İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emine Yetişecek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4496)

1. Başvuru, 12/9/2006 tarihinde Diyarbakır Koşuyolu Parkı

Başvuru No2013/4496Tarih20 Nisan 2016Okuma49 dk · 9.802 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Yetişecek Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/4496
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.802 kelime·49 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 12/9/2006 tarihinde Diyarbakır Koşuyolu Parkı

duvarının yakınına terör amaçlı yerleştirilen bir bombanın patlatılması sonucu

yaralanan Emine Yetişecek ile yaşamını kaybeden kişilerin yakınlarının açtığı

davalarda hükmedilen maddi tazminat miktarlarının yetersiz olması,

başvurucuların manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi,

yargılamaların uzun sürmesi ve söz konusu olayda idarenin gerekli güvenliği sağlayamaması

nedenleriyle Anayasa’nın 10., 17., 40. ve 61. maddelerinde güvence altına

alınan hakların ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular muhtelif tarihlerde Diyarbakır Bölge İdare

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca muhtelif

tarihlerde, başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölümler

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanları tarafından muhtelif tarihlerde, başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, 2013/4496, 2013/7776, 2013/8484 numaralı

başvurular hakkındaki görüşünü muhtelif tarihlerde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur. Bakanlık 2013/5404, 2013/7268 ve 2013/7614 numaralı bireysel

başvurular hakkında ise aynı patlama olayına ilişkin Mehmet Çetinkaya ve Maide

Çetinkaya tarafından yapılmış 2013/1280 numaralı bireysel başvuruda Anayasa

Mahkemesinin verdiği karara atıf yaparak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşler

muhtelif tarihlerde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular

vekili Bakanlığın 2013/4496 ile 2013/7776 numaralı başvurular hakkındaki

görüşüne karşı beyanlarını muhtelif tarihlerde Anayasa Mahkemesine ibraz

etmiştir.

7. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/5404, 2013/7268, 2013/7614,

2013/7776 ve 2013/8484 numaralı başvuru dosyalarının konu yönünden hukuki

irtibat nedeniyle 2013/4496başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine,

incelemenin 2013/4496 başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer

başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Diyarbakır ili Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunan Koşuyolu

Parkı duvarının yakınına terör amaçlı yerleştirilen bir bombanın 12/9/2006

tarihinde patlatılması sonucu başvurucu Emine Yetişecek yaralanmış, diğer

başvurucuların ise yakınlarından bazıları vefat etmiştir.

1. Başvurucular Tarafından Açılan İptal ve Tam

Yargı Davalarına İlişkin Süreç

a. Başvurucu Emine Yetişecek Tarafından Açılan İptal

ve Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu anılan patlamada yaralanmıştır.

11. Başvurucu anılan patlama nedeniyle uğramış olduğu maddi ve

manevi zararın tazmini istemiyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca

13/11/2006 tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına

(Zarar Tespit Komisyonu) müracaat etmiştir.

12. Zarar Tespit Komisyonu 30/5/2008 tarihli ve 2008/2188 sayılı

karar ile başvurucuya 6.577,80 TL ödenmesine karar vermiştir.

13. Başvurucunun söz konusu meblağı kabul etmemesi üzerine

17/6/2008 tarihli uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiştir. Bunun üzerine başvurucu

23/7/2008 tarihinde 20.000 TL maddi, 30.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000

TL tazminatın tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle İdare Mahkemesinde

iptal ve tam yargı davası açmıştır.

14. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 24/12/2009 tarihli ve

E.2008/1871, K.2009/2616 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Gerekçenin

ilgili kısmı şöyledir:

" (...)

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının

12.09.2006 tarihinde Diyarbakır İl Merkezinde Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunan

Koşuyolu Parkı'nın duvar dibine konan bombanın patlaması sonucu yaralandığı,

5233 sayılı Yasa kapsamında davalı idareye başvurduğu, davalı idarece

30.05.2008 tarih ve 2008/1-2188 sayılı işlemle davacıya %47 oranında özürlü

olduğu göz önüne alınarak 5233 sayılı Yasa kapsamında 6.577,80-TL ödenmesine

karar verilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Davalı idarece anılan olay nedeniyle davacının

yaralanmasına ilişkin belgelerin Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi

Baştabipliğinden istenildiği, davacı hakkında düzenlenen Sağlık Kurulu

Raporunda davacının bu olaydan dolayı %47 oranında özürlü kaldığı

bildirilmiştir.

Bu durumda, ilgili Yönetmeliğin 21. maddesinin

(b) bendine göre davacının yaralanmasının %47 oranında özür meydana getirdiği,

(7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan

miktarın davacının özür derecesi olan %47 nin

cetveldeki karşılığı olan 20 ile çarpımı sonucu (7000x0.046985x20=) 6.577,90 TL

olduğu, idarece de 6.577,80 TL’nin ödenmesine karar verildiği, 5233 sayılı Yasa

ve ilgili Yönetmelik kapsamında mevzuata uygun olarak ödeme yapıldığı

görülmüştür.

Her ne kadar davacı vekilince dosyaya, dava

konusu işlemin tesis tarihinden sonra 04.07.2008 tarihinde Diyarbakır Eğitim ve

Araştırma Hastanesi'nden alınan davacının %75 oranında özürlü olduğuna ilişkin

rapor sunulmuş ise de idarece işlem tesisinde esas alınan rapor Mahkemememizce de yeterli görüldüğünden bu rapora itibar

edilmemiştir.

Öte yandan, 5233 Kanun'un amacı, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî

zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanması olduğundan,

davacının manevi tazminat isteminin karşılanmasına olanak bulumamaktadır.

15. Anılan kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay 15.

Dairesi, 14/3/2012 tarihli ve E.2011/9693, K.2012/1121 sayılı ilam ile kararın

manevi tazminat istemine ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminat istemine

ilişkin kısmının ise zarar hesaplanırken 2008 yılı memur aylık katsayısının

dikkate alınması gerekirken 2007 yılı memur aylık katsayısının dikkate alındığı

gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir.

16. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 28/2/2013

tarihli ve E.2012/10365, K.2013/1647 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

17. Anılan kararın 23/5/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmesiyle 20/6/2013 tarihli ve 2013/4496 numaralı bireysel başvuru

yapılmıştır.

18. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi 19/6/2013 tarihli ve

E.2013/1559, K.2013/760 sayılı karar ile Danıştayın

kısmi bozma kararına uymuş ve 2008 yılı memur aylık katsayısını dikkate alarak

başvurucuya 6.928,04 TL ödenmesine karar vermiştir. Bu kararın temyiz

edildiğine ilişkin başvuru dosyasında herhangi bir bilgi ve belge

bulunmamaktadır.

b. Başvurucular Mehmet Demir, Barış Demir ve Hebun Demir Tarafından Açılan İptal ve Tam Yargı Davalarına

İlişkin Süreç

19. Başvuruculardan Mehmet Demir’in kızları ve diğer

başvurucuların kardeşleri olan Zilan Demir ile Mizgin Demir anılan patlama sonucunda vefat etmiştir. Aynı

patlamada, Mehmet Demir'in eşi ve diğer başvurucuların annesi Faide Demir de hayatını kaybetmiştir.

i. Zilan Demir’in

Ölümü Nedeniyle Açılan Dava

20. Zilan Demir’in ölümü nedeniyle

uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 17/7/2004

tarihli ve 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaat

eden başvuruculara Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007 tarihli ve 198 sayılı

kararıyla 18.000 TL ödenmesine karar verilmiştir.

21. Başvurucuların söz konusu meblağı kabul etmemesi üzerine

4/5/2007 tarihinde uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş ve başvurucular tarafından

17/7/2007 tarihinde 30.000 TL maddi, 75.000 TL manevi olmak üzere toplam

105.000 TL tazminatın taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle İdare

Mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.

22. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 26/6/2008 tarihli ve

E.2007/1086, K.2008/1224 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Gerekçenin

ilgili kısmı şöyledir:

“…

Bakılan davada; davacıların 5233 sayılı Kanun

uyarınca murislerinin ölümünden kaynaklı zarar tazmini istemiyle başvuruda

bulundukları, komisyon tarafından davacılarınmurislerinin

terör veya terörle mücadeleden kaynaklı eylemlerden dolayı hayatını kaybettiğigerekçesiyle başvurusu kabul edilerek tarafına

tazminat önerildiğine göre, teklif edilen miktarın usulüne uygun olarak

hesaplanıp hesaplanmadığının incelenmesi iş bu davadaki uyuşmazlığın esasına

oluşturmaktadır.

Yukarıda anılan kanun hükmü uyarınca; ölüm

hallerinde 7000 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu

bulunan miktarın, elli katı tutarında ilgililere nakdi ödeme yapılacağı hususu

açıktır.

Buna göre; davacının maddi tazminat istemine

ilişkin olarak; 7000 gösterge rakamının işlem tarihinde (2007 yılı Bütçe

Kanununa göre 1.1.2007-31.6.2007 tarihleri arasında) geçerli olan memur aylık

katsayısı olan 0,046985 ile çarpımının elli katı olarak hesaplanan

16.444,75-YTL miktarın davacıya önerilmesi gerektiği,komisyon

tarafından yapılan hesaplama sonucunda isedavacıya

ölümden kaynaklı 16,445,00-YTL ve cenaze yardımı olarak 1.555,00-YTLolmak üzere

toplam 18.000-YTL’ ninteklif edildiği görülmektedir.

Bu durumda, zarar tespitkomisyonu

tarafından usulüne uygun olarak yapılan hesaplama sonucu bulunan miktarın

davacıya önerildiği görüldüğünden, dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata

aykırılık görülmemektedir.

Diğer taraftan,terör

ve terörden kaynaklı eylemlerden zarar gören ilgililerinözel

bir kanun olan 5233 sayılı Kanun uyarınca zararlarının karşılanmasını talep

edebilecekleri gibi bu yola başvurmadan genel hükümlere göre zararlarının

karşılanmasını isteyebilecekleri diğer bir ifadeyle terörden kaynaklı

zararlarının tazmini konusunda seçimlik bir hakka sahip bulundukları hususu

açıktır. Bakılan davada davacıların murislerinin ölümü nedeniyle zararlarının

tazmini istemiyle 5233 sayılı Kanun uyarınca Valilik Makamına başvurdukları ve

zarar hesaplaması da bu kanun hükümlerine göre usulüne uygun olarak

yapıldığından bu yönüyle de komisyon işleminde bir hukuka aykırılık

bulunmamaktadır.

23. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Danıştay 15.

Dairesinin 14/3/2012 tarihli ve E.2011/9627, K.2012/1111 sayılı ilamıyla

onanmıştır.

24. Başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

27/2/2013 tarihli ve E.2012/11703, K.2013/1542 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

25. Anılan kararın 5/7/2013 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmesiyle 12/7/2013 tarihli ve 2013/5404 numaralı bireysel başvuru

yapılmıştır.

ii. Mizgin Demir’in

Ölümü Nedeniyle Açılan Dava

26. Başvurucular, aynı patlama sonucunda vefat eden Mizgin Demir’in ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve

manevi zararlarının tazmini için 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006

tarihinde idareye müracaat etmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007

tarihli kararı ile başvuruculara 18.000 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine,

başvurucular tarafından, Zilan Demir'in ölümü

nedeniyle açılan davada belirtilen taleplerle 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır 1.

İdare Mahkemesinde ayrı bir dava açılmıştır.Diyarbakır

1. İdare Mahkemesi, 27/6/2008 tarihli ve E.2007/1088, K.2008/1238 sayılı karar

ile Zilan Demir’in ölümü nedeniyle açılan davadakine

benzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiştir. Danıştay 15. Dairesinin

14/3/2012 tarihli ve E.2011/9631, K.2012/1115 sayılı ilamı ile onanan karar

başvurucuların karar düzeltme taleplerinin aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli ve

E.2012/9775, K.2013/1435 sayılı ilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.

27. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 27/8/2013

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 23/9/2013 tarihli ve

2013/7268 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.

iii. Faide Demir’in

Ölümü Nedeniyle Açılan Dava

28. Başvurucular aynı patlama sonucunda vefat eden Faide Demir’in ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve

manevi zararlarının tazmini için 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006

tarihinde idareye müracaat etmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007

tarihli kararı ile başvuruculara 18.000 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine

başvurucular tarafından Zilan Demir'in ölümü

nedeniyle açılan davada belirtilen taleplerle 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır 1.

İdare Mahkemesinde ayrı bir dava daha açılmıştır.Diyarbakır

1. İdare Mahkemesi, 27/6/2008 tarihli ve E.2007/1087, K.2008/1237 sayılı karar

ile Zilan Demir’in ölümü nedeniyle açılan davadakine

benzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiştir. Danıştay 15. Dairesinin

14/3/2012 tarihli ve E.2011/9671, K.2012/1112 sayılı ilamı ile onanan karar

başvurucuların karar düzeltme taleplerinin aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli ve

E.2012/9414, K.2013/1436 sayılı ilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.

29. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 17/9/2013

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 9/10/2013 tarihli ve

2013/7614 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.

c. Başvurucular Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya

Tarafından Açılan İptal ve Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç

30. Başvurucuların kızı Nazlıcan

Çetinkaya anılan patlama sonucunda vefat etmiştir.

31. Başvurucular Nazlıcan

Çetinkaya'nın ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının

tazmini için 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaat

etmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007 tarihli kararı ile başvuruculara

18.000 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine başvurucular tarafından 17/7/2007

tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde 30.000 TL maddi, 70.000 TL manevi

olmak üzere toplam 100.000 TL tazminat talepli iptal ve tam yargı davası

açılmıştır.

32. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 22/4/2008 tarihli ve

E.2007/1090, K.2008/597 sayılı karar ile 5233 sayılı Kanun uyarınca

başvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının belirlenmesinde bir isabetsizlik

bulunmadığı 5233 sayılı Kanun sadece maddi zararları tazmin ettiğinden

başvurucuların manevi tazminata ilişkin taleplerinin karşılanmasının mümkün

olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

33. Danıştay 15. Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9355,

K.2012/1323 sayılı ilamı ile onanan karar başvurucuların karar düzeltme

taleplerinin aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli ve E.2012/9767, K.2013/1434 sayılı

ilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.

34. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 24/9/2013

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 22/10/2013 tarihli ve

2013/7776 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.

d. Başvurucular Burhan Marangoz ve Gülistan

Marangoz Tarafından Açılan İptal ve Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç

35. Başvurucuların oğlu Hasan Marangoz anılan patlama sonucunda

vefat etmiştir.

36. Başvurucular Hasan Marangoz'un ölümü nedeniyle uğramış

oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini için 5233 sayılı Kanun

kapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaat etmiştir. Zarar Tespit

Komisyonunun 18/5/2007 tarihli kararı ile başvuruculara 18.000 TL ödenmesine

karar verilmesi üzerine başvurucular tarafından 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır

1. İdare Mahkemesinde 30.000 TL maddi, 70.000 TL manevi olmak üzere toplam 100.000

TL tazminat talepli iptal ve tam yargı davası açılmıştır.

37. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 27/6/2008 tarihli ve

E.2007/1089, K.2008/1240 sayılı karar ile 5233 sayılı Kanun uyarınca

başvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının belirlenmesinde bir isabetsizlik

bulunmadığı 5233 sayılı Kanun sadece maddi zararları tazmin ettiğinden

başvurucuların manevi tazminata ilişkin taleplerinin karşılanmasının mümkün

olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

38. Danıştay 15. Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9369,

K.2012/1322 sayılı ilamı ile onanan karar başvurucuların karar düzeltme

taleplerinin aynı Dairenin 12/6/2013 tarihli ve E.2012/9804, K.2013/4408 sayılı

ilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.

39. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 22/10/2013

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 21/11/2013 tarihli ve

2013/8484 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.

2. Ceza Soruşturması ve Kovuşturma Süreci

40. Yerel Mahkeme dosyalarında bulunan ve UYAP bilişim sistemi

aracılığıyla elde edilen bilgi ve belgelere göre başvuru konusu olaya ilişkin

ceza soruşturması ve kovuşturma süreci şöyledir:

41. Başvuruya konu patlama olayından bir gün sonra bir internet

sitesi aracılığıyla olayda kullanılan termos düzeneğinin fotoğraflarına da yer

verilerek söz konusu patlama olayı Türk İntikam Tugayı adı verilen bir

yapılanma tarafından üstlenilmiştir. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü

yetkililerince yapılan inceleme ve araştırmalarda internet sitesinde yer alan

fotoğrafla olay yerinde kullanılan düzeneğin birbiriyle uyum sağladığı ve

düzeneğin telsiz kullanılarak uzaktan kumanda ile patlatılmış olduğu söz konusu

sitenin kısa bir süre önce oluşturulduğu tespit edilmiştir.

42. Konuyla ilgili yetkili makamların soruşturma ve araştırmaları

devam etmekte iken Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Elektronik Şube Müdürlüğüne

7/4/2008 ve 19/2/2009 tarihlerinde iki e-posta ihbarı yapılmış ve anılan

ihbarda patlamanın üstlenildiği internet sitesini kuranlardan birinin B.G.

olduğu belirtilerek B.G.ye ait çeşitli şahsi bilgilere yer verilmiştir.

43. Söz konusu ihbar üzerine derinleştirilen ve genişletilen

soruşturma sonucunda ihbarda yer alan bilgiler teyit edilmiş, patlamayı

üstlenen Türk İntikam Tugayına ait internet sitesine B.G. tarafından giriş yapıldığı

tespit edilmiş ve bu sitenin B.G. tarafından kurulduğuna dair kuvvetli bulgular

ile B.G.nin patlama olayına dâhil olduğu sonucuna

götüren birçok teknik detay tespit edilmiştir. Olay yerinde ele geçirilen

telsizin de B.G.nin akrabası H.T. tarafından internet

sitesi aracılığıyla satın alınarak temin edildiğinin tespit edilmesi üzerine

22/3/2009 tarihinde B.G. ile B.G.nin patlama

olayından önce ev arkadaşı olan M.E., B.G. ile M.E.nin

savunmaları doğrultusunda da 23/3/2009 tarihinde H.T. gözaltına alınmıştır.

Akabinde 27/3/2009 tarihinde anılan kişiler mahkeme kararı uyarınca

tutuklanmıştır.

44. Söz konusu kişilerin Mahkeme kararı doğrultusunda ev ve

üstlerinde yapılan aramalar sonucunda yasa dışı PKK terör örgütünün

propagandasını yapan çok sayıda ve çeşitte doküman ele geçirilmiştir. Anılan

kişilerin kolluk ve cumhuriyet savcısı huzurunda, müdafi eşliğinde verdikleri

ifadeler; patlamaya neden olan bombanın askerlik iznine gelen H.T. tarafından

B.G. ve M.E.nin ikamet ettiği evde hazırlandığı, H.T.nin örgüt dağ kadrosunda iken çıkan çatışma sonucu

hayatını kaybeden amcasının oğlunun intikamını almak, yasa dışı gösterilerde

Kürt kökenli gençlere kötü muamelede bulunulduğu gerekçesiyle polislerden

intikam almak gibi sebeplerle kendi başına bu eylem kararını aldığı, örgüt

lehine ama örgütten talimat almaksızın bu eylemi gerçekleştirdiği, termos

içindeki bomba düzeneğinin saat 20.30’da Diyarbakır Koşuyolu Parkı duvarının

yakınına H.T. tarafından konulduğu ve yaklaşık kırk dakika sonra patlatıldığı, B.G.nin de ona yardım ettiği, M.E.nin

ise yardımı söz konusu olmamakla birlikte rastlantı eseri bombanın

hazırlanmasına tanıklık ettiği şeklindedir.

45. Olayla ilgili soruşturma evresinin tamamlanması üzerine

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 9/6/2009 tarihli ve 2009/857 sayılı

iddianame ile H.T., B.G. ve M.E. hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde kamudavası açılmıştır. İddianamede H.T. ve B.G.nin devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma, kasten

öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması

veya el değiştirmesi, mala zarar verme suçlarından; M.E.nin

ise H.T. ve B.G. tarafından olayda kullanılan el yapımı bombanın hazırlanması

eylemine bilfiil katılarak tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el

değiştirmesi suçu ile devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma, kasten öldürme,

kasten öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme suçlarına yardım etme suçlarından

cezalandırılması talep edilmiştir.

46. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 17/5/2012 tarihli ve

E.2009/405, K.2012/102 sayılı kararı ile sanıklar B.G. ile M.E.nin

sorgu savunmasında ifadelerinden vazgeçmekle birlikte mahkeme aşamasında

yeniden kolluk ve Cumhuriyet Savcısı huzurundaki ifadelerini samimi ve

istikrarlı bir biçimde verdikleri, sanık H.T.nin ise

ikrar yönündeki ifadelerini sorgu ve mahkeme aşamalarında reddetmek, bu

ifadelerin baskı ve şiddet sonucu zorla alındığını belirtmekle birlikte savcı

huzurunda, müdafi eşliğinde ve kamera önünde işkence yapılmasının hayatın

olağan akışına aykırı olduğu, sanıkların tamamının ikrar içeren ifadelerinde

anlattıkları olayların birbirleriyle örtüştüğü gibi olayın oluşumu ile de

birebir uyumlu olup saat, dakika ve zamanlama itibarıyla ifadelerin gerçeği

yansıttığının açıkça anlaşıldığı, sanıkların olaydan sonraki eylem ve davranışları,

gittikleri yerler, yapılan araştırmalar sonucu elde edilen HTS raporları,

sinyal bilgileri, tanık beyanları da dikkate alındığında maddi bulguların

anlatımları desteklediği sonucuna ulaşıldığı, sanık H.T.nin

inkar yönünde verdiği ifadelerin askıda kaldığı ve suçtan kurtulmaya yönelik

olduğu, bomba düzeneğini nasıl hazırladığını uygulamalı olarak Cumhuriyet

Savcısı huzurunda ayrıntılı olarak anlattığı, bomba konusunda deneyimli ve

uzman bir kişi olduğunun anlaşıldığı belirtilerek sanık H.T. ve B.G.nin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun (TCK) 302/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezası ile cezalandırılmalarına; TCK’nın 82/1-a-c maddesi gereğince ayrı

ayrı on kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,

TCK’nın 82/1-a-c maddesi gereğince ayrı ayrı on dört kez on beş yıl hapis

cezası ile cezalandırılmalarına, TCK’nın 174/1. maddesi gereğince ayrı ayrı

altı yıl sekiz ay hapis ve 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına,

sanık M.E.nin ise TCK’nın 314/2. maddesi gereği yedi

yıl altı ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nın 174/1. maddesi gereği

beş yıl hapis ve 160 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

47. Sanıklar müdafileri, Cumhuriyet Savcısı ve katılanların

vekilleri tarafından temyiz edilen karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/12/2013

tarihli ve E.2013/4628, K.2013/14930 sayılı kararı ile H.T. ve B.G. hakkında

verilen hükümler yönünden onanmış ve söz konusu hükümler aynı tarihte

kesinleşmiştir. M. E. hakkındaki karar ise silahlı terör örgütüne yardım etme

ve patlayıcı madde bulundurma suçlarından kurulan hüküm yönünden suçun vasfında

yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle bozulmuştur. M.E. hakkındaki bozma kararından

sonra yargılamaya devam eden Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 18/9/2014

tarihli ve E.2014/229, K.2014/269 sayılı kararı ile M.E.nin

TCK’nın 315. maddesi gereğince örgüte silah sağlama suçundan on beş yıl hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. M.E. tarafından temyiz edilen

karar hakkında Yargıtay tarafından hâlihazırda bir karar verilmemiştir.

