir

KESKİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2430, 29 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. 1. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aştığı
  12. D. 206,10 TL harçtan ibaret yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Altan
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. Keskin
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2430
Tarih
29 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Hikmet Aslan Başvurusu (B. No: 2014/11036)
  • Tuncay Yazıcı Başvurusu (B. No: 2014/735)
  • Cevat Günbeği Başvurusu (B. No: 2014/6387)
  • Yılmaz Benek Başvurusu (B. No: 2014/2087)
  • Rıdvan Çelik Başvurusu (B. No: 2014/12574)
  • Mehmet Deniz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/1481)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.