İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2016/16204 Tarih:

Edat Yücel Seyhan Başvurusu (B. No: 2016/16204)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

EDAT YÜCEL SEYHAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/16204)

Karar Tarihi: 26/9/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

tedbirlerinin hukuka aykırı olması, tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre

içinde incelenmemesi, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluğun hukukiliğine etkili itiraz etme imkânının bulunmaması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; arama ve elkoyma

kararının hukuka aykırı olması nedeniyle özel hayata saygı, konut

dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9.

Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle

bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile

bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi

hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.

10. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün, Yüksek Mahkeme

üyelerinin de aralarında bulunduğu üç bine yakın yargı mensubu hakkında

FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında

gözaltı ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlerin (Selçuk Özdemir, § 22) bir kısmı şöyle özetlenebilir:

i. Devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında

devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir

zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY

amaçları doğrultusunda yetiştirdiği gençleri devlet yönetimi bakımından önemli

görülen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve mülki idare birimlerinin

yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş ve yargıdaki

kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.

ii. FETÖ/PDY, mensubu olan hâkim ve savcılara sosyal

hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından ibadetlerini gizlilik

içinde nasıl yerine getireceklerine, görevlerini yaparken hangi yönde karar

vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından seçeceklerine, kendilerinin

ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri olarak nereyi tercih

edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık kuracaklarına kadar

yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve talimatlarda

bulunmuştur.

iii. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı mensupları, adaylık

sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu

yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalışmış; bunun için

kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde

bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun

sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli

olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, aralarındaki

iletişimde gizli haberleşme yöntemleri -ByLock ve kod adı gibi- kullandıkları

belirtilmiştir.

iv. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY'nin

yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel

hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak yapılanmadan

sonra geldiği anlayışına sahiptir.

v. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı mensupları, yapılanmaya

olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde gruplara ayrılmışlardır.

Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev yerlerine göre

örgütlenmişlerdir. Bu çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik

olarak toplantılar yapılmaktadır.

vi. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden olmayan hâkim ve

savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin yapılanmaya yönelik

tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları üstlerine (abi/abla veya

imam) iletmektedirler.

vii. FETÖ/PDY içinde gerektiğinde -bu yapılanmanın kurucusu ve

lideri olan- Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat

kurabilen ve yapılanmanın Türkiye imamına

bağlı olarak hareket eden bir yargı imamı

bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde söz sahibi olabilecek kişiler arasından

seçilmektedir.

viii. Yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı mensuplarının

kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen talimatlar

doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.

ix. Her seviyedeki yargı kurumu içinde örgütlenmiş olan

FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldığı talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları

doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle yargı sistemi üzerinde

bir vesayet oluşturmuştur.

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

13. Başvurucu; 1998-2003 yılları arasında İzmir İdare

Mahkemesinde, 2003-2007 yılları arasında geçici olarak Kamu İhale Kurumunda,

2007-2011 yılları arasında Ankara İdare Mahkemesinde üye olarak çalıştıktan

sonra 2011 yılında Danıştay üyeliğine atanmıştır. 23/7/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1/7/2016 tarihli ve

6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na eklenen

geçici 27. madde kapsamında başvurucunun Danıştay üyeliği, 23/7/2016 tarihi

itibarıyla sona ermiştir. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)

Birinci Dairesinin 1/8/2016 tarihli kararnamesi ile Danıştay tetkik hâkimliğine

atanmış, sonrasında HSYK’nın 24/8/2016 tarihli kararı

ile meslekten ihraç edilmiştir.

14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı; 15 Temmuz 2016 tarihinde

gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak 16/7/2016 tarihinde, örgüte üye

olduğu değerlendirilen Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleri

hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü

düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, FETÖ/PDY'yi kurma, yönetme ve bu örgüte üye olma suçlarından

dolayı E.2016/103606 sayılı soruşturmayı başlatmıştır.

15. Bu kapsamda Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Savcılığın talebi

üzerine 17/7/2016tarihinde, anılan suçlardan yürütülen soruşturmaya ilişkin

olarak şüpheli veya müdafiinin dosyayı incelemesinin

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması nedeniyle4/12/2004 tarihli

ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesi gereğince dosyaya

erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.

16. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/7/2016 tarihli kararı

üzerine 20/7/2016 tarihinde başvurucunun ikametgâhında ve aracında yapılan

arama sonucunda başvurucuya ait iki adet silaha ve silahlara ait mermilere,

başvurucunun, eşine ve kızına ait cep telefonlarına ve kızına ait bilgisayara

el konulmuştur.

17. Başvurucu, Danıştay üyesi olarak görev yapmaktayken anılan

soruşturma kapsamında 20/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

18. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında

başvurucuya FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik

sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda FETÖ/PDY'ye ait

evlerde ve yurtlarda kalıp kalmadığı, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine

katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi Sınav Komisyonlarında ve soru hazırlayan

komisyonlarda görev alıp almadığı, darbe girişimi sonrasında görev alıp

almadığı sorulmuştur. Başvurucu, imam hatip lisesinden mezun olduktan sonra

FETÖ/PDY'ye bağlı olmayan bir dershaneye gittiğini,

babasının maddi durumunun iyi olması sebebiyle kirasını ödeyerek tuttuğu

evlerde kaldığını, bu yapıya ait yurtlarda veya evlerde kalmadığını, kızını da

bu yapıya ait olmayan dershanelere gönderdiğini, himmet adı altında kimseye

para yardımında bulunmadığını, ekonomik durumu kötü olan yakınlarına yardımda

bulunduğunu, Adalet Akademisinde uzmanı olduğu kamu ihale hukuku alanında ders

verdiğini, eşinin Almanya'daki çalışmasından dolayı ödenen sigorta ücretini

faiz hassasiyeti nedeniyle Bank Asyaya yatırdıklarını

ancak bu Bankanın FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu anlaşılınca parayı hemen

buradan çektiklerini, Kamu İhale Kurumunda ve Danıştayda

çalıştığı dönemde çalışma ziyaretleri kapsamında birkaç günlük yurt dışına

gittiğini, darbe teşebbüsüyle hiçbir alakasının bulunmadığını ve kendisine

herhangi bir görev tevdi edilmesinin söz konusu olmadığını ifade etmiştir.

19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 21/7/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya

veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak

suç[ların]dan mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek

"atılı suçların CMK 100/3-a-11

maddesinde tutuklama nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım

üyelerinin olaydan sonra kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun

da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin

de kaçma şüphesinin bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmayışı,

şüphelilerin delillere tesir edip delilleri değiştirme ihtimallerinin olması,

AİHM'nin [Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin

salıverilmeleri halinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma

tehlikesinin veya başka suçlar işleme tehlikesinin bulunduğu" belirtilerek

tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir.