B. İlgili Hukuk

48. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 12. ve 13. maddeleri, 14. maddesinin(3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5)

numaralı fıkrası, 49. maddesinin (1) numaralı fıkrası.

49. 5233 sayılı Terör Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

50. 5233 sayılı Kanun’un

“Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar

başlıklı 6. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili

temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde,

her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl

içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il

valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra

yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli

hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına

kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Komisyon, zarar görenlerle yapılacak her

başvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde

tamamlamak zorundadır. Zorunlu hâllerde, bu süre vali tarafından üç ay daha

uzatılabilir.”

51. 5233 sayılı Kanun’un

“Karşılanacak Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

...

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

…"

52. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın tespiti" başlıklı 8.

maddesi şöyledir:

“7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı,

adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak

olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa

kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle,hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.

Taşınmaza

ilişkin zarar tespitinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun

11 inci maddesinde belirtilen kıymet takdiri esasları kıyasen uygulanır.”

53. 5233 sayılı Kanun’un “Yaralanma,

engelli hâle gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler” kenar

başlıklı 9. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

…

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak

miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli

gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir.

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.

Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulan

gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar

indirmeye yetkilidir.

…

Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve

engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle

belirlenir.”

54. 5233 sayılı Kanun’un

“Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”

kenar başlıklı 12. maddesi ise şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9

uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki

nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre

mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla

karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararın tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili

temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

55. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

56. Başvurucular; vatandaşların yoğun olduğu bir yere bomba

düzeneğinin rahatlıkla bırakılması ve patlatılması nedeniyle yakınlarını

kaybettiklerini (başvuruculardan Emine yetişecek ise ağır yaralandığını),

devletin güvenlik hizmetini gereği gibi yerine getirmediğini, olayda idarenin

ihmal ve kusurunun bulunduğunu, öte yandan açtıkları tam yargı davalarında

Mahkemece hükmedilen maddi tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu, tazminat

hesaplamasında yaş, eğitim durumu, ekonomik ve sosyal durum, yoksun kalınan

destek gibi etkenlerin gözönünde bulundurulmadığını,

herkes için maktu bir tazminat miktarı belirlenmiş olmasının hukuka aykırı

olduğunu, genel tazminat hukuku ilkelerine göre karar verilmesi gerektiğini

belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

57. Başvurucular, uyuşmazlık hakkında yürütülen yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını, yedi yılı aşan dava süresinin kendileri

açısından manevi bir işkenceye dönüştüğünü belirterek Anayasa’nın 17.

maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

58. Başvurucular derece mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle manevi zararlarının tazmin edilemediğini, derece

mahkemelerinin genel tazminat hukuku ilkelerini adeta rafa kaldırarak sadece

5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirme ve hesaplama yaptığını, bu nedenle

manevi tazminat taleplerinin tamamen reddedildiğini, kararların hukuka ve

hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

59. Başvurucular yakınlarının yaşamını kaybetmesine neden olan

bombalı eylemin Türk İntikam Tugayı tarafından kısa süre içinde üstlenildiğini,

söz konusu olayda hayatını kaybedenlerin Kürt kökenli olduklarını ve bu nedenle

hedef seçildiklerini, idarenin ihmalinden kaynaklı farklı bölgelerdeki farklı

olaylarda yaşamını yitirenler için açılan tazminat davalarında çok daha yüksek

meblağların ödenmesine karar verilmek suretiyle mahkemelerin de bu hususta ayrımcılık

yaptığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

60. Başvurucular, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında yargı

makamlarınca taleplerinin değerlendirilmediğini, aynı gerekçelerle taleplerinin

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 40. maddesinde tanımlanan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

61. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16).Başvuru formu ve ekleri bir bütün

incelendiğinde başvurucuların yaşamı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği

yönündeki iddiaları ile maddi tazminat miktarlarına ilişkin iddialarının yaşam

hakkı kapsamında; başvurucuların davaların makul sürede tamamlanmadığı

yönündeki iddiaları ile manevi tazminata ilişkin taleplerinin

değerlendirilmeden reddedildiği yönündeki iddialarının ise adil yargılanma

hakkı kapsamında değerlendirilmesine karar verilmiştir. Başvurucuların eşitlik

ilkesi ile etkili başvuru hakkı kapsamında ileri sürdüğü iddiaların ise ayrıca

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

62. Başvurucular, 12/9/2006 tarihinde meydana gelen patlama

nedeniyle ayrı ayrı Zarar Tespit Komisyonuna başvuru yapmış sonrasında ise

Zarar Tespit Komisyonunca önerilen meblağları yetersiz bularak Diyarbakır 1.

İdare Mahkemesinde ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde ayrı ayrı dava açmıştır.

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince farklı dava

dosyaları üzerinden yargılama yürütülmüş ise de aynı talepleri içeren davaların

benzer gerekçeler ile reddedildiği anlaşıldığından başvurucuların iddialarının

bir bütün olarak birlikte incelenmesine karar verilmiştir. Davaların farklı

oluşu sadece makul süre şikâyeti yönünden yapılan incelemede dikkate

alınmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

63. Koşuyolu Parkında meydana gelen patlama sonucu

başvuruculardan Emine Yetişecek yaralanmış diğer başvurucuların ise bazı

yakınları vefat etmiştir.

64. Devletin; bir kişinin, yaşamının doğrudan risk altına

girmesine ve ölmesine yol açabilecek nitelikteki üçüncü kişilerin potansiyel

eylemlerine ya da öldürücü bir hastalığa maruz kalmasına engel olabilecek

tedbirleri almadığı durumlarda, o kişi ölmemiş olsa dahi yaşamı koruma

yükümlülüğü ve bununla bağlantılı olarak bu duruma yol açtığı ileri sürülen

eylem ve ihmallerin etkili bir şekilde soruşturulması yükümlülüğü

doğabilecektir (İlker Başer ve diğerleri,

B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 37). Anayasa Mahkemesi, Emine Yetişecek'in

yaralanmasına neden olan patlamanın ölümle sonuçlanabilecek potansiyele sahip

olduğunu ve Emine Yetişecek'in yaşamını tehlikeye

attığını dikkate alarak, Emine Yetişecek yönünden yaşam hakkı kapsamında bir

inceleme yapmanın uygun olduğu sonucuna varmıştır.

