İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf Keskin ve Sefer Baysal Başvurusu (B. No: 2013/7806)

1. Başvuru, tutuklu yargılama yapılması ve soyut gerekçelerle

Başvuru No2013/7806Tarih21 Nisan 2016Okuma27 dk · 5.354 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yusuf Keskin Ve Sefer Baysal Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/7806
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.354 kelime·27 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklu yargılama yapılması ve soyut gerekçelerle

tutukluluğun devamına karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının; Kürtçe savunma imkânının tanınmaması, diğer delil elde etme

yöntemleri kullanılmaksızın iletişimin tespitine başvurulması, telefon

görüşmelerinin kolluk tarafından Türkçeye çevrilmesi ve bilirkişilere

çevirisinin yaptırılmaması, tanık dinletme ve soruşturmanın genişletilmesi

taleplerinin reddedilmesi, istinabe yoluyla dinlenen tanıkların ifadelerinin ve

kaydedilmesi yasak olan aile içi görüşmelerin hükme esas

alınması, isnat edilen suçun unsurlarının oluşmamasına ve sübuta ermemesine

rağmen mahkûmiyet kararı verilmesi, mahkeme kararlarında yeterli gerekçe

gösterilmemesi, temyiz aşamasında duruşma yapılmaması nedeniyle tercümandan yararlanma,

gerekçeli karar, yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi, tanık sorgulama,

duruşmalı yargılama haklarını ve doğrudan doğruyalık

ilkesini de içerecek biçimde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2013/7806 ve 2013/7807 başvuru numaralı bireysel başvurular

16/9/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,

2013/7806 başvuru numaralı bireysel başvurunun; Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 14/10/2014 tarihinde, 2013/7807 başvuru numaralı bireysel

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanları tarafından sırasıyla 5/2/2015 ve 26/12/2014

tarihlerinde başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşlerini 31/3/2015 ve 27/2/2015

tarihlerinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşler

16/4/21015 ve 10/3/2015 tarihlerinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucu

Yusuf Keskin (Keskin) Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamış, başvurucu

Sefer Baysal (Baysal) Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 12/3/2015 tarihinde

ibraz etmiştir.

7. 15/10/2015 tarihinde, 2013/7807 başvuru numaralı bireysel

başvuru dosyasınınkonu yönünden hukuki irtibat

nedeniyle 2013/7806 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine; 2013/7807 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının

kapatılmasına ve incelemenin 2013/7806 başvuru numaralı bireysel başvuru

dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/9/2009 ve 1/10/2009

tarihli kararlarıyla PKK terör örgütü adına faaliyette bulunduğuna ilişkin

kuvvetli şüphenin bulunduğu ve başka şekilde delil elde imkânının bulunmadığı

gerekçesiyle başvurucu Baysal'a ait iki telefonun dinlenmesine izin

verilmiştir. Bu tedbirlerin süresi, soruşturmaların tamamlanamadığı ve

dinlemelerin devamına ihtiyaç duyulduğu belirtilerek Mahkemenin 26/2/2010 ve

29/3/2010 tarihli kararlarıyla uzatılmıştır.

10. Başvurucu Keskin hakkında da İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin 19/3/2010 tarihli kararıyla PKK terör örgütü adına faaliyette

bulunduğuna ilişkin kuvvetli şüphenin bulunması ve başka şekilde delil elde

imkânının bulunmadığı gerekçesiyle iletişimin dinlenmesine veya kayda

alınmasına izin verilmiştir.

11. Başvurucuların PKK terör örgütüne katılmak üzere eleman

gönderdiklerinin değerlendirilmesi üzerine başvurucu Baysal, T.T. ve K.Y.

isimli kişilerle birlikte bulunduğu otobüste, başvurucu Keskin ise iş yerinde

28/4/2010 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Gözaltına alınmalarının ardından başvurucuların

ikametlerinde arama gerçekleştirilmiştir.

13. Başvurucular polisteki ifadelerinde susma hakkını

kullanmışlardır.

14. Başvurucu Keskin 2/5/2010 tarihindeki Cumhuriyet savcılığı

ifadesinde suçlamaları reddetmiş; polis araması gerçekleştirilen evin dayısı

O.İ.ye ait olduğunu, evde ele geçen Abdullah Öcalan'ın, terör örgütü üyelerinin

fotoğraflarının ve hakkında toplatma kararı bulunan bir kitabın kendisine ait

olmadığını belirtmiştir.

15. Başvurucu Baysal, poliste susma hakkını kullandığını, kolluk

ifade tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu söylemiş; dosyayı

incelemediği gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı önünde de susma hakkını

kullanmıştır.

16. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi önündeki sorgularında

başvurucu Baysal susma hakkını kullanmış, başvurucu Keskin ise Cumhuriyet

savcılığındaki beyanlarını tekrar etmiştir. Mahkeme 2/5/2010 tarihinde

başvurucuların tutuklanmasına karar vermiştir.

17. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/6/2010 tarihli

iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri iddiasıyla

başvurucular, T.T. ve K.Y. hakkında ceza davası açılmıştır.

18. Dava, (kapatılan) İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK

250. madde ile görevli) E.2010/263 sayısına kaydedilmiştir. 18/5/2011

tarihinde, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmakta olan sanık S.Ö.ye

ilişkin dosyanın başvurucular hakkındaki davayla birleştirilmesine karar

verilmiştir.