20. Başvurucunun sorgusu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü

Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, ifadesinde;

suçüstü hâlinin söz konusu olmadığını, gözaltına alınacak kişilerin listesinin

17 Temmuz'da internete düştüğünü, buna rağmen kaçmadığını, pasaportunun

süresini dahi uzatmadığını, dolayısıyla yurt dışına kaçmasının da mümkün

olmadığını ileri sürmüştür.

21. Başvurucu; Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016

tarihli kararıyla, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın

öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY'ye üye olma suçlarından tutuklanmıştır. Kararın

gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheli Edat Yücel Seyhan’ın üzerine

atılı bulunan cebir ve siddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye

teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarını

islediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında

somut delillerin bulunması, süphelinin kaçma ve

delilleri karartma ihtimali bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulaması

yetersiz kalacağından şüphelinin hâkimliğimizin yetkisiz ve görevsiz olduğuna

dair talebinin şüpheliye isnat edilen suçların ağır cezayı gerektiren suç üstü

hallerinden olması nedeniyle CMK’nun 2/1-j, 2802

Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddeleri geregi

reddi ile CMK’nun 100. maddesi ile ilgili

düzenlemeler ile AİHS 5.maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat olunan

suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelinin CMK’nun

101 maddeleri uyarınca tutuklanmasına [karar verildi]."

22. Başvurucu 27/7/2016 tarihli dilekçesiyle tutuklama kararına

itiraz etmiştir. Yine başvurucunun müdafii de

28/7/2016 tarihli dilekçesi ile tutuklama kararına itiraz etmiştir. Ankara 1.

Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde, Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin

22/7/2016 tarihli kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle

itirazı reddetmiştir. Bu karar 22/8/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 19/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle hakkında kamu davasının açılması

için 29/4/2017 tarihli ve 30052 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında

Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesiyle değişik 4/2/1983 tarihli ve 2797

sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrası (2575 sayılı Kanun'un 82.

maddesinin göndermesiyle) uyarınca 17/10/2017 tarihinde düzenlenen fezleke ile

dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

25. FETÖ/PDY'nin kuruluşu ve yapısı

ile yargı organlarındaki örgütlenmesine ilişkin etraflıca açıklamaların yer

aldığı fezlekede, başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargıdaki

yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer aldığına ilişkin birtakım olgulara

dayanılmıştır. Bu kapsamda fezlekede başvurucunun B.Ç. adlı eski HSYK üyesinin

evinde yapılan toplantılar sonucunda Danıştaya

gönderilmesine karar verilen kişilerden olduğu belirtilmiş, ayrıca H.E.ve V.B.

adlı şüphelilerin ifadelerine, diğer kişiler arasında ByLock üzerinden yapılan

haberleşmenin içeriğine yer verilmiştir.

26. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23/11/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede; genel hükümlere

göre soruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç

olması nedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin bulunduğu

belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular

özetle şöyledir:

i. Eski Danıştay üyesi olan V.B. şüpheli sıfatıyla verdiği

ifadesinde "O dönemde Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını bildiklerim diğer

hâkim arkadaşlar, …yücel edat seyhan’dı. Bu kişiler

bizim sohbet gruplarına katılmasalar bileFetullah

Gülen cemaati mensubu olduklarını bilirdim… Biz İstanbul Anadolu yakasında

bulunan Fetullah Gülen cemaatine ait bir

misafirhanede kaldık. 10-15 kişilik bir grup da müstakil bir villada kaldı. Her

iki grup farklı şekilde program yaptı. Ancak her iki grubun yaptığı programın

aynı nitelikte olduğunu biliyorum. Bizim grupta bulunan hatırladığım bazı

kişilerin isimlerini söyleyebilirim… (isimleri sayıyor) Edat Yücel Seyhan’dır. Fetullah Gülen cemaat mensubu olması nedeni ile 2011

yılında HSYK tarafından cemaat kadrosundan Danıştay üyeliğine seçilmiştir.

Cemaat yapılanmasındaki konumunu bilmiyorum. Çalışkan bir insan olduğunu

biliyorum. Kamu İhale Kurumunda da çalıştığını biliyorum. Fetullah

Gülen cemaat mensubu olması nedeni ile İstanbul’daki cemaat toplantısına

çağrılmıştır." şeklinde beyanda bulunmuştur.

ii. Eski Danıştay üyesi olan H.E. şüpheli sıfatıyla verdiği

ifadesinde "Ben 2011 yılı Mayıs ayında Danıştay üyesi olarak seçilerek göreve

başladım. Ben üye olarak seçildikten sonra A.E. beni sohbete kendi evine

çağırdı. Ben A.E.nin evine gittim. Evde M.Ç.,M.A.D., Edat Yücel Seyhan ve M.Ö. vardı. Evde M.Ç. bir

konuşma yaparak önce işten bahsetti, sonradan genel dini konulara başladı,

ayrıca müteaddit defalar Gülen’in ismi de sohbette geçti. Ayrıca benden

maaşımın yüzde onu nispetinde himmet vermemi istediler ancak himmeti kimin

istediğini net hatırlayamadım. Bu toplantı bu şekilde bitti ve 15 günde bir

sohbet kararı alındı. Sohbetler dönüşümlü olarak katılan kişilerin evinde

yapılıyordu. Ancak benim evime sohbet amaçlı hiç gelinmedi, bu sohbetlere M.Ç,

M.A.D., A.E., Edat Yücel Seyhan, M.Ö. devam etmekteydik. Bu sohbetler bir

müddet devam etti, bir müddet sonra ise grup değişikliği oldu. Grup

değişikliğini bana H.T. ya da A.E. bildirdi. Benim yeni sohbet grubum G.C.,H.T.,İ.G., Edat Yücel Seyhan ve A.E.den

oluşmaktaydı... Ben 13. Dairede görev yaparken bir çok dosyaya ilişkin bu

örgütün talep ve talimatları geliyordu. Bu talep ve talimatlar bize A.E.

vasıtasıyla ulaştırılmaktaydı. A.E. bu örgütün talimatlarını Edat Yücel

Seyhan’a iletiyordu. A.E. ve Edat Yücel Seyhan o dönemki 13. Daire Başkanı olan

N.Ö. ile kişisel samimiyetlerinden ötürü bir kısım dosyayı hayır işi adı

altında başkana ilettiklerini söylemişlerdi. Kısa bir süre sonra 17-25 aralık

olayları olunca, Yücel de A. da bu tip dosyaları başkana söylemediler.