65. Emine Yetişecek ayrıca Diyarbakır 1. İdare Mahkemesindeaçtığı iptal ve tam yargı davasında verilen

kararın manevi tazminat istemine ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminat

istemine ilişkin kısmının ise zarar hesaplanırken 2008 yılı memur aylık

katsayısının dikkate alınması gerekirken 2007 yılı memur aylık katsayısının

dikkate alındığı gerekçesiyle bozulmasına ilişkin Danıştay 15. Dairesi kararına

karşı yaptığı karar düzeltme talebinin aynı Dairenin 28/2/2013 tarihli ilamı

ile reddedilmesi üzerine bireysel başvuru yapmıştır. Bu durumda, başvurucunun

manevi tazminata ilişkin iddiaları ile davanın makul sürede sonuçlandırılmadığı

iddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmiş olduğu hususunda kuşku

bulunmamakla birlikte diğer iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilip

tüketilmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

66. Emine Yetişecek, kararın maddi tazminata ilişkin kısmının

küçük bir hesap yanlışlığı nedeniyle bozulduğunu belirterek davanın maddi

tazminata ilişkin kısmının kesinleşmesini beklemeden bireysel başvuru

yapmıştır. Somut olayda başvurucunun, başvuru tarihi itibarıyla maddi tazminat

iddiaları yönünden başvuru yollarını tüketmeden başvuruda bulunduğu

anlaşılmakta ise de, Danıştay'ın maddi tazminata ilişkin bozma gerekçesi

dikkate alındığında ve davanın maddi tazminata ilişkin kısmının bireysel

başvuru incelemesi devam ederken Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince bozma kararı

doğrultusunda karara bağlandığı, bu kararın taraflarca temyiz edildiğine

ilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, somut

olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

67. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığına

İlişkin İddia

68. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Manevi Tazminat Talebinin Reddine Karar

Verilmesinin Hukuka ve Hakkaniyete Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

69. Başvurucuların manevi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu yönündeki iddialarınınaçıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

70. Başvurucular, bombalı eylemde hayatını kaybedenlerin ve

yaralananların tamamının Kürt kökenli olmaları nedeniyle hedef seçildiklerini,

idarenin ihmalinden kaynaklı farklı bölgelerde meydana gelen yaşam kayıpları

üzerine açılan tazminat davalarında çok daha yüksek meblağların ödenmesine

karar verilirken kendilerine daha düşük miktarda tazminata karar verilmek

suretiyle mahkemelerin bu hususta ayrımcılık yaptığını ve bu durumun

Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

71. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

73. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru “ikincil

nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural

olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

74. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

75. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği; başvurucunun

temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda

sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

16/4/2013, § 32).

76. Başvuru konusu olayda başvurucuların yargılamanın hiçbir

aşamasında etnik kökenleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıkları yönünde herhangi

bir iddia ileri sürmedikleri görülmektedir.

77. Anılan ihlal iddialarının kanun yollarında ileri

sürülmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Anayasa’nın 40. Maddesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

78. Başvurucular; dava, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında

ileri sürdükleri talep ve gerekçelerinin yargı yerlerince ısrarla

değerlendirilmediğini ve aynı gerekçelerle taleplerinin reddedildiğini

belirterek Anayasa’nın 40. maddesinde tanımlanan etkili başvuru haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

79. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "

80. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

"Bireysel başvuru formu ve ekleri" başlıklı 59. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının (d) bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru

kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.

81. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarla hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucular tarafından Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme) 13. maddesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 40.

maddesi hükümlerine atıfta bulunulmakla birlikte yargılama sürecinde hangi

talep gerekçelerinin değerlendirilmediğinin belirtilmediği ve söz konusu

hükümlerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin somut bir açıklama ve kanıtlamada

bulunulmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Yusuf Gezer, B. No. 2013/2103, 14/1/2014, § 40).

2. Esas Yönünden

a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

82. Başvurucular, vatandaşların yoğun olduğu bir yere bomba

düzeneğinin rahatlıkla bırakılması ve patlatılması nedeniyle yakınlarını

kaybettiklerini (başvuruculardan Emine yetişecek ise ağır yaralandığını),

devletin güvenlik hizmetini gereği gibi yerine getirmediğini, olayda idarenin

ihmal ve kusuru bulunduğunu, öte yandan açtıkları tam yargı davalarında

mahkemece hükmedilen maddi tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu, tazminat

hesaplamasında yaş, eğitim durumu, ekonomik ve sosyal durum, yoksun kalınan

destek gibi etkenlerin göz önünde bulundurulmadığını, herkes için maktu bir

tazminat miktarı belirlenmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, genel tazminat

hukuku ilkelerine göre karar verilmesi gerektiğini belirterek Anayasa’nın 17.

maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

83. Bakanlığın görüş yazısında yapılacak olan incelemede aynı

patlama olayı hakkında Anayasa Mahkemesince verilmiş olan 8/5/2014 tarihli

kararın gözönünde bulundurulması gerektiği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde, başvurucuların maddi tazminata ilişkin

iddiaları hakkında ise delillerin değerledirilmesinin

ve hukuk kurallarının yorumlanmasının Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından güvence altına alınan haklar ve özgürlükler

ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru konusu yapılamayacağı, bireysel

başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların

incelemeye tabi tutulamayacağı, derece mahkemelerinin delilleri takdirinde

açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu

takdire müdahalesinin söz konusu olamayacağı bildirilmiştir.

84. Başvurucu cevap dilekçesinde tazminat miktarına ilişkin

değerlendirme yapılırken 5233 sayılı Kanun’un çıkarılış amacı ve sürecinin gözönünde bulundurulması gerektiğini, anılan Kanun’un 1987

yılından bu yana yaşanan mağduriyetleri tazmin amacıyla çıkarıldığını, Kanun

hükümlerinin bu kadar geriye götürülmesinin doğal sonucu olarak maktu tazminat

miktarlarının belirlendiğini ancak anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra

meydana gelen zararlar bakımından bu maktu miktarların adaletsizliğe yol

açtığını, zira Kanun çıkarılmadan önce açılan tazminat davalarında farklı

kriterler esas alınmak suretiyle maddi tazminat hesabı yapıldığını ve bu

şekilde çok daha yüksek miktarlarda tazminatlara hükmedildiğini, sorunun yerel

mahkemenin delilleri farklı değerlendirmesinden değil; delilleri, olayın

niteliğini ve talepleri hiçbir şekilde değerlendirmemesinden kaynaklandığını

bildirmiştir.

85. Anayasa'nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

86. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

87. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma sorumluluğu yüklemektedir. Bu sorumluluk -kamusal olsun veya olmasın-

yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

88. Bu kapsamda devletin egemenlik alanında bulunan bireylerin

yaşamını korumak için önleyici genel güvenlik tedbirleri alma yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu gereklilik daha ziyade bireylerin üçüncü kişilerin suç

niteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamlarının tehdit altında olduğu durumlarda

ortaya çıkmaktadır (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280,

28/5/2014, § 59).

89. Ancak yetkili makamların, yaşamla ilgili her türlü

potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler almaya

zorlanması beklenemez (Mehmet Çetinkaya ve

Maide Çetinkaya, § 60).

90. Özellikle polisin görevini yerine getirirken karşılaştığı

zorluklar, modern toplumların yönetilmesinin zorluğu, insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi gözönüne

alınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde

yorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce

belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul

edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahip

oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek

şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarının tespiti

gerekmektedir (Mehmet Çetinkaya ve Maide

Çetinkaya, § 61).

91. Devletin yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü kapsamında

sorumlu tutulabilmesini belirli koşullara bağlayan bu yaklaşım, bireylerin

yaşam hakkının terörden kaynaklanan bir tehdit altında olduğu durumlar için de

geçerlidir (Mehmet Çetinkaya ve Maide

Çetinkaya, § 62).