19. Başvurucular 23/11/2010 tarihli ilk duruşmada Türkçe konuşmayıp

Kürtçe beyanda bulunmuşlardır. Başvurucular vekili ise tercüman atanmasını

talep etmiştir. Bu duruşmada, yaşının küçük olması nedeniyle K.Y. hakkındaki

davanın görevsizlik kararı verilmek üzere tefrikine ve başka bir esasa

kaydedilmesine karar verilmiştir. Mahkeme, başvurucuların Türkiye'de doğup

değişik kurumlarda eğitim almalarını ve soruşturma aşamasındaki bütün işlemleri

Türkçe gerçekleştirdiklerini gözeterek Kürtçe savunma yapma yönündeki

taleplerini reddetmiştir. Başvurular devam eden tüm yargılama sürecinde Türkçe

beyanda bulunmamışlardır.

20. 19/4/2011 tarihli duruşmada, başvurucular vekilinin talebi

üzerine başvurucu Keskin'e ilişkin beyanda bulunmuş olan F.Y. ve İ.A.nın talimatla tanık olarak

dinlenmesine karar verilmiştir. Diğer yandan başvurucu Baysal tarafından PKK

terör örgütüne katılmak üzere gönderildikleri sırada yakalanan C.Ç. ve Y.Y.

hakkındaki belgelerin istenmesine hükmedilmiştir.

21. Talimatla ifadeleri alınan tanıklardan İ.A., oğlu E.A.nın PKK terör örgütüne katılmasına başvurucu Keskin'in

neden olduğunu anladıkları, müşteri hizmetlerinden başvurucu Keskin'e ait

numarayla oğlunun kullandığı hat arasında mesajlaşıldığını

öğrendikleri, görüştüklerinde başvurucunun bu durumu inkâr ettiği, başvurucunun

2009 yılında terör örgütünün kırsal alanında kaldığını tüm köylünün bildiği,

başvurucu Keskin'in terör örgütüne eleman topladığına dair görgüye dayalı bir

bilgisinin olmadığı ancak terör örgütü adına çalıştığına dair yaygın kanaat

olduğu, zaman zaman köyden ayrılıp bir süre sonra dönüp köyde kaldıktan sonra

tekrar ayrılıp gittiği yönünde ifade vermiştir.

22. Diğer tanık F.Y. ise bir yakını ile E.A.nın

ortadan kaybolduğunu, kaybolmalarının bir gün öncesinde E.A.nın

kullandığı telefonamesaj gönderen numaranın başvurucu

Keskin'e ait olduğunu öğrendiklerini, başvurucunun E.A.dan

bir mesaj gelmediğini söylediğini fakat şüpheli tavırlar sergilemesi nedeniyle

ondan kuşkulandıklarını ifade etmiş; kolluk ifadesinin okunması üzerine

başvurucu Keskin'in PKK sempatizanı olduğunu bildiği ve PKK'nın kırsal alanına

gittiğinin bilindiği şeklinde değil, başvurucunun Barış ve Demokrasi Partisinin

faaliyetlerine katıldığının bilindiği şeklinde ifade verdiğini belirtmiştir.

23. Ç.Ç. ve Y.Y.ye ilişkin olarak Mahkeme dosyasına gönderilen

belgelere göre C.Ç. ve Y.Y.nin PPK'ya

katılmak üzere İstanbul'dan geldiğinin ihbarla bildirilmesi üzerine bu şahıslar

19/10/2009 tarihinde yakalanmışlardır. C.Ç. 20/10/2009 tarihli kolluk beyanında

susma hakkını kullanmış; müdafiinin huzurunda

Cumhuriyet savcısına verdiği 21/10/2010 tarihli ifadesinde ise açık kimliğini

bilmediği Ahmet isimli şahsın terör örgütüne katılması yönünde tavsiyede

bulunduğunu, kabul edince kendisine telefon verdiğini, konuştuklarında Y.Y.nin de örgüte katılmak istediğini söylediğini, Ahmet

tarafından alınan biletlerle otobüse bindiklerini, verilen telefona tanımadığı

kişilerce mesajlar gönderildiğini, kendilerini kimin karşılayacağını

bilmediğini belirtmiştir. Y.Y. ise müdafisi huzurunda kolluğa ve Savcılığa

verdiği ifadesinde C.Ç.yle konuşmalarının ardından

örgüte katılmaya karar verdiğini, Van'a geldiklerinde C.Ç.nin

yanından uzaklaşarak birisiyle görüşüp mesajlaştığını, C.Ç.yi Ahmet isimli bir kişinin ikna ettiğini, bu şahsı

hiç görmediğini söylemiştir. Van Cumhuriyet Başsavcılığı 25/5/2011 tarihinde

C.Ç. ve Y.Y.ye ilişkin takipsizlik kararı almıştır.

24. F.Y. ve İ.A.nın

talimatla alınan ifadeleri ile C.Ç. ve Y.Y. hakkında verilen takipsizlik kararı

ve ekleri 13/9/2011 tarihli duruşmada okunmuş, başvurucular vekili talimatla

dinlenen tanıkların aleyhte olan beyanlarını kabul etmediklerini söylemiştir.

Başvurucular vekili ek olarak Emniyet tarafından Kürtçeden Türkçeye çevrilen

iletişim tutanaklarının çevirisinin ehil bir bilirkişi marifetiyle tekrar

yapılmasını istemiştir. Mahkeme, yargılamanın bulunduğu aşamayı dikkate alarak

talebi kabul etmemiştir.