Dosyaları artık bu yapının elemanı olan daire tetkik hakimleri ve kıdemli

tetkik hakimi üzerinden heyet ayarlayarak kendi

istekleri doğrultusunda çıkarmaya çalıştılar. Ben bu şekilde takip edilen çok

sayıda dosya olduğunu düşünüyorum ve somut olarak AGDAŞ dosyalarının lehe

çıkması için çalıştıklarını biliyorum... Ben bu yapının adaylarına oy

vermediğimde H.T. yanıma gelerek kendilerine oy vermem gerektiğini söylüyordu.

A.E. ve Edat Yücel Seyhan da aynı şekilde bana geliyorlardı... Ayrıca ben, Edat

Yücel Seyhan ve A.E. birlikte 13. Dairede çalışırken 17-25 Aralık sonrasında

Yücel ve A.E.nin özellikle özelleştirme ve imtiyaz

dosyalarında iptal kararı çıkartmaya çalıştıklarını biliyorum. Örneğin şehir

dosyasında bu ikilinin yürütmeyi durdurma kararı verdirmek için ciddi şekilde

çalıştıklarını ve baskı yaptıklarını biliyorum... Ben Edat Yücel ile ilişkimi

yukarıda açıklamıştım. Kendisi bu örgüte müzahirdir. 37 bin sicillilerin devre

mesulü M.Ç. idi. Onun yadımcısı iseF.E.

ve H.G idi. F.E.nin üyelerin üstünde olduğunu

düşünmüyorum. A.E. bizim daire mesulümüzdü. Edat Yücel’in ise aktif bir rolünün

olup olmadığını bilmiyorum... Dairemizde cemaate mensup üye olarak A.E. ve Edat

Yücel Seyhan bulunmakta idi. 17/25 Aralıktan sonra şehir hastaneleri dosyaları,

imtiyaz dosyaları, özelleştirme dosyaları, BTK dosyaları ve rekabetdosyalarının,

A.E. ve Edat Yücel Seyhan’ın idarenin aleyhine sonuçlandırılması için özel çaba

sarfettiklerini biliyorum." şeklinde

açıklamalarda bulunmuştur.

iii. İ.O. (Eski HSYK üyesi) beyanında, Edat Yücel Seyhan'ın Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından Danıştay

üyeliğine seçildiğini ifade etmiştir.

iv. B.E. (Eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı) ve A.Ş. (Eski Ankara

İdare Mahkemesi Başkanı) başvurucunun ismini bu yapıya mensup olanlar arasında

saymışlardır.

v. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca örgüt içinde yer aldıklarından

bahisle haklarında soruşturma yapılan kişiler (yargı mensuplarından sorumlu

sivil imam Ö.İ., Danıştay üyeleri Y.Ç. ve A.E. ile kimliği bilinmeyen bir başka

kişi) arasında 21/1/2016 tarihinde ByLock üzerinden yapılan yazışmada,

hastane dosyası olarak nitelendirilen (Fatih Üniversitesinin Sosyal Güvenlik

Kurumu ile sözleşmesinin yenilenmemesi ve MEDULA sisteminden çıkarılması

üzerine Fatih Üniversitesi Rektörlüğünce iptal ve yürütmenin durdurulması

istemiyle açılan dava olduğu iddia ediliyor.) dosya ile ilgili olarak dairede

örgüt mensubu olmayan üyelerin yürütmenin durdurulması kararının verilmesi

yönünde sıkıntı çıkarabileceği düşüncesiyle hangi heyete geleceğinin

belirlenmeye çalışıldığı, pazartesi olması hâlinde kararın kesin olacağının,

aksi hâlde örgüt mensubu olmayanların sıkıntı çıkarabileceğinin belirtildiği

ileri sürülmüştür. Ayrıca anılan dosyada, daire başkanının karşıoy

kullandığı, başvurucunun ve ByLock

görüşmesi yaptığı iddia edilen Y.Ç.nin de dâhil

olduğu, diğer üyelerin yürütmenin durdurulması yönünde karar verdikleri

belirtilmiştir. Söz konusu görüşmeler şöyledir:

Ö.İ. ile Y.Ç. arasındaki 21/1/2016 tarihli görüşme şöyledir:

"[Y.Ç.] Hastane dosyası

geldi daha ilk aşama ancak sav (savunmaya) kadar kabul olabilir. Havale edilen

tetkik hk. Yarın heyete girecek dosya bugün havale

edildi. Heyette T. ve G. var. Sıkıntı çıkarabilirler.Yarın

heyete gelse iyi mi olur. Pazartesi heyeti ise full

[Ö.İ.] İzmir’deki hastane mi abi

[Y.Ç.] Pazartesi o tetkik hakiminin günü değil ona pazartesi

gel dedik rutin dışına çıkmış olacağız. Ancak çok nadir acil işler de

yapıyoruz.

[Y.Ç.] İstanbuldakiler.

[Ö.İ.] Abi ttk hkm

tanıdık mı

[Y.Ç.] Açık Hukuka aykırılık var. Ancak idarenin savunmasını

almadan yd vermek çok istisna

[Ö.İ.] Evet"

Y.Ç ile A.E. arasındaki 21/1/2016 tarihli görüşme şu şekildedir:

[Y.Ç.] Hastane dosyası geldi daha ilk aşama ancak sav

(savunmaya) kadar kabul olabilir. Havale edilen tetkik hk.

Yarın heyete girecek dosya bugün havale edildi. Heyette T. ve G. Var. Sıkıntı çıkarabilirler.Yarın heyete gelse

iyi mi olur. Pazartesi heyeti ise full

[A.E.] Hangi gün size uygunsa abi

[A.E.] Önemli olan hayırlı bir sonuç

[Y.Ç.] Yani pazartesi kesin olur. Ancak imzalar tanıdık

olur. Başkaları da olsa daha iyi değil mi

[A.E.] G. sorun eder mi savunmaya kadar kabule katılır mı

[Y.Ç.] Bilmiyorum.

[A.E.] Sorun ederse yarın çıkmayabilir.

[A.E.] Pzt dışardan kimse yok mu

[A.E.] Abi sizi de sıkıntıya sokmayacak bir çözüm olmasında

fayda olduğu kanaatindeyim.

Y.Ç. ile 359056 ID'li şahıs arasındaki

21/1/2016 tarihli görüşme şöyledir:

[Y.Ç.] Hastane dosyası geldi daha ilk aşama ancak sav

(savunmaya) kadar kabul olabilir. Havale edilen tetkik hk.