92. Başvuru konusu olayda 12/9/2006 tarihinde Diyarbakır ili Koşuyolu

Caddesi üzerinde bulunan Koşuyolu Parkı duvarı yakınına yerleştirilen bombanın

patlaması sonucu başvuruculardan Emine Yetişecek yaralanmış, diğer

başvurucuların ise bazı yakınları yaşamını yitirmiştir. Söz konusu olayın terör

eylemi sonucu gerçekleştiği hususunda Bakanlık ve başvurucular arasında

herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.

93. Somut olay açısından devletin yaşamı koruma pozitif

yükümlülüğünü esas bakımından yerine getirip getirmediğinin tespit edilebilmesi

için kamu yetkililerince çok sayıda kişinin yaşamını kaybetmesine ve

yaralanmasına neden olan bomba eyleminin gerçekleşeceğine dair gerçek ve yakın

bir risk bulunduğunun bilinip bilinmediği ya da bilinmesinin gerekip

gerekmediğinin, eğer biliniyor ise söz konusu tehlikeyi önlemek için makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip olunan yetkiler kapsamında alınması gereken

önlemlerin alınıp alınmadığının olayın koşulları çerçevesinde ortaya konulması

gerekmektedir.

94. “Olay ve olgular” kısmında

da belirtildiği üzere ve dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden

12/9/2006 günü saat 21.10’da Diyarbakır Merkez Koşuyolu Caddesi üzerinde

bulunan Koşuyolu Parkının duvarına yakın bir mesafeye termos içine

yerleştirilmiş el yapımı bir bombanın patlaması sonucu toplam on kişinin

yaşamını yitirmesine, birçok kişinin yaralanmasına ve birçok ev, iş yeri, araç

ve eşyanın zarar görmesine neden olan olayın terör eylemi sonucu meydana

geldiğinin etkili bir ceza soruşturması ve yargılama sürecinin ardından verilen

mahkeme kararıyla da sabit olduğu anlaşılmaktadır.

95. Anılan patlamanın meydana geldiği Diyarbakır, terör

olaylarının zaman zaman yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer almakla

birlikte bölgedeki terörle ilgili eylemler, büyük oranda bölgenin kırsal

kesiminde terör örgütü mensupları ile silahlı kuvvetler mensupları arasında

yapılan silahlı çatışmalar ya da teröristlerce yollara döşenen mayınların

patlaması şeklinde gerçekleşmiştir. Başvuru konusu olay ise büyükşehir olan

Diyarbakır’ın merkezinde ve insanların yoğun olarak bulunduğu bir yere

bırakılan bomba düzeneğinin patlatılması sonucu meydana gelmiştir. Dolayısıyla

Diyarbakır il merkezi açısından bu tür bir eylemin öngörülmesi olasılığı

yetkililer açısından zayıf bir ihtimal olarak değerlendirilebilir ise de

bölgenin teröre yönelik genel hassasiyeti nedeniyle anılan ilde yetkili

makamlar tarafından belirli düzeyde güvenlik tedbirlerinin alınması gerekeceği

tabiidir.

96. Öte yandan belirli düzeyde güvenlik tedbirleri alınması

hâlinde dahi insanların dikkatini çekmeyecek şekilde gizlenebilen ve bu

özelliği sayesinde nüfusun yoğun olduğu yerlere de rahatlıkla yerleştirilebilen

bomba düzeneklerinin yetkililer tarafından önceden tespit edilebilmesinin

giderek gelişen ve karmaşıklaşan teknolojik imkânlar dikkate alındığında

oldukça zor olduğu, diğer taraftan bu tür eylemlerin şüphe çeken bir husus ya

da istihbarat olmadan öngörülme olasılığının çok zayıf olduğu açıktır.

97. Somut olayda söz konusu patlamanın münferit bir terör eylemi

olduğu ve olaydan önce herhangi bir ihbar ya da istihbaratın yetkili makamlara

iletilmediği, dolayısıyla olayın öngörülemez nitelikte olduğuna kuşku yoktur.

Ayrıca olayın faillerinden H.T.nin eylemi gece

yarısından sonra polis araçlarına yönelik olarak gerçekleştirmeyi planladığı

ancak olay günü Koşuyolu civarında gezdiği sırada polis araçlarının uygulama

yaptığını görmesi üzerine buradaki polisleri hedef almak amacıyla eve bombayı

almaya gittiği, döndüğünde uygulamanın bittiğini görerek geri dönmemek için

bombayı eylem yerine bıraktığı, ailesiylekaldığı evin

balkonundan bomba düzeneğini görebildiği, bir polis aracının bombanın yanından

geçtiğini görmesi üzerine başka bir polis aracının geçmesini beklemekteyken

bombanın yerinde olmadığını gördüğü ve bir anlık kararla düğmeye basarak

bombayı patlattığı yönündeki ifadelerinden de bombanın konulacağı yer ve zaman

konusunda net bir kararın olmadığı, olayın kendiliğinden geliştiği, dolayısıyla

failler açısından da belirsizliğin ve öngörülemezliğin

söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.

98. Belirtilen koşullarda başvuruya konu olayın

gerçekleşeceğinin yetkili makamlar tarafından bilinmediği ve bilinmesinin de

beklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Termos şeklindeki bomba düzeneğinin

parkın duvarına yakın bir yerde bulunmasının yetkililerin şüphesini çekip

çekmeyeceği tartışılabilir ise de düzeneğin fail tarafından park yakınına

bırakılması ile patlatılması arasında yaklaşık kırk dakika gibi fazla olmayan

bir sürenin geçtiği düşünüldüğünde yetkililerin bu nedenden sorumlu

tutulamayacakları açıktır. Diğer taraftan fail H.T.nin

ifadelerinden de anlaşılacağı üzere patlamadan önce olay yerinde polislerin

uygulama yaptıkları, patlamadan hemen önce de bir polis aracının olay

mahallinde devriye görevi yapmakta olduğu hususları da gözetildiğinde

yetkililerden beklenebilecek genel güvenlik tedbirlerinin olay mahallinde

mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.

99. Sonuç olarak başvuruculardan Emine Yetişecek'in

yaralanmasına ve diğer başvurucuların bazı yakınlarının yaşamını yitirmesine

neden olan patlamanın meydana gelmesinde yetkili makamların sorumlu tutulmasını

gerektirecek bir ihmal ya da kusur bulunduğu söylenemez.

100. Başvuruya konu olayın meydana gelmesinde devletin koruma

yükümlülüğü yönünden herhangi bir sorumluluğu tespit edilmemiş olmakla birlikte

objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk ilkesi temel alınarak

hazırlanan 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuruculardan Emine Yetişecek'e 6.928,04 TL, diğer başvuruculara ise her bir

ölüm olayı için ayrı ayrı 18.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar

verilmiştir. Ancak söz konusu meblağı kabul etmeyen başvurucular, bu kararların

iptali ve taraflarına daha yüksek miktarda maddi tazminatın ödenmesi istemiyle

davalar açmıştır. İdare Mahkemeleri 5233 sayılı Kanun kapsamında mevzuata uygun

olarak yapılan ödeme işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle

davaları reddetmiştir.

101. Başvuruculara ödenmesine karar verilen maddi tazminat 5233

sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak Zarar Tespit Komisyonları tarafından

5233 sayılı Kanun’da belirtilen yönteme göre belirlenmektedir. Anılan Kanun,

genel gerekçesinde de belirtildiği üzere idarenin hukuki sorumluluğunun kusur

esasına dayandığı kuralının bir istisnası olarak bilimsel ve yargısal

içtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesi gereğince idarenin nedensellik

bağı ve kusur koşulu aranmaksızın terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi

zararlarını yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa süre içinde

ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla düzenlenmiştir.