25. 26/1/2012 tarihli duruşmada, birleşen dosyada yargılanan

S.Ö. hakkında beyanda bulunmuş gizli tanığın ifadeleri ve fotoğraftan teşhis

tutanağı okunmuştur.

26. 18/12/2012 tarihli karar duruşmasında başvurucular vekili,

gizli tanığın yanı sıra tanıklar İ.A., F.Y., C.C., Y.Y. ve arama yapılan evin

sahibi olduğu belirtilen O.İ.nin Mahkeme huzurunda

dinlenmesini talep etmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi; gizli tanıkla

ilgili olarak delillerin değerlendirilmesinin Mahkemenin yetkisinde kaldığını,tanıklar İ.A., F.Y.nin dinlenmesi yönündeki talebi istinabe suretiyle bu

kişilerin ifadelerinin alınmış olduğunu ve tanık O.İ.nin

dinlenmesinin ise bulunulan aşama itibarıyla dosyaya katkı sağlamayacağını belirterek

reddetmiştir.

27. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 18/12/2012 tarihli ve

E.2010/263, K.2012/295 sayılı kararıyla başvurucuları ve S.Ö.yü terör örgütü üyeliği suçundan 7 yıl 6 ay hapis

cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, başvurucuların tutukluluk hâllerinin

devamına karar vermiş ve diğer sanık T.T.nin

beraatına hükmetmiştir. Mahkeme kararının başvurucularla ilgili kısımları şu

şekildedir:

"Sanık Sefer Baysal'ın

PKK terör örgütünün kırsal alanına elaman aktarımı faaliyetlerinde bulunduğu[,] kırsal alana terör örgütünde faaliyet yürütmek

üzere C... Ç... ve Y... Y...

isimli şahısları gönderdiği[,] bu şahısların ... yakalandıkları..., ayrıca T...

T... ve K... Y... isimli

şahısları kırsal alana gönderme hazırlığı yaptığı, teknik takibe yakalanmamak

amacıyla yapmış olduğu görüşmelerde birçok şifreli kelime ve rakamsal şifre

kullandığı anlaşılmıştır.

Y... Y... ve E... A...nun PKK Terör örgütüne

katıldıkları yönünde Emniyete müracaatta bulunan F... Y...

ve İ... A...nun beyanları

dosyasının arasındadır.

Sanık Y... K...in

ikametinden Abdullah Öcalan'ın resminin bulunduğu özgür önderlik özgür gelecek

yazısı bulunan resminin ele geçirildiği, ön ve arka yüzlerinde iki adet

fotoğrafta PKK terör örgütünün kırsal alanda faaliyet gösteren silahlı örgüt

mensuplarına ait fotoğraflarının[] bulunduğu, sanığın PKK terör örgütünün

faaliyet gösterdiği kırsal alana elaman aktarımı faaliyetlerinde bulunduğu ve

T... T... isimli şahsın kırsal alana gitmesi için

Sefer Baysal'la birlikte faaliyet yürüttüğü teknik takibe yakalanmamak amacıyla

telefon görüşmelerinde birçok şifreli kelime kullandığı Mahkemece kabul

edilmiştir.

Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki

kaplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın

başlıca yollarında[n] biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi

yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı,

hiyerarşik düzene sahip yapılara olarak istihbarata, gizlilik, güvenlik ve

denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu

özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün "hiyerarşik

yapısına" dahil edilmek üzere gönderilen elamanları, irtibat halinde

olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri

gibi gizlilik ve güvenlik kuralları ile hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür

faaliyetlerine de izin vermeyecekleri terör örgütlerine yeni eleman temin etme,

barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin

organizasyonunun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir.

Sanıklar Sefer Baysal, Yusuf Keskin ve S... Ö...'nın silahlı terör örgütünün

kırsal alanında faaliyet gösterdiği anlaşılan M... G.... Kod ... ile irtibatlı

olarak ve bu kişinin talimatları doğrultusunda örgütsel disipline riayet

ederek, T... T.... ile Y... Y... ve C... Ç...'i silahlı terör örgütünün kırsaldaki kampına götürmek

üzere harekete geçtikleri, bu şahısların alınan bilgi doğrultusunda kırsala

ulaşamadan yakalanmaları şeklinde gerçekleşen eylemleri nedeniyle örgütün

hiyerarşik yapısına dahil örgüt üyesi olarak cezalandırılmalarına karar vermek

gerekmiştir."

28. Mahkemenin kararına gerekçe yaptığı iletişimin tespiti

tutanaklarının C.Ç., Y.Y., T.T. ve K.Y.nin PKK'ya

katılmak üzere başvurucu Baysal tarafından kırsala gönderilmesine ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır. Kararda başvurucuların kendi aralarında, başvurucu

Baysal'ın X erkek şahıs, C.Ç., T.T., S.Ö. ve A.K. ile gerçekleştirdiği ve

başvurucu Keskin'le T.T. arasındaki görüşmelere de yer verilmiştir.