Yarın heyete girecek dosya bugün havale edildi. Heyette T. ve G. var. Sıkıntı Çıkarabilirler.Yarın heyete gelse iyi mi olur. Pazartesi

heyeti ise full

[359056]: Bask. Garanti mi"

vi. Başvurucunun, sivil imamlar listesinde yer alan (ByLock kullanıcısı

da olan) E.Y. ile 20/2/2016 tarihinde 14.52.59 ila 14.58.33 saatlerinde

Yenimahalle'deki bir adreste; (ByLock kullanıcısı da olan) C.S. ile 30/10/2014

tarihinde 16.05.18 ila 16.45.27 saatlerinde Planned

Sitesi'nde; (ByLock

kullanıcısı da olan) C.Ş. ile 8/5/2016 tarihinde 13.10.17 ila 13.59.42

saatlerinde, 7/2/2016 tarihinde 14.47.18 ila 15.58.43 saatlerinde iki farklı

adreste bir arada bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu sivil imamların ayrıca başka

yüksek yargı üyeleriyle de değişik tarihlerde aynı yerde bulundukları iddia

edilmiştir.

27. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

Şüpheli Edat Yücel Seyhan'ın terör örgütü

mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele

geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi

aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Danıştay üyeliğine seçilmesine

karar verilen isimlerin olduğu, Danıştay'da yapılan seçimlerde örgütün önceden

belirlediği amacına ulaşmak için örgüt mensuplarının seçimi kazanması yolunda

diğer Danıştay üyelerinin oylarını temine çalıştığı, örgütün himmet parası da

topladığı çeşitli adlar altında yapılan toplantılarına katıldığı, örgüt

faaliyetleri kapsamında birçok örgüt üyesi ile 2013 yılında İstanbul'da örgüte

ait bir misafirhanede yapılan toplantıya iştirak ettiği, 17/25 Aralık

sürecinden sonraki dönemlerde örgütün yargı yapılanması içerisinde Danıştay'a

görülmekte olan özellikle rekabet, BTK, özelleştirme ve imtiyaz davalarında

örgüt adına hareket ederek, örgütün amacı ve talimatı doğrultusunda idarenin

aleyhine karar vermeye çalıştığı, bu cümleden olarak Danıştay 15. Dairesinin

2016/264 esas sayılı dosyasında diğer örgüt mensupları Y.Ç., M.G., E.A. İle

birlikte yürütmenin durdurulması kararını verdiği anlaşılmıştır."

28. İddianamenin kabul edilmesiyle birlikte Yargıtay 9. Ceza

Dairesinde yargılamaya başlanmıştır.

29. Başvurucu, savunmasında; ByLock görüşmelerine konu dosya ile

ilgili olarak ocak ayının sonuna doğru Danıştay Başkanlık Kurulunun kararıyla

daireler arasında değişiklik yapıldığını, 15. Daire üyesi G.nin

13. Dairede görevlendirilirken kendisinin 15. Dairede görevlendirildiğini,

29/1/2016 tarihinde bu dairede göreve başladığını ve o gün ilk heyetine

girdiğini, heyet listesinin daire başkanının gözetiminde ve kıdemli tetkik

hâkimi tarafından hazırlandığını, listeler önceden hazırlandığı için 15. Daire

listesinde adının olmadığını, daire başkanının isteği üzerine heyete girdiğini,

29/1/2016 tarihli heyete gireceğini daire başkanından ve kıdemli tetkik

hâkiminden başka kimsenin bilmediğini, ByLock görüşmelerinde 22/1/2016 ve

25/1/2016 tarihli iki heyetten bahsedildiğini, bu tarihlerde ve anılan

görüşmelerin yapıldığı 21/1/2016 tarihinde 15. Dairede görevli olmadığını,

dolayısıyla böyle bir plana dâhil olmasının mümkün olmadığını, ayrıca kararın

hukuka uygun olduğunu, hukuki saikle hareket

ettiğini, anılan dosyada idarenin savunması alınmadan yürütmenin durdurulması

kararı verilmesi gereken bir durumun söz konusu olduğunu, aynı konuda benzer

yönde başka kararların da bulunduğunu ileri sürmüştür. Bilgi Teknolojileri ve

İletişim Kurumu ve imtiyaz dosyalarında örgüt adına hareket ettiği iddiasıyla

ilgili olarak bu iddiaların soyut olduğunu, spesifik olarak bir dosya örneği

belirtilmeden böyle bir suçlama yapılamayacağını, H.E.nin

beyanında bahsedilen dosyaların iddia edilenin aksine idare lehine

sonuçlandığı, kendisinin de bu yönde oy kullandığını belirtmiştir. Sivil

imamlarla bir arada bulunduğu iddiasına ilişkin olarak bu kişileri

tanımadığını, buluştukları iddia edilen adreslerin baz istasyonlarının

bulunduğu adresler olduğunu, dolayısıyla böyle bir buluşmadan

bahsedilemeyeceğini, baz istasyonlarının kapsama alanı düşünüldüğünde evine yakın

olan bu adreslerden sinyal alınmasının mümkün olduğunu, belirtilen saat

aralıklarının da telefonundan alınan sinyal zamanlarıyla uyumlu olmadığını

belirtmiştir. Aleyhindeki şüpheli beyanlarına ilişkin olarak ise bu beyanların

baskı altında ve suçlamalardan kurtulmak amacıyla verildiğini, bu ifadelerin

özgür iradenin ürünü olmadığını, Danıştaya yeterli

donanıma sahip olduğu için seçildiğini, emsalleri arasında temayüz etmiş birisi

olduğunu, ifadelerin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür.

30.Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2/4/2019 tarihinde başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 4 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

Gerekçenin ilgili bölümü şöyledir:

"Sanık Edat Yüksel Seyhan'ın, 38440 sicil

numarası ile İzmir İdare Mahkemesi üyesi olarak göreve başladığı, Ankara Bölge

İdare Mahkemesi üyeliği görevinde bulunduğu, 24/2/2011 tarihinde Danıştay Üyesi

olarak seçildiği, Danıştay 13. ve 15. Dairesinde üye olarak görev yaptığı,

Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

içerisinde örgüt üyesi olarak idari yargı hakim

adaylığı staj döneminden itibaren yer aldığı, mensubiyetini idare

mahkemelerinde görev yaptığı dönemde de devam ettirdiği,

2010 yılında yapılan Hakimler ve Savcılar

Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri sonucunda, Kurulun çoğunluğunu ele geçirip