102. Başvurucular tarafından kendilerine 5233 sayılı Kanun

kapsamında Zarar Tespit Komisyonunca ödenmesi teklif edilen maddi tazminat

miktarının mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterler dikkate alınmaksızın maktu olarak

belirlendiği ve yetersiz olduğu ileri sürülmekte ise de terörden kaynaklanan

zararların dava yoluna gidilmeden ilgililerce tazmini olanağı sağlayan 5233

sayılı Kanun uyarınca belirlenen tazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma

şekline -belirli bir tatmin sağladığı sürece- Anayasa Mahkemesinin müdahalesi

söz konusu olamaz.

103. Somut olayda 5233 sayılı Kanun tarafından belirlenen maddi

tazminat miktarları ile davaların koşulları ve başvurucuların uğradığı zararlar

arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı görülmektedir.

104. Diğer taraftan yakınlarını kaybedenler tarafından idareye

karşı kusur sorumluluğu, kusursuz sorumluluk ya da sosyal risk ilkelerine

dayanarak açılan maddi tazminat -destekten yoksun kalma tazminatı- davalarında

yapılan tazminat hesabı ölen kişinin gelecekte elde etmesi muhtemel gelirinin

güncellenmesi esasına dayanmakta ve özellikle ölen kişinin çocuk olması

durumunda zararın hesaplanması büyük oranda farazi kabullere dayanmakta olup

idarenin kusuru ya da sosyal risk ilkesi uyarınca terör nedeniyle yaşamını

yitiren küçük çocukların yakınları tarafından açılan maddi tazminat davalarında

ödenmesine hükmedilen tazminat miktarlarının birbirlerinden çok farklılık

göstermediği ve söz konusu miktarların başvurucuların iddialarının aksine

kendilerine ödenmesi teklif edilen miktarla da uyumlu olduğu tespit edilmiştir

(Danıştay 10. Dairesi, E.2002/1160, K.2004/160, 14/1/2004; E.2002/578,

K.2004/161, 14/1/2004; E.2005/803, K.2007/4649, 10/10/2007; E.2007/8106,

K.2010/5562, 22/6/2010; E.2009/5798, K.2012/5746, 16/11/2012).

105. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

b. Davaların Makul Sürede Sonuçlandırılmadığına

İlişkin İddia

i. Emine Yetişecek'in

Yaralanması Nedeniyle Açılan Dava Yönünden

106. Başvurucu Emine Yetişecek, 17/7/2007 tarihinde açmış olduğu

davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüştür.

107. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararlarına atıf yapılarak, başvurucunun

iddiaları açısından farklı bir neticeye ulaşılmasını gerektirecek bir neden

bulunmadığı, bu sebeple makul sürede yargılanma hakkına ilişkin görüş

sunulmayacağı belirtilmiştir.

108. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut

başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

109. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu, başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

110. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu davanın, başvurucunun Diyarbakır

Koşuyolu Parkı yakınına yerleştirilen bir bombanın patlaması sonucu

yaralanmasından dolayı uğradığı zararın tazminini konu alan bir uyuşmazlık

olduğu görülmekle birlikte bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur.

111. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişimin

niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir

tarih, başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, B. No:2012/1198,

7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup makul

süre değerlendirmesinde dikkate alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,

başvurucunun yaralanmasından dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararların

giderilmesi amacıyla Zarar Tespit Komisyonuna başvurdukları 13/11/2006

tarihidir.

112. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin Danıştay'ın bozma kararına uyduğu

E.2013/1559, K.2013/760 sayılı kararının tarihi olan 19/6/2013 tarihidir.

113. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinden; başvurucu

tarafından, Diyarbakır Koşuyolu Parkı yakınında meydana gelen patlamada

yaralanması nedeniyle uğradığı zararın karşılanması amacıyla 13/11/2006

tarihinde Zarar Tespit Komisyonuna başvurulduğu, Komisyonca ödenmesi teklif

edilen meblağın kabul edilmemesi üzerine düzenlenen uyuşmazlık tutanağının

ardından kendisine 6.577,80 TL ödenmesine ilişkin işlemin iptali ile uğranılan

20.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi zararın tazmini istemiyle Diyarbakır

Valiliğine karşı 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi nezdinde

dava açıldığı görülmektedir. Davanın 24/12/2009 tarihinde Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesince karara bağlandığı,temyiz

edilen kararın Danıştay 15. Dairesinin 14/3/2012 tarihli ilamı ile manevi

tazminata ilişkin kısmının onandığı, maddi tazminata ilişkin kısmının ise

bozulduğu, başvurucunun karar düzeltme talebinin aynı Dairenin 28/2/2013

tarihli ilamı ile reddedildiği, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 19/6/2013

tarihli kararı ile Danıştay'ın bozma kararına uyulduğu ve bu kararın temyiz

edilmediği görülmektedir.

114. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama süresinin toplam

6 yıl 7 ay 6 gün olduğu anlaşılmaktadır.

115. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı yönündeki

tespitlere AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer verilmiş olup

özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz

ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal

kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından -özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak- makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (Selahattin

Akyıl, §§ 54-60), başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve

talep konusu göz önüne alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık bir

nitelik arz etmediği, davaya bütün olarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun’da yer

alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz

konusu altı yıl yedi ayı aşkın yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

116. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Diğer Başvurucular tarafından Açılan

Davalar Yönünden

117. Diğer başvurucular da,

yakınlarının ölümü nedeniyle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açtıkları davalarınmakul sürede sonuçlanmamasından şikâyet

etmektedir.

118. Başvuruculardan Emine Yetişecek'in

yaralanması nedeniyle açılan davaya ilişkin yargılama sürecinin, diğer

başvurucuların yakınlarının ölümü nedeniyle yürütülen yargılama süreçlerinden

kayda değer herhangi bir farklılık arz etmediği ve bu davaların altı yılı aşkın

bir sürede kesinleştiği anlaşılmış olup Emine Yetişecek dışındaki başvurucular

tarafından açılan bu davalarda da Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

c. Manevi Tazminat Taleplerinin Reddedilmesi

Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

119. Başvurucular, terör nedeniyle uğradığı manevi zararlarının

tazminine ilişkin taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı

gerekçesiyle reddedildiğini, idari ve yargısal merciler tarafından taleplerinin

dikkate alınmadığını, 2577 sayılı Kanun’a ve tazminat hukukunun genel

prensiplerine aykırı karar verildiğini, tam yargı davası bağlamında manevi

tazminat isteminin karşılanmadığını belirterek derece mahkemesi kararlarının

hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu iddia etmiştir.

120. Bakanlık görüşünde, başvurucuların manevi tazminat

taleplerinin reddine ilişkin şikâyetleri ile ilgili olarak delillerin

değerlendirilmesine ve yorumlanmasına ilişkin takdirin yerel mahkemelere ait

olduğu, derece mahkemelerinin delilleri takdirinde açıkça keyfîlik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesinin söz konusu

olamayacağı, terör faaliyetleri sonucunda oluşan zararların karşılanmasının

sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirildiği, başka bir anlatımla terör

eylemiyle devletin sorumluluğu arasında illiyet bağı bulunmamasına rağmen 5233

sayılı Kanun gereği tazminat ödendiği, eğer 5233 sayılı Kanun çıkarılmamış

olsaydı genel tazminat hukuku prensipleri çerçevesinde mağdurlara maddi

tazminat ödenmesinin dahi söz konusu olmayacağı, kanun koyucunun terör

eylemleri nedeniyle yapılacak olan ödemeleri maddi zararlar ile sınırlı

tuttuğu, manevi zararları bu kapsama almadığı, bireysel başvuru incelemesinde

yapılacak olan değerlendirmede bu hususların göz önünde bulundurulması

konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.

121. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları

dilekçelerinde başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.

122. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların

iddialarının özünün, İlk Derece Mahkemesince eksik ve hatalı değerlendirme

yapılmasına ve 2577 sayılı Kanun kapsamında inceleme yapılmamasına ilişkin

olduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucuların anılan iddiaları,

adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden biri olan gerekçeli karar

hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

123. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

124. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

125. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

126. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut

görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

127. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

128. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

129. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı

mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:

134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).

130. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz

Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53), başvurucuların dile getirmesine

rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvurularıyla başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik

somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri

tarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın

uygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,

B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).

131. Somut olayda başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında

kurulan Diyarbakır Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuştur.

Başvurucuların oluşan zararları için çeşitli miktarlarda maddi tazminat

ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucular, tazminat miktarının eksik

hesaplandığı gerekçesiyle İdare Mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat

talebiyle dava açmıştır.

132. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi ile Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesi, muhtelif tarihlerde verdiği kararlarla Zarar Tespit Komisyonunun

maddi tazminata ilişkin verdiği miktarların başvurucuların zararını

karşıladığına, manevi tazminatın ise 5233 sayılı Kanun kapsamında

düzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar vermiş, temyiz merciince de bu

kararlar onanmıştır.

133. 5233 sayılı Kanuna dayalı manevi tazminat istemlerinde

AİHM, 5233 sayılı Kanun kapsamında yalnızca maddi zararlar için tazminat talep

etme olanağının bulunduğunu ancak Kanun’un 12. maddesinin idari yargıda manevi

zarar için tazminat talep etme imkânı sağladığını ifade etmektedir (İçyer/Türkiye, B. No: 18888/02, 12/1/2006, §

81).

134. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinin itiraz yoluyla iptal

edilmesi amacıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi, 25/6/2009 tarihli ve

E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında anılan maddenin iptali istemini

reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören

kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan,

idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış

bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki

uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir.

Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı

hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala

bağlamıştır.

…

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik

bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen

zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını

genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine

ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan

kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,

12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci

fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu

ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere

karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.”

135. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli

ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının konu ile ilgili kısmı şöyledir:

“5233

sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını

genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine

öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı

dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların

karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır.

Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 18888/02 nolu

başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili

olarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme

olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde

manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesine

yer verilmiştir.

Bu

durumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi

kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri

sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda,

idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı

Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine

ilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.”

136. Bir davada, maddi olguları bildirmek tarafların; bunları

hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarca

bildirilip, iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam

olarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgili

hukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B.No: 2013/7970, 10/6/2015, § 51).

137. 5233 sayılı Kanun, yukarıda anılan kararlarda (bkz. §§

132-134) da belirtildiği üzere maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla

birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir yasadır. 2577

sayılı Kanun'un 12. ve 13.maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı

olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere

başvurularak uğranılan zararın tazminine imkân sağlamaktadır.

138. Başvurucular, davalarının ret gerekçesinin tazminat

hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu, 5233 sayılı Kanun'un genel

hükümlere göre manevi tazminat talep etmelerine bir engel oluşturmadığını

belirtmiştir. Başvurucular anılan iddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş ise

de davaların ret gerekçesinden iddialarının tam olarak karşılanmadığı

anlaşılmakta olup kanun yolu merciince de anılan konu hakkında yeterli

değerlendirme yapılmamıştır.

139. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş;

hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek

açıklıkta gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).

140. Bu durumda başvurucuların açtığı iptal ve tam yargı

davalarında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümü

için esaslı bir iddia olan manevi tazminat talebine ilişkin şikâyetlerin sadece

5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip gerekçelendirilmesi yeterli

görülmemektedir. Anılan iddianın AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay

içtihatlarında da belirtildiği üzere 2577 sayılı Kanun kapsamında usul

kurallarına ve esasa yönelik değerlendirilmesi yapılarak, başvurucuların manevi

tazminatı hak edip etmediğinin tartışılması gerekirken 5233 sayılı Kanun’da

manevi zararların karşılanmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer

verilmediği gerekçesiyle davaların reddine karar verilmesi adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvurucuların gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

141. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının unsurlarından olan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

142. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

143. Başvurucular haklarının ihlal edildiğinin tespitini,

zararlarının tazminini ve taraflarına maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep

etmiştir.

144. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan makul sürede

yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

145. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiş olması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvuruculardan Emine Yetişecek'e

net 7.800 TL, başvuruculardan Mehmet Demir, Barış Demir ve Hebun

Demir'e tarafı oldukları üç ayrı dava için müştereken net 45.000 TL,

başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile Maide Çetinkaya'ya müştereken net 10.000

TL, başvuruculardan Burhan Marangoz ile Gülistan Marangoz'a müştereken net

12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

146. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesine ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

147. Tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

148. Başvuruculardan Emine Yetişecek tarafından yapılan 198,35

TL harçtan oluşan yargılama giderinin bu başvurucuya ödenmesine,

başvuruculardan Mehmet Demir, Barış Demir ile Hebun

Demir tarafından yapılan 595,05 TL harçtan oluşan yargılama giderinin müşterek

olarak bu başvuruculara ödenmesine, başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile Maide

Çetinkaya tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin müşterek

olarak bu başvuruculara ödenmesine, başvuruculardan Burhan Marangoz ile

Gülistan Marangoz tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderininmüşterek olarak bu başvuruculara ödenmesine karar

verilmesi gerekir. Belirtilen başvuruculara 1.800 TL vekâlet ücretinin müştereken

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının unsurlarından olan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının unsurlarından olangerekçeli kararhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculardan Emine Yetişecek'e

net 7.800 TL, başvuruculardan Mehmet Demir, Barış Demir ve Hebun

Demir'e MÜŞTEREKEN 45.000 TL, başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile Maide

Çetinkaya'ya MÜŞTEREKEN 10.000 TL, başvuruculardan Burhan Marangoz ile Gülistan

Marangoz'a MÜŞTEREKEN 12.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE; tazminata ilişkin

diğer taleplerin REDDİNE,

E. Başvuruculardan Emine Yetişecek tarafından yapılan 198,35 TL

harçtan oluşan yargılama giderinin BU BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, başvuruculardan

Mehmet Demir, Barış Demir ile Hebun Demir tarafından

yapılan 595,05 TL harçtan oluşan yargılama giderinin MÜŞTEREKEN BU

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE, başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile Maide Çetinkaya

tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin MÜŞTEREKEN BU

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE, başvuruculardan Burhan Marangoz ile Gülistan Marangoz

tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin MÜŞTEREKEN BU

BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE ve 1.800 TL vekâlet ücretinin belirtilen BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Halil İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

1. Emine YETİŞECEK

2. Mehmet DEMİR

3. Hebun

DEMİR

4. Barış DEMİR

5. Mehmet ÇETİNKAYA

6. Maide ÇETİNKAYA

7. Gülistan MARANGOZ

8. Burhan MARANGOZ

Vekili

:

Av. Rehşan

BATARAY SAMAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4496, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  12. D. Başvuruculardan Emine Yetişecek'e
  13. E. Başvuruculardan Emine Yetişecek tarafından yapılan 198,35 TL
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Demir
  17. Bataray Saman
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4496
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Habip Yüksel Başvurusu (B. No: 2013/7697)
  • Kerime Akyol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8139)
  • Ertürk Genç Başvurusu (B. No: 2013/5010)
  • Yusuf Keskin ve Sefer Baysal Başvurusu (B. No: 2013/7806)
  • Burhan Gökalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9057)
  • Metin Yamalak Başvurusu (B. No: 2013/9450)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.