29. İletişimin tespiti tutanaklarında 19/10/2009 tarihinde

başvurucu Baysal ile C.Ç arasında ve C.Ç. ile X erkek şahıs arasında C.Ç.nin Van'a ve Yüksekova'ya gelmesine, biriyle

buluşacağına dair görüşmeler yapıldığı; X erkek şahsın başvurucu Baysal'a 20/10/2009

tarihinde "Adamlar yakalandı, dikkatli

ol." şeklinde mesaj attığı belirtilmektedir. Başvurucu Keskin

ile T.T. arasında ise 27/4/2010 tarihli görüşmelerde T.T.nin

bir yerde beklemekte olduğu ve başvurucu Keskin'in başka bir şahısla bir konuyu

görüştüğü şeklinde konuşmalar geçtiği belirtilmektedir.

30. Başvurucular bu kararı, başvurucu Baysal ile

ilişkilendirilen diğer sanık S.Ö. aleyhinde beyanda bulunan gizli tanığın ve

başvurucunun örgüte gönderdiği belirtilen C.Ç. ile Y.Y.nin,

başvurucu Keskin yönünden evinde arama yapılan O.İ. ile hakkında beyanda

bulunan İ.A. ve F.Y.nin dinlenmediği, iletişimin

tespitine başkaca delil elde etme imkânı kullanılmaksızın başvurulduğu,

başvurucu Keskin'in yaptığı görüşmelerin birçoğunun kayda alınmasının yasak

olmasına rağmen hükme esas alındığı, görüşmelerin kolluk tarafından şifreli

ifadeler kullanılmış gibi çevrildiği, objektif bir çevirinin yapılmadığı,

tarafsız bilirkişilerce çevirisinin yapılmadığı, telefon görüşmelerinin yan

delillerle desteklenmediği müddetçe kanıt olarak kullanılamayacakları, soyut

görüşme tutanaklarına dayalı mahkûm edildikleri, maddi gerçeğin ortaya

çıkartılması için gerekli olan soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin

tümünün reddedildiği, kovuşturma aşamasında Kürtçe konuşmasına rağmen tercüman

bulundurulmadığı, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

202. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca kararın bozulması gerektiği,

üzerlerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gibi gerekçelerle kararı temyiz

etmişler ve duruşma talebinde bulunmuşlardır.

31. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 4/6/2013 tarihli ve E.2013/3828,

K.2013/8366 sayılı ilâmıyla hükmü onamıştır.

32. Nihai karar, başvurucular vekiline 16/8/2013 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

33. Başvurucular 16/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

34. 5271 sayılı Kanun’un "Tercüman

bulundurulacak hâller" kenar başlıklı 202. maddesinin (1) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Sanık veya mağdur,

meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan

tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar

tercüme edilir.

…

(4)(Ek fıkra:

24/01/2013-6411 S.K./1. mad)Ayrıca sanık;

a) İddianamenin okunması,

b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,

üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği

başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra

uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine

getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân,

yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye

kullanılamaz."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

36. Başvurucular,

i. Tutuklu yargılandıklarını, soyut ve basmakalıp gerekçelerle

tutukluluk hâllerinin devamına karar verildiğini, tutukluğa ve ara kararlara

yaptıkları itirazların gerekçesiz biçimde reddedildiğini, Yargıtay aşamasındaki

itirazlarının da dikkate alınmadığını ve duruşma taleplerinin kabul

edilmediğini belirterek etkili başvuru haklarının,

ii. Telefon görüşmelerinin kolluk tarafından yapılan çevirisinin

objektif olmadığını, objektif bilirkişilerce çevrilmesinin sağlanmadığını,

başka delil imkânları kullanılmaksızın iletişimin dinlenilmesi ve kayda

alınması kararı verildiğini, soyut telefon görüşmelerine dayanılarak hüküm

kurulduğunu, hukuka aykırı delil olan aile içi görüşmelerin hükme esas

alındığını, soruşturmanın genişletilmesine yönelik tüm taleplerinin

reddedildiğini, suçun unsurların oluşmadığını ve sübuta ermediğini belirterek

silahların eşitliği ilkesinin ve adil yargılanma hakkının,

iii. Mahkemenin olayları sadece kronolojik olarak sıraladığını,

somut ve gerçekçi bir değerlendirme yapmadığını, 5271 sayılı Kanun'un 217.

maddesinde mahkemelerin duruşmada ortaya konulan ve tartışılan delillerden

oluşan bir kanaatle hüküm kuracağını yani doğrudan doğruyalık

ilkesinin şekli yönünü ortaya koyduğunu, Mahkemenin delil ikamesine ilişkin bu

ilkeye uymadığını, kararın hukuki gerekçelerden yoksun olduğunu belirterek

gerekçeli karar ve adil yargılanma hakkının,

iv. Kovuşturma aşamasında Kürtçe beyanda bulunduklarını ve

beyanlarının alınmadığını, 5271 sayılı Kanun'un 202. maddesinde daha sonrasında

değişiklik yapılmasına rağmen Yargıtayın kararı

onadığını belirterek ayrımcılık yasağının, eşitlik ilkesinin ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucu Keskin, ayrıca talep

etmesine rağmen O.İ.nin tanık olarak dinlenmediğini

ve hakkında beyanda bulunan İ.A. ve F.Y.yi

sorgulayabilmeleri için duruşmada dinlenmesi talebinin de kabul edilmediğini

belirterek silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

37. Başvurucuların her biri bu nedenlerle yargılamanın

yenilenmesi ile ayrı ayrı 50.000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların tutukluluklarına ilişkin

iddialarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkını

ilgilendiren diğer iddialarının ise Kürtçe savunma imkânının kendilerine

tanınmadığına yönelik iddialarının tercüman yardımından yararlanma hakkı,

temyiz aşamasında duruşma yapılmamasının duruşmalı yargılama hakkı, Mahkemenin

kararında yeterli gerekçe göstermediğine ve temyiz aşamasındaki iddialarının

karşılanmadığına ilişkin iddialarının gerekçeli karar hakkı, 5271 sayılı

Kanun'un 217. maddesine uyulmadığına yönelik iddiaların doğrudan doğruyalık ilkesi, başvurucu İ.A. ve F.Y.nin

duruşmaya getirilmediğine ilişkin iddianın tanık sorgulama hakkı, bunların

dışındaki şikâyetlerin ise yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi başlığı

altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucular tutuklu yargılanmaları, soyut ve basmakalıp

gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verilmesi nedenleriyle kişi özgürlüğü

ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar

başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

"Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

42. Kişinin serbest bırakılmadan yargılandığı bir davada, ilk

derece mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla

tutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu "bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu" olma

kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın

şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir.

Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla isnat olunan suçun işlendiği, bundan

failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık

hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir.

Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine

bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir (Korcan Polatsü, B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 33).

43. Somut olayda başvurucular, isnat edilen suçlar nedeniyle

28/4/2010 tarihinde gözaltına alınmışlar ve 2/5/2010 tarihinde tutuklanmışlardır.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince 18/12/2012 tarihinde mahkûmiyet hükmü

kurulmuş ve başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir.

Söz konusu karar başvurucular ve müdafileri huzurunda tefhim edilmiş;

sonrasında karar, başvurucular tarafından temyiz edilmiştir.

44. Başvurucuların isnat edilen suçlarla ilgili yargılama

kapsamında İlk Derece Mahkemesince mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar

geçen sürede "bir suç isnadına bağlı olarak" özgürlüğünden yoksun bırakıldıkları,

mahkûmiyet kararından sonraki tutulmalarının "mahkûmiyet sonrası

tutma" kapsamında olduğu

anlaşılmaktadır.

45. Bu belirlemeler karşısında ve hükmen tutukluluk hâlinin

devamı kararına itiraz edildiğinin başvuru formundan anlaşılmadığından ve

başvurucular tarafından da bu konuda herhangi birbilgi

ve belge sunulmadığından bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren

bireysel başvurunun, İlk Derece Mahkemesinin kararını verdiği 18/12/2012

tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.

Bu itibarla 16/9/2013 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu

sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma

Hakkının İhlaline İlişkin İddialar

a. Tercüman Yardımından

Yararlanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucular kovuşturma aşamasında Kürtçe savunma

yapamadıklarını ve temyiz aşamasındaki yasa değişikliğine rağmen mahkûmiyet

hükmünün onandığını ileri sürmüştür.

48. Bakanlık yazılarında, başvurucuların Türkçe bilmediklerini

ya da kendilerini Türkçe yeterince ifade edemeyecekleri için savunmalarını

Kürtçe yapmak istedikleri yönünde bir beyanlarının bulunmadığı ve İlk Derece

Mahkemesinin başvurucuların talebini gerekçeli biçimde reddettiği

belirtilmiştir.

49. Başvurucu Baysal, kendisine yüklenen suçun ne olduğunu

anlaması ve savunma yapabilmesinin ancak ana dilini kullanmasıyla mümkün

olabileceğini ve her aşamada Kürtçe savunma yapma talebinde bulunduğunu

belirterek Bakanlık görüşüne karşı çıkmıştır.

50. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

51. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:

"3. Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgarî haklara sahiptir:

…

e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya

konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak."

52. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e)

bendi, hakkında suç isnadı bulunan kişinin mahkemede kullanılan dili anlamadığı

veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak

yararlanma hakkını güvence altına alır. Bu hak yalnızca hakkında suç isnadında

bulunulan kişilere tanınmış bir haktır ve bu haktan faydalanabilmek için

sanığın ödeme gücü olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır (Ali İlhan Bayar, B. No: 2013/725,

19/11/2014, § 48).

53. Tercüman hakkı, hem belgelerin

çevirisine hem de sözlü ifadelere uygulanır; her iki durumda da adil bir

yargılama yapılabilmesi için gerekli olan çevirinin yapılması gerekmektedir. Bu

hak bir duruşmada söylenen her sözcüğün ya da tüm belgelerin çevrilmesini

gerektirmez; değerlendirilecek husus, sanığın hakkındaki suçlamaları tümüyle

anlayıp yanıt verebilmesine olanak sağlayacak bir çevirinin sağlanıp

sağlanmadığıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kamasinski/Avusturya, B. No: 9783/82, 19/12/1989, §§

74, 83).

54. Ancak somut başvuru açısından çözümlenmesi gereken asıl

mesele devletin yükümlülüğünün tercüman isteyen tüm sanıklar bakımından geçerli

olup olmadığıdır. Bu noktada tercüman hakkının sınırlı bir hak olduğunu kabul

etmek gerekmektedir. Başka bir deyişle tercüman isteyen herkesin değil, adil

bir yargılamadan umulan yararın sağlanması amacıyla ve yalnızca yargılamada

kullanılan dili bilmeyen, anlamayan ve konuşamayan kişilere tercüman atanması

bir zorunluluktur. Yargılamada kullanılan dili bilmeyen, anlamayan ve

konuşamayan kişilerin bir tercümanın yardımına ihtiyaç duyması hâlinde devletin

çeviri sağlama yükümlülüğü doğar.

55. Bu kişilerin böyle bir ihtiyacının bulunup bulunmadığını

belirlemek davaya bakan hâkimin görevidir. Hâkim, sanıkla görüştükten sonra

yargılamada tercüman bulunmamasından sanığın zarar görmeyeceğinden emin

olmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

Cuscani/Birleşik Krallık, B. No: 32771/96,

24/9/2002, § 38) .

56. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e) bendinin ancak mahkemede konuşulan dili

bilmeyenlerin kullanabileceği bir hak getirdiğini, mahkemenin dilini “anlayan”

ve “konuşan” bir sanığın, başka

bir dilde, örneğin mensubu olduğu etnik dilde savunma yapabilmesi için

tercümandan yararlanma talebinde ısrar edemeyeceğini belirtmektedir(Lagerblom/İsveç, B. No: 26891/95, 14/1/2003, §§ 61-64).

57. 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesinin İlk Derece Mahkemesinin

karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan hâline göre sanık veya mağdur, meramını

anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa mahkeme tarafından atanan tercüman

aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme

edilir. Bu haktan, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar

da yararlanır. 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesiyle, meramını anlatabilecek

ölçüde Türkçe bilmeyen şüphelilerin/sanıkların kendilerini Türkçe dışındaki bir

dilde savunmalarına imkân tanınmıştır. Böylece Türkçeyi hiç konuşamayan ve

anlayamayan kişilerin ana dilleri ya da bildikleri başka bir dilde

şikâyetlerini aktarabilmesi veya savunmalarını yapabilmesi sağlanmıştır.

58. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesine 24/1/2013

tarihinde ilave edilen (4) numaralı fıkra ile Sözleşme’de

ve AİHM içtihatlarında ortaya konan ölçütlerin ilerisine geçilerek tercüman

hakkı genişletilmiştir. Yeni kurala göre sanıkların "iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın

verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini

beyan ettiği başka bir dilde"

yapabileceği hükmü getirilmiştir. Böylece meramını anlatabilecek

ölçüde Türkçe bilen sanığa da

sözlü savunmasını başka dilde yapabilme imkânı getirilmiştir.

59. Somut olayda ise başvurucular; polis, Cumhuriyet savcılığı

veya sorgu aşamalarında Türkçe beyanda bulunmuşlardır. Kovuşturma evresinde ise

Kürtçe savunma yapmışlar ve müdafileri tarafından tercüman atanması talep

edilmiş ancak Türkiye'de doğup çeşitli kurumlarda eğitim aldıkları ve

soruşturma aşamasındaki tüm işlemleri Türkçe gerçekleştirdikleri gerekçesiyle

tercümandan yararlanma istekleri kabul edilmemiştir. Mahkeme, kararını yasal

değişiklikten önce 9/8/2012 tarihinde vermiştir. Her ne kadar Yargıtayın inceleme tarihi itibarıyla yasal değişiklik

yürürlüğe girmiş ise de yeni usul kuralı yürürlüğe girdiği tarihten önce İlk

Derece Mahkemesi önünde gerçekleştirilen başvurucuya tercüman atanmamasına

ilişkin işlemleri hukuka aykırı hâle getirmez. Temyiz aşamasında duruşma

yapılmadığından başvuruculara tercüman atanmasını gerektirecek bir durum

oluşmamıştır. Bu durumda Türkçeyi "anlayan" ve "konuşan"

başvurucuların tercümandan yararlanma talebinin kabul edilmemesinin savunma

hakkını kısıtlamadığı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına aykırılık

oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

60. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tercümandan

yararlandırılmadıklarına ilişkin şikâyetinin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Doğrudan Doğruyalık İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

61. Başvurucular, 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinde

mahkemelerin duruşmada ortaya konulan ve tartışılan delillerden oluşan bir

kanaatle hüküm kuracağını ortaya konduğunu fakat Mahkemenin bu ilkeye

uymadığını ileri sürmüşlerdir.

62. Bakanlık yazılarından başvurucuların şikâyetlerinin

"delillerin değerlendirilmesi" ve "hukuk kurallarının

uygulanması" kapsamında ele

alındığı anlaşılmaktadır. Bakanlıkça, bu hususlarda görüş sunulmasına gerek

görülmediği belirtilmiştir.

63. Başvurucu Baysal, başvuru dilekçesinde belirttiği hususları

tekrarladığını ifade etmiştir.

64. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak ve dayanılan Anayasa hükmünün ne şekilde ihlal edildiğine dair

açıklamalarda bulunmak suretiyle iddialarını kanıtlamak başvuruculara

düşmektedir (Veli Özdemir, B. No:

2013/276, 9/1/2014, § 19).

65. Başvurucunun; kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).

66. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucular, özelleştirmek suretiyle

iddialarını somut olayla ilişkilendirmeksizin 5271 sayılı Kanun'un 217.

maddesinde doğrudan doğruyalık ilkesinin

düzenlendiğini ve Mahkemenin bu ilkeye uymadığını söylemekle yetinmişlerdir.

67. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

68. Başvurucu Keskin, tanıklar İ.A. ve F.Y.nin

Mahkeme huzurunda dinlenmediğini ve tanıkları sorgulayamadıklarını ileri

sürmüştür.

69. Bakanlık yazısında, istinabe yoluyla alınan tanık

ifadelerinden başvurucu Keskin'in bilgilendirildiği ve başvurucuya tanık

beyanlarına karşı itirazda bulunma imkânının kendisine tanındığı, Mahkemenin

mahkûmiyet hükmü kurarken belirtilen tanıklarının ifadelerinin yanı sıra aynı

dosyada sanık olan başvurucu Baysal'ın ifadelerine, teknik izleme

tutanaklarına, başvurucunun yaptığı telefon görüşmeleri ile başvurucu Baysal

ile T.T. arasındaki telefon görüşmelerine ve başvurucunun ikametinde yapılan

aramada ele geçen fotoğraflara da dayandığı belirtilmiştir.

70. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı

6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

71. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar

başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"3. Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

...

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya

çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında

davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

..."

72. Sanıkların aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya

çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar

altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında

düzenlenmiştir.

73. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı

maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa, aleyhte ifade veren

tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın

daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini kabul

etmektedir (Van Mechelen

ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve

22056/93, 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §

49).

74. Eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirli ölçüde, sanığın

soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı

bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın

hakları adil yargılanma hakkının güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış

olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm

kurulacak ise bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından

sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alınan önceki

ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 46) .

75. Başvurucu Keskin, aleyhinde beyanda bulunmuş olan tanıklar

İ.A. ve F.Y.yi

sorgulayamadıklarını belirtmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında İ.A.nın bir yakının ve F.Y.nin oğlunun kaybolmasıyla ilgili olarak bu tanıkların

beyanlarına yer verilmiş ancak başvurucuların terör örgütü üyeliğinin ne

şekilde sübuta erdiğinin açıklandığı kısımda suçun sübutuyla

ilişkilendirilmeksizin sadece anılan tanık ifadelerinin dosyada bulunduğu ifade

edilmiştir. Kararda, başvurucuların örgüt üyeliğinin C.Ç., Y.Y., T.T. ve K.Y.

isimli kişilerin terör örgütüne katılmak üzere kırsala yönlendirilmesi

bağlamında oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla tanık ifadelerinde geçen

kişilere ilişkin olarak herhangi bir eylem başvuruculara Mahkemece isnat

edilmemiş ve bu konu başvurucuların mahkûmiyetine esas alınmamıştır.

76. Sonuç olarak tanıklar İ.A. ve F.Y.nin

ifadelerinin mahkûmiyet hükmünün dayanağını oluşturmadığı anlaşıldığından bu

tanıkların dinlenmemesinin başvurucu Keskin'in adil yargılanma hakkına zarar

verdiği söylenemez.

77. Açıklanan nedenlerle başvurucu Keskin'in tanık sorgulama

hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

78. Başvurucular temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmamasından

şikâyet etmiştir.

79. Bakanlık yazılarında duruşmalı yargılama yükümlülüğünün

mutlak olmadığı, ilk derece mahkemesinde duruşma yapıldığı durumlarda hukukilik

denetimi yapan kanun yollarında duruşmasız yargılama yapılmasının mümkün

olduğu, başvurucular hakkındaki davanın Mahkemesinde duruşmalı görüldüğü, bu

yöndeki taleplerinin Yargıtay tarafından koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedildiği

belirtilmiştir.

80. Başvurucu Baysal, karşı görüşlerinde duruşma yapılmamasının

adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu ileri sürmüştür.

81. Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi

şöyledir:

"Mahkemelerde duruşmalar

herkese açıktır."

82. Anayasa Mahkemesi daha önceki

kararlarında, ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar

verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması hâlinde

adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceğine karar vermiştir (Nevruz

Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Ali İlhan Bayar, B. No: 2013/725,

19/11/2014, §§ 44-46).

83. Öte yandan 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesinin (1)

numaralı fıkrası uyarınca yürürlükte bulunan 14/4/1929 tarihli ve 412 sayılı

mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 318. maddesi ile 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesine göre her bir suç için verilen hapis

cezasının on yılın altında kaldığı yargılamalara ilişkin temyiz incelemelerinde

duruşma yapılmamaktadır.

84. Somut olayda başvurucular İlk Derece Mahkemesinde duruşmalı

olarak yargılandıklarından, temyiz incelemesinin dosya üzerinden yapılmasının

duruşmalı yargılama hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

86. Başvurucular, İlk Derece Mahkemesinin kararını uygun biçimde

gerekçelendirmediğinden ve Yargıtay önünde dile getirdikleri itirazlarının

karşılanmadığından şikâyet etmiştir.

87. Bakanlık yazılarında başvurucuların şikâyetinin gerekçeli

karar hakkına ilişkin olduğu ve görüş sunulmasına gerek görülmediği

belirtilmiştir.

88. Başvurucu Baysal, başvuru dilekçesinde belirttiği hususları

tekrarladığını ifade etmiştir.

89. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her

türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."

90. Anayasa’nın 141. maddesinde özel

olarak güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında

kararların dayandığı hukuki gerekçenin yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir.

Bununla birlikte mahkeme kararlarının gerekçesinde tarafların tüm iddialarının

ayrıntılı bir biçimde tartışılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Gerekçenin

ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte karara dayanak

oluşturacak hukuki bir gerekçenin özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu

açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33).

91. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başvuru konusu kararında

başvurucuların hangi gerekçeyle örgüt üyeliği suçundan mahkûm edildiğini,

delillerle ulaşılan sonuç ilişkilendirilmek suretiyle açıklamıştır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,

§ 24). Ortaya konulan gerekçe dikkate alındığında yargılamayı esastan

etkileyecek bir iddia ve savunmanın karşılanmaması söz konusu değildir.

Yargıtay, kararı onamış ve böylelikle İlk Derece Mahkemesinin gerekçesine

katılmıştır (Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 50).

92. Bu itibarla Derece Mahkemelerinin kararlarının gerekçesiz

olduğundan söz edilemez. Başvurucuların temyiz aşamasındaki itirazlarının

karşılanmadığı şeklindeki şikâyeti genel ve soyut mahiyette dile

getirildiğinden daha detaylı bir incelemeyi gerektirmemektedir.

93. Açıklanan nedenlerle başvurucuların şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

f. Yargılamanın Hakkaniyete Uygun Görülmesi

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

94. Başvurucular telefon görüşmelerinin kolluk tarafından

yapılan çevirisinin objektif olmadığını, objektif bilirkişilerce çevrilmesinin

sağlanmadığını, başka delil imkânları kullanılmaksızın iletişimin tespiti

kararı verildiğini, soyut telefon görüşmelerine dayanılarak hüküm kurulduğunu,

hukuka aykırı delil olan aile içi görüşmelerin hükme esas alındığını,

soruşturmanın genişletilmesine yönelik tüm taleplerinin reddedildiğini, suçun

unsurların oluşmadığını ve sübuta ermediğini belirterek hakkaniyete uygun

yargılanma yapılmadığını ileri sürmüştür.

95. Bakanlık yazılarından başvurucuların şikâyetlerinin

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının uygulanması kapsamında ele alındığı anlaşılmaktadır.

Bakanlıkça bu hususlarda görüş sunulmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.

96. Başvurucu Baysal, başvuru dilekçesinde belirttiği hususları

tekrarladığını ifade etmiştir.

97. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

98. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi"

kenar başlıklı 48. maddesinin

ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

99. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin (4) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

100. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

101. Başvuruya konu olayda İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi,

yargılama süresince başvurucular iddia ve savunmasını ortaya koymak üzere imkân

tanımış ve başvurucuların mahkûmiyetine yönelik delilleri ve gerekçesini

açıklıkla ortaya koymuştur.

102. Başvurucular, diğer delil elde etme yöntemleri

kullanılmaksızın iletişimin tespiti tedbirine başvurulduğunu iddia etmişler ise

de başka surette delil elde edilmemesi temelinde Mahkemelerce dinlemeye izin

verildiği görülmektedir. Dosya içinde,Mahkemelerin

gerekçesinin aksine bir sonuca Anayasa Mahkemesinin ulaşmasını ya da kararların

sorgulanmasını gerektirecek herhangi bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

103. Telefon görüşmelerinin objektif bir çevirisinin

yapılmadığı, soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin tümünün reddedildiği ve

yasak delil niteliğinde olan aile içi telefon görüşmelerinin hükme esas

alındığı yönündeki iddiaların genel ve soyut biçimde ileri sürüldüğü

anlaşılmaktadır. Başvurucular, telefon görüşmelerinin hangi bölümünün yanlı

çevrildiğine ya da kayda alınması yasak olan kimlerle yaptıkları görüşmelerin

kararda kullanıldığına veya esasa etkili hangi araştırmanın eksik bırakıldığına

dair somut bir örnek belirtmemişlerdir. Başvurucu Baysal'ın, aile içi

görüşmelerin kullanıldığına ilişkin herhangi bir iddiayı temyiz aşamasında dile

getirmediği de görülmektedir.

104. Ö.İ.nin tanık olarak dinlenilmesi

talebinin kabul edilmemesi ise Mahkemenin delillere yönelik sahip olduğu takdir

yetkisi kapsamında kalmaktadır. Başvurucu Keskin, bu tanığın kendileri

tarafından duruşmada hazır edilmesine ve bu şekilde dinlenilmesinin

sağlanmasına engel herhangi bir durumun varlığını da ileri sürmemiştir.

105. İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi ve başvurucuların

iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün, Derece Mahkemesi tarafından

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

106. Başvurucular, yargılama sürecinde sunulan deliller ve

görüşlerden bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve iddialarını sunma

olanağı bulamadıklarına, sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla

ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir

bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin ve Yargıtayın

kararında da bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum tespit edilememiştir.

107. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki tercüman yardımından

yararlanma, duruşmalı yargılama, tanık sorgulam

gerekçeli karar, yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi hakları ile doğrudan doğruyalık ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

bir bütün olarak açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Okan TAŞDELEN Başvurucu : Yusuf KESKİN Vekili : Av. Sinan ZİNCİR Başvurucu : Sefer BAYSAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7806, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Paksüt
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7806
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Burhan Gökalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9057)
  • Metin Yamalak Başvurusu (B. No: 2013/9450)
  • Kenan Baz Başvurusu (B. No: 2013/4986)
  • Erkan Akış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6133)
  • Döndü Demir Başvurusu (B. No: 2013/4193)
  • Hatice Acar Başvurusu (B. No: 2013/9484)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.