istedikleri kararı çıkarma yetkisi elde eden örgüt mensuplarının, yapılan yasa

değişikliğiyle Yargıtay ve Danıştay'a seçilecek üyelerin isimlerinin

belirlenmesi noktasında listeler oluşturup toplantı yaptıkları, 2011 yılında

Danıştay üyeliği seçimleri için M.K.nın evinde

yapılan örgüt toplantısında örgüt mensubu olarak HSYK üyelerine önerildiği,

24.02.2011 tarihinde HSYK’nun FETÖ mensubu olduğu

iddia edilen üyelerinin gündeme getirmesi ve ısrarı ile örgüt kontenjanından

sanık Edat Yüksel Seyhan'ın Danıştay üyeliğine seçildiği, 2013 yılında

Danıştay'da örgüt mensubu olmayan üyelerin yapmış oldukları toplantılara örgüt

mensubu olduğundan sanığın çağrılmadığı,

Tanık H.E.nin de

içerisinde bulunduğu ve örgütsel bağlılığı sürekli kılmak, örgüt talimatlarını

iletmek, toplanan istihbari bilgileri üst sorumlulara

aktarmak gibi amaçlarla oluşturulan gruplara dahil olup sohbet toplantılarına

katıldığı,

2012 yılında örgüt liderinin bir dönem kaldığı

İstanbul Çamlıca FEM Dershanesi ziyaretinin de dahil olduğu örgüt mensubu

Danıştay üyeleri için düzenlenen örgütün propaganda toplantılarına iştirak

ettiği,

Başta bazı bylock

yazışmalarında hastane dosyası olarak bahsedilen Fatih Üniversitesi hakkındaki

davalar olmak üzere örgüte ait kurum ve kişilere ilişkin davaların takibinde ve

örgüt lehine kararların çıkmasında etkili olduğu, ayrıca örgüt ile iltisaklı

olması nedeniyle kapatılan HUKAB (Hukuk Adamları Birliği Derneği)’nin Danıştay’daki örgüt mensupları ile görüşme talebinde

bulunduğu H.T. tarafından sanık Edat Yücel Seyhan ve diğer örgüt mensupları ile

konuluşulup ne yapılması gerektiğinin Y.Ç.ye

iletildiği,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne örgüt üyesi olarak

dahil olup bu birlikteliğini ve örgüte bağlılığını yakalandığı

20.07.2016tarihinekadar devam ettirdiği, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun

temadi eden kesintisiz suçlardan olup temadi yakalanma ile kesileceğinden

sanığın yakalandığı tarihte temadinin kesildiği (20.07.2016 tarihli Yakalama

Tutanağı), bu nedenle suç tarihinin 20.07.2016 ve öncesi olduğuanlaşılmakla;

Sonuç olarak, tanıklar İ.O., V.B., B.E., A.Ş.,

H.E. beyanları, bilirkişi raporları, tutanaklar, HTS kayıtları, müzekkere

cevapları ile tüm dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde;

eylemlerinde çeşitlilik ve yoğunluk bulunan sanığın, örgütün amacı, stratejisi

devlet içinde özellikle üst yargı organları içinde yapılanması ve faaliyetleri

itibariyle ülke genelinde devletin güvenliğine, Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasının öngördüğü düzene ve bu düzenin işleyişine yönelik cebir, şiddet ve

ağır suç teşkil edecek şekilde vahamet arz eden olayları gerçekleştiren

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyararşik yapı ve

organik bütünlüğüne dahil olduğu ve üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği

suçunun bu haliyle sübut bulduğu, sübut bulan suçtan sanığın cezalandırılması

gerektiği kanaatine varılmıştır.

Her ne kadar sanık savunmalarında suçlamaları

kabul etmemiş ise de; oluşa uygun ve samimi bulunan

sanıkla ilgili tanık beyanları, HTS kayıtları, müzekkere cevapları, bilirkişi

raporları ile tüm dosyada bulunan deliller birlikte değerlendirildiğinde;

sanığın savunmalarının suçlamadan kurtulma amacına matuf olduğu anlaşıldığından

oluş ile uyumsuz olan savunmalarına itibar edilmemiştir.

15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü ile

eylemlerinden bir kısmı, ülkemiz ve dünya barışı bakımından tehlikelilik durumu

yukarıda izah edilen bir örgütün (FETÖ/PDY) mensubu olmakla sanığın da

tehlikelilik durumunun ortaya çıktığı, sanığın örgüt tarafından yerleştirildiği

kamu kurumunun yüksek mahkemelerden Danıştay olduğu, silahlı terör örgütüne üye

olan sanığın amaç ve saiki, örgütün güttüğü amaçla

değerlendirilebileceğinden örgütün amaç ve saiki

ilgili husus hükmün gerekçe kısmında açıklanmış olup örgütün, özellikle 2012

yılı ve sonrasında gün yüzüne çıkan eylemleri nazara alındığında, örgüt

hiyerarşisi içinde 'mahrem alan' kapsamında yer alan yargı mensubu olan

sanığın, eğitim düzeyi, sahip olduğu sosyo-kültürel

birikimi, yaptığı görev nedeniyle edindiği mesleki bilgi ve tecrübeleri ile

örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun devlet otoritesini ele geçirmeyi

amaçlayan bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu

anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen hata hükmünün uygulanma imkanının da bulunmadığı kanaatine

varılmıştır."

31. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulmuş olup temyiz

incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. 5271 sayılı Kanun'un "Tanımlar"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi

altında bulunan kişiyi,

b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren

hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

...

e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce

suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,

f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle

başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,

g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri

veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak

dinlenmesini,

h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya

mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak

dinlenmesini,

...

j) Suçüstü:

1. İşlenmekte olan suçu,

2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin

işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından

takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,

3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren

eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,

...

İfade eder."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Gözaltı"

kenar başlıklı 91. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(5) Yakalama

işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet

savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

36. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

37. 5271 sayılı Kanun'un

"Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" kenar başlıklı 116.

maddesi şöyledir:

"Yakalanabileceği veya suç delillerinin

elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü,

eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Arama

kararı" kenar başlıklı 119. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde

sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına

ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri

arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı

alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde

Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri

ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması

için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri

amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

40. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

41. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

42. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

43.3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,

bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya

amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

44. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

45. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

46.2575 sayılı Kanun'un "Şahsi

suçların kovuşturma usulü " başlıklı 82. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Danıştay Başkanı, Başsavcı,

başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde

Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi

ile ilgili hükümler uygulanır."

47. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Kişisel ve görevle ilgili suçlar"

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci

başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle

ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi

Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren

suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.

(Mülga

altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.; Yeniden

düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.; Aynen kabul:

1/2/2018-7072/4 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine

giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen

soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına

bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi

başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine

girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir.

Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan

itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı

daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir.

İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince

yapılır."

48. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken

konu, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında

oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.

...

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme

kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara

ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK'nun

2. maddesinde tanımlanan 'soruşturma' ve 'kovuşturma'nın

yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda

düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma

usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise

Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana

kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının

belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel

hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler

doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır.

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve

Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri

arasında 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar', 93. maddesinde

'kişisel suçlar' ve 94. maddesinde 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâlleri' olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür.

...

Suçun 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise

aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre 'Ağır

ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel

hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları

tarafından bizzat yürütülür ...'

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin

uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü

kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

...

... Yargıtayın istikrar

bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan

silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini

feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak

üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun

işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve

Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun

94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

anlaşılmaktadır.

...

... millet iradesine dayalı demokratik rejimi

koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle

bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü

suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur

da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve

eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı

sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt

üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye

Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi

bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak

için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma

faaliyetleri kapsamında özel yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği,

örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket

ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında

işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile

kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü

gerektiği ... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza

Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.

..."

49. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve

E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir

örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak

örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu

bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket

edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda

tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ..."

50. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve

E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma

tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu

gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi halindetüm eylemleringeçitli suça

ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri de nazara alınıphukuken

birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu [anlaşılmıştır]

..."

51. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve

E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"Örgüt Üyeliği:

TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir.

...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine

getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.

Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün

emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup

faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve

talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin

en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da

talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt

üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı

sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve

öylece ifa etmesidir.

...

Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için

örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise

de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel

bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir.

Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden

yoğunluk aranır.

...

Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği,

hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği,

yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten

ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen

iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...

...

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek

katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası

olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye

olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle

hareket etmelidir ...

Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla

kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek

amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç

işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.

...

Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma

Suçları:

TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun,

bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220.

maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için

gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım,

dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları 'amaç suç' olarak işlemek

üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede

silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması

gerekir. Bu suçu, TCK'nın 220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli

ölçüt budur.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

52. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına Almanın Hukuka Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu; suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan, Danıştay üyeleri için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir

şekilde yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlık görüşünde; 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin (8)

numaralı fıkrasında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile

belirli suçlar hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma

yapılabileceğinin düzenlendiği, başvurucuya isnat edilen suçun da bu kapsamda

olduğu, dolayısıyla özel soruşturma usullerinin bu suçlar yönünden geçerli

olmadığı belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca 2575 sayılı Kanun'un 82., 2797 sayılı

Kanun'un 46. maddesine atıf yaparak ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinde

soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağının belirtildiğini, başvurucuya

isnat edilen suçun temadi suç olduğunu, yakalama anına kadar bu temadinin devam

edeceğini, dolayısıyla ağır cezalık suçüstü hâlinin oluştuğunu vurgulamıştır.

55. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bu hususa

ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

56. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

58. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

59. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

60. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan yakalama ve

gözaltı tedbirlerinin hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması

(Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353

sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri,

§ 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının

sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava

yoluyla yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu tespit

edildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

61. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik

niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

62. Kaldı ki yakalanan veya gözaltına alınan kişi, 5271 sayılı

Kanun'un 91. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca

yakalama işlemine veya gözaltına almaya ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının

yazılı emrine karşı hemen serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla sulh ceza

hâkimine başvurabilmektedir. Kanun bu başvurunun yakalanan kişinin yanı sıra müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya

ikinci derecede kan hısmı tarafından da yapılmasına

izin vermektedir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun yakalama işlemine

veya gözaltı emrine karşı sulh ceza hâkimliğine başvuruda bulunduğuna ve bu

başvurusunun sonuçsuz kaldığına dair herhangi bir bilgi ya da belgeye yer

verilmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 101).

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolün

neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili olmayan

mahkemece tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca

görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia

etmiştir.

65. Öte yandan başvurucu; isnat edilen silahlı terör örgütüne

üye olma suçunu işleyip işlemediği, örgüte üyeliğinin, örgütle irtibat veya iltisakının bulunup bulunmadığı hususlarında tutuklamayı

haklı kılacak şekilde bir araştırma yapılmadan tutuklanmasına karar

verildiğini, bu nedenle kamuoyunda suçlu olduğuna yönelik bir imaj oluştuğunu

ifade ederek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu,

haksız yere tutuklanması nedeniyle maaşının yarısının kesildiğini de ileri

sürmüştür.

66. Bakanlık; yakalama ve gözaltının hukuka aykırı olduğu

şikâyeti hakkındaki değerlendirmelerine ek olarak başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken isnat edilen suça ilişkin dosyada somut delillerin olduğunun

belirtildiğine değinerek olayda tutuklamaya yeterli belirtinin ve tutuklama

nedenlerinin bulunduğunu, tutuklamanın ölçülü bir tedbir olduğunu, tutuklamanın

hukukiliği değerlendirilirken olağanüstü hâl şartlarının dikkate alınması

gerektiğini ifade etmiştir.

67. Bakanlık sonuç olarak başvurucunun bu bölümdeki iddialarının

açıkça dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.

68. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında;

tutuklanmasını gerektirecek somut bir olgunun on ay geçmesine rağmen hâlâ

gösterilmediğini, Bakanlık görüşünde de herhangi bir açıklama yapılmadığını,

hakkındaki soruşturmanın hukuksuz ve keyfî olduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

69. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

70. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

71. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

72. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

73. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

74. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Genel İlkeler

75. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Özcan Güney

(B. No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 57-62) başvurusu hakkında verilen karar.

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

76. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

77. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

78. Diğer taraftan başvurucu, Danıştay üyeleri ile ilgili

öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin görevli ve

yetkili olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

79. 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin

kişisel suçlarının takibinde Yargıtay üyelerinin kişisel suçları ile ilgili

hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine

göre Yargıtay üyelerinin (Somut olayda danıştay

üyesinin) görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında

soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun (Danıştay üyeleri için

Danıştay Başkanlık Kurulu) kararına bağlıdır. Bununla birlikte ağır ceza

mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin

bulunması durumunda soruşturma genel hükümlere göre yürütülecek ve bu

soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza

hâkimliklerince karar verilebilecektir. Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayın ilgili ceza dairesinde yapılacaktır.

80. Sorgu sırasında başvurucu, Mahkemenin görevsiz ve yetkisiz

olduğu yönünde itirazda bulunmuş; hâkim anılan itirazı, şüpheliye isnat edilen

suçların ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinden olması nedeniyle 5271

sayılı Kanun'un 2. maddesinin (j) bendi ve 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı

Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 94. maddesi uyarınca reddetmiştir (bkz. § 21).

81. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararı, fezleke ve

iddianamede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında soruşturma

mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu, başvurucu yönünden ağır

cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve bu itibarla

soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.

82. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.

maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık

(ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda

kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur. Bir suçun

niteliğinin (kişisel suç mu, görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve

kovuşturma süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre

varılacak sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit

edilebilir. Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı

olarak- keyfîlik bulunması ve bunun temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine

ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların

somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 223). Başvurucu

hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında

yer alan tespit ve değerlendirmeler karşısında söz konusu suçun kişisel suç

olarak nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez.

83. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden

suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken, isnat edilen

silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna

dayanılmaktadır.

84. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. §§ 48-50; aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza

Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495, K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011

tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı; 6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090,

K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve

E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

85. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin

kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat

edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 47; aynı

doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K. 2017/403 sayılı; 10/10/2017

tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

86. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde

-görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen

silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma

suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk

derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu

kişiler tarafından ileri sürülen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve

tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de

bulunmadığı yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi

gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli

konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda ağır ceza

mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu"

değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul

etmemiştir.

87. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında (20/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi

olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat

edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu

yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki

temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. Genel hükümlere

göre yürütülen soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı

olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Başvurucunun görev

yaptığı yerdeki sulh ceza hakimliğince tutuklanmasının hukuki ve olgusal

temellerinin bulunmadığının ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.

88. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun Danıştay üyesi olması

nedeniyle 2575 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın yetkili

ve görevli olmayan mahkeme tarafından kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası

yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

89. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

90. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suçun

işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 21).

91. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve fezlekede ise

başvurucunun isnat edilen suçu (silahlı terör örgütü üyesi olma) işlediğine

dair delil olarak tanık ve şüpheli beyanlarına, diğer kişiler arasında ByLock üzerinden

yapılan haberleşmenin içeriğine ve cep telefonlarına ilişkin sinyal bilgilerine

dayanıldığı görülmektedir (bkz. §§ 25-27).

92.İddianame ve fezlekede başvurucunun dışındaki bazı kişiler

(Ö.İ., Y.Ç., A.E. ve kimliği belirlenemeyen başka bir kişi) arasında ByLock

programı üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine atıf yapılmıştır. Bu

kişilerden yurt dışında olduğu tespit edilen Ö.İ.nin

FETÖ/PDY'nin yargı mensuplarından sorumlu sivil imamı

olduğu iddia edilmiştir ve hakkında yakalama kararı bulunmaktadır. Danıştay

üyesi olan A.E. ve Y.Ç., kamu görevinden çıkarılmış ve FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan dolayı başlatılan soruşturmalarda haklarında tutuklama tedbiri

uygulanmıştır.

93. Bu kapsamda ByLock görüşmelerinde soruşturma makamlarınca

Fatih Üniversitesiyle ilgili olduğu iddia edilen bir dava ile ilgili olarak

dairede örgüt mensubu olmayan üyelerin yürütmenin durdurulması kararı verilmesi

yönünde sıkıntı çıkarabileceği düşüncesiyle dosyanın hangi heyete geleceğinin

belirlenmeye çalışıldığı, pazartesi olması hâlinde kararın kesin olacağının,

aksi hâlde örgüt mensubu olmayanların sıkıntı çıkarabileceğinin belirtildiği

ileri sürülmüştür. Ayrıca anılan dosyada, daire başkanının karşıoy

kullandığı, başvurucunun da dâhil olduğu diğer üyelerin ise (ihraç edilen)

yürütmenin durdurulması yönünde oy kullandıklarının tespit edildiği

belirtilmiştir.

94. Bunun yanı sıra Eski Adalet Bakanlığı müsteşarı, HSYK üyesi

ve Danıştay üyeleri başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğu yönünde beyanda

bulunmuşlardır.

95. Son olarak FETÖ/PDY'nin sivil imamları oldukları iddiasıyla

haklarında soruşturma yürütülen bazı kişilerin kullandıkları cep telefonları

ile başvurucunun kullandığı cep telefonunun farklı tarihlerde aynı baz

istasyonundan sinyal aldığı bilgisinin bulunduğu, bu sivil imamların FETÖ/PDY ile bağlantılarının olması

nedeniyle meslekten çıkarılan çok sayıda Yüksek Mahkeme üyesiyle de farklı

tarihlerde bir araya geldiklerinin tespit edildiği görülmektedir.

96. Bu itibarla başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesinin

varlığını doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

97. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

98. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aynı yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 271; Selçuk Özdemir,§ 78).

99. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,

§ 79). Ayrıca Danıştay üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller

üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.

100. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 33, Gülser Yıldırım (2), § 148).

101. Somut olayda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılması tehlikesine,

adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 21).

102. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 9. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

103. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

104. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı

derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her

kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet

temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

105. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

106. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında

Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

107. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

108. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğa Yönelik

İtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

109. Başvurucu; tutukluluğa itirazının makul sürede karara

bağlanmadığını ileri sürmüştür.

110. Bakanlık görüşünde, başvurucunun tutukluluğa itirazı

üzerine tutuklama kararı veren 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/7/2017 tarihli ve

29783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve

Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin

(KHK) 3. maddesi uyarınca tanınan on günlük süreyi beklemeksizin beş gün içinde

dosyayı itirazı incelemeye yetkili merciye

gönderdiği, itirazı inceleyen 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin de 5271 sayılı Kanun'un

271. maddesine uygun olarak üç gün içinde karar verdiği, anılan sürelerin

kanuna uygun ve fiilî durumla orantılı olduğu ileri sürülmüştür.

111. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bu hususa

ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

112. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

113. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

114. Yukarıda açıklanan gerekçelerle (bkz. §§ 70-73)

başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının incelenmesi Anayasa'nın 15.

maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle itirazın

incelenmesi süresinin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile

düzenlenen kısa sürede karar

verilmesi zorunluluğu ile uyumlu olup olmadığı tespit edilecektir.

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

115. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti

kısıtlanan kişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu

talebin karara bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de kısa sürede karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.Kararın gereken

süratle alınıp alınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre

değerlendirilir (Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B. No: 2013/4128,

18/11/2015, § 71).

116. Ceza muhakemesi hukukumuzda itiraz usulünün düzenlendiği

5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kararına itiraz

edilen hâkim veya mahkemenin itiraz incelemesini en çok üç gün içinde yapması,

itirazı yerinde görmezse yetkili merciye göndermesi

gerektiği belirtilmiştir. Bu süre, 668 sayılı KHK ile 5237 sayılı Kanun'un

İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümü'nde

tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen

suçlar bakımından, olağanüstü hâlin devamı süresince on gün olarak

düzenlenmiştir.

117. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme açısından itiraz

incelemesi yönünden 5271 sayılı Kanun'da bir süre öngörülmüş ise de itiraz

merciinin incelemesini ne kadar süre içinde tamamlaması gerektiğine ilişkin bir

düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa'nın yukarıda değinilen 19. maddesinin

sekizinci fıkrasında yer alan “kısa sürede”

ibaresi, hürriyeti kısıtlanan kişinin bu kısıtlamanın hukukiliğine karşı

yaptığı itirazın mümkün olan en kısa sürede karara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır

(benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ulaş

Kaya ve Adnan Ataman,§ 73).

118. 5271 sayılı Kanun'un 268. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (a) bendinde itirazı inceleyecek merciler ayrıntılı bir şekilde

belirtilmiştir. Bu düzenlemede, eğer kararına itiraz edilen hâkimlik ağır ceza

mahkemesinin bulunduğu yerdeki bir sulh ceza hâkimliği ise ve aynı zamanda o

yerde tek sulh ceza hâkimliği bulunuyorsa itirazı inceleme yetkisinin en yakın

ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine ait olduğu ifade

edilmiştir.

119. Somut olayda başvurucunun tutuklama kararına itiraz

dilekçesini 27/7/2016 tarihinde Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğine verdiği

anlaşılmıştır. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 2/8/2016 tarihinde itirazı yerinde

görmeyerek dosyayı incelenmek üzere Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine

göndermiştir. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde itirazın reddine

karar vermiştir. Bu kapsamda başvurucunun itirazının itirazda bulunulduktan

dokuz gün sonra karara bağlanmasının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasında yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi Nursel Aydoğan

(B. No: 2016/35718, 30/10/2018, §§ 112-114) kararında on dört günlük süreyi

makul bulmuştur.

120. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

121. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık

oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler

yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

4. Sulh Ceza Hâkimliğinin

Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

122. Başvurucu; tutuklama kararına karşı yaptığı itirazın kapalı

devre işleyen bir sistem içinde bir başka sulh ceza hâkimliği tarafından

reddedildiğini, bu yargı yerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir başvuru

mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

123. Bakanlık; sulh ceza hâkimliklerini kuran 18/6/2014 tarihli

ve 6545 sayılı Kanun’un Anayasa'ya aykırı olduğu itirazının Anayasa

Mahkemesinin E.2014/164, K.2015/12 sayılı kararıyla reddedildiğini, öte yandan Hikmet Kopar ve diğerleri kararında da

benzer şikâyetin kabul edilemez bulunduğunu belirterek bu şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesini yapmıştır.

124. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; tutuklama

kararı veren hâkimliğin tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu, tutuklama

kararını 2575 sayılı Kanun'a göre oluşturulacak organ tarafından verilmesi

gerektiğini, sulh ceza hâkimliklerinin tarafsızlık ve bağımsızlık şartlarını

karşılamadığını, bu hâkimliklerin kapalı devre işleyen bir sistemle çalıştığını

belirtmiştir.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

125. Yukarıda açıklanan gerekçelerle (bkz. §§ 70-72)

başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının incelenmesi Anayasa'nın 15.

maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle itiraz

merciinin başta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecektir.

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

126. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], §§

101-115; Mehmet Baransu

(2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

127. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

128. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olduğu

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

129. Buna göre başvurucunun tutuklanmasına yönelik itirazın sulh

ceza hâkimliğince karara bağlanmasının Anayasa'da -başta 19., 138., 139. ve

140. maddeler olmak üzere- bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık

oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler

yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

130. Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı

nedeniyle suçlamalara ilişkin ve tutuklamaya temel teşkil eden temel delillere

erişemediğini, atılı suçla ilgili fiiller ve somut delillerin kendisine

gösterilmediğini, bu şekilde ifade ve sorgu işleminin yapıldığını, tutukluluğa

etkili bir şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

131. Bakanlık görüşünde, başvurucunun tüm belgelere erişiminin

kısıtlanmadığı, özellikle ifade ve sorgu tutanaklarına erişimin mümkün olduğu,

başvurucunun bu şekilde suçlamaları öğrendiği, Savcılıkta suçlamaların

ayrıntılı olarak başvurucuya bildirildiği ileri sürülmüştür.

132. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; Bakanlığın

iddialarının gerçeği yansıtmadığını, herhangi bir delilin henüz kendisine gösterilmediğini,

Savcılıktaki sorguda somut bir suçlama veya delille ilgili soru sorulmadığını,

suçlamalar konusunda bilgi sahibi olmadığını vurgulamıştır.

b. Değerlendirme

133.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

134. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

135. Yukarıda açıklanan gerekçelerle (bkz. §§ 70-72). başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının incelenmesi

Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında

öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir.

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

136. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi

gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas

tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate

alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri,

§§ 168-176; Hidayet Karaca, §§

105-107; Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, §§ 248-257).

137. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa

ilişkin kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa

ilişkin dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

138. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

139. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle yapıldığı iddia olunan müdahalenin

Anayasa'nın bu hakka dair 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırılık

oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler

yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

140. Başvurucu; görevli ve yetkili olmayan merci tarafından

yasal şartları oluşmadığı hâlde evinde arama ve elkoyma

işleminin gerçekleştirildiğini belirterek özel hayata saygı, konut

dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

141. Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

uyarınca arama kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tazminat yoluna

başvurulabileceği fakat başvurucu tarafından bu usule ilişkin yola

başvurulmadan bireysel başvuru yapıldığı ifade edilmiştir.

142. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; bu ihlallerin

tespiti için tazminat davası açma gibi bir şartın olmadığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

a. Arama Kararı Yönünden

143. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında; daha önce

bireysel başvuru formunda dile getirmediği mal varlığına tedbir konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetini ileri sürmüştür.

144. Başvurucunun bu iddiayı yeni bir başvuru yapmaksızın ve

harç ödemeksizin öne sürdüğü anlaşıldığından bu şikâyet yönünden ayrıca bir

değerlendirme yapılmamıştır.

145. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

146. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin, suç

delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

147. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak

bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

148. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

149. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun bulunması gerektiği

değerlendirilmiştir.

b. Elkoyma Kararı Yönünden

150. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271

sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma

işleminin hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak

yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital

materyaller ve cep telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade

edilmesi mümkün olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına

veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan

ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya

zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddi

zararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna

başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Dolayısıyla

başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin

yapıldığı anlaşılmaktadır.

151. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olmasından

dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUGUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olduğuna ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın arama kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Edat Yücel

SEYHAN

Vekili

:

Av. Gökhan

GÜNAYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/16204, 26 